Ölüm Meleği kitap kapağı

1. bölüm / 1

Ölüm Meleği

İsimlerin Kaderi

Vaveyla Yazarı: Fefe Ay

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: İsimlerin Kaderi
  1. 1 İsimlerin Kaderi3.391 kelime · Okuduğun bölüm

Odamda akşam için hazırlık yapıyordum. Göreve çıkmama 3 saat kalmıştı ve zaman geçtikçe içimi heyecan kaplıyordu. Her seferinde daha da gergin oluyordum. Kendimi avutma şeklim çıkacağım son görev, öldüreceğim son insan olacak olmasıydı. Evet işim buydu. Can almak. Odamın kapısının açıldığını duydum. "Görevine hazır mısın Meleğim?" diyerek yanıma yaklaştı annem. Evet, ismim Melek'ti. Hayatım boyunca ismimin anlamını taşıyamayacağımdan emin olmak çok kalp kırıcı olsa da sessizliğimi korudum. Ne de olsa ben onun küçük piyonuydum. En azından bugüne kadar öyleydi çünkü bu akşam her şey değişecekti. Her seferinde vazgeçmek isteyip eninde sonunda devam edeceğim o görevlerden biri sanıyordu bunu. Çünkü yaptığım şey buydu; ona boyun eğmek. Fakat karşısında artık küçük Melek olmayacaktı.

Küçüklükten beri hayalim savcı olmaktı ama annemin benim için hayalleri oldukça farklıydı. Bu yüzden hayallerimi umursamadan, beni kendi emellerine alet etmek için kullanmıştı. Ortaokulda dövüş kulübüne yazılmıştım. Ne kadar istemesem de birkaç ay sonra yeteneğimin olduğunu fark etmiştim. Birkaç yıl sonra annem elinde bana ait olmasını istediği bir silahla karşımda dikilmişti. Ben ise asla kabul etmek istemiyordum. Defalarca kaçtım, saklandım hatta yalvardım ama tek bir etkisi bile olmamıştı üstünde. Benim istediklerimi duymayı reddetmiş ve kafasındaki ‘Melek’ rolüne bürünmem için yapmadığı tek bir şey bile kalmamıştı. Elime verdiği o silahla benim geleceğimi ve hayallerimi almıştı. Silahı uzattığı ellerinde öldürdüğü hayallerimin kanı vardı. Ona silahı nerden bulduğunu sorup durmuştum. İşimle alakalı, diye mırıldanmıştı. Bana kendi işinden çok fazla bahsetmezdi konusunu açmaya çalıştığım her an kavga ve kalp kırıklıklarıyla sonlanırdı. ‘Karanlık işler’ diye tarif edilen her türlü işin yapılabileceği bir örgütte çalıştığı çok belliydi. Babamla da böyle bir yerde tanıştıklarını söylemişti. Ona çok benzediğimi söyleyip dururdu. Ama bana ne babamı göstermişti ne de onun hakkında bir şeyler anlatmıştı. Varlığını bile bilmediğim bir adama ‘baba’ dememi istiyordu.
Annemin üstelemeleri dayanılmaz bir boyuta ulaşmaya başlayınca kabul etmek zorunda kalmıştım. Buna çok sevinen annem hemen beni atış poligonuna götürüp ders vermişti. Haftalar geçiyordu ve biz çalışmaya devam ediyorduk. Tek bir konuşma olmadan geçirilen onlarca saat. Atış yapmak artık benim için kafamı sorulardan uzaklaştıran bir araç haline gelmişti. 11. Sınıf olduğumda çalıştığım bir gün annem poligona gelmişti. "Artık ilk görevine hazırsın." demişti gülümseyerek. Neyden bahsettiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. "Seni eğitme amacım kötü işler yapmış insanları öldürmendi." Sözüne böyle devam etmişti annem. Ne tepki vermem gerektiğini bilmiyordum. Bunca çalışma birilerini öldürmek için miydi? "Yani şimdi ben, katil mi olacağım?" diye fısıldamıştım. "Hayır Meleğim sen bizim kurtarıcımız olacaksın." diye yanıtlamıştı annem beni. O zamanlarda hissettirdiği tek şey korkuydu fakat zaman geçtikçe öldürdüğüm o insanların iğrenç kişiliklerini öğrendikçe onları öldürmeyi kendime görev bilmiştim. Kolay değildi, hiçbir zaman olmamıştı. Öldürdüğüm her insan sırtıma yüktü ve belimi daha da büküyordu. Ne yazık ki ‘hayır’ diyebilme şansım hiç olmamıştı. Bende alıştım. İnsanların beni iğrenç ve kötü birine dönüştürmelerini izleyerek, uykularımın her kurşunda kabuslara dönüşmesini izleyerek ve belki de en kötüsü hayallerimi elimde tutacağım tek bir düşünce bile kalmadığında benliğimin benden uzaklaşmasını izleyerek alışmıştım.

