Bölüm 1

Vaveyla Yazarı: Lina Sarell

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Bölüm 1
  1. 1 Bölüm 12.624 kelime · Okuduğun bölüm

On yıl önce
Kahve dükkânımız sabahın ilk ışıklarıyla uyanan bir şehir gibiydi: yarı uykuda, güvenli, kendi ritminde. Cam vitrin güneşi parçalıyor, merdiven basamaklarına düşen toz zerrecikleri altın gibi titriyordu. Annemin sesi duyulurdu önce — yumuşak, alışılmış bir şefkatle. Babamın kahkahası, kasanın tıkırtısı, fincanların çınlaması... Hepsi bizim sabah müziğimizdi.

Küçük kardeşim yine masa örtüsünü ters çevirmişti. Annem gülümseyince o da sırıtırdı; sanki tüm dünya o anda, o masanın etrafında dönüyordu.

Ben ise köşedeydim. Kulaklığımda ritim, önümde kodlar. Klavyenin tıkırtısı, dışarıdaki uğultuyla karışıyordu. Kodun dünyasında her şey düzenliydi — hata bile anlamlıydı. Gerçek dünya öyle değildi. Daha on dört yaşındaydım ama bilgisayar ekranı benim için başka bir gerçekliğe açılan kapıydı: hesaplanabilir, güvenli, mantıklı.

O sabah her zaman ki gibi kapı zili çaldı.
İçeri üç genç adam girdi. Siyah giyinmişlerdi; yüzlerinde “karar verilmiş” sert bir ifade vardı. Biri gri, biri siyah biri de kahverengi gözlüydü. Sessizlik onlarla birlikte geldi. Bu sessizlik ölümün sessizliğiydi sanki.

Babam onları görünce gülümsedi -her müşteriye olduğu gibi-.

Ama o gülümseme saniyeler içinde söndü...
İkinci saniyede gri gözlü olan cebinden bir zarf çıkardı, tezgâha bıraktı.

Karaz Kartı...
Gözüm o kartta kilitlendi. O sembolü tanıyordum.
Erdem Karaz’ın oğulları birbirleriyle ölümüne yarışmak için bu kartları kullanırdı.
Bir oyundu onlar için — ama bu oyun insanların hayatlarıyla oynanan bir kumardı.

“Bu mekânın sahibi burada mı?”
Sesi metaldendi sanki.

Babam ayağa kalktı. “Benim,” dedi sakin ama temkinli bir şekilde. Tedirgin olmuştu.

Adam başıyla onayladı. Sonra eli yavaşça beline gitti.
Silahı çıkardı.
O an, zaman büküldü... Metalin ışıltısı gözlerime yansıdı ama daha sonra o ışık silahtan çıkan bir mermiye dönüştü. O mermi ise babamın ölümüne...

Bir çığlık koptu — annemdi. Elindeki fincan düştü, kahve masaya harita gibi yayıldı.
İkinci kurşun...
Kardeşim tezgahtan arkasına saklandı. Hıçkırıklara boğulmuş bir şekilde ağlıyordu.
Ve üçüncü kurşun...
Sonra sessizlik. Korkunç, boğucu, taş gibi bir sessizlik.

Ben tezgâhın arkasında donmuş haldeydim. Ellerim beyazlamış, kulaklarım uğulduyordu. Her şey bittiğinde nefes almayı bile unutmuştum. Dudaklarım titriyordu ama ağlayamıyordum. Damlalar gözlerimi terk etmiş durumdaydı. Ağlayamazdım. Ağlamak bir çare değildi çünkü. Bugüne kadar kimsenin ölümüne ağlamadım, içimden gelmiyordu.

Gri gözlü adamın bakışları bana kaydı. Merhametsiz, hissiz ve anlam veremediğim bir şekilde bakıyordu bana. Sanki özür diler gibi... Veya başka bir şey. Daha on dört yaşındaydım ve duyguları gözlere bakarak anlayamıyordum. Benden üç ya da dört yaş büyük olmalıydı. Bana, daha doğrusu gözlerime bir kaç saniye daha baktı. Silahını bana doğrulttu ama üzerinde bir tereddüt var gibiydi. Bense ölümü kabullenmiş bir şekilde ona bakıyordum. Ne ağlıyordum ne de korkuyordum. Sedece ölmeyi bekliyordum.

