7. bölüm · Ölüler Uyanıyor

Bölüm 6 Mutasyon

BERKE Can

Dışarıdaki ilk adım… tuhaf hissettiriyor.
Ayaklarının altında asfalt hâlâ aynı, ama sanki yıllardır dokunulmamış gibi çıtırdıyor.
Nano kıyafetin tabanı zemine göre şekilleniyor, her adımda hafif bir titreşimle dengeni koruyor.
Zeus X yanında yürüyor, adımları seninkinden biraz daha sessiz.
Mavi gözleri sürekli tarama yapıyor, görüş alanı 360 derece, ama sana dönüp bakmayı da ihmal etmiyor.

“İlk hedef Kadıköy tarafı,” diyorsun, sesin kulaklığına düşük frekansta.
“Eski Bağdat Caddesi civarında sinyal almıştık geçen kış.
Zayıf, ama düzenli.
Muhtemelen bir sığınak.”

Zeus X başını hafifçe eğiyor.
“Onaylandı.
Drone’lar 400 metre önde, termal ve biyometrik tarama aktif.
Şu an temiz görünüyor… ama rüzgâr yön değiştirdi.
Koku sensörlerimde iz var.
Kırmızı göz izi.”

Duruyorsunuz.
İkiniz de aynı anda aynı yere bakıyorsunuz: karşı kaldırımda yıkık bir vitrinin arkasında hafif bir kırmızı parıltı.
Bir saniye… sonra kayboluyor.

“Takip mi?” diye soruyor Zeus, sesinde en ufak bir heyecan yok, sadece soğuk bir değerlendirme.

“Hayır,” diyorsun.
“Henüz değil.
Önce sinyali bulalım.
Provokasyona girmeyelim.”

Yürümeye devam ediyorsunuz.
İstanbul’un yaz sıcağı nano kıyafetin termal katmanını delip geçemiyor, ama havadaki toz ve yanık kokusu genzini yakıyor.
Eski bir marketin önünden geçerken içeriden hafif bir tıkırtı geliyor.
Duruyorsun.
Zeus X otomatik olarak senin önüne geçiyor, omuzları genişliyor, kalkan moduna hazırlanıyor.

İçeriden bir ses:
“…kim var orada?”

Kadın sesi.
Kırık, ama korkudan çok yorgun.

Sen cevap veriyorsun, sesini yumuşatarak:
“Zarar verme niyetimiz yok.
Sığınak arıyoruz.
Mavi göz arıyoruz.”

Sessizlik.
Sonra kapının arkasından bir gölge beliriyor.
Kız… belki 19-20 yaşında.
Saçları kısa kesilmiş, kirden matlaşmış.
Ama gözleri…
sol gözü normal kahverengi, sağ gözü hafif mavi damarlı, ama henüz tam dönüşmemiş.
Ara form.

“Sen… Berke misin?” diye soruyor, sesi titriyor.

Şaşırıyorsun.
Adını nasıl biliyor?

“Evet,” diyorsun yavaşça.
“Nereden biliyorsun?”

Kız geriye doğru bir adım atıyor, ama kaçmıyor.
“İki yıl önce… bir drone geçti buradan.
Küçük, kırmızı ışıklı.
İçinden ses geldi.
‘Berke’nin evi arıyor.
Güvenli yer arayanlar gelsin.
Mavi gözlüyse… serum var.’
O günden beri bekliyordum.”

Zeus X’in gözleri kısılıyor.
“Drone kaydı eşleşiyor.
Hermes’in geçen yaz kaçırdığı mini keşif aracı.
Sinyali kesilmişti, ama belli ki mesajı iletmiş.”

Kız elini uzatıyor, avucunda eski bir USB bellek.
“Babamın notları.
O… kırmızı göz olmadan önce virologdu.
Serumun erken versiyonunu denedi, ama… tam olmadı.
Ben de… yarı yoldayım.”

USB’yi alıyorsun.
“Adın ne?”

“Ece.”

“Ece,” diyorsun, gülümseyerek.
“Geliyorsun bizimle.”

Kız gözlerini kırpıştırıyor.
“Gerçekten mi?
O kadar kolay mı?”

“Kolay değil,” diyorsun.
“Ama doğru olan bu.”