"Kızım. Daldın gittin ne oldu?" Beni sarsarak konuşuyordu annem. Odak ve kusursuzluk dışında önemsediği bir şey yoktu. "Aklıma bu işe nasıl başladığım geldi de." diye yanıtladım onu. "İyi ki de yetiştirmişim kızımı. Bak ne kadar profesyonelsin yaptığın şeyde." Gururla konuşuyordu. Ama benim hayallerim farklıydı ben bunu istememiştim, demek geliyordu içimden ama umursamayacağını bildiğim için sustum. Her zaman yaptığım gibi sırtımdaki yüklerin yanında kalbimi ağırlaştıran sarf edemediğim o cümlelerle sessizliğimi korudum. "Bu senin hayalin değildi evet. Ama bu yeteneğin olmadığını göstermez." dedi annem. Haklıydı. İşimi gerçekten layıkıyla yapıyordum. Ama bu artık bitecekti. Bitmeliydi. "Bu son görevim anne biliyorsun değil mi?" Yüzüne bakmamak için çantamı hazırlamaya devam ettim. Artık 24 yaşında bir kadındım ve artık benim üzerimde üstünlük kurmasına izin vermeyecektim. Benliğimi geri kazanmalıydım. Şu saatten sonra yapacağım her şey kendimi geri kazanmak için olacaktı. Uğruna değecek şeyler için savaşmak istiyordum artık. Annem ağzını açıp bir şeyler söylemek üzereyken lafını kestim. "Ne dersen de artık dinlemek istemiyorum. Son sözümü söyledim ben." dedikten sonra odadan çıktım. Arkadan gelen ayak seslerini duyabiliyordum. "Bugün vurmam gereken şanslı adam kim?" diye sordum.

"Emir Paşazade." derken sesinin titrediğini hissettim ama bozuntuya vermeden devam etmesini bekledim. İsmin bende tanıdık hisler uyandırmasını umursamamaya çalıştım. Herkesin söylediği gibi: Bu işte duygu olamazdı, olmamalıydı.
"29 yaşında. Uyuşturucu ticareti yapıyor." Önüme geçerek göz teması kurmaya çalıştı. Evet öldürdüğüm tipler tam olarak böyle kişilikte insanlardı. " Peki ya onu nasıl tanıyabilirim?" dedim. "Boyu en az 2 metre, koyu kumral, esmer denilebilecek saçlı bir adam. Tam senin tipin yani." dedi annem gülerek. Bazen gerçekten çok sinir bozucu bir kadın olabiliyordu. "Uzunmuş gerçekten." dedim anneme doğru. Tamam benim boyum 1.87 olabilirdi, belki standartların üstündeydi ama 2 metre boy çok farklı bir şeydi. Ticaret yapacağı yere gitmemize 1 saat kalmıştı. Üstümü değiştirmek için odama doğru ilerledim. Zaman yaklaştıkça ellerimin titremeye başladığını hissettim. Bu olay genelde vuracağım yere gidene kadardı ve bu durduramamanın sinir bozucu olmadığı gerçeğini değiştirmezdi.

