OYUN // Teoden kitap kapağı

2. bölüm / 2

OYUN // Teoden

1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Solin Özbay

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 1. Bölüm

DENİZ'DEN:

Sabahın ilk ışıkları odamın perdelerinden içeriye süzülürken gözlerimi ağır ağır araladım. Yatakta doğruldum, bakışlarım duvardaki saate kaydı. Saat daha 05.00'ti. Kalkıp hazırlanmak için henüz erkendi ve benim hâlâ çok uykum vardı. Biraz daha uyuyabilirdim.

Başımı yeniden yastığa koyup yatakta uzandım. Biraz daha uyumak için gözlerimi kapatmıştım ki hemen yan odamdaki annemle babamın bağırış çağırış sesleri kulağıma geldi. İstemsizce gözlerimi açtım. Bu saatte kavga mı ediyorlardı?

"Bıktım artık, vallahi de billahi de bıktım."

"Nuray yeter artık. Bir sakinleş. Halledeceğim diyorum. Nesini anlamıyorsun?"

Kim bilir yine neyin kavgasıydı bu?

Birkaç saniye ne yapacağımı bilemeden sessizce bekledim, belki susarlar diye. Ama sesleri gittikçe daha çok yükseliyordu. Bu gidişle Ali uyanacaktı. Daha 6 yaşında olan kardeşimin zaten morali gün annem yüzünden bozuluyordu. Bir de korkarak uyanmasını, çocuğa travma yüklenmesini hiç istemezdim.

Başımı yastıktan kaldırdım ve yatakta oturur pozisyona geldim. Ayaklarımı aşağı sarkıtıp yerdeki terliklerimi ayağıma geçirdim.

Odamdan çıkıp annemle babamın yatak odasının kapısının önünde durdum. Derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı iki kere tıklattım.

İlk birkaç saniye içeriden hiçbir ses gelmedi. Daha sonra babamın sesi kulağıma geldi.

"Gel."

Kapının kulpunu kavrayıp aşağı indirdim. Odanın içine doğru birkaç adım attım.

Babamın tam yanında durup meraklı bakışlarımı ona diktim. Her sabah erkenden evden çıkıp işe gittiği için bu saatte uyanık olmasına alışkındım. Ama annem genelde daha geç uyanırdı. Babamı bu saatte kalkıp uğurlamazdı da. Onu neyin uyandırdığını ve bu kavganın sebebini merak etmiştim.

"Baba ne oluyor? Sesiniz odama kadar geliyor. Ali uyanacak şimdi, neden bu saatte kavga ediyorsunuz? Bir şey mi oldu?"

Babam sıkkın bir nefes verdi. Sanki artık konuşmaya bile mecali kalmamış gibiydi.

Onun yerine yüzü sinirden kıpkırmızı olmuş annem bana cevap verdi.

"Ne olmuyor ki? Bıktım artık bu uğursuz evden, bu beş kuruşsuz hayattan! Ne zaman yüzüm gülecek benim ya ne zaman! Her gün bir aksilik, her gün bir tantana! Ne zaman kurtulacağım ben sizden! Kardeşinle senin dırdırın bitmiyor, bir de bu evin kahrını çekiyorum ben. Gerçi ne kadar ev denebilirse artık!"

Annemin bu söylediklerine sadece gözlerimi devirmekle yetindim. Alışmıştım artık onun bu hallerine. Ben ve Ali'ye her gün sanki bu hayattaki en büyük pişmanlığıymışız gibi bakan bakışlarına, Akkayalara yaranmak için her şeyi yapıp bizim için kılını bile kıpırdatmayacak oluşuna alışmıştım artık.

Annem bizi hiçbir zaman sevmedi ve sevmeyecektı de. Küçüklüğümden beri her ne kadar bir gün 'bizi sevecek' umuduyla yaşasam da artık bunu biliyordum. Bu yüzden onun dediklerinin üstünde durmayıp bakışlarımı babama çıkardım.

"Baba, sen anlatır mısın? Ne oluyor?"

"Evde sular kesilmiş kızım. Annen de bu yüzden bu kadar sinirli. Ama merak etme ben halledeceğim."

"Nasıl halledeceksin acaba İlhan? Daha ne kadar sürecek bu eziyet?"

