2. bölüm / 2
ÖLÜ GEYİKBİR/ Bazen Böyledir Yaşamak
Bölümler 2Şu an: BİR/ Bazen Böyledir Yaşamak
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gerçek dünyadan kaçıp yargılanmadan biraz anlaşılmak isteyen ve umutlarını kağıt parçalarına gömmüş herkese...
Bölümün Dinleme Listesi:
Dünya Gül Bana- No.1, Heja
Sözler Şerefsiz Oldu- Norm Ender
Anla- Diyar Pala
Gönül Davası- Emir Can İğrek
Kazılı Kuyum- Yüzyüzeyken Konuşuruz
Yalnız Kuş- Göksel
BİR
BAZEN BÖYLEDİR YAŞAMAK
Eflin Barlas...
İnsanlar doğar, yaşar ve ölür. İnsanlar gerçekleri görür, intahara sürúklenir ve umutlar biter.
Ormanın derinliklerinde ölü bir geyik bulundu. Cesedi bedeni değil, ruhuydu. Tükenen şey nefesi değil, kalbiydi. Yarım kalan şey hayatı değil, hayalleriydi. Hüzün ise... her yerde vardı.
Eflin güzel ruhlu, saf ve temiz demekmiş. İsmimin hayırlı olduğunu düşünseler de Eflin... kırık bir kız çocuğu. Eflin kusurlardan ibaret.
Güzel bir sabaha uyanmak istemiştim ancak uyandığım yer bir hastaneydi. Başım ağrıyordu, midemde değişik bir his vardı.
Etrafa iyice baktığımda odanın beyaz ışığına maruz kalmıştım ve odada kimse yoktu. Şaşırmıştım. Gözlerimi iyice açtığımda bir hastane odasında olduğumu kendi zihnimde netleştirebilmiştim.
Koluma bir serum takılıydı. Kendimi çok kötü hissediyordum. Neden buradaydım ki? Kesin yine bir şey yaptın Eflin...
Daha kötüsü ise abim yoktu. Abim neredeydi? Abim yoktu burada. Abim olmayınca iyice stres oluyordum. Ya odaya abimden önce bir hemşire ya da doktor girerse? Kahretsin! Hemen abimin gelmesini istiyordum.
Midemde sanki bir zehir dolanıyordu. Ellerim titremeye başlamıştı. Hadi abi...
O sırada bir tıklatma sesi ile kapı açılınca iyice stres olup başımı sağ tarafa bastırdım ve gözlerimi kapattım. Konuşamazdım, şu an olmazdı. Üstümdeki ince beyaz örtüyü iyice sıkmıştım. Gözlerimi ağrıyacak kadar sıkı kapatmıştım.
"Eflin?"
Bir ses gelmişti ve ardından ayak sesleri. Bu ses biraz gergin çıkmıştı ancak benim gerginliğimi biraz olsun alabilmişti. Bu abimdi. Gözlerimi yavaşça açtım ancak çok sıkı kapattığım için ilk birkaç saniye etraf karanlıktı ve sonra düzeldi. Ancak ellerim hâlâ biraz titriyordu.
"Eflin iyi misin?" Bu sorunun cevabını verebilecek en son kişiydim. Şu an evet kendi bedenimdi ama bilmiyordum, iyi miydim değil miydim. İyiydim, iyiydim.
"Ne?" deyince abim yüzüme bakıp burnundan güldü. Neye güldüğünü anlamamıştım. Bir şey mi var diye üstüme üstün körü bir bakış atınca abim kaygılarımı bilen biri olduğu için hemen konuştu.
"Yok bir şey, sadece far görmüş tavşana benziyorsun." Abimin kahve gözlerine kitlendim ve yüzüme hoşnutsuz bir ifade takındım.
"Ne işim var benim burada?" Son söylediğim şeyin doğru bir soru olup olmadığını iyice düşündüm. Umarım yerinde bir soru sormuşumdur.
Ardından abimin yumuşak olan yüzü bir anda sert bir betona dönüşüverdi. Bana sinirle baktı. "Aptal balık, söyle bakalım bir insan günde en fazla kaç ağrı kesici içebilir?" Bu soruyu anlamamıştım, neyden bahsediyordu bu gereksiz?
"Düzgün konuş."
"Aptal balık dediğim için mi?"
"Hayır, yani düzgün anlat."
"Aptal balığı kabullendin yani?" Yine de gülmüyordu. Yüzünde tebessüme dair en ufak bir kalıntı da yoktu.
Büyük bir ciddiyetle bana ardından da hasta odasının içindeki büyük cama, dışarıdaki yağmurlu havaya baktı. Akşamdı.
"Efil, o kadar ağrı kesici ve ilacı intihar girişimi için mi içtin?" Efil... bunu bana içinde bir ukde olduğunda söylerdi.
