1. bölüm · ON SEKİZ

Bölüm 1

Desire Writer

Üzerime beyaz gömleğimi giymiş, kravatımı gevşek bir şekilde takmıştım. Gömleğimin biraz sıktığını farkedip bir kaç düğme açtım. Kollarımı dirseklerime kadar sıvayarak düğümledim. Açık olan saçlarımı geriye doğru atıp çantamı omuzuma taktım. Yavaş ve sakin adımlarla evden Çıktığımda içimde bir heyecan vardı. Bugün yeni Lisemdeki ilk günümdü. Antalya'daki okulumdan memnun olmayarak İstanbul'a gelmiş, tek başıma yeni bir hayata başlayacaktım. Okula girmeden önce yakınlardaki tekel bayiye girdim.
"Abi, Bira varmı?" Elimi çantamın gözüne attığımda ses geldi.
"On sekiz yaşından küçüklere satmıyoruz." Gözden hem para, hemde kimlik kartımı çıkarıp uzattım. Tekel bayici abi ikna olduktan sonra yerini gösterdi.
"Al ordan." Dolaptan çıkarıp kasaya götürdüm.
"Ne kadardı abi?"
"Dört yüz elli." Kafamı kaldırıp Abi'ye baktım.
"Hangi ara zam geldi anasını satayım?" Abi hafif güldüğünde cevabını verdi.
"Geliyor abim geliyor, alacak mısın?" İstemeye istemeye parasını uzattım.
"Kolay gelsin." Baş selamı verdikten sonra abi parayı aldığında bende çıkmıştım dükkandan. Önünde durup elimdeki Flask¹ 'a birayı koydum. Geriye neredeyse yarısı kalmıştı. Onuda çantama atıp okula doğru yol aldım. Okuldan içeri girdiğimde herkes yanında arkadaşıyla geziyor, sohbet ediyordu. Telefonumu çıkarıp Sınıfıma baktım.
"12/B" Okuldan içeri girdim. Karşımda nöbetçi öğrenci olduğunu görünce durdurdum.
"12/B nerede?" Çocuk beni süzdüğünde eliyle göstererek yolu tarif etti.
"İkinci kata çık en sondaki sınıf." Gülümsedim ve merdivenden yukarı çıkmaya başladım. Çıkarken aynı zamanda etrafa bakıyordum. Bir çok kişi koridorda koşuşturuyordu. Koridorda düm düz ilerleyerek gidiyordum. En sonunda "12/B" yazısını görünce sınıftan içeriye girdim. Dört kişi etrafa dağılmıştı. En arka sıraya oturup telefona bakmaya başladığımda üzerimde göz hissettim. Başımı kaldırıp baktığımda iki kişinin bana baktığını gördüm.
"Yenimi geldin?" Kızlardan bir tanesi sorunca başımla onayladım. Tekrar önlerine döndüklerinde bende telefonuma bakmaya devam ettim. Bir kaç dakika sonra içeriye sarı saçlı, mavi gözlü bir kız gülümseyerek girdi.
"Merhaba!" Sesindeki heyecan ve mutluluk belli oluyordu. Bana soru soran kız, sınıfa yeni gelen kıza baktı.
"Hoşgeldin, ismin ne?" Yeni giren kız gülümsedi.
"Buse, Memnun oldum." Kız başıyla onayladı.
"İrem, bende memnun oldum." Erkeklerden birisi Buse'ye bakıp gülümsedi.
"Hoşgeldin, Alp bende, kısaca Alper." Buse gülümsedi.
"Memnun oldum kısaca Alper." Buse arka sıralara geçip oturduğunda dik dik bakmamı farketmiş olacakki oda bana baktı.
"Hilal bende, bende yeni geldim."
"Memnun oldum Hilal, Buse bende." Çantamdan flask'ımı çıkarırken konuştum
"Duydum." Tek kelime yeterli olmuştu. İçeriye hoca girdiğinde refleks olarak Flask'ı sıranın altına koydum.