Her zamanki gibi siyah bir crop altına da siyah kargo pantolonumu giymiştim. Soğuk havayı hissetmek hoşuma gittiği için kalın giyinmezdim. Neredeyse bütün kıyafetlerim siyahtı ve bundan dolayı üzüntü duymuyordum. Saçımı her zaman üstte topuz yapardım beni rahatsız etmemesi için. Saçımı da hallettikten sonra çantamı hazırlamaya başladım. Görevimde kullanacağım silahı yerinden çıkardım. Annemin 18. yaş günümde aldığı, en sevdiğim keskin nişancı tüfeğimdi bu. Silahımı omzumda taşıyacaktım. Çantama ise küçük tabancalar ve şarjör koymuştum. Odamdan çıkmadan önce her zaman kullandığım siyah maskemi alıp dışarı çıktım. Maske takmam annemin koyduğu bir kuraldı. Tanınmamı istemiyordu. Öldürdüğüm insanların cellatlarını görememesi bence çok üzücüydü. Maske gözlerim dışında her yerimi kapatıyordu. "Hazır mısın güzel kızım?" dedi annem ben odamda çıkarken. Aslında hiç hazır hissetmiyordum. İçimde değişik bir his vardı ve ne olduğunu çözememek beni daha çok öfkelendiriyordu. Sığındığım tek şey son olacak olmasıydı. Son görev, son kurşun, son ölüm ve son kabustu.

Annem sanki dalmış gibi yüzüme bakıyordu. "Ne oldu anne? İyi misin?" dedim yaklaşırken. "Seni görünce aklıma hep baban geliyor kızım." dedi iç çekerek. Aynı şeyleri tekrar tekrar söylüyordu. "Kaç yıldan beri aynı şeyi söylüyorsun ama bana bir kere bile babamın resmini göstermedin. Kim olduğunu bile söylemedin." dedim yüzüne doğru. Sinirlenmiştim. Bu zamana ne geçmişiyle ne de babamla alakalı tek kelime bile etmemesine rağmen babamı ağzından düşürmemesi beni sinirlendiriyordu ve artık canıma tak ediyordu. Babamın kim olduğunu bilmek en doğal hakkımdı.
"Neden cevap vermiyorsun anne? Kötü bir adam mıydı." bir adım yaklaştım. "Ailesini mi öldürmüştü?" bir adım daha yaklaştım. Amacım onu korkutmaktı belki o zaman gerçeği söyleyebilirdi.

"Kızım. Ne yapıyorsun? Neler söylüyorsun öyle?" Fısıldamıştı. Onu korkutmayı başarmıştım. Gülümseyerek geri çekildim. "Hiç, sadece nasıl biri olduğuna dair fikir ileri sürmüştüm. Sen neden bu kadar korktun ki?" dedim gülmeye devam ediyordum. "Yok canım öyle bir anda sen şey yapınca." korkmadığını iddia ediyordu ama ben biliyordum. İnsanları çözmek kolaydı. "Söyle o zaman bana babamı, artık yeter. Benziyorum ama kime? Nasıl biri? Anlat artık lütfen." Resmen yalvarıyordum. "Tek bir fotoğraf bile göstermedin bana. Korkuyor musun ondan?" diye devam ettim. "Zamanı gelince öğreneceksin. Hadi geç kalacaksın." Olayın üstünü kapatmak için çabalıyordu. “Zamanı mı? 24 yaşındayım daha ne kadar beklemek zorundayım?” Sesimi yükseltmem beni umursaması için yeterli olmamıştı. Ama asla peşini bırakmayacaktım. "Giderken köpeğimi de alacağız unutma." dedim arkasından ilerlerken. Yavru 'Border collie' cinsinde bir köpeğim vardı. Sokakta ölmek üzereyken bulmuştum ve eve getirip anneme göstermiştim. Günlerce süren tartışma sonucunda, evde besleyemeyeceğimizi fakat yakınlarda boş bir arazi olduğunu ve oraya bir şeyler ayarlayabileceğimi söylemişti. O günden bugüne kadar hiçbir şeyini eksik etmeden bakıyordum ve görevlerde onu yanıma alıyordum. Bir arkadaşa sahip olmak huzurlu hissettiriyordu. Adını bu yüzden 'Şanslı' koymuştum. O benim şansımdı, o Melek’in şansıydı.