"Bugün içinde halledeceğim Nuray, yeter artık gelme üstüme. Benim de bir canım var."

"Batsın o canın. Ahmak herif."

Annemin bu dedikleri artık bardağı taşıran son damlaydı.

"Anne gerçekten yeter artık. Babam halledeceğini söylüyor. Neden bu kadar büyütüyorsun? Bu söylediklerin de fazla artık."

"Sen sus Deniz! Sana mı soracağım kime ne deyip demeyeceğimi? Azıcık aklın olsaydı da şu Akkayaların etrafında dolansaydın biraz. Belki o zaman biz bu hallere düşmezdik."

Dişlerimi sıktım. Konu yine nasıl dönüp dolaşıp Akkayalara geliyordu aklım almıyordu. Şu hayatta her şeyin en iyisi onlarmış gibi annemin sürekli onlardan bahsetmesinden, onları övmesinden bıkmıştım.

Annem beni yine sinirlendirmeyi başarmıştı. Ama Ali için sakin kalmak zorundaydım. Bu evde sadece ben yoktum, aynı zamanda korumam gereken masum, hiçbir suçu günahı olmayan kardeşim vardı.

Onun bu yaşananlardan kötü etkilenmemesi için elimden geleni yapmaya çalışıyordum. Ama Ali de aslında bir şeylerin farkındaydı. Daha dün 'Abla annem bizi sevmiyor mu?' diyen sesi kulağımda çınlıyordu. Kızgın bakışlarımı anneme yönelttim.

"Yine ve yine Akkayalar! Onların sahip olup da bizim sahip olamadığımız ne var ya? Mal mı? Mülk mü? Para mı? Makam mı? Mevki mi ha? Söylesene anne var? Onların pulu parası var da senin yok diye mi tüm hırsını, öfkeni bizden çıkarıyorsun?"

Annemin yüzündeki ifade bir anda değişti. Bakışlarında gördüğüm öfke ürkütücü bir soğukluğa dönüştü. Bir hışımla aramızdaki mesafeyi kapatıp dibime kadar sokuldu. Daha ben ne olduğunu anlayamadan yumruk yaptığı ellerini saçlarıma doladı. Başımı geriye doğru çekip saçlarımı adeta yolmak istercesine çekiştirmeye başladı.

"A-anne dur!"

Canım çok yanıyordu. Saç diplerim sızım sızım sızlıyordu. Ağlayacak raddeye gelmiştim.

"Nuray, napıyorsun? Kendine gel. Bırak kızı!" diyen babamın sesini işittim. Gözlerimden birkaç damla yaş süzüldü. Babamın olaya müdahalesi de bu kadardı. O aslında hep annemin dolduruşlarına gelen, beni her ne kadar sevdiğini söylese de bunu davranışlarına pek yansıtamayan bir adamdı.

Kendimi geriye çekip saçlarımı ellerinden uzaklaştırmaya çalıştım. Ama annemin parmakları ben uzaklaşmaya çalıştıkça saçlarımın daha dibine gömülüyordu.

Her ne kadar bağırmak istesem de bunu yapamadım. Ali'yi uykudan korkuyla uyandırmayı, hele ki tüm bu olanları görmesini istemiyordum.

Annem nefes nefese kalmış bir şekilde yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Ve adeta tükürürcesine ağzından nefret dolu o sözleri kustu.

"Hadsiz! Sen benimle nasıl böyle konuşursun he? Sana bu cüreti kim verdi? Sen de o varoş kardeşin de umurumda değilsiniz. Cehennemin dibine kadar yolunuz var. Nankörler! Sen kimsin de benimle böyle konuşuyorsun? Saygısız şey! Ağzından çıkanlara dikkat edeceksin. Yoksa bu evde hiçbirinize yer yok. Anladın mı beni?"

Çaresiz bir şekilde başımı salladım. Her yaptığı şeye göz yummak zorundaydım. Çünkü başka gidecek bir yerimiz yoktu.

Annem sonunda ellerini saçlarımdan çektiğinde daha fazla hiçbir şey demeden kapıyı çarpıp odadan çıktım. Başım çok kötü ağrıyordu.

Tam odama yönelecektim ki kendi odasından çıkan Ali'yi gördüm. Her ne kadar uyanmaması için uğraşsam da uyanmıştı.

