19. bölüm · Our Phone
♦
"Mevsim! Nerdesin kız? Acıktım ben hazır mı yemek?"
Kusayım da onu ye.
"Pişiyor abicim."
Odaya girip kendimi yatağa bıraktım. Hiçbir işe yaramıyor üstüne bir de doymuyordu arsız herif.
Derin bir nefes alıp tekrar gizli gizli telefonumu aramaya koyuldum.
Zar zor çalışıp aldığım telefonuma el koyarsın ha gereksiz y kromozomu?
Kanımdan olmasa çoktan ağzını burnunu kırardım bu herifin.
Maraşlı benim yerime yapmıştı gerçi bunu. Abimi döven ilk insan oydu.
Görüşmeyeli bir hafta olmuştu.
Bu sürede evden bakkala bile çıkamamıştım.
Abim bir güzel haşlamış ve hırpalamıştı. Üstüne telefonumu da almış, eve kapatmıştı.
Mayıs'la sadece iki kere konuşabilmiştim. Onun da telefonu alınmış ve odasına kapatılmıştı.
İkimiz de ailemizden yeterince nefret ediyorduk, bir de üstüne bu son yaptıkları eklenmişti.
Üstelik sadece bize değil o adamlara da ayıp etmişlerdi.
Sadece arkadaşlık ettiğimiz, eğlendiğimiz ve başımızı beladan belaya sokup çıkardığımız bir arkadaş grubum olmuştu ilk defa.
Hemde en yakın arkadaşımla, Mayıs'la olmuştu bu grup.
Ama bizimkiler herşeyi yanlış anlayıp mahvetti.
Mayıs'la zor konuşmuştum, diğerlerinden hiç haberim yoktu.
Fırat en son iş arıyordu. Bir yer bulmuştu ve ben işten hiç hoşlanmamıştım.
Ama tabiki ekmek parası olduğu için sesimi de çıkartmamıştım.
Dolapları karıştırıp telefonumu aradığım sırada camımın hayvan gibi çalınmasıyla hızla cama döndüm. Ne oluyordu yine ya?
Çalan kimse dayağı hakediyordu, camı kıracaktı hayvan.
Hızla cama doğru adımlayıp perdeyi açtım.
Perdeyi açmamla karşımda çakmak çakmak kahve gözler irileşti.
Onu görmemle benimde gözlerim aynı şekilde açıldı.
1 haftadır birbirimizi görmemiş, haber bile almamıştık.
Bir anda garip birşey hissettim.
Gözleri yavaş yavaş kısıldı ve yüzüne hafif bir tebessüm oturdu.
Resmen garip garip bakışıyorduk.
Abimin öksürme sesiyle kendime geldiğimde hemen arkama dönüp hala odada olup olmadığına baktım ve hızla önüme dönüp ağzımı oynatmaya başladım.
El ve ağız hareketleriyle ne işin var burada demeye çalıştım.
"Alacağım bi 50 lira vardı da ondan geldim."
Bunu o kadar normal bir şekilde söylemişti ki kaşlarımı çatıp ona baktım.
"Ya aç şu camı aç!"
Arkayı tekrar bir kontrol edip tekrar cama döndüm ve camı açtım.
"Noldu hasretime dayanamadın mı ilk haftadan dayandın camıma? Ne istiyorsun hırt?"
Yüzünü alaylı bir şekle bürüdüğünde bende yüzümü buruşturdum.
"Bahçede çıkan yabani otları yiyecek keçi lazım."
Sana o otları tek tek yedirmek lazım varya.
Boydan boya süzüp alayla baktım ve yalancı bir gülüş attım.
Deri ceketini çekip gelmişti yine. Saçları hala aynı kısalıktaydı, gözleri aynı çakmaklıkta.
"Hadi çekil çekil!"
Aniden beni ittirip içeri atlamasıyla sinirim yine beynime sıçradı.
Bu istiyordu ki abim beni öldürsün.
Gerçi beni abimin elinden o almamışmıydı zaten?
"Ya sen o bomboş canını sokakta bulmuş olabilirsin ama ben bulmadım. Abim duyacak aptal, ya dalarsa odaya?!"
Üstündeki ceketi düzeltip kafasını arkama, odaya doğru uzattı.