Şanslı'nın olduğu boş araziye gelmek üzereydik. Bir haftadır onu görmemiştim. Özlemim gözlerimi dolduracak kadar güçlüydü. Arabanın yanaşmasını beklemeden inip kulübesine doğru koşmaya başlamıştım. Ona özel kendi ellerimle büyük bir kulübe ayarlamıştım. Beni görünce o da bana doğru koşmaya başladı. Hala ilk gün ki gibi minicik olmasını isterdim ama bu haliyle de çok tatlıydı. Boyu dizime kadar geliyordu. Üstüme atlayıp yüzümü yalamaya başladı. Her geldiğimde bunu yapardı bu onun hoş geldin, deme şekliydi. Bizim onunla ayrı bir bağımız vardı. Ben onu eğitmiştim ve her anında yanında olduğum için sözümden çıkmıyordu. Bana sadıktı. Şanslı benim her şeyimdi.
"Tamam oğlum in üstümden." Gülerken zorla konuştum. Canını acıtmayacak bir şekilde üstümden kalkması için ittirdim. Üstümden kalkıp önümde havlamaya başladı. O da beni özlemişti, biliyordum. "Çok özledim seni canım oğlum benim." dedim ve sarıldım. Bir hayvan da olsa çoğu zaman beni anlayan tek varlık oydu. Havlamayı bırakmış sadece öylece duruyordu. Köpeğim benim her şeyimdi.