İlk başta boş gözlerle baktım ve sonradan demek istediğini net bir biçimde anlamıştım. Artık hatırlıyordum. Okuldan gelmiştim, başım ağrıyordu ve midem ise rahatsızdı. Hemen ilaç dolabına yönelip ağrı kesici ve mide koruyucumu içmiştim ancak yetmeyince gün içinde ikisinden de en az yirmi kapsül içmiştim. Kabul ediyorum, aptalım.
"Ne zaman çıkarız?" Abimin sorularından korkuyordum ancak kendisinden de korkuyordum çünkü şu an eliyle siyah saçlarını karıştırıyordu.
Bunu sinirliyken yapardı hep. Özür dilerim abi... senden hiç dileyemediğim özür için de özür dilerim... diyemedim.
"Eflin, konu bu değil. Neden yaptın bunu?" İyice stres olmuştum. Aptal Eflin, aptal Eflin... konuşsana Eflin, susmasana Eflin, konuş Eflin. "Konuş! Yeter artık bu mu değerin, bu mu değerim?"
Ne söylesem inanmayacaktı. Konuşunca daha çok kızacaktı, daha çok yargılayacaktı, daha çok kızacaktı. Abi nefret etme benden.
"Öyle değil." deyince yüzünde büyük bir hayal kırıklığı oluşmuştu. İnanmamıştı. İnanmazdı, inanmazlardı zaten. Abi inan bana öyle değil.
Konuşamadığım zamanlarda iç sesim devreye girerdi. Nefret ediyordum bundan çünkü o an susmam gerekiyordu ancak söylemek istediklerim iç sesime yansıyınca ve söyleyemeyince deli oluyordum.
"En fazla yarım saat sonra taburcu olursun." deyip eşofmanının cebinden telefonumu çıkarıp bana verdi. "On beş dakika sonra ara, odaya biri girerse konuşmak yerine yine beni ara." Yine beni ara...
senden başka arayacak kimsem yok ki abi.
Üstündeki vücuda yapışan siyah kısa kolluya baktım, kasları belli oluyordu ve inceydi.
"Üşürsün." deyince göz devirdi. "Sen ilk önce kendine hakim ol, beni sonra düşünürsün." Arkasını dönüp çıkacakken durdu. "İntihar etmeye kalkışma." Omzunun üstünden bana uyarıcı bakışlar atıp odadan çıktı.
Yalnız kalmıştım. İşte bundan nefret ediyordum. Tam gözlerimi kapatacakken sağımda bir siluet görmemle gözlerimi hemen açıp sıçrayarak doğruldum. Hafif uğultular geliyordu. Ne olur biri bana yardım etsin.
2 SAAT SONRA...
Sonunda eve gelmiştik. Hemen içeri girdim ve arkamdaki abime baktım. Eve girdiği gibi tüm ilaçları sinirle mutfaktan aldığı çöp poşetlerine doldurdu. Bunu bekliyordum. Tüm sinirini şu ana bırakmıştı.
Öfkeden titriyordu. "APTAL!" Hakaretlerini duymamazlıktan gelemiyordum. Bağırılmasından ve yüksek sesten nefret ediyordum. Ben de sinirle üstümdeki kazağın kollarını çekiştirdim. Ses çıkartırsam daha kötü olabilirdi.
"Kim için uğraştım ben bu yaşa kadar? SESİN ÇIKSIN!" Her bağırışında irkiliyordum. Sesinin belli bir tonu yoktu. Kendini de hırpalıyordu. Kendimden nefret etmeye başlamıştım. Suçluluk duyuyordum. Bencil miyim ben abiciğim?
Hızla odama yönelecekken abim aniden ilaçların olduğu poşeti sertçe yere attı.
"Nereye?"
Artık sürekli azarlanmaktan bıkmıştım ancak bir yandan da suçluluk hissediyordum. "Odama gidebilir miyim?"
"Gidemezsin!" Gözümdeki yaşlara hakim olamadığım için ona bakamıyordum. "Abi lütfen..." devam edecektim ki aniden kolumu tutup beni kendine çevirdi. Gözlerinde nefret vardı. Kahretsin, bu canımı yaktı sanırım. Hem de baya.
"Sen benim tek ailemsin. Ben seni göz göre göre kaybediyorum, Efil!" Gözlerine aniden bir burukluk yerleşti. Onun da en az benim kadar canı yanıyordu sanırım. Efil annemin adı. Onu özledi sanırım.
"Bak, görüyorum ne kadar berbat durumda olduğunu ancak artık düzel. Hayatımızda hiçbir sorun yok. Huzurluyuz ve bunun kıymetini bil."
Huzurlu. Huzur? Huzur benden değil. Ben huzurdan uzak duruyordum çünkü ne zaman huzur olsa ertesi gün kıyamet olurdu. Ne zaman mutlu olsam ertesi sabah bir yıkımla uyanırdım. Mutluluktan, şanstan, huzurdan korkardım ben. Ancak benim yaşadığım duruma herkes sahipti. Öyle değil mi?