Kahve gözlü adam onun kulağına bir şeyler fısıldadı. Konuşurken bana bakıyordu, benim hakkımda konuştuğu kesindi ama ne dediği bir bilinmez. Ama bildiğim bir şey varsa o da beni küçümdediğiydi. Bakışlarında kibir ve sadece kendini bilmez erkeklere özgü bir özgüven vardı. Gri gözlü adam ise başını sallamakla yetindi. Hâlâ bakışlarında değişen bir şey yoktu. Bakışlarını siyah gözlü adama çevirdi. O da onayladı. Onun onayını aldıktan sonra silahını indirdi. Hükmüm kesilmişti...

Sonra saldırganlar kapıdan çıkıp gittiler. Zarf masada kaldı. Gri gözleri ise aklımda... Beni öldürmeden gittiler. Tahminimce beni öldürmelerine gerek yoktu ve o adam da bunu söyledi. Sonunda ayağa kalktım ve masanın üzerindeki zarfı aldım. Siyah bir zarf ve gümüş işlemelerle üzerinde yalnızca bir şey yazıyordu: “SON :)"

Bu muydu yani? Ailemi bunun için mi öldüler? Bir oyun için! Örtüsünden tuttuğum masayı bir hamlede devirirken avazım çıktığı kadar bağırdım. Kasanın üzerindeki baharatlıklar gibi ne varsa hepsini az önce oturduğum köşeye fırlattım.

"Allah kahretsin sizi." Boğazım yırtılırcasına bağırdım ve bir daha. En sonunda dizlerimin dermanı kalmayınca dizlerimin üzerine kapaklandım. Ellerimle yeri yumruklarken sol gözümden bir damla yaş aktı. daha sonrada yaşlardan önümü bile zor görür olmuştum.

Yaklaşık yarım saat kadar oturduğum yerde göz yaşlarım kuruyana kadar ağladım. Hep derdim ki ağlamak bir çare değil. İşte o gün anladım ki insan en çok da çaresizlikten ağlarmış. Ağladıkça üzerindeki yük artar bir boşluk hissedermiş. Bu boşluk göz yaşlarıyla birlikte içindeki parçaların da akıp gitmesiyle oluşurmuş. Benden de o gün üç kurşunla üç parçam boşluğa gömüldü. İl kurşun benden çocukluğumu aldı. Çünkü ben artık babasının tembel çocuğu değildim. İkinci kurşun benden tüm erdemlerimi öldürdü. Bana erdemleri öğreten, hata yaptığımda kızan annem yoktu. Ve son kurşun benden duygularımı çaldı. Tüm duyguları en içten yaşayan o küçük kız ile sevgiye ve merhamete olan inancım da öldü.

Sonunda ağır adımlarla ilerlemeye başladım. Amaçsızca boşluğa doğru ilerledim, kafenin kapısının önünde durdum. Bana acıyarak bakan insanları tepkisizce izliyordum. Hepsi dışardan izliyor, fısıltıyla dedikodu yapıyor ama bir Allah'ın kulu da gelip yardım etmiyordu. İnsanlığa olan inancımda bu manzarayla tarihe gömüldü; 12 Mart 2015'e.

İşte o gün Lina DEMİR öldü. İnsanlığı, erdemleri, çocukluğu ve duyguları o küçük kızdan aldılar. Tıpkı ailesini ve huzurunu aldıkları gibi. o günden geriye üç mermi kovanı, bir kart, ve karazların laneti olmaya ant içmiş bir çocuğun enkazı kalmıştı. Hemen Karazlar'ı ele verecek delilleri topladım. Boş kovanları ve kartı cebime koydum. İntikamı adalete bırakmayacaktım. Çünkü adalet paradan yanaydı. İntikamım kan ile olacaktı. Ve bundan en çok payını alacak üç kişi vardı. Ailemi öldürdüğü için gri gözlü olan çocuk, bana aşağılayan gözlerle baktığı için siyah gözlü olan çocuk ve her şeye şahid olup hiçbir şey yapmayan kahve gözlü çocuk.
- 🖤
Şimdiki zaman

Hastane duvarlarının soğukluğu, devletin ilgisizliği, yetimhane kokusu...
Hepsi geride kalmıştı. Annem, babam, kardeşim... Hepsi geçmişte kaldı ama yaraları asla kapanmayacak. Kaybolan benliğim bir daha bu bedene gelemeyecek.