"Bu sonuncu Şanslı. Başka kimseye zarar vermek veya öldürmek yok." dedim köpeğimin gözlerine bakarak. Beni anlamış gibiydi. Kafasını sağa yatırdı ve havladı. "Hadi Melek geç kalacağız." dedi annem arkadan. Çok sabırsız bir kadındı. Gözlerimi devirdikten sonra ayağa kalktım. “Tamam, kaçmıyoruz ya anne. İstediğini yapacağım, tamam.” Şanslı’nın tasmasını geçirip sakince arabaya yürüdüm. "Hadi Şanslı, gidiyoruz." Şanslı hemen yanımdan geliyordu. Arabaya bindikten sonra gideceğimiz yere kadar Şanslı'ya bir şeyler anlatıyordum. O da bazen yüzümü yalıyor bazense havlıyordu sanki anlattıklarıma tepki veriyor gibi.
"İşim bitince arkadaşlarımla buluşmak için sözleştik eve geç gelirim." dedim anneme. Zorla dışarı çıkarmak için ellerinden gelenleri yapıyorlardı. Artık onları kırmak istemediğim için kabul etmiştim. İçlerinden bir tanesi bile tam olarak ne iş yaptığımı bilmiyorlardı. Bu yüzden çok fazla rahat olamasam da eğlenmek ve kafamı dağıtmak için güzel bir fırsat olabilirdi. Ayrıca ortamdan sıkılırsam Şanslı uzaklaşmam için güzel bir bahane olurdu.
“Bana yardım edersin değil mi Şanslı?” Elimi, sevilmeyi en çok sevdiği yer olan kulağının arkasına götürüp yavaşça okşadım. Şanslı arka arkaya havladı. “Edersin biliyorum.” Cama sönüp yolu izlemeye koyuldum. “Senin iyiliğin için biliyorsun değil mi kızım?” Sessinde güzel olan hiçbir duygunun emaresi yoktu, o ise aklınca beni motive ettiğini düşünerek arkasını döndü. “İyilik mi? Bana söyler misin bir insanı öldürmemin bana ne gibi bir iyilik getirisi oluyor?” Annemin, doğrudan bana baktığını hissetsem de gözlerimi yoldan ayırmadım.
“Yapma ama Melek. Yaptığın şeyin ne kadar yüce bir şey olduğunu anlamıyor musun?”
“Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Birini öldürmekten bahsediyoruz, onu hayattan koparmaktan. İyi veya kötü insan olsun fark etmez. Birini hayatının sonlanmasına neden olmak benim işim değil!” Sessimin yükseldiğini fark eden Şanslı anneme doğru havlamaya başlayınca annem koltuğuna sindi. Şanslı’dan her zaman korkmuştu ve bu benim için kocaman bir artıydı. “Sakin ol oğlum, sadece konuşuyoruz.” Tasmasını tutunca hemen sustu ve eski pozisyonuna geri döndü.
“Kötüleri öldürüyorsun, bir kişi öldürerek birkaç kişiyi kurtarıyorsun.” Köpeğime hissettiği korku duygusunun fark edilmemesi için yükselttiği sesi arabanın içinde yankılandı. Elim Şanslı’nın tasmasında duruyordu, konuşma uzayacak gibiydi ve Şanslı’nın yapacağı ani hareketlere karşı önlem almak önemliydi. İş işten geçtikten sonra Şanslı’yı durdurmak isteyeceğimi sanmıyordum.
“Ben bunu istemedim! Sen benim isteklerimi elinin tersiyle ittin anne, senden bir parça olabilirim belki ama bu, senin beni istediğin gibi şekillendirebileceğin biri yapmaz. Madem çok istiyordun kendin öldürseydin ya kötü adamları. Neden ellerimi kana buladın, neden benim kabuslarıma sebep oldun?” Gözlerimden akan yaşları silmedim. Bu uzun zaman önce yapılması gereken bir konuşmaydı aslında, zamanı geldi de geçiyordu. İçimdeki her şeyi kussam bile içim soğumayacaktı. Çünkü biliyordum; söylediğim hiçbir kelime ona etki etmeyecek, kendini savunacak saçma sebepler bulup beni susturacaktı.
“Konuşsana anne. Beni hep sesiyle susturan sen dilsiz mi kesildin? Şu durumda kendini suçlamayacağına ikimiz de eminiz. Yani sessizliğin bu yüzdense eğer, rol yapmayı bırakabilirsin. Ben artık çocuk değilim.” Sessizliğini sürdürünce benden bu kadarını beklemediğini fark etmek yüzümde bir gülümseme oluşmasına neden oldu. O konuşmamayı seçebilirdi, ben de susmamayı seçecektim.
“Sen benim değil kendi iyiliğini düşündün her zaman. Öldürdüğüm kişileri tanımadan senin sözüne itimat ederek öldürdüm. Şu sonuncu olacak adam da dahil hepsini araştıracağımdan emin olabilirsin.”
“Ne kadar yolumu kaldı?” Beni dinlemiyormuş gibi görünmek istediği için şoföre yolu sormuştu. ‘Bu kız ne zaman susacak?’ demeye hakkı olmadığının farkındaydı. Söylediğim sözlerin içinde bir yerlerde onu yaralamasını umdum.
“Yoksa birini öldürmek sana göre değil mi? Oysa ki babamın yanına çalıştığın süre boyunca oranın birilerini öldürmesini izlediğine eminim. Yani sen kendin yapmaktan korkup izlemeyi seven birisin. Ne oldu peki? Babam seni öldürmeye mi kalktı yoksa sen mi onu öldürmek istedin?” Yoldaki tek araba olunca yaklaştığımızı hissetmiştim.
“Kes sesini!” Bağırışı kulaklarımı çınlatacak kadar kuvvetliydi. Yüksek sesin yarattığı korkuyla Şanslı’ya sığındım.
“Arabayı durdurur musunuz?” Nefes almaya ihtiyacım vardı. Belki de uzaklaşabilirdim. Bir anda vazgeçer, arkamı dönüp uzaklaşırdım.
Zaten yavaş giden araba daha da yavaşlayınca kendimi dışarı attım. Şanslı da arkamdan atlamış ayaklarımın dibine çökmüştü. Sen nereye ben oraya, dedi sanki bana. Gözyaşları içinde gülümsedim. Gerçekten gidebilir miydik? Annemin de arabadan indiğini sertçe kapanan kapının sesini duyduğumda anladım. Kafamı gökyüzüne doğru kaldırınca güneşin bile saklandığını gördüm. Hiç umut yok, diyordu hava bana. Anneme doğru dönüp ağzımı açacağım sırada nereden bulduğunu anlamadığım o silahı köpeğime doğrulttuğunu fark ettiğimde Şanslı’yı arkama saklayarak siper oldum. Bir yandan da tasmayı tuttum. Kendini öne atması imkan dahilinde bile olmamalıydı.
“Aklının ucundan bile geçirme.” Belimdeki silahı çıkarıp anneme doğru doğrulttum. İkimizin de elleri titriyordu; annem hiç kimseyi vuramayacağının bilincinde olduğu için elleri titriyordu benim ise aksine vurabileceğimin garantisiydi titremelerim. Gözümün döndüğünün habercisiydi. Ve o da ne kadar ileri gidebileceğimin farkındaydı.
“Vazgeçmek isteyeceğini biliyorum ve buna izin vereceğimi düşünmüş olamazsın. Şimdi, bin o arabaya.” Anlamıştı.
“Sonuçlarına razı olacaksan kızını vurabilirsin.”
“Sen anneni vurabilecek misin?” Duygusal davranmamı bekliyordu, oysa bu işte duygulara yer olmayacağını bana öğreten oydu.
“Seni anne gibi görmeyi bırakalı çok oldu. Sen benliğimi aldığından beri benim katilimsin.” Söylediğim son kelimeyle geri sendelemesi bir oldu.
“Ağır konuşuyorsun, bilip bilmeden yargıya varıyorsun.”
“Biliyorum, ne kadar da sana benziyorum değil mi? Senin istediğin de bu değil miydi zaten: Beni sen yapmak.”
Sınırı aştığımın farkındaydım. Köpeğime silah çekmeseydi ona silah doğrultmazdım. Her şeyimi almakla tehdit ediyordu, her şeyi yapabileceğimi anlamış olmalıydı.
“Melek, bin o arabaya.”
“Sen önce köpeğime doğrulttuğun o silahı indir.” Silahı aşağı indirdi, ben de yanı şeyi yaparak silahımı belime yerleştirdim.
“Arabaya bineceğim,” Annemim gözleri zafer kazanmış gibi ışıldadı. “Ama bunu sen istediğin için yapmıyorum. Kendime bir söz verdim, bu yüzden biniyorum o arabaya.”
Yüzüne bakma gereği bile duymadan kapıyı açıp Şanslı’nın arkasından arabaya binmiştim. Şoförümüz bizim hallerimizi artık doğal karşılıyor olmalıydı ki sesini açıp tek bir şey söyleme zahmetine bile girmemiş, dışarıda birbirimize silah doğrulturken bile kılını kıpırdatmamıştı.