"Bir dalsın bakalım kim kime dalıyor."
Elimi saçımın arkasına atıp ofladım.
"Tamam en erkek sensin kodumun erkeği, boş yapma."
Göz kırpıp o aptal sırıtmasını takındı.
"Hadi belanı arama çık git hadi."
Arkasındaki cama yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi.
İşte şimdi aynı boyda olabilmiştik.
"Sende geleceksin."
Kaşlarım havaya kalktı, kaşınıyordu.
"Ya ne gelmesi ben evden bakkala zor gidiyorum."
Ellerini çözdü ve iki yana açtı.
"E tamam bakkala gidiyorsun işte."
Elimi havaya kaldırıp salladım.
"Ne diyorsun oğlum sen? Ne istiyorsun ya nereye geleceğim?"
Bu sefer Fırat yaslandığı camdan çekilip önümde dik bir şekilde durup gözlerimin içine baktı.
Yüzü şimdi o sırıtışı kaybetmiş, ciddiydi.
"Bugün doğum günün Mevsim."
Bu söylediği afallamama sebep oldu.
Nereden biliyordu? Evet öyleydi ama bunun için mi gelmişti yani?
"Sen... Nerden, nasıl biliyorsun?"
Bir nefes verip gözlerini kaçırdı, biraz kıpraştı. Söyleyecekti ama kıvranıyordu.
"Abini dövdüğüm gün."
Abimin beni dövdüğü, Fırat'ın beni onun elinden aldığı ve ağzını burnunu dağıttığı gün.
Başını yere eğdi.
"Hastaneye gittiğimizde doktora söylerken duydum doğum tarihini."
Cümlesini bitirince başını kaldırdı ama gözleri bende değil etrafta geziniyordu.
"Senin balık hafızan nasıl aklında tuttu onu ya, 2 ay oldu gideli."
Omuz silkip dudağını bilmiyorum anlamında büzdü.
O an aklıma abimin varlığı geldi. Adımlayıp kapıdan başımı uzattım ve kısık sesle konuşmaya başladım.
"Tamam ilk kutlayan sensin çok sağol kralsın. Ama hadi kış kış."
Ona döndüğümde eline masamdaki vazoyu almış evirip çeviriyordu.
"Sende geliyorsun, araba kapıda."
Kaşlarım havalandı tekrar.
"Ha sen benim gecekondu mahallesine o arabayı soktun ve hiç dikkat çekmedin yani, süper ya."
Karşılığında sırıttı.
"Ya hem ben sevmem doğum günü falan, kutlamam da. Gerek yok hadi."
Gözlerini devirdi ve sırıttı o meşhur sırıtışıyla.
"Ya diğer kızlar her doğum gününü günler önceden planlıyor keçi."
Ona dönüp kaşlarımı çattım ve kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Sen beni kimlerle mukayese ediyorsun İbrahim?"
Muhteşem yüzyıl göndermeme karşın sırıtışı büyüdü.
"Garipsin, sevdim."
Bir anda etrafa bakınmaya başladığında ne düşündüğünü anlamaya çalıştım.
"Bu ne dağınıklık ya, heryer her yerde maşallah. Biri gelse rezillik rezillik."
Yerden eline aldığı kıyafetlerimi havaya kaldırdı. Hızla atılıp kıyafetleri elinden aldım.
Mala bak ya, hem odama dalıyor hem eleştiriyor.
"Ya bıraksana ayı! Ayrıca bize çat kapı kimse gelmiyor, bi gelirse abimin arkadaşla-"
Bir anda ona açıklama yaptığımın farkına varmıştım. Sinirle konuştum tekrar.
"Ya sanane ya!"
Bana doğru dönüp bir adım attı ve elini havaya kaldırıp sorgulayıcı bakışlar atmaya başladı.
"Abinin arkadaşları yine mi?...kaç kişiydiler, kimdi bunlar?"
Ciddi ciddi sorup sormadığını anlamaya çalıştım ama tavuk beyinli ciddi gibiydi.
Ciddi bir ses tonuyla konuştum.
"Ya bi Mert var şurada köşede araba tamircisinde çalışıyor, bir tane de Semih var abim onunla daha yakın oda lokantada çalışıyor lokanta dayısınınmış hatta-"
Kaşları çatık bir şekilde dinlediğini gördüğümde sinirle çıkıştım.
