5. bölüm · 𝐍öᑲ𝖾𝗍
4. 𝐁öᥣüꭑ - İ𝗌𝗍𝖾𝗄𝗌𝗂ƶᥣ𝗂𝗄 🫀
Müdür yardımcısının odasına giderken kalp atışlarımın hala 10 dakika öncesindesinde ki gibi deli gibi attığını hissedebiliyordum. Peki ya o çocuk, onu takip ettiğimi nasıl farketmişti? çok güzel saklandığımı düşünüyordum oysa..
Müdür yardımcısının odasına doğru ilerlerken kalp atışlarım susmuyordu, kalp atışlarımın sesini kulağımda hissedebiliyordum. Ama neden böyle delicesine atıyordu? Hiçbir şey olmamıştı ki?
Yanıma Baran geldi. Ben şuan 2. kattaydım ve sınıfımız 3. kattaydı. Baran 3. kattan buraya koşmuş olmalıydı.
"Sare!!" dedi Baran, yanıma vardığında.
"Efendim" dedim. Müdür yardımcısının kapısının neredeyse 1 metre ötesinde durmuş, Baran'ı dinliyordum. "Hani o gün ben soluk soluğa, 'Sare!' diye bağırarak koşmuştum ya, sana birşey söyleyecektim."
Meraklanmıştım. Ama ne söyleyecekti ki? "Ne söyleyecektin ki?" diye sordum.
"Beden hocamız bana, 'Sare'ye yakında turnuvalar için takımdaki pozisyon seçmelerinin başlayacağını söyle.' demişti, onu söyleyecektim ama sözde benden daha zeki olduğunu iddia eden yarım IQ Ceren yüzünden söyleyeceğimi unutmuştum. Ceren'i görürsen ona, 'Baran sana yarım lQ salak diyor' de tamam mı? içimin yağları erir!" dedi alayla. sonra sol kolunu duvara yaslayarak siyah çerçeveli gözlüğünü düzeltti ve bana baktı.
"Bende Beden hocamız niye bize hala bunun uyarısını yapmadığını merak ediyordum ya.." dedim. "Valla sağol grubun zekisi." dedim alayla. Güldü. "Canımsın." dedi ve devam etti; "Ceren'e de aynen böyle söyle, 'Baran'a grubun zekisi dedim' de ki, yarım lQ Ceren kendini havalara sokmasın, 'Baran'dan daha zekiyim' diye." dedi ve kahkaha attım. Sonra yaslındığı duvardan doğruldu ve dik durdu. "Kolay gelsin sana girl. Altay'a sinirlenirsen yanıma gel, sana papatya çayı vereceğim." dedi alayla. Güldüm. "Altay'ı tanıyor musun?" diye sordum merakla.
"Tanıdığım çok söylenemez ama salak olduğu için hiçbir şeyi ciddiye almıyor hep mizah yapıyor. Deniz'in kumral versiyonu gibi." dedi. "Allah sana sabır versin canım arkadaşım," dedi alayla ve devam etti ; "teneffüste yanına geleceğiz hadi görüşürüüzz" dedi ve sınıfına doğru gitti. Giderken bana el salladı, bende tebessüm ettim.
Müdür yardımcısının kapısının önünde durdum ve aklıma aniden bir şey geldi.
Basketbol topu.
Arkadaş çevresi var.
Altay dediğimiz çocuk da çok popülerdi yani arkadaş çevresi vardı. Ayrıca Ela'nın o gün bashettiğine göre basketbolcu bir çocuktu, biz bugün o çocukla odadayken çocuk eline Basketbol topu almıştı ve "topumuz buraya kaçtı." demişti. O çocuk Altay olabilir miydi?
Ay birde o çocuk Altay çıkıyormuş!
Saçmalama Sare! O çocuk Altay ise kendimi duvarlara vururum!
Dua edeyim de Altay o çocuk olmasın dedikten sonra tam müdür yardımcısının kapısını çalacakken içeriden sesler duydum.
"Hocam bugün nöbetçilik yapmasam olmaz mı ya?"
"Sus bakalım Altay! Yapacaksın oğlum, neden istemiyorsun?"
"Hocam bari arkadaşımla yapayım!"
"Sare ile de arkadaş olursunuz zaten. Çok arkadaş canlısı ve kafa dengidir o. Seni dövmez yani, sakin ol."
Dövmeyeceğimden emin miyiz?
"Hocam n'olu-"
"Altay sus artık. Sare de birazdan gelir. Nerede kaldı bu kız?"
Muhtemelen biraz daha müdür yardımcısı ve bu çocuğu dinlersem oğlunun istemediği bir kadınla evliliğinin 10. ayında oğlu ile sevmediği gelininin odalarındaki tartışmasını kapının arkasında gizliden gizliye dinleyen kaynanalara dönüşecektim. O yüzden kapıya yasladığım başımı hafifçe kapıdan ayırdım ve kapıya tıklattım.
"Gel!"
Müdür yardımcısının sesini duyduğumda kapıyı yavaşça araladım.
