6. bölüm · Okyanus Gözlüm (Yarı Texting)

Altıncı Bölüm

Athena .

Başıma vuran inanılmaz bir ağrı vardı. O ağrıyı dindirmek istiyordum ama kımıldayamıyordum. Tek yapabildiğim etraftaki sesleri dinlemekti. Başımda koşturanlar olduğunu ayak seslerinden az çok anlayabiliyordum. Birde monitör sesi geliyordu saniye başında. Bunların dışında kalın bir erkek sesi vardı, durmadan birilerine bağırıp emirler yağdırıyordu. Tüm bu seslerden uzakta bir ses vardı ciğerimi parçalayan. Ağlayan, bağıran bir kadın sesi. Onun sesi diğer tüm sesleri ezip geçiyor insanın yüreğini çiziyordu. O sesi tanıyordum. O benim annemin sesiydi. "Kızım!" diye bağırıyor, her yeri inletiyordu.
Ama neden? Neden bunlar oluyordu?
Hiçbir fikrim yoktu. Hiçbir şey hatırlamıyordum.
Gözlerim yavaşça açılmaya başladığında sessiz bir yerde uyandım. Etrafımda varolan tek şey ilerideki göl ve arkamdaki sonsuz ormandı.
Neredeyim lan ben?
Lan yoksa, lan! Öldüm mü?
"Lan ben niye öldüm!" Ayağa kalkıp üstümü silkeledikten sonra etrafıma bakınmaya başladım. Vay anasını, demek cennet böyle ha? Etrafa biraz bakındıktan sonra kuzey olduğunu düşündüğüm tarafa yani göle doğru yürümeye başladım. Hani cennette ağaçlar tersti lan? Bunlar benden niye elli metre uzun ve ters değiller? Gölün kenarına gelince kendi yansımama baktım. Mavi gözlerim şuan ortadaydı, taktığım kahve lensler gözlerimde değildi. Kahve saçlarımsa kızıl bir renge bürünmüştü. Hayır üzerine kırmızı bir şeyler dökülmüştü. Ellerimi kafama uzatınca parmaklarıma bir sıvı bulaştı. Bu kırmızımsı sıvı su olamayacak kadar katıydı. Jöle veya pıhtılaşmış kan gibiydi. Elimi geri çekip parmaklarıma bakınca o kırmızımsı sıvıyı gördüm. Parmaklarım arasından akıp bileklerime kadar uzanıyordu. Sıvıyı burnuma yaklaştırıp koklamaya çalıştım ama kokusu hiçbir şekilde gelmmiyordu bu yüzden elimi ağzıma götürüp paramğımın ucundan kırmızı sıvının tadına baktım. Ağzıma metalimsi o değişik tat gelince yüzümü buruşturdum. Lanet olasıca kanımdı bu benim, nerede görsem tanırdım. Elimi ağzımdan çekip göle uzattım. Biraz ovalayıp yıkasam fena olmazdı vallahi. Ellerimi yıkadıktan sonra bir süre gölün yansımasından kendime baktım. Üzerimde okulumuzun formalarından altımdaysa bol kalıp pantolonlardan vardı. Gölün kıyısından çekilip etrafıma bakındım. Çok ıssız bir yere benziyordu. "Kimse yok mu?" Sesim koca orman içinde adeta yankılanırken etraftaki yaprak hışırtılarını dinliyordum. Sanırım biri veya bir canlı bu tarafa geliyordu. Hass ya ayıysa? Geriye kalan son beyin hücrelerimi kullanarak mantıklı olabilecek bir plan yaptım ve arkamdaki ağaca tırmanmaya başladım. Bir dakika la, ayılar ağaca tırmanabiliyor muydu? Sanırım tırmanamıyordu. Ama ya tırmanabiliyorsa? Allah'ım inşallah yeni nesil ayıdır da ağaçtaki kovan yerine yerdeki arıcı kovanlarından besleniyordur. Hatta inşallah insandır. Gerçi insanında kötüsü var. Ya Rabbim gelen kişi winx perileri olsun! Anca onlar beni bu halimden kurtarır. Gelen kişinin veya hayvanın zararsız olması için bildiğim tüm duaları ederken ağacın en tepesinde gözlerimi sımsıkı kapamıştım. Ben onu göremiyorsam o da beni göremiyordur. Ben onu göremiyorsam o da beni göremiyordur! Korkudan krizler veçirirken aşağıdan hiç beklemediğim bir ses duyuldu. "Orada ne yapıyorsun Ekim?" Tek gözümü yavaşça aralayıp