"Ya bide dinliyo, şu tiktok kaydıran maymunlar senden akıllı yemin ederim."
Gözlerini yine üzerime dikip hafif atarla konuştu.
"Ya evde genç kız kardeşi var ne diye hala getiriyor o gevşek onları!"
Boğacaktım şimdi bu rollenmeleri yüzünden kendisini.
"Ne alakası var ya? Ayrıca biz gayet iyi anlaşıyoruz benide aralarına alıyorlar."
Cümlemi bitirdiğim an kaşları daha da çatıldı ve üzerime hafifçe eğilip bir elini havaya dikti yine.
"Ne arası lan? Bak giderler araya kaşınmasınlar!"
Elimi yüzüme atıp sertçe ovuşturdum.
"Ya Maraşlı defol!"
Elimle ceketinden tutup çekiştirdim.
"Hadi arabaya kadar gel."
Ellerimi kapatıp laf anlatır pozisyona girdim.
"Ya kutlamıyorum ben dedim ya!"
Kafasını biraz daha eğdi.
"Hiç kutlamadığın için bilmiyorsun, istemiyorsun sanıyorsun Mevsim. İzin ver bana. Şu üzerini değiştir 10 dakika gidelim."
Bu söylediğiyle bir anlık durdum.
İstemiyormuydum? İstemiyorum mu sanıyordum!
Acun Ilıcalı gibi konseyde lafı ortaya atıp on saat susuyordu.
Buraya kadar sırf bunun için geldiğini düşününce.
"Tamam hadi yürü."
Sırıttı yine gevşek gevşek. Cama doğru adımladı.
"Üstünü değiştir çıkalım."
La havle!
"Ya ne var üstümde yürü hadi?!"
Bana doğru tekrar bir adım atıp elini açtı ve şortuma doğru yaklaştırdı.
"Ya şuraya bak karışım kadar!"
"Senin elin küçükse ben ne yapayım be?"
Bu dediğim bana da pek inandırıcı gelmemişti.
Bu sefer elini yüzümün yanına yaklaştırdı.
"Suratın kadar elim var keçi caz yapma!"
10 dakika kadar tartıştıktan sonra sonunda arabadaydık ve ben şortumlaydım.
Yüzümde zaferin haklı gururu vardı.
Ayıcık somurtuyordu tabi.
"İnşallah birşey almadın."
Dudağının kenarı kıvrıldı, evet birşey almıştı.
Elini arka koltuğa atıp bir kutu aldı ve kutuyu açtı.
İçinde ufak bir pasta ve üzerinde de mum vardı.
Pasta çok şirindi. Gözlerimi pastadan çekip dudağımdaki engel olamadığım tebessümle gözlerine baktım.
"Ne gerek vardı pastaya?"
Cebimden çakmak çıkarıp ona uzattım.
Yaptığım hatayı anlamam uzun sürmedi ama artık çok geçti.
Ona söz vermiştim.
"Bu ne Mevsim?! Hani söz vermiştin? İçiyor musun yoksa?!"
Ellerini teslim olur gibi iki yana açtım.
"Cebimde kalmış komiserim."
Çakmağı tutan elime uzandı ve çakmağı alırken bileğimle elim arasında bir yere parmaklarını hafifçe doladı.
"Nolur içme şunu, çok küçüksün. Yapma kendine. Kendine, de banada."
Çakmak gözleri gözlerimin tam içine bakıyordu.
Sesinde sitemden çok rica, hatta yalvarış seziliyordu.
Konuyu dağıtmak için elimi çekip konuştum.
"Mumumu yak Maraşlı."
Çok geçti, bozulmuştu bile.
Yüzünden belliydi.
Çakmakla mumu yaktı ve yaktıktan sonra çakmağı camdan attı.
Pastayı bana doğru uzattı.
"Dilek tutuluyor."
Başımı sallayıp gözlerimi etrafta gezdirdim.
Dileğim belliydi, tekrar yanyana olmayı diledim. Dördümüzün tekrar yanyana olmasını.
Gözlerimi Fırat'ın yüzümde gezinen gözlerine çevirdim.
Dileğimde oda vardı ama bunu bilmesine gerek yoktu.