"Günaydın çocuklar." Dediğinde kimse yerinden kıpırdamadı. Hoca cevap gelmediğini duyunca masasına geçip oturdu.
"Evet yoklama alıyorum. Alper!" Ön sırada oturan Alper elini kaldırdı.
"Burda!" Hoca devam etti.
"İrem!" İrem elini kaldırdı.
"Burda!" Hoca devam etti.
"Zehra Begüm!" Begüm iç çekerek elini kaldırdı.
"Burda! Hocam siz düz Begüm deseniz?" Hoca uyarıcı bir bakış attığında devam etti.
"Baran Efe!"
"Burda!"
"Mert!" Sınıftan ses çıkmadı. Hoca sınıfı gözleriyle taradı.
"Nerede bu çocuk okulun ilk gününde?" Baran Efe hafif güldü.
"Yine uyuyordur o evde Hocam." Hoca derin nefes verdi.
"Yaptığı tek şey bu zaten. Buse!" Yeni gelen kız elini kaldırdı.
"Burda!"
"Hilal!" Bende elimi kaldırdım.
"Burda!" Hoca listeye tekrar baktı.
"Yiğit!" Bunu der demez içeriye elinde fındık olan birisi girdi.
"Burda!" Yiğit olmalıydı.
"Tamda üzerine denk geldin. Yok yazardım seni geç!" Yiğit, Alper'in bir arka sırasına geçip oturdu.
"Tek Mert yok o zaman değilmi?" Sınıftan onaylar bir ses çıktığında Hoca ayağa kalktı.
"Yeni gelenler, sizde tanıtın kendinizi. Sarı kız, başla!" Buse oturduğu yerde gülümsedi.
"İsmim Buse, buraya Kadıköy Anadolu lisesinden geldim." Neşeli bir sesle anlattığında hoca başıyla onay verdi.
"Sen tanıt kendini." Bana baktığında oturduğum yerden konuşmaya başladım.
"İsmim Hilal, buraya Antalya Anadolu Lisesinden geldim." Hoca kaşlarını çattı.
"Antalyamı?" Başımla onay verdiğimde içeriye takım elbiseli bir adam girdi. Hoca yerinde düz durduğunda bize baktı ama hiçbirimiz ayağa kalkmamıştık.
"İyi günler Cemile hocam. Yeni gelen çocuklar gelmişmi diye bakacaktım." Sınıfın içine göz gezdirdi.
"Mert nerede?" Müdür sordu
"Uyumuştur Hocam." Alper konuştuğunda Müdür derin nefes verdi.
"Yinemi?" Müdürün arkasından bir "Pardon." Sesi geldiğinde sarışın, mavi gözlü bir çocuk girdi. Müdür girmesine fırsat vermeden kulağından çekti.
"Kaç oldu bu Mert?" Mertten kısa bir can yanma sesi geldi. Ardından konuştu.
"Uyanamıyorum ne yapayım?" Müdür ittirerek bıraktı.
"Bir daha olmasın!" Çıktığında Mert yanıma doğru gelip başımda dikildi.
"Burası benim yerim kalkar mısın?" Ciddiyetsiz bir yüzle yüzüne baktım.
"Başka yermi yok oraya otur." Mert derin nefes verdiğinde Alper konuştu.
"Orası Mertin fosilleştiği yer olmaz." Mert başıyla onay verdiğinde yana kaydım.
"Kalkar mısın?" Başımı onaylamaz bir ifadeyle salladım. Mert çantasını ön sıraya koyup oturdu.
"Bok vardı sanki." Hoca, gözlerini bölertip Merte baktı.
"Mert! Çok ayıp." Mert aldırmaz bir ifadeyle ellerini yastık yaparak sıraya başını koyup uyumaya başladı. Teneffüs çaldığında Baran Efe yerinde kıpırdadı.