aşağı baktım. Çağıl ağacın altında durmuş bana değişik değişik bakıyordu. "Senin ne işin var lan burada?" Bana malmışım gibi bakıp "Ne demek ne işim var?" dedi. Kendimi mal gibi hissediyordum resmen. Onun burada ne işi vardı ki? "Çağıl sen mi malsın yoksa ben mi? Ne işin var bu ormanda?" Bana yine değişik değişik bakınca ağaçtan inip karşısında durdum. Kapkara gözleri her anımı takip ederken "Beynini mi sıfırladın hayatım?" dedi. Neyyy? Hayatım mı? Ulan harbi cennetteyim. Ellerini kafama götürüp saçımı okşayınca ağzım açık ona bakıyordum. Oğlum ne oluyor burada. Bu çocuk neden saçlarımı seviyor, niye bana hayatım diyor? "Ne işimiz var burada?" Çağıl bana kısa bir bakış attıktan sonra beni göğsüne çekince adeta şok olmuştum. Hareketsiz bir şekilde öylece dururken ne düşüneceğimi bile anlamıyordum. Kafamın üzerine küçük bir öpücük bırakıp "Sen demedin mi ailecek ormandaki çiftliğimize gidip küçük bir tatil yapalım?" dedi. Bir dakika ailecek mi? Biz ne zaman evlendik lan? Kafamı şaşkınlıkla kaldırıp Çağıl'a baktım. "Ailecek?" Bana hâla anlamaz gözlerle bakan çocuk "Açelya ve Nilüfer, kızlarımız. Kafanı falan mı çarptın bir yere." Endişeli gözlerini bana çevirdi ve başımı incelemeye başladı. "Niye bir şey hatırlamıyorsun canımın içi? Bir sıkıntı mı var? Şaka falan mı yapıyorsun?" Asıl o şaka mı yapıyor? Lanet olsun ne oluyor burada? "Anne!" Sesin geldiği yere refleks olarak kafamı çevirince suyun içinde oynayan küçük bir kız gördüm. Masmavi gözleri ve simsiyah saçları vardı. Benle Çağıl'ın birleşimi gibiydi. Bembeyaz teni ve uzun saçları arasında çok güzel bir kızdı. Küçük adımlarla kızın yanına gelince o gölde biraz daha ilerledi "Anne bak!" Kızın peşinden adeta büyülenmişçesine giderken su göğüs hizamı çoktan geçmişti ama kız hâla aynı derinlikte duruyor gibiydi. Ne oluyor lan burada? Sonunda fark edip su çeneme geldiği zaman durunca arkamı döndüm. Kıyıda Çağıl, Kuzey ve bir kız oturmuş bu tarafı izliyordu. Kuzey nereden gelmişti birden. "Kuzey! Ne yapıyorsun orada? Ne zaman geldin?" Sözlerim üzerine sanki beni hiç duymuyorlarmış gibi burayı izlemeye devam ettiler. Bir yandan gülerek sohbet ediyorlar bir yandan da durmaksızın burayı izliyorlardı. Gözlerimi kısıp kızın kim olduğunu anlamaya çalışırken gördüklerimle donakaldım. O kız benden başka kimse değildi. Ben orada oturuyordum ama aynı zamanda burad sudaydım. Kalbim hızla çarparken etrafıma bakınmaya başladım. Korkuyla sağa sola dönerken önümdeki kızın tekrardan sesini duydum. "Neden bana bakmıyorsun anne?" Küçük dudaklarını büzmüş bir şekilde beni izlerken birden yüksek sesle ağlamaya başladı. "Neden benimle oynamıyorsun anne? Neden?" Ne yapacağımı bilmez hâlde kız uzanacakken arkadan biri saçımı çekti. Ondan kurtulmak için arkaya uzanmaya çalıştığımdaysa sanki ellerim görünmez bir kemer tarafından bağlandı ve hareket edemedim. Arkamdaki ses "Niye uyuyorsun anne?" diye bağırdı. "Gerçeklere uyansana!" İkinci bağırışla olduğum yerde donarken atkamdaki kişi beni göle itti ama ben hiçbir şey yapamadım, yapmadım. Öylece gölün içinde batarken kulağımda aynı ses çınlayıp duruyordu, Gerçeklere uyan! Kalp ritmimin gittikçe yavaşladığını sonuna kadar hissederken tüm bunlara uzak bir ses duyuldu. "Hastayı kaybediyoruz! Kalbi duruyor, şok cihazını hazırlayın hemen!"