Gözlerine bakarak pastaya yaklaştım ve gözlerimi hiç çekmeden üfledim.
Yüzünde gittikçe bir gülüş oluştu.
Ben daha ne olduğunu anlamadan pastayı hızla arabanın ön kısmına koyup elini tekrar arkaya attı ve bir kutu daha aldı.
Hediye mi almıştı, bana?
"Ya pasta almışsın ya."
Kutuyu bana uzattı.
"Bunu da almak istedim. Çok beğeneceksin keçi."
Tebessüm edip kutuya yöneldim ve kapağını araladım.
Anında gözüme çarpan Fenerbahçe logosuyla gözlerim irileşti ve kapağı hızla açtım.
"Yeni sezon deplasman forması!"
Sesim hafif yüksek ve neşeli çıkmıştı. Yüzümde hem şaşkınlık hemde hayranlık vardı.
Forma yakından bin kat daha güzeldi. Ama aklıma fiyatı gelince bir anda durdum.
"O kadar güzel ki! Ama çok pahalıydı! Niye aldın Maraşlı niye para verdin bu kadar?"
Ellerini önünde birleştirip, koltuğa biraz daha yaslandı ve sırıttı.
"Çalıştık kazandık kızım."
Formadan gözlerimi alamayarak konuştum.
"Ama çok pahalıydı, keşke kendine alsaydın."
O an ceketinin önünü açtı ve içinde o güzeller güzeli formayı gördüm.
Bir anlığına görüntüsü gözüme anlayamadığım kadar farklı geldi.
Kısa kumral saçları, yeni tıraş olmuş açık teni, her daim çakmak çakmak bakan gözleri ve kalemle çizilmiş gibi orantılı yüzüyle bu dünya güzeli forma ve siyah ceketi birleşince bir kaç saniye onu süzmek zorunda kalmıştım sanki.
Ama kendime geldiğim an gözlerim parladı.
"Yaşasın!"
Bu formalara birlikte bakmıştık ve o şimdi bize almıştı.
Hala formama bakıyor, güzelliğine inanamıyordum.
Arkasını çevirdiğim sırada durdum ve anlamaya çalıştım. Yanlış formayı mı vermişti bana?
Formanın arkasında Maraşlı yazıyordu.
Ama forma küçük bedendi.
Fırat kolunu iki koltuk arasındaki kolçağa yasladı ve o sırıtışını yüzüne koyarak hafifçe öne eğildi.
Ben hala anlamaya çalışıyordum.
Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
"Bunda Maraşlı yazıyor. Yanlış mı yazdırdın?"
Yüzü yavaşça ciddileşti ve başı hem yana hem bana doğru eğildi.
"Benim adımla gezeceksin. Herkes Maraşlıyla olduğunu bilecek."
Gözlerim hayretle açılırken kaşlarım da havaya kalktı.
Ne diyordu bu hırt?!
"Ya ne diyorsun aptal, mahvetmişsin formamı! Ne diye yazdırıyorsun sen onu! Abimlerle maç izlerken nasıl giyeceğim şimdi ben bunu?!"
Bir anda kolunu yasladığı kolçaktan çekip kolçağı hızla yukarı kaldırıp aramızdan çekti.
Elini koltuğumun arkasına atıp ciddileşen yüzünü yüzüme daha da yaklaştırdı.
"Asıl onlarlayken giyeceksin! Hepsi aç kurt gibi bakmayacak arkandan! Arkana bakan Maraşlıyı görecek!"
Hırsla söylediği bu sözlere karşılık bu sefer ben sırıttım.
Niye bu kadar takmıştı bu abimin arkadaşları konusunu?
Ona inat bende yüzümü zaten yakın olan yüzüne yaklaştırdım.
Şimdi mesafe aslında istemeyeceğim kadar azdı. Meydan okuyacağım diye sıçmazdık inşallah.
Alayla konuştum.
"Kimsin sen Maraşlı?"
Başını hafifçe yana eğdi ve gözleri gözlerimin arasında mekik dokudu.
Bunlar çok tehlikeli sulardı.
"Bu inatçı kızın inadını kırıp bu kadar yakınına sızan ilk ve tek adamım."
Gözlerimi gözlerinden çekip yüzünde gezdirdim.