"Sıkıldım. Bizemi gitsek?" Herkes ayağa kalkıp toparlanmaya başladığında Buseyle birbirimize baktık. Biz yeni gelmiştik. Birinin evine gitmek bu kadar kolay değildi herhalde?
"Ben gelmeyeyim ya." Buse konuştuğunda herkes ona baktı.
"Gel ya, ne yapacağız sanki?" Buse mırın kırın ederek toparlandığında ben hazırdım. Hep birlikte hiç bir şey yokmuş gibi okuldan çıktık. Sessiz, Uzun bir yürüyüşün ardından iki katlı bir evin önünde durduk. Baran Efe kapıyı açtığında hep birlikte ayakkabımızı çıkartıp eve girdik. Baran Efe önden giderek kendisini koltuğa attı.
"Eee, içecek bir şeyler yokmu?" İrem sorduğunda Baran Efe gülümsedi.
"Sen istersinde olmaz mı?" Efe bunu dedikten sonra Alper, Baran'ın kafasına vurdu.
"Abisi var lan burada!" Dediğinde Mertte Baranın omzuna vurdu.
"Yarım abisi var lan burada!" Hep beraber güldüğümüzde Baran Efe kalkıp mutfağa gitti. Elinde sekiz birayla geldiğinde herkesin önüne bir bir koydu. Herkes açıp içmeye başlamışken Buse ve ben duruyorduk. Ben ilk önce flask'ımdaki birayı içmeyi tercih etmiştim. Alper, Buseye baktı.
"İçsene, niye içmiyorsun?" Buse başını öne eğdi.
"Ben," dedi çekingen bir sesle. Ardından devam etti.
"Hiç içki içmedim." Herkes durup bir baktığında Duruma Begüm el uzattı.
"Kıza hayvan gibi bakıp durmayın. İçmemesi normal bir şey sakin." Geri önüme dönüp Biranın dibinide içtiğimde tekrar Buseye baktım. Metal kutunun kapağını açmıştı.
"Sabaha kadar senimi bekleyeceğiz? Diklesene işte!" İrem bunu dedikten sonra Buse yavaşça bir yudum aldı. İçer içmez geri bıraktı.
"Güzelmiş aslında." Gülümsediğimizde hep bir ağızdan
"Heeh" Sesi geldi.
"Sen içmiyorsun galiba, ben alabilir miyim?" Mert soruyu bana sorduğunda metal kutuyu tuttum.
"İçeceğim, önce kendiminkini bitirdim." Bunu dediğimde Mert burnundan nefes vererek güldü.
"Bunu içersen ayık kalamazsın benden söylemesi." Bende derin nefes verdim.
"Kalırım, kalmazsamda en kötü bir köşede sızarım bir şey olmaz." Bu sefer Yiğit derin nefes verdi.
"Ya zaten normal bir insan vücudu ilk şişeyi içtiğinde ilk önce bir rahatlar. İkinciyi içtiğinde kafa hafiften bir gitmeye başlar mesela, dikkatsizlik, dengesizlik, karar verememe gibi. Üçüncüyü içtiğinde baya baya sarhoş olur. Dördüncüyü içtiğinde denge kaybı, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı olur. Ama dördüncüyü bok var gibi hızlı içerse alkol zehirlenmesi yaşar geberir." Herkes hayretle dinledikten sonra Begüm merak edilen soruyu sordu.
"Sen bunları nereden biliyorsun?" Yiğit hafiften güldü.
"Hiç araştırmamışsinızki beyinsizler. Siz anca 'içelim kafamız yerine gelmesin aptal gibi köşelerde sürünelim' derdindesiniz." Bir sinirle söyledi ama Haklıydı. Kimseden ses çıkmayınca Baran Efenin verdiği Birayı açıp içmeye başladım. Bu sırada Mert'e baktım. Vay anasını satayım on sekiz yıl boyunca boşuna erkeğe bakmışız. Diğerleri erkekse bu ne? Kendi kendime bu soruları sorarken Mertte bana baktı.