Şimdiyse ben başka biriydim. Başka bir kadın, başka bir insan.
Aynı bedende ölmüş bir ruh ve yeşeren bir nefret. Yeniden dirirlen bir ben...
Artık Lina değildim ben,
Nova'ydım; bir yıldızın ölümüyle doğan ışıktığa derlermiş, benimde doğumum ölümle oldu.

Siyah bir araba önümde durdu ve camı yavaşça indi. Ortaya çıkan yüz gülümsememe neden oldu. Elara AKSOY, en yakın arkadaşım, sağ kolum, Otuz iki diş sırıtarak bana bakıyordu. Yetimhanede dört yıl boyunca yanımda duran tek dostum. Sarı saçlarını sımsıkı bağlamış, duruşuna ters süslü tokalar takmıştı.

"Hazır mısın Nova?" dedi Elara, bugün büyük gündü. İntikamım için yeterli güce ulaşmıştım. Geriye sadece intikamım kalmıştı. Kendimi tanıtmasam bile, baş düşmanım, babasının tahtına geçecekti. Ve en azından onun yetişkin halini görmek, beni hatırlayıp hatırlamayacağını öğrenmek istiyordum.

"Hazırım Elara. On yıldır bunu bekliyorum." dedim. "Bence yeterince de bekledim. Her şey hazır mı?"

"Hazır." saçını geriye savurdu ve kıkırdadı. "Yapıp da başaramadığım bir şey olmadı."

Bilmez miyim. En yakın şahidiyim. Yurdu yakmak istediğinde de gayet başarılı olmuştu. o kadar başarılıydı ki kendisi de ateşin içinde kalmıştı. Arabaya bindiğimde keyfim yerindeydi. Zafirlerin köşkünden çıkmıştım ve tüm bu serveti sadece iki saat içinde elde etmiştim. Bu benim için gurur vericiydi.
- 🖤

İki gün önce

Bu on yılda çok şey öğrendim. Kod kırmayı, sinyal izlemeyi, kimlik sahtekârlığını. Geceleri boks salonlarında nefes tutmayı, bıçakla refleks çalışmayı. Bazen düştüm, bazen kanadım. Bazen de kanattım. Ama her sabah kendimi bir kez daha dizlerinin üstünden kaldıran kişi bendim. Acı, öğretmenimdi ve şimdi, o öğretmenin mezunuydum.

Yanımda Elara Aksoy ve Koray Sönmez vardı. İstanbul gecesi, neonlarla parlıyordu.Boğazdan gelen tuzlu rüzgar, kulübün cam kapılarına vuruyordu.Ben içeri adım attım: sade siyah elbise, keskin bakış, sessiz adımlar. Bu kulüp Zafirlerin bölgesiydi — ve ben birazdan onların lideri olacaktım. Bu noktaya kadar gelmem, planın bir parçasıydı. Karazların dünyasına sızmak için önce bu şehrin yer altını ele geçirmek gerekiyordu. İşe Zafirlerin bölgesini ele geçirerek başlayacaktım.

Sıradan bir müşteri gibi girdik kulübe. Elara ve Koray kol kola girmiş hemen önümde bekliyorlardı. Elara Koray'a ölümcül bakışlar atıyorlardı. Koray ise sırıtarak önüne bakıyordu. Kim bilir Elara'ya ne söylemişti. Elara Koray ile hiç anlaşamazdı. Koray mutlaka onu sinirlendirecek bir şeyler bulurdu.

Oyunumuz basitti; sıradan müşteriler gibi içeri girecek daha sonra Tolga Zafir'in odasına girip işini bitireceğiz. İlerlerken bir yandan bacağıma gizlediğim bıçağımı kontrol ettim. Gümüş saplı bıcak, babamın koleksiyonunun en değerli parçasıydı. Şimdi de intikamı için ilk kurşun olacaktı.

Kulağımızda takılı olan ten rengi küçük kulaklıklar Selin ile irtibat noktamızdı. Selin'in naif sesi kulaklarımı doldurdu. "Barın içinde koridorun sonundaki ilk kapı Tolga'nın olduğu gizli odaya açılıyor ama çok fazla koruma var, dikkatli olun!"