"Peki. Düzelirim." Ne desem işe yaramayacaktı. Ne kadar bir şey yapmasam da kimse güvenmiyordu bana.
Eflin her zaman sorunlu bir çocuktu onların gözünde. Peki niye? Eflin demek zayıf halka demekti onların gözünde. Bu yüzden herkes kolayca susturabilirdi beni. Sadece sessizlik istemenin neresi eziklikti? Sesten nefret ederdim. Çok kulak tırmalardı.
Abim beklemediğim bir şekilde bana sarılacakmış gibi biraz daha yaklaşsa da geri çekildi. "Ergen tavırlardan vazgeçmeni umuyorum, Eflin. Bencillik etme. Ben sana yıllarımı verdim." Ardından hızla odasına gidip kapıyı sertçe çarptı.
Yıllar... yıllar evet, gerçekten yıllarını vermişti belki de bana ama en önemlisi abim 14 yaşını tek başına vermişti bana.
Onu yalnız bırakmak, ne yaşamış olursak olalım, en büyük bencillik olurdu.
Ben Efil. Abisinden özür dilemeye bile yüzü olmayan 17 yaşında bir kız çocuğuyum. Geyikleri severim ancak onlar kadar masum değilim. Yaptığım yanlışlar, tonla hatalar beni birçok bilinmezliğe sürüklemiş olabilir ancak henüz en büyük bilinmezliğe sürüklenmiş değildim. Yani ölüme.
Bir şekilde düşüncelerimden çıkıp hemen abimin odasına doğru gittim. Her adımım içimde bir şeyleri kaynatıyordu. Neden suçlu hissediyordum ki sanki?
Tam odanın önüne gelince durdum. Ne diyecektim ki? Daha kendime bile tam gelememiştim. Çok kötü hissediyordum. Sürekli espri yapmaya çalışan sıradan Eflin...
Biraz düşündükten sonra kapıdan çekildim ki aniden arkamdan gelen bir fısıltı beni durdurdu.
"Merhaba."
Bu sesle aniden yerimden sıçrayıp arkama baktım ancak daha fazla dayanamayıp hemen koşa koşa odama kaçtım.
Odamı vardığımda kapıyı kapattım ve korkarak camı kapattım, sanki kapatırken aniden biri cama yapışacakmış gibi.
Hemen yatağıma geçip iki büklüm bir şekilde yastığıma sarıldım. Titriyordum resmen. Bu kadarını beklemiyordum.
Buraya geleceğimi düşünmemiştim. Ne yapacaktım? Şu an abime çok ihtiyacım vardı.
Abimi çözemediniz değil mi? Benim abim zamanında benim için çok fedakarlık yapmış ancak hep beni suçlasa da yine de benden vazgeçmemiş biri.
Ne kadar yıpransa da her zaman düştüğü çukurdan ya gülerek ya da ifadesizce çıkan biri benim abim ama asla üzgün bir şekilde çıkmaz. Ben onun ağladığını da görmedim.
Benim abim çirkin değildi, beceriksiz değildi ancak hiçbirine aşık olmadı.
Kimseyle çıkmadı. Bunu benim için yapıyordu... beni ihmal etmemek için aslında en çok beni ve kendini ihmal ediyordu.
Ancak ben abime bir kez olsun sarılamamıştım.
Hep onunla uyumak isterdim. Gece gördüğüm kabusların sabahına uyanırken birinin yanına sokulmak isterdim ancak elimde böyle bir imkan yoktu.
Abim beni ne severdi ne de sevmezdi. Benimle ilgili bir şey hissetmek için fazla meşgul bir askerdi. En çok yaptığı şey bana abilik yapmaktı ancak hiçbir zaman abim olmadı.
Titremelerim biraz durmuşken telefonum titredi. Telefonumu elime alınca üst kısımdan mesajlara baktım. Mesaj Pusat'tandı. Hemen mesaja tıkladım.
"Bu akşam kayalıkların olduğu yere gelir misin? Konuşmamız gerekiyor, Eflin. Konum atacağım." Mesajın sonuna bir kırmızı kalp koymuştu. Bu renk kalplerden nefret ediyordum. Yeşil kalp koysa olmaz mıydı? Yeşil benim için yeni başlangıçlar demekti ve hayatta en az kullandığım renkti.
Fazla samimi ancak kullanılan bir kızdım. Mesaja hemen "Tamammm" yazdım. Harfleri uzatmasan olmaz mıydı Eflin?
Mesajıma sadece tamam anlamında beğeni işareti bırakınca hemen enerjim daha çok söndü.
Hayatımda her şey fazla mı hızlı ilerliyordu?
Tam yataktan doğrulacaktım ki bir balyoz etkisiyle kafam aniden geri yastığa düştü.
Hayır... burada olmasın, ne olur...
Tam o sırada sanki elimi biri tutuyormuş gibi hissedince donup kaldım.
Gözümden sadece bir yaş aktı. Onları kapatamıyordum.
Ve sonra her şey karardı...
Bölüm etkileşimi