Uykulu gözlerle yüzüme baktığında ıslak gözlerimi görünce kasları çatıldı.

"Abla ne oldu? Sesler geliyordu. Neden ağlıyorsun sen?"

Önünde diz çöküp ellerini tuttum.

"Bir şey yok ablacığım. Hadi gel odana gidelim."

"Annem bir şey mi yaptı?" dediğinde hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim.

"Yok ablacığım. Babam kâbus görmüş ve korkmuş. Ben de o yüzden ağladım," dedim sesimin titrememesi için büyük bir çaba sarf ederek.
Birkaç saniye bir şey demeden sadece gözlerime baktı. Sonra tuttuğum elini elimden ayırıp yüzüme doğru uzattı. Parmaklarıyla gözlerimden taşan yaşları silmesi beni daha da çok ağlatabilirdi. Ama güçlü olmalıydım. O yüzden ona sadece burukça tebessüm ettim.

"Sen yine de ağlama abla, tamam mı?" dedi tüm masumiyetiyle.
"Tamam ablacım ağlamam," deyip ellerini öptüm.
O da tatlı tatlı gülümsedi.
Tüm bunlara dayanıyorsam sadece ve sadece onun içindi.

***
Okula geldiğimde Aras ve Barış'ı bahçedeki bankta otururlarken gördüm. Yüzüme kondurduğum sahte tebessümle yanlarına gittim, Barış'ın yanındaki boş tarafa oturdum.

"Günaydın," dedim sesimi neşeli çıkarmaya çalışarak.

"Günaydın Deniz," dedi Barış gülümseyerek.

"Günaydın," dedi Aras da. Ama bunu söylerken çıkan sesi her zamankine göre daha yorgun gibiydi. Belli ki yine canını sıkan bir şeyler vardı. Ve konu yine Demir'di sanırım. Başka bir şey olduğunu sanmıyordum. Çünkü onun tek meselesi kardeşini bulmaktı. Ama bunu yaparken bile ona rahat yoktu.

Akkayaların ikizlerinden Teoman, Aras bu okula geldiğinden beri çocuğun yakasından düşmüyordu. Tabii zorbalayacak yeni birini buldu ya, hiç boş durur muydu o hırt?

Birkaç saniye öylece durduk. Daha sonra dayanamayıp konuştum.

"Aras, sen iyi misin? Bir şey mi oldu?"

Aras gözlerini kaçırdı.

"İyiyim, yok bi şeyim."

"Kardeşim hiç iyi görünmüyorsun. Demir ile ilgili kötü bir haber mi aldın?"

"Hiç haber alamıyorum ki Barış. Sürekli önüme bir engel çıkıyor. Sanki birileri kasıtlı olarak önümü kapatıyor. Ama ben yılmayacağım. Ne olursa olsun kardeşimi bulacağım," dedi kararlı bir edayla başını sallayarak.

Barış elini Aras'ın omzuna koyarak "Sana güveniyorum kardeşim bulursun sen," dedi.

Ben de onu onayladım.

"Bulacaksın Demir'i, bundan hiç şüphem yok."

Aras dostane bir şekilde bize gülümsedi.

"Sağ olun, iyi ki varsınız."

Tam ona cevap verecektim ki aniden başım zonklayınca konuşamadım. İstemsizce yüzüm kasıldı. Bunu fark eden Barış'ın kaşları çatıldı.

"Deniz, iyi misin? Neyin var?"

Kendimi toparlamaya çalıştım.

"İyiyim," dedim sadece.

Aras ise bu dediğime inanmış gibi durmuyordu.

"Emin misin Deniz? Bana hiç iyiymişsin gibi gelmedi."

"Eminim sadece biraz başım ağrıyor. O kadar."

Tam o sırada hemen yan taraftaki bankta oturan Teoman sağında Kutay ve solunda Evren ile birlikte bize doğru geliyorlardı. Teoman ondan beklemediğim bir ciddiyete bürünmüştü.

Oturduğumuz bankın önünde durduklarında Teoman'ın gözleri Aras ve Barış'a hiç bakmayıp doğrudan yüzüme kenetlendi. Bir şey düşünüyor gibiydi. Kim bilir yine ne gibi planları vardı.