"Heh! hoşgeldin Sare'cim."
"Hoş buldum Hocam." dedim ve içeriye geçtim. Nöbetcilik yapacağım çocuğun sadece kafasını görüyordum. Sonra çocuk arkasına döndü.
çat..
Şok dalgasının içinde yüzdüm resmen. Bir dakika.. ALTAY O ÇOCUK MUYDU?
Şom ağzına tüküreyim Sare! diyerek kendime söverken yanlışıkla kısık sesle kendime söverken kullandığım küfürlerimden birini mırıldandım. Sonra biri duydu mu diye müdür yardımcısına ve Altay'a baktım ama hiçbirinin duymadığını gördüğümde omuzlarım gevşedi ve rahatladığımı hissettim.
Altay'ın yanına geçtim.
Ben bu öküzle nöbetçilik yapmak istemiyorum! diye ağlamak istedim..
BEN.BU.HAYVANLA.NÖBETÇİLİK.YAPMAK.İSTEMİYORUM!!!
Altay sanki aklımdan geçenleri duymuş gibi kısa bir süreliğine bana döndü ve ardından odağı tekrardan Müdür yardımcımız Yunus hoca oldu. Yalvaran bir sesle, "Hocam hadi bize bir iyilik yapın ve bugün nöbetçi yapmayın bizi." dedi heyecanla. 3 saniye sonra Yunus hocadan yan bakış yedi.
"Oğlum Sare seni dövmeyecek sakin ol!" dedi.
"Hocam beni dövecekmiş gibi bakıyor.." dedi ve uzaklara dalarmış gibi yaptı.
Müdür yardımcısı olmasaydı şuan Altay'ı parçalamıştım zaten.
"Hocam yanımdaki eleman haklı -ilk defa- lütfen bizi nöbetçi yapmayın ya.." dedim üzgün bir sesle. Altay da bana, "Ben eleman mıyım? aşk olsun Sare.." dedi şakasına.
Adımı ondan duymak bir garip hissettirmişti.
"Sana bir bakınca.." dedim ve Altay'dan uzaklaşarak iki elimin Baş parmağı ve işaret parmağıyla kare yaparak oradan karenin içinden Altay'a baktım. Salak, poz vermeye başladı.
"Sanki bir filmde ancak arkadan geçen bir karakter olabilirsin." dedim. Hiç üzülmemişti. Güldü.
"Sende başrolün gereksiz kardeşi falan olurdun herhalde." dedi ve bana pas attı.
"EN azından rolüm gereksiz olsa bile karakter kadrosunda olurdum, sen kadroyu bırak figüran listesinde bile olmazdın. " dedim ve sanki sigmaymışım gibi havalara girdim be ardından gülmeye başladım. O da gülümsedi.
Müdür yardımcısı, masasının yanında ki kartları işaret etti. "Boynunuza takın bunları." dedi. Başımızla onayladık ve kartları alarak boynumuza taktık. Altay, "Hocam yol yakınken dönmek isterseniz-"
"Altay!" diye bağırdı Yunus hoca, Altay'ın sözünü keserek.
..
"Ben bazı belgeleri dolduracağım 5 dakika usluca bekleyin." dedi. Yine başımızla onayladık ve Altay ile yan yana bir şekilde hocayı beklemeye başladık. Bir dakika öyle durduktan sonra dayanamadım ve Altay'ın omzuna sessiz ama sert bir şekilde vurdum. Bunu minik oynatmadan yaptığım için kendimle gurur duyuyordum. Altay ilk başta gülmemek için dudaklarını birbirine bastırarak gözlerini kapadı. Sonrasında o da dirseğiyle benim dirseğime vurdu. Mimik oynatmamaya özen gösterek birbirimizi sessizce darp ettiğimiz dakikaların sonunda Yunus hoca nihayet kafasını kaldırdı.
"Şuradaki sınıf defterlerini zil çaldıktan sonra odama gelip alacaksınız ve dağıtmaya başlayacaksınız çocuklar."
İkimizde başımızı salladık. Altay, başını salladıktan hemen sonra, "Hocam ama siz yine bir düşünün şu nöbetçilik işini."
Yunus hocadan yine bir yan bakış yedik. Yani yedi.
Kolumdan tutarak benimle kapıya doğru ilerlerken, "Koş, Yunus hoca bizi parçalayacak!" dedi. Durdum. "Ben odadan çıksam ve Yunus hoca sadece seni dövse olur mu?"
"Hoca birimizi dövecekse ikimizi de dövsün."
Yunus hoca derin bir nefes verdi. "Eğer şimdi odamdan çıkmazsanız sizi gerçekten döverim!" dedi Yunus hoca.
Çocukla ikimiz de birbirimize kısa bir süre baktıktan sonra Yunus hocaya ikimiz de aynı anda, "Allah yardımcınız olsun." dedik ve birbirimize aynı anda söylediğimiz için güldükten sonra Yunus hocanın o sinirli bakışlarına daha fazla maruz kalmamak için koşarak odadan çıktık..
ᨳଓ
