1. bölüm / 1
Olmayan biriolmayan biri
Bölümler 1Şu an: olmayan biri
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
...
Hiçbir zaman gülümsemesi tam olarak görünmezdi ve gözlerinde hep bir sır saklıydı.
Onu ilk gördüğümde kalbim istemsizce hızlandı, ama bir şeyler hep eksik hissediliyordu. Yanına yaklaştığımda kelimeler boğazımda düğümleniyor, ne söyleyeceğimi bilemiyordum.
O an fark ettim: beni hem korkutan hem de büyüleyen şey, onun kim olduğunu asla tam olarak bilemememdi. Ve her şey bir gün ansızın başladı.
Ben kimim?
Her şey, o okula girmemle başladı. Lise hayatımın son dönemlerine az kalmıştı ve her şey üst üste geliyordu. Kafamı dağıtmaya çalışıyordum; evde huzur yoktu, genelde dışarıda olurdum. Yaazı bir şekilde geçmişti ve nihâyet okul başladı. Ama keşke başlamasaydı.
Okulun Birinci Günü
O kadar güzel kızlar vardı ki kendimden nefret ettim. Ama sonra fazla takmamaya başladım, ta ki onunla tanışana dek...
Mavi gözleri, beyaz teni ve geceyi andıran siyah saçları... Her bakışı, bütün ömrüme bedeldi. Sınıftakiler onunla konuşmuyordu; hoşlanmıyor gibiydiler.
Bir gün öğretmenimiz Salih Bey bizi yan yana oturtmak istedi. O bana öylece baktı ve hafifçe sırıttı. O kadar utandım ki yerin dibine girmek istedim seslik bi an bozuldu..
"Beni izledin, biliyorum," dedi fısıldayarak. "Ne? Seni izledim mi? Kim söyledi?" dedim. Yüzüme bakarak sustu. O an zaman durmuş gibiydi; sanki etrafımızı saran okul duvarları değil, sisli bir ormanın gölgeleri sarmıştı. İlk konuşmamız böyle başlamıştı.
O mavi gözlerde kayboluyordum. Gözlerindeki derinlik, ormanın gizemli ve karanlık bir köşesine bakıyormuşum gibi hissettiriyordu. Gün sonunda gitmişti.
Eve doğru yürüyordum, adımlarımın sesi boş sokaklarda yankılanıyordu. Nihayet eve vardım; annem evde değildi, babam da sanırım geç gelecekti. "Tamam," deyip şarkı açtım ve duş almaya başladım. Suyun altında düşüncelerim birbirine karışıyor, onun bakışları hâlâ aklımda dönüp duruyordu.
Duş sonrası odamda öylece oturup hayal kuruyordum. Gözlerimi kapattığımda, mavi gözler hâlâ önümdeydi, ormanın sisli gölgeleri gibi aklımda dönüp duruyordu.Utanç ve merak iç içe geçmişti. Öylece uyuya kalmışım. Annemler gelmişti.
"Ne oluyor bu gün? Yüzün neden gülüyor?" diye sordu.
"Her zamanki halim," dedim ama sesi biraz titriyordu.
"Öyle mi? Yoksa birine mi aşık oldun? Hem de şarkıyı aşk şarkısı açarak?" Annem hafifçe dalga geçti, gülümsemesi yüzünü aydınlatıyordu.
Bir an utandım, bir an da gülmek istedim.
İçimdeki heyecan bir an bile durmuyordu; kalbim sanki dans ediyordu. O mavi gözler, o siyah saçlar hâlâ aklımdaydı ve şarkının her notası bana onu hatırlatıyordu
Sabah oldu ve okula gitmek için uyandım. Yüzümü ve ellerimi yıkadım; hemen okula gitmek istiyordum, hatta yemek bile yemeden hızlıca çıktım. Kapıyı sertçe kapattım ve o an kabının yanında siyah bir kedi gördüm.
Kedi bana bakıp fısıldar gibi mırıldandı: "Bugün her şey değişecek, hazır mısın?"
Bir an donakaldım. Konuşan bir kedi mi görüyordum yoksa hayal miydi? Ama gözlerindeki parlaklık ve duruşu öyle gerçekti ki, istemsizce ona baktım.
Büyük hitmal yanlış duyudum dedim yolda giderken delmiyim ben diye düşündüm
Çekinerek yürüyerek okula
gittim
ve yanına oturdum. Kalbim yine hızla çarpıyordu; o mavi gözler sanki beni bekliyordu. Ama kafamın bir köşesinde hâlâ o siyah kedi vardı, fısıldayan sesi kulaklarımdaydı. Bana baktı ve dedi ki:
"Bu gün o siyah kedi seni korkuttu mu? Onun adına üzgünüm," diye sırıtarak ekledi. Gülmemesi garipti, ama içimde onda bir şeyler olduğunu hissettim.
"Ne? Neyden bahsediyorsun?" dedim ve önüne döndü.
"Ben... bir psikopata mı aşık oluyorum?" diye geçirdim içimden, tam sınıftan çıkarken.
"O zaman bugün dikkatli ol," dedi ve yürüyüp gitti.
Ama kafam hâlâ karışıktı. Siyah kedi... Onun fısıldayan sesi hâlâ kulaklarımdaydı, gözlerindeki parıltı aklımı kurcalıyordu. Sanki ormanın derinliklerinden bana bir uyarı gelmiş gibiydi Okulun koridorlarında yürürken, her köşe bir sır saklıyordu ve ben hem merak ediyor hem de korkuyordum. Kalbim hâlâ hızla çarpıyordu; mavi gözler ve o gizemli bakışlar zihnimde dönüp duruyordu Zihnimde dönüp duruyordu
2.