"Başın mı ağrıyor Deniz Kızı?" demesiyle sinirlerim iyice tepeme çıktı. Her gün canımızdan bezdirdiği yetmezmiş gibi bir de konuştuklarımızı mı dinliyordu bu ruh hastası? Dudaklarımdan sadece tek bir kelime döküldü.

"Sanane."

"Aa kalbimi kırıyorsun ama Deniz Kızı. Ben seni düşündüğümden soruyorum."

"Sana mı kalmış beni düşünmek? Bi uzaklaş ya."

Teoman muzipçe gülümsedi. Sanki ortalıkta komik bir şey varmış gibi.

"Hiç gidesim yok valla, onu napacağız?"

Sinirli bir nefes verdim. Kendine fazla güveniyordu bu sarı kafa.

Artık sabrının sonuna gelen Aras, "Oğlum bas git beni delirtme," dedi.

Teoman'ın dudaklarındaki gülümseme bu sefer tiz bir kahkahaya dönüştü.

"İşim seni delirtmek zaten Arascım. Bunu başardığımı görmek beni ne kadar da mutlu etti bilemezsin."

Teoman bunları deyince yalakaları Kutay ve Evren de gülmeye başladı. Onlara gerçekten acıyordum. Masum insanları durduk yere zorbalayarak, okulun tüm hakimiyetini sağladıklarını sanıyorlar ve dışarıdan havalı gözüktüklerini sanıyorlardı. Benim onlarda gördüğüm tek şey ise zavallı olduklarıydı.

"İşinize gücünüze bakın, bizi rahat bırakın," dedi Barış.

"Oha! Bıdık! Sen konuşabiliyor muydun?"

"Adım Barış." diyen Barış`a karşılık Evren ona göz devirdi.

Cidden bir gün elimde kalacaklardı. Varlıkları dünyaya zarardı. Oksijen israfları.

Daha fazla burada kalmak istemiyordum. Bu yüzsüzler gidecek gibi değildi çünkü.

Bankın kenarındaki çantamı aldım ve ayağa kalktım.

"Ben sınıfa gidiyorum," dedim.

Ve arkama bakmadan okul binasına doğru yürüdüm.

Okula adımımı attığımda yüzümü buruşturdum. Kalabalığın gürültüsü baş ağrımı daha da katlanılmaz kılıyordu.

Vakit kaybetmeden bir üst kata çıktım. Ve sınıfa girdim.

İçeride çok kişi yoktu. Diğerleri ya bahçede ya koridorda ya da kantindelerdi.

Ezgi, Leyla, Çınar, Pelin ve Sıla vardı.

Kimseyle konuşasım yoktu.

Dirseklerimi sıranın üzerine koyup kollarımın arasına başımı bıraktım. Ders başlayana kadar biraz uyusam geçerdi belki. Kaç dakika öylece kaldım bilmiyorum ama uyuyamıyordum.

En sonunda başımı sıradan kaldırdım, ellerimi saçlarımın arasından geçirip saçlarımı arkama attım.

Tam o sırada yanımdaki sandalyenin çekilme sesini duydum.

Yanıma oturan kişiyi görmek için başımı çevirdiğimde Leyla`yı gördüm.

Endişeli gözlerle bana bakıyordu.

"Deniz, iyi misin?"

"Başım ağrıyor," diyebildim sadece.

Leyla ayağa kalktı.

"Çantamda ağrı kesici olması gerekiyor." deyip ben daha `Gerek yok` bile diyemeden hemen çaprazımdaki sırasına gitti.

Çantasını biraz karıştırdıktan sonra ağrı kesici paketini buldu. Çantasının fermuarını kapattı. Birkaç saniye sonra yeniden yanımdaydı.

Paketi açıp içinden bir adet hap çıkarıp bana uzattı.

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim. Yanında su var mı?"

Yanımda su yoktu. Başımı iki yana salladım.

"O halde sen burada bekle. Ben kantinden sana su alıp geliyorum," dedi. Ve sırasına yönelip cüzdanını aldı.

Sınıftan çıktı.

Birkaç dakika sonra elinde su şişesiyle geri dönmüştü. Tekrardan yanıma oturduğunda elindeki su şişesini önüme koydu.

Elimdeki hapı ağzıma atıp su yardımıyla yuttum.

Leyla'ya dönüp gülümsedim.