"Ee Hilal, nerelisin, nereden geldin, anan baban nasıl?" Herkes ciddiyetle dinlerken son cümleye hepimiz güldük.
"Antalyalıyım, antalyadan geldim. Anam babam." Sustum. İyiler desem Yalandı. Derin bir nefes verip devam ettim.
"Anam babam yok." Herkesin gülmesi bir anlığına durduğunda Mert bana baktı.
"Yemin ederim bilmiyordum, Özür dilerim." Hafif güldüm.
"Yok lan vefat etmediler. Ben dört yaşındayken boşandılar. Babam yurt dışında, annemlede gerekmedikçe konuşmuyoruz." Birayı bitirip masaya koyduğumda Merte baktım.
"Hee, go." Kaşlarımı çattım.
"Ney ney?" Mert burnundan nefes verdi.
"Niye kimse beni anlamıyor ya? Geçmiş olsun'un kısaltması go işte." Mert kelimeleri ard arda sıraladıktan sonra Alp (Alper) Mert'e seslendi.
"Mert."
"Efendim?"
"Yk." Herkes anlamaz bir yüz ifadesiyle Alp'in son dediğine kaş çattı. Ardından Mert tekrar konuştu.
"Yk ne?"
"Yarrak." Herkes hafif hafif güldüğünde Alp konuşmaya devam etti.
"Go ne amınakoyayım kız nasıl anlasın? Mal mal bakıyor suratına bok varmış gibi." Bana dediğini anlamamış, masa üzerine bakıyordum.
"Bununda kafa gitmiş heralde, Aloo?" Mert el salladığında Mert'e baktım.
"Saat kaç oldu?" Dediğimde saate baktım.
"12.07" Buse konuştuğunda başımla onayladım. Çantamdan üçüncü Birayı çıkardığımda Mert elimden kaptı.
"Gebereceksin anasını satayım!" Hafif güldüm.
"Amacımda o zaten." Elinden tekrar kapıp açtım. İçmeye başladığımda herkes melül melül etrafa bakıyordu. Üçüncü kutuyuda hızlı bir şekilde bitirdiğimde hafiften midem bulanmaya başladı.
"Hilal iyi misin?" Kız Sesinin geldiği yere baksamda kimden olduğunu çözemedim.
"Ben ya iyiyim." Konuşmamın peltekleştiğini ve kelimelerin yerini karıştırdığımı farketmem uzun sürdü.
"Aldık başımıza belayı. Yat uyu bari Hilal." Bu sefer erkek sesi başka taraftan geldiğinde etraf bulanıklaşıyordu.
"Uyumam yok ben daha." Derin nefes sesleri duyduğumda tekrar bir erkek sesi geldi.
"Dördüncüyü içirinde yatsın uyusun akşama kadar." Kim olduğunu çözemiyordum ama bir kaç adım sesi duyduğumda sol tarafıma baktım. Elime bir metal kutu daha sıkıştırıldığında kapak açılma sesi geldi. Hiç düşünmeden kutuyu kafama diktiğimde biraz ötemden kutu içecek içme sesleri geliyordu. Sanırsam onlarda içiyorlardı. Elimdeki kutuyu yavaş yavaş içtiğimde yere fırlattım.
"Benim çişim geldi." Ayağa kalkar kalmaz kalçamın üzerine düştüm. Arkamda bir kol hissettiğimde beni koltuğa yatırdı.
"Yat uyu Hilal, gebericeksin bu gidişle." Dediğinde ben kendi kendime gülüp en sevdiğim şarkılardan birini mırıldanmaya başladım.
"Aklımı avla bir gafil kuş gibi mermiye değsin, ama bu canımı sakla²..." devam ederken bir el ağzımı kapattı. Bende onunla beraber gözlerimi kapattığımda gerisini hatırlayamadım.

flask¹: küçük, kapaklı içecek şişesi veya matara.
Şarkı sözleri²: Sagopa kajmer ve kolera'nın "Merhametine dön" şarkısı.