Ticaret ve bunun gibi birçok işi yaptıkları deniz kıyısına gelmiştik. Arabayla çakıl bir yola girip benim olmam gereken yere doğru tırmanmaya başladık. Gittikçe daha da heyecan yapıyordum istemsizce. Yaşanan kavga, saklamaya çalıştığım duygularım için iç açıcı bir durum olmamıştı. "İşte geldik." dedi annem araba durmadan hemen önce. "Hadi atla aşağı oğlum." dedim Şanslı'ya ve ardından bende indim. Dışarıda soğuk rüzgarlar esiyordu. Hafiften içim ürpermişti. Köşeye doğru ilerledim. Buranın açısı gerçekten çok güzeldi. Aşağıdan bakan biri için çok zor görülürdü fakat benim açımdan her şey çok netti. Anneme doğru arkamı döndüm. "Bu son, unutma." dedim çantamı açmadan önce. "Tek atış. Kalbe." diye yanıt verdi annem ve arabaya binip gitti. Evet. Öldürdüğüm kişileri bu şekilde öldürüyordum. Tek atış, kalbe. Bu işi yaparken bir imza bulmalıyım kendime, düşüncesi ile ortaya çıkmıştı bu kalp olayı. Tipleri çok sinir bozucu ise önce acı çektirirdim ve sonra ölmelerini beklerdim.
Silahımı hazırlayıp yere uzandım. Gelmeleri an meselesiydi. Şanslı'nın görevi ise arkamı kolaçan etmek ve herhangi bir tehdit anında beni korumaktı. Bir kişinin görüş açıma girdiğini fark ettim. Derin bir nefes aldım ve verdim. "İşte şimdi başlıyoruz." diye fısıldadım kendi kendime. Dürbünümle adamı yakından izlemeye karar verdim. Bu Emir Paşazade dedikleri kişiye benzemiyordu. Boyu uzundu fakat 2 metre olacak kadar uzun değildi. Saçları ise kumral değildi. Biraz sonra başka bir adamın yaklaştığını gördüm. Simsiyah giyinmişti. İşte bu aradığım adam, diye düşündüm içimden. Annemin dediği kadar vardı. Boyu gerçekten uzundu. Sırtı çok genişti ve yapılıydı. Annem haklıydı. Emir Paşazade dedikleri adam kesinlikle benim tipimdi. Bu düşünce ile kafamı iki yana salladım. O kötü biriydi ve öldürülmesi gerekiyordu. İşimde duyguya yer yoktu. Olsa bile yüzünü bile tam göremediğim bir adama sırf ‘yakışıklı’ gözüküyor diye his bağlayacak değildim.