Zeus X araya giriyor:
“Güneyden iki kırmızı iz yaklaşıyor.
Hızlı.
Tahmini temas 3 dakika 17 saniye.”

Ece’nin yüzü düşüyor.
“Onlar… benim peşimdeler.
Babamı öldürdüler.
Beni de istiyorlar.”

Sen nano kıyafetin kol kısmını aktif ediyorsun.
Küçük bir plazma bıçak oluşuyor, mavi ışıkla parlıyor.
“İstiyorlarsa… gelsinler.”

Zeus X’in göğsünden ince bir enerji kalkanı yayılıyor, yarı saydam mavi bir kubbe gibi sizi sarıyor.
“Savunma moduna geçtim.
Berke, sen Ece’yi al.
Ben önden temizlerim.”

Ama sen başını sallıyorsun.
“Beraber temizleriz kanka.
Ece… arkama geç.”

Kız tereddüt etmeden arkana saklanıyor.

İki kırmızı gözlü köşeyi dönüyor.
Eskisi gibi değiller artık.
Daha organize, daha hızlı.
Biri elinde eski bir demir çubuk, diğeri modifiye edilmiş bir tabanca tutuyor – namlusu kırmızı ışıkla yanıp sönüyor.

Zeus X bir adım öne çıkıyor.
“Son uyarı.
Geri çekilin.”

Cevap olarak tabanca ateşleniyor.
Mermi kalkana çarpıyor, mavi enerji dalgalarıyla dağılıyor.

Sen gülümsüyorsun.
“Pek akıllıca değil.”

Sonra koşuyorsun.
Nano kıyafet bacaklarını güçlendiriyor, bir anda aradaki mesafeyi kapatıyorsun.
İlk kırmızı gözlünün çenesine dirseğinle vuruyorsun – nano destekli darbe kemikleri çatlatıyor.
Adam yere yığılıyor.

Diğeri sana dönüyor, tabancayı kaldırıyor.
Ama Zeus X çoktan yanında.
Robotun eli adamın bileğine dolanıyor, metal parmaklar sıkıyor.
Çatırtı sesi.
Tabanca düşüyor.

“Teslim ol,” diyor Zeus, sesi buz gibi.

Adam kıkırdıyor, ağzından kan geliyor.
“Çok geç… hepiniz çok geçsiniz.
Yeni dalga geliyor.
Daha güçlüsü.”

Sen Ece’ye dönüyorsun.
“Ne biliyor?”

Kız yutkunuyor.
“Babam… son notlarında yazmıştı.
Virüs mutasyona uğradı.
Artık sadece enfekte etmiyor.
Bazılarını… evrimleştiriyor.
Daha zeki, daha dayanıklı kırmızı gözler.
Ve bir merkez var… eski Boğaz’da, terk edilmiş bir gemi.”

Zeus X adamı bırakıyor, adam yere yığılıyor, baygın.
“Koordinatları almamız lazım.”

Sen başını sallıyorsun.
“Max, duydun mu?”

Evden Max’in sesi geliyor, hafif parazitli ama net:
“Her kelime.
Drone’lar yaklaşıyor, sizi alacak.
Ece’yi getirin.
Serum hazır bekliyor.”

Ece sana bakıyor, gözleri dolu dolu.
“Gerçekten… eve mi gidiyoruz?”

Sen elini omzuna koyuyorsun.
“Evet.
Eve gidiyoruz.
Aileye katılıyorsun.”

Zeus X başını kaldırıyor, gökyüzüne bakıyor.
“Drone’lar 40 saniye içinde burada.
Ama önce şu ikisini bağlayalım.
Sorgu için faydalı olabilirler.”

Sen gülümsüyorsun, yorgun ama kararlı.
“Tamam kanka.
Sonra eve.
Sonra… yeni hedefe.”

Uzakta drone’ların vızıltısı duyuluyor.
İstanbul’un gri gökyüzünde küçük ışıklar beliriyor.
Ece elini sıkı sıkı tutuyor.

Yol devam ediyor.
Ama bu sefer…
yalnız değilsiniz.
Bir kişi daha katıldı.
Bir mavi göz daha doğacak.

Ve ev…
hâlâ bekliyor.
Kapısı kapalı,
ama içi her zamankinden daha açık.