1. bölüm / 2
Ölü Bir Kalbin HatırasıBir Varmış Bir Yokmuş
Bölümler 2Şu an: Bir Varmış Bir Yokmuş
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karanlık zamanlarda kendi diyarında hakkı olanı alamayan cehennem kraliçesi, insan topraklarında bir ordu kurmaya niyet etmiş. Şehvet ve kaosla beslenen cehennem kraliçesi, Kan nehri dediği tepede birbirine aşık iki kişiyi himayesine kabul etmiş.
seçilen kadın, ailelerinin yüz karası olarak görülen beş kız kardeşten biri; Adam ise soylu ailesinin tek vârisiymiş. Bu iki âşığa ölümsüzlük ve güç vaat ederek, hizmetkârlarını iki gümüş Kadehe akıttığı kanıyla ödüllendirmiş.
Adam, gümüş kadehteki kanı içmiş ve kana susayan gece yaratığına dönüşerek ölümsüzlüğü elde etmiş. kadın, kanla yıkanmış ve kanın büyüsü ile korkunç kara cadı adını almış. ona karşı çıkan herkese diz çöktürmüş, eziyet eden herkesi kendi kanlarında boğmuş.
eşsiz büyüsünü sadece kız kardeşleriyle paylaşmış ve bolluk içinde yüzerken kasabanın en tepesine eşi benzeri görülmemiş bir şato inşa ettirmiş. Şehvet ve kaosa bulanan zaman, amansız bir nehir gibi akıp geçerken kadın zenginliğinin, adam ise kanın esiri olmuş.
Cehennem kraliçesi diyarına geri döndüğünde, adam anlaşmayı bozmuş ve kara cadıya kendisine itaat etmesini buyurmuş. Karşı koyan kara cadı da zengin ve soylu bir savaşçı ile evlenip gücüne güç katmış.
İnsanlar, bilhassa kadınlar üzerindeki hipnoz edici etkisinin farkına varan adam kan sarhoşluğuyla kadınları büyülemiş, kara cadıya tekrar tekrar ihanet etmiş.
Adamın önünde diz çöken kasabalılar kendilerine de gücünden bahşetmesi için yalvarmışlar. Böylelikle daha çok erkek, Kadınlara musallat olan gece yarıklarına dönüşmüş. Kara cadı, Büyüsüyle adamı öldürecek bir hançer yapmak için kendini kardeşleriyle birlikte tepedeki şato’ya kilitlemiş.
Ölümsüz olan durmamış ve başka bir kuralı daha çiğneyip kadınlardan birinin rahmine günah tohumları ekerek doğan çocuğuna cennette meleklerin bile geçemediği yer olarak bilinen “Sidra” ismini vermiş.
Ölümsüz doğan ilk çocuk dünyaya geldiğinde kara cadı, Adamı öldürecek büyüyü, İlk kanı içtikleri gümüş kadehe nakış nakış işlemiş. Adamın ısırarak dönüştürdüğü müritleri kara cadının ölüm ayinini basmış ve onunla gümüş kadehin gücünü kullanan kız kardeşlerini rüzgâr esip geçene kadar katletmiş.
Cadıların nesli tükenirken ölümsüz yaratıklar çoğalmaya devam etmiş bu yenilgiye katlanamayan kara cadı ve kardeşlerinin ruhları toprakları lanetlemiş ve güneş ölümsüzler için katlanılamaz hale gelmiş.
O arazide yaşayan her kadın ölümsüzleri avlamazsa ruhlar onlara huzur vermezmiş. Kara cadının zenginlikle ödüllendirilen soyu ölümsüzleri avlamaya yemin etmiş, ölümsüzleri temizleyip nicesini kasabadan sürgün etmiş. Ta ki onlar doğdukları topraklara geri dönene kadar.
Bir Varmış; Luxuria Peri masallarında her zaman cadıların tarafını tutardı, onun mutlu sonu bütün prenslerin yan yana dizili tabutlarını seyrettiği karanlık hülyalarla doluydu.