Emir dedikleri adam ve onun önündeki kişinin arasındaki boy farkı çok komik duruyordu açıkçası. Bu sırada Emir'in önündeki adamın cebinden bir şey çıkardığını gördüm. Asıl olay şimdi başlıyordu. Emir ise almadan hemen etrafa bakınmaya başladı. Benim olduğum tarafa doğru dönünce refleksle nefesimi tuttum. Sanki beni görme imkânı varmış gibi. Bakışları, gözleri, dürbünle bile zor seçilse de beni görüyormuş gibi hissetmek kalbimi hızlandırmıştı. Bu yakalanma korkusu değildi, hayır. Artık onu vurmam gerekiyordu. Kalbinden. Ama bir şey beni engelliyordu. İçimdeki bir ses bunu yapmamam gerektiğini söylüyordu. Elim tetiğin üstündeydi ve baskı uygulamak hiç bu kadar zor olmamıştı. Bundan önceki hiçbir görevimde hissetmediğim bir duyguydu bu. İçimdeki sese güvenip beklemeye başladım.

Bir şeyler konuşuyorlardı ama bu uzaklıktan duymam imkansızdı. Bende sessizce bekledim. İsmini bilmediğim adamın sağ elini cebine doğru attığını gördüm. Bir şeyler yanlış gidiyordu. Hissediyordum. Vurmam gereken kişi gerçekten Emir miydi? Annem yanılmış olabilir miydi? Yanılmış olmasını diledim. Hayatında hataya yer olmayan kadının bu emrinin hata olmasını umdum. Cebinden hançere benzer bir bıçak çıkardığını gördüm. Emir'e mi saldırcaktı? İşler daha da karışmaya başlamıştı. Karar vermem gerekiyordu. Ya Emir denen adamı kurtaracaktım ya da öldürecektim. Hızlı karar vermem gerekiyordu çünkü adam yavaşça bıçağı çıkarmaya başlamıştı. Emir ise bunun farkında değil gibi adamla muhabbet ediyordu. Karşısındaki adam bir anda bıçağı çıkardı ve bende bu sırada kararımı vermiştim. Emir'in karşısındaki adamı vurmuştum. Tek atış yapmıştım. Tam kalbinden.

Emir şaşırmış bir şekilde ortada dikiliyordu. Kafasını her yöne çevirse de beni göremeyeceğinin sakinliğiyle eşyalarımı toplayıp ayaklandım. Yanına doğru inmeye başladım. Maskemi takmayı unutmamıştım. Şanslı arkamdan gelirken durdurdum. "Burada kal oğlum." dedim oturmasını istediğimi belirterek ve dediğime uyup orada beklemeye başladı. Hızlıca karşısına geçtim. Kalp atış sesimi duymasından korkarak bir adım daha uzaklaştım. Bana arkası dönüktü. Hala hareketsizce dikiliyordu. Cesaretimi toplayıp bağırdım. "Emir Paşazade sen misin?" dedim. Mesafemi koruyordum. Emir denilen adamın ne yapacağı belli olmazdı. Bana doğru döndüğünde yüzünü gördüm. Karanlıkta pek fazla belli olmasa da yüz hatları çok keskindi. Biraz korkutucuydu. Gözleri ise. Yüzüne rağmen parlıyordu. Onca karanlığa rağmen o siyah gözleri parlıyordu.
"Neden soruyorsun?"
“Benden yüzünü gizleyecek kadar korkak biriyle muhatap olmayı tercih etmem.” dedi pişkin pişkin. Sesini de yeni duyuyordum. Sesi de keskin ve kalındı. Nereden geldiğini bilmediğim bir kararlıkla maskemi çıkardım. "Daha demin hayatını kurtardım. Nasıl biri olduğunu merak ediyorum." dedim aynı sertlikle. Ama tırsmadım da değildi yani. Aramızda 20 santimetre boy farkı vardı. Korkmam gayet normaldi bence. “En azından bana çıkarılacak olan bıçağı anlayabilecek kadar zekiyim.”