"Çok sağ ol Leyla, gerçekten çok teşekkür ederim."

Leyla elini koluma koydu.

"Teşekküre gerek yok Deniz. Arkadaşımsın sen benim. Tamam, belki o kadar çok konuşmuyoruz. Ama sen benim sınıf arkadaşımsın. Sanki çok büyük bir şey yapmışım gibi konuşma lütfen."

Leyla ile pek bi sohbetimiz olmamıştı. Beni arkadaşı olarak görmesine şaşırmıştım.

Ama aslında şöyle bi durup düşününce Leyla gerçekten kardeşi Teoman gibi değildi. O vicdanlı, ince ruhlu ve düşünceli biriydi. Teoman'ın zorbalıklarını asla desteklememişti aksine onu hep yadırgamış, bunu yapmaya bir son vermesini söylemişti her defasında.

Ama Teoman'da ego denen şey o kadar fazlaydı ki kardeşinin bu dediklerine hiç kulak asmamış, onu takmamıştı. Bu yaptıkları her geçen gün beni daha da fazla sinir ediyordu. Sözde okul başkanıydı ama okul için yaptığı en ufak bir faaliyet yoktu. Üstüne üstlük öğrencileri kuklası gibi parmağında oynatmaya bayılıyordu.

Ben bunları düşünürken Leyla da başka bir şey düşünüyor gibiydi. Kasları hafifçe çatılmıştı. Sanki bir şeyleri anlamlandırmaya çalışıyor gibi bir hali vardı. Bense sessiz kalmayı tercih ettim.

Birkaç dakika sonra zil çaldı. Ama Leyla bunu fark etmemiş gibiydi.

"Leyla."

"Hım... Efendim?"

"Daldın gittin, zil çaldı."

"Fark etmemişim ya," dedi ve ayağa kalkıp sırasına geçti.

***

Benim için geçmek bilmeyen bir okul günü daha bittiğinde, önce Ali'nin okuluna gidip onu aldım.

Daha sonra eve geldiğimizde Ali'yi üstünü değiştirmesi için odasına gönderip, ben de banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkadım.

Odama geçip üstümü değiştirdim.

Leyla'nın verdiği ağrı kesici işe yaramıştı. Başım artık ağrımıyordu.

Günün yorgunluğuyla yatağıma uzanıp telefonumu açtım.

Ben Instagram'da gezinirken WhatsApp'tan mesaj bildirimi düştü. Gelen mesaj Leyla'dandı.

Leyla:
Nasılsın? Daha iyi misin?

Sanki Leyla görebilecekmiş gibi tebessüm ettim.

Siz:
İyiyim, ağrıdan eser kalmadı resmen. Çok teşekkür ederim, çok düşüncelisin.

Leyla:
İyi olmana sevindim. Bir kez daha diyorum teşekküre gerek yok, aynısını sen de benim için yapardın. Eminim.

Siz:
Olsun.

Leyla şu mesaja ❤️ ifadesini bıraktı.

Tam WhatsApp'tan çıkıp tekrar Instagram'a bakacaktım ki yeni bir mesaj geldi.

Ama bu seferki mesajın sahibi Leyla değildi. Kayıtlı olmayan bir numaraydı.

0534*******
Nasılsın?

Bölüm Sonuuu

İlk bölüm böyleydi, pek içime sinmedi 😔

Siz nasıl buldunuz?

Yazım ve noktalama hatalarım için çok çok özür dilerim. Önümüzdeki bölümlerde daha dikkat edeceğim.

Diğer bölümde Teoden fazla olacak merak etmeyin, giriş bölümü olduğu için fazla yer vermedim.

Umarım ikinci bölümü kısa sürede paylaşabilirim, malumunuz okullar açılıyor. Ben ise pansiyonda kalıyorum. Kısıtlı telefon kullanımı var, etütler var. Ve tabii ki de etütlerde ders haricinde telefon kullanımı yasak. Onu da ayarlamam lazım.

Size kesin olarak şu tarihte bölüm gelecek diyemem o yüzden 😭

Yorum yapmayı ve bölümü beğenmeyi unutmayın lütfen.

Görüşürüz 💙 🫂
Kendinize iyi bakın.
Beni takip ederseniz de çok sevinirimm

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

167okunma 9beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18