Eski zamanlarda kadınlar prenslerden kaçardı çünkü krallar onları hep istemedikleri adamlara hizmet etmeleri için sunarlardı. böylesine şatafatlı, her yanıyla zengin bir şatoda yaşadığına göre şüphesiz bir masal kahramanıydı.
Evet, Masalının kahramanıydı; O halde neden bu adamlar kahramanı olmak için kapısına dizilir dururlardı? hem de ölürken Şatoya çeyizlerini seren tüm kadınlar, hiçbiri mi akıllanmazdı?
Dinlemediler kızgın ruhların fısıltılarını, oysa akısalar da prenslerin kanlarını, kendi mutlu sonlarını yazarlardı. O gece uykusuna yatmadan önce ahşap masasının üzerine eriyen mumu üfleyerek söndürdü.
gölgeler odasının içinde gecenin kurbanı için doyumsuz bir açlıkla dolaşıyordu. Kız bir anlığına düşündü, böylesi bir şatoda sadece şeytan eksikti! Bir şeytanla el ele tutuşup çıksa karşısına, babası ne sevinirdi!
gözlerini kapatıp daldı uykuya kabuslar tebelleş olmuşken hayal kurmak onun neyineydi? Daha çok kızdırdı ruhları, bu defa istedikleri avların en meşakatlisiydi.
yüreğinde derin bir korkuyla araladı gözlerini, Ruhlar başında el ele tutuşmuş şatoyu inletirken kalp atışları tek tek tekledi. Tam karşısında gördüğü gözler kapı gıcırdaması gibi konuşurken kız sadece korkuyla bağırdı.
“Vampir olarak doğanı öldürürsen hepsi ölür” dediklerinde onları dinledi. “Canavarın kalbini istiyorum” diye fısıldayıp başını eğdi.
Ruhlar hep bir ağızdan yeri göğü inletti “Tıpkı senin gibi” dediler. “Canavarların kalbi yoktur Luxuria.”
İblisin astığı rüzgâr çanı çaldı, yarasa kanat çırptı ve bir el hançerine sarıldı. Diğer elini korkuya bulanmış, aynı şidette heyecan ve arzuyla atan kalbinin üzerine bastırmıştı. Nereden bilecekti; bazı kalpler öyle şiddetli kırılırdı ki başka yaşamlarda bile ağrısı dinmezdi.
Bir yokmuş; rüzgârın sayfalarını hızlıca değiştirip arasına görünmez bir ayraç bıraktığı kitabın düşme sesiyle yüreği hoplayarak arada gözlerini.
penceresine çarpan yarasa camda kan lekeleri bırakarak aşağıya düştü, kız yataktan doğrulup gördüğü kabusun etkisi ile kalbini dizginlemeyi denedi.
belki de söylendiği gibi şato lanetliydi ama kimin yüreğinde iğne deliği kadar da olsa karanlık yoktu ki? esneyip uyuya kalmadan hemen önce okuduğu yere düşen kitabı dikkatlice komodinin üzerine bıraktı.
Luzia kitaplara muhtaçtı; romantik hikayeler onun tesellisi, Kitap kokusu diğer en güçlü bağımlılığıydı. Bu yüzden kabuslara alışkın olsa da öylesi hikayelerin sadece satırlarda gizli olduğunu biliyordu.
Ayağa kalkıp camdaki kan lekesini yakından inceledi, Ne tuhaftı… daha önce hiç böyle olmamıştı. Tatlı kalbi elvermedi ve pencereyi açıp başka bir yarasanın çarparak ölmesini engellemek istedi. Açtığı pencereden içeri girip onu öldürmek isteyeceğini nereden bilecekti?
Ona o kadar hızlı ve çabuk aşık olmuştu ki bu sevginin henüz rahme düşmeden başladığına şüphe yoktu.
Ve kader olmasa ne yazar; Böylesine trajik bir aşk, Saklandığın ağaç kovuğunda ya da bir arıkovan da bile ağını attığı kalbi yakalardı.
yine de unutma sakın; Hikayeyi kimden dinlediğin anlatıcıyı değil, tüm hikayeyi değiştirir.
sık sık hatırla; Yanlış kişiden anlatıldığında sensin masaldaki kötü cadı; belki de canavarın ta kendisi.
Bölüm etkileşimi