"Ben mi dedim kurtar diye?" Bağırmıştı. Çıkan sesten korkup bir adım gerilemiştim. Her ne kadar silahlarla haşır neşir olsam da yüksek sesi hiç ama hiç sevmezdim. "Sana sordum? Bizim o adamla işimiz vardı. Asıl sen kimsin benim bütün işimin içine sıçtın?" Bağırarak konuşmaya devam ediyordu. Verdiğim kararın yanlış olduğunu düşünmeye başlamak beni hayal kırıklığına sürükledi. Neredeyse ölmek üzereydi ve işinin içine sıçmıştım öyle mi? Bizim de sabrımız bir yere kadardı. Belimdeki silahı çıkarıp Emir'e doğrulttum.
"Neden senin hayatını kurtardım ki zaten. Öldürmem gereken kişi sendin ve şimdi onu da gerçekleştireceğim." dedim silahı kalbine isabetlerken. Bana doğru bir adım attı. "Yapsana hadi. Gerçekleştir." diye fısıldadı. Bana inanmıyor gibi gözüküyordu. Silahı kulağının yan tarafına hizalayıp ateş ettim. Sabrımı taşırıyordu. "Bu seni uyarmak içindi Emir Paşazade. Ben asla ıskalamam." dedim ve silahı tekrar kalbine doğrultum. Şaşkın bir şekilde bakıyordu şimdi. "Tamam, anladım. İndir silahı hadi." dedi bir adım daha atarken. Ne kadar heybetli biri de olsa birazcık da göt korkusu vardı. Canı tatlıydı galiba.
İnat ederek silahı aynı yerde tutmaya devam ettim. Elini cebine uzattı ve bir şey çıkardı. Bu bir karttı. Ama öyle sıradan bir şey değildi. Dünyadaki sayılı mafyalarda olan kartlardandı bu. Onda da mı vardı? Emir kimdi ve ben neden bu adamı öldürmek için buraya gelip öldürememiştim? Bu karta sahipseniz arkanız da sağlam olurdu. Herhangi bir problem yaşadığınızda bu kartı kullanırsanız size anında yardım etmek için adamlar gelirdi. Bu kart hakkında çok fazla söylenti duyup görmüştüm. Ama kartın gerçeğini asla görmemiştim. "Canımı kurtardığın için sana vermek isterim." dedi ve bir adım daha attı. Silahım göğsüne değiyordu şimdi. Yaklaştıkça göğüs kısmında birçok dövme fark etmiştim. "Kabul eder misin?" dedi konuşurken başını biraz eğmek zorunda kalıyordu. Kendimi minicik hissetmiştim.
“Hani içine sıçmıştık? Ne değişti bir anda korkağın kim olduğunu mu fark ettin?”
Kartı çıkardığı yere geri koymaya hazırlanırken kocaman bir fırsatı tepmek ahmaklık olurdu. "Ben, kabul ederim." dedim ve silahı yere indirdim. O da kartı bana doğru uzattı. Emir dedikleri bu adam kötü işlere bulaşmış iğrenç mafyalar gibi değildi. Onda farklı bir şey vardı. Çok daha farklı bir şey. Silahı belime koyup elimi uzattım. Kartı elime bıraktı. Kafamı yukarı doğru kaldırdığımda gülümsediğini gördüm. Gamzeleri vardı. Bakışlarımı hemen yüzünden ayırıp arkamı döndüm.

Yavaşça uzaklaşırken aklımda anneme ne söylemem gerektiğini düşünüyordum. Kızar mıydı? Son işim olacağını söylemiştim ama işi batırmış gibi gözükecektim. Bu işi yapmaya başladığımdan beri böyle bir şey yapmamıştım. Fakat şimdi çok farklıydı. Düşünceler arasında boğuşurken arkamdan ses duydum,
"Bu son görüşmemiz olmayacak Ölüm Meleği." demişti bağırarak. Melek mi? Evde hissettiğim o tanışıklık tekrar nüksetti, onu bir yerlerde görmediğime emindim buna rağmen beni tanıyormuş gibi gelmesi beni korkutmuştu. Sadece öylesine söylediği 2 kelime, diyerek kendimi avutmaya çalışıyordum. "Bende aynı fikirdeyim." dedim fısıldayarak. Kader bizi tekrar tekrar bir araya getirecek gibiydi. Her şeye rağmen.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18