"Bu Maraşlının inatla peşinde tepindiği ilk ve tek kız da benim. Ama sen tek olduğunu nerden çıkardın."
Kışkırtıcı şekilde gülümsedim.
Fazla yakınımdaki dudağı kıvrıldı.
Araba fazla sıcaktı.
"Sen tek olduğunu nerden çıkardın?"
Kaşlarım çatıldı, ne saçmalıyordu bu?
1 haftada peşinde dolaşıp kızdıracağı başka bir kız mı bulmuştu yani.
Elimi ceketinin yakasına atıp hafifçe asıldım.
Gözleri elime kaydığında o meşhur sırıtışı yüzüne oturdu.
Arabanın kliması sıcak üflüyor olabilirmiydi?
Ben dibimdeki bu herif yüzünden nefesimin düzenini bile bozmuştum.
"Kendine bir kuzu buldun demek! Afiyet olsun."
Tekrar gözlerimin içine baktı.
"Ben keçi seviyorum"
Bu alaylı ve keyif alan haline bakıp somurttum. Kaşlarım çatıldı.
"Canımı sıkma kafanı koparırım senin."
Hafif geriye çekildiğinde sonunda nefesim düzene girdi ve bir nebze hava geldi.
Resmen sıcaktan kızarmıştım.
Evet, sıcaktan.
"Yalan değil ya. Ben öyle süslü püslü temiz cici kuzuyu napayım? Bana böyle yabani ot yolacak, bağırıp herkesi korkutacak, meydanda boynuz sallayacak bir keçi lazım."
Boğamıydım ya ben?
"Ben o Maraşlıyla gezeceksem sende keçin olduğunu belli edeceksin! Kuzular dadanır yoksa söyleyeyim."
Koltuğuna iyice yaslandı.
"Benim ahırımda bir keçi bir kuzu bir de dana var o kadarcık merak etme."
Bu söylediğiyle kıkırdadım. Benden, Mayıs'tan ve Atahan'dan bahsediyordu.
"Bir de kırmızı götlü maymunumuz var işte oh mis. Grup grup değil ki hayvanat bahçesi."
Bir anda hayretle başa döndü.
"E oha yani, beni kırmızı götlü de yaptın."
Gözümle onu süzdüm.
"Yani daha çanağı görmedim ama kesin öyledir."
Yüzünü buruşturduğunda gülmeden duramadım.
"Sen kendine bak be! Keçi olmasan garanti lama olurdun. Pis kız, kaç kere tükürdün suratıma."
Bu saçma benzetmelere hem sinir olup hem kıkırdadığımızda zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.
"Lamanın gitmesi gerekiyor ve o formayı giymeyeceğim."
Arabadan inmeye hazırlanıyordum.
"Hemde öyle bir giyeceksin ki."
Pastamı ve formamı kutularına koyduktan sonra kapıyı açtım ve arabadan çıkıp söylendim.
"Anca rüyanda o formayı giydiğimi görürsün Maraşlı."
Ama kapıyı kapatmadan hemen önce duyduğum o kısık sesli mırıldanmadan sonra yolun ortasında donup mal gibi kaldım.
"Rüyamda çok daha farklı şeyler giyiyorsun maalesef keçi."
____________________________________________
Yoğun ısrar üzerine Didem ve Fıratlı bir 19. Bölüme hoşgeldinnn!!!
Fırat'ın instayı da saldım kızlarrr yüreğim sızlarrr
Ben onları tam gözümde canlandığı gibi yazmak istedim umarım anlatabilmişimdir.
Minik bir açıklama yapayım; Mevsim, Didem'in ilk ismi. Ama sadece ailesi kullanıyor yani kendisini dışarıya Didem olarak tanıtmış. Ama Fırat bu ilk ismi öğrendiğinden ve Didem'in evdeki hayatını gördüğünden beri bunu kullanıyor.
Bu arada gece 4 te bölüm atmaksa konu, biz bu işin vakkosuyuz, hermesiyiz hocam.
Yorumlarını yazmayı unutma çok merak ediyorummm.
Umarım beğenirsin!
-İmre
Güya mal taşıtıyorlardı ama iş resmen hammallıktı. Vücudu el verişli olduğu için ona göre kötü değildi ama ben sevmemiştim. .