O sırada önümden siyah bir şey hızla geçti. Ne olduğunu bile göremeden irkildim. Hızlı adımlarla okuldan çıktım. Kapının yanında onu gördüm; beni görünce hemen yanıma geldi.
"İyi misin?" dedi. Yüzü gergindi, nefesi bile hızlanmıştı sanki.
"İyiyim..." dedim ama sesim çıkmıyordu neredeyse.
Bir anda bakışları ciddileşti. Ses tonu kalınlaştı, sanki okulun sesi bile arka planda kayboldu.
"Bir şey görmüş gibisin. Ne oldu?"
Gözlerime baktı, sanki içimi okuyormuş gibi. Bu beni daha da gerdi. O an, sabah gördüğüm siyah kedinin fısıltısı Rüzgâr birden yön du ayaklarımızın etrafında ğımda çınladı. di, yapraklar dönmeye başladıbaşladı. Tam cevap verecekken, okulun arka tarafından yüksek bir ses geldi. Metal bir şey düşmüş gibi... ikimiz de aynı anda başımızı çevirdik. Koridor karanlıklaşmıştı, sanki biri gölge gibi kaymıştı.
O, bir adım bana doğru yaklaşıp alçak bir sesle:
"Bu iyi değil..." diye mırıldandı.
Ve o an, cebinden küçük, siyah bir bileklik çıkardı. Normal bir aksesuar gibi görünüyordu ama üzerinde tuhaf bir sembol vardı: tıpkı bu sabah kedinin gözlerindeki şekle benziyordu.
"Bunu sakla," dedi. "Bugün işine yarayabiliryarayabilir Elimi tuttu ve hızlıca kendine doğru çekti. "Bizi izliyorlar," dedi fısıltıyla. Sesindeki ciddiyet bir an bile şaka payı bırakmıyordu.
Nefesim kesildi. Etrafıma baktım ama kimse görünmüyordu. Okul kapısının çevresinde rüzgâr bile önceki gibi esmiyordu; sanki hava bir anlığına donmuştu.
"Bu gece... saat 3.33'te gölde buluşalım," dedi. Gözleri karanlığa doğru baktı, sanki bir şey ya da biri yaklaşacakmış gibi tedirgindi.
Kalbim deli gibi atıyordu. Elinin sıcaklığı hâlâ avucumdaydı. "Neden ben?" diye geçirdim içimden.
Neden beni seçmişti?
Neden bana güvenmişti?
Arkamı döndüğümde, çalılıkların arasında siyah bir gölge hızla kayboldu. Sabahki kedinin gözleri bir an parladı sanki... ama emin olamıyordum.↓Neden mi? Sen," dedi.
Sanki içimden geçirdiğim 'Neden ben?' sorusunu duymuştu. Bir an dona kaldım.
"Bu... mümkün değil," dedim kısık bir sesle.
Gözlerime baktı, sesi daha da ağırlaştı:
"Zaman, neden sen olduğunu gösterecek."
Sonra hızlıca uzaklaştı. Ne olduğunu anlamadan okulun önünde tek başıma kaldım.
Eve vardığımda kalbim hâlâ deli gibi atıyordu. Telaşla üstümü değiştirdim ve masanın başına geçip araştırmaya başladım. Saatler geçmiş ama ben fark etmemiştim. Mutfaktaki ışık titriyordu, dışarıdan garip bir uğultu geliyordu.
Babam ve annem hâlâ gelmemişti.
"Zaten bugün de gel cekler," diye mırıldandım kendi kendime Tam o sırada kapı sertçe çaldı.
Bir an durdum. İçime tuhaf bir cesaret geldi.
"Kim o?" dedim yüksek sesle.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra tanıdık bir ses geldi kapının arkasından:
"Ben... Aleksandr."
Kapı arkasından gelen "Ben... Aleksandr" sesi, içimde irili ufaklı yüzlerce soruyu bir anda ateşledi. Ellerim titriyordu ama kapıya doğru yürüdüm. Kapının deliğinden baktığımda koridor boştu.
Sadece ayak sesleri...
Ama kimse yoktu.
Geri çekildim.
"Az önce... ses duydum. Şaka mı bu?" dedim
kendi kendime.
Tam o sırada kapı kolu yavaşça aşağı indi.
Biri içeri girmeye çalışmıyordu; sadece kapı kolunu tutup bıraktı.
Metal soğuk bir 'kalın' sesi evin içinde
yankılandı.
Dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu.
Ardından yine o ses:
"Seni oraya yalnız .göndermeyeceğim Aç kapıyı." Asandr'ın sesi hem tanıdı...
farklıydı. Sanki okulda konuştuğu sesle aynı değildi. Daha karanlık. Daha dolgun. Daha... gerçek.
Açmalı mıydım?
Kaçmalı mıydım?
Yoksa hiç kıpırdamamalı mıydım?
Tam geri adım atacakken mutfaktaki lamba 'cızz' diye bir ses çıkarıp söndü. Ev karanlığa gömüldü. Pencerenin önünden siyah bir gölge hızla geçti-ama insana benzemiyordu.
O anda kapının diğer tarafındaki ses değişti.
Fısıltıya dönüştü.
"Vaktin azalıyor... 3.33'e çok yok."
Kalbim boğazımda atıyordu.
Ayağımın dibine bir şey düştü. Eğilip aldığımda onun verdiği bilekliğin aynısının yerde olduğunu gördüm.
Ama ben bilekliği hiç evde bırakmamıştım...
Bu mümkün değildi.
Biri... ya da bir şey... içeri girmişti.
Bölüm etkileşimi