"Adamları siktiret Selin. Şifreyi kırabildin mi, onu söyle." dedi Koray. Kızların nefretini kazanmakta üzerine yok. Her fırsatta damarlarına basmanın yolunu buluyordu.

"Benimle düzgün konuşur musun lütfen Komutan," dedi Selin. Koray ordudan atılana kadar subaydı. "Hayır yani küfür etmeden konuşamıyor musun sen?" Selin hiç küfretmediği gibi bizim de küfür etmemize dayanamazdı. "Ayrıca şifre Tolga'dan beklenmeyecek kadar basit: 1234"

Selin'in sitemkar sesinin yanında bir Koray'ın kısık iniltisini duydum. Elara'nın Koray'a haddini bildirmekte geç kalmamıştı. Koray devamlı ikisiyle uğraştığı için her fırsatta birbirlerini savunuyorlardı.

İçeri girdiğimizde Selin'in söylediği gibi fazlasıyla adam karşıladı bizi. "Vay anasının gözü. Hayır yani adam ecelinin geldiğini anlamış gibi tüm adamlarını buraya dizmiş." dedi Elara. Gerçekten çok fazla adam vardı. Bunda Tolga'nın korkaklığının büyük bir payı vardı.

"Bari sen küfretme be Elara! Küfür edince Koray'a benzediğini kimse sana söyledi mi?" Selin'in sözleri bir ok gibiydi. Elara'nın zayıf karnından vurmuştu onu. "Eğer söylememişlerse Koray'ı tanımıyorlardır demek." Biraz duraksadı, nefeslendi. Top bana gelecekti, nefes alışından onları bana şikayet etmeye hazırlandığını anlayabiliyordum.

"Nova, şunları susturabilir misin?" dedi, biliyordum işte. "Hem babam olsaydı onlara çok kızardı."

Herkes sustu, yutkundum. Selin'in babası iki yıl önce Karazlar tarafından öldürüldü. Selin de o zaman aramıza katılmıştı. Bir gün üniversitenin kampüsünde onunla karşılaşmıştım. Düşmanımız da acımız da ortakmış. Onu yanıma aldım, benden bir yaş büyük olsa da Karazlara baş kaldıracak cesareti yoktu. Benim için elinden geleni yapacağını ama asla kan dökmeyeceğini söylemişti. Saf, temiz olsa da manipüle yeteneği zirvedeydi. Şuanda Zafirlerin mekanında olmamızda büyük payı vardı.

"Hepiniz susun. Selin, adamların dikkatini dağıtacak bir şeyler bulabilir misin?" dedim, sessizliğimi bozarak. "Bu kadar adamla dikkat çekmeden baş edemeyiz."

"Hmm. Adamların dikkatini çekecek ama diğer kimsenin ruhu duymayacak..." Kendi kendine mırıldanırken heyecanla konuşmaya devam etti "Sanırım telsizlerine sızabilirim ama hızlı olmalısınız."

Kulaklıktan tuşların sesi dışında ses gelmiyordu. Bizde bu sürede kapıya en yakın masaya geçip izlemeye başladık. Selin'in dediği gibi bir kaç dakika içinde adamlar dağıldı. Onların dikkatini nasıl çektiğini çok merak etsem de acele etmemiz gerektiği için sonraya erteledim. Hızlı adımlarla ilk kapıya doğru ilerledik. Şifreyi girdiğimizde kendi kendime hayret ettim. Adam resmen kimsenin aklının ucundan geçmez diye olabilecek en basit şifreyi koymuş. Tıpkı annem gibi... Annemde bizden bir şeyler saklayacağı zaman en basit yerlere saklardı. İçim acıdı, intikamımı almak için onların yasını dahil tutamamıştım.

İçer girdiğimizde önümde tek bir engel kalmıştı. Bu kapıyı da aştığımda ya ölecektik ya da yeraltının karanlık dünyasına adımızı duyuracaktık. Koray kapıyı kırarak içeri daldığında Elara arkadan ona saydırıyordu. Tolga Zafir ise sıçrayarak oturduğu yerden kalktı. "Sakin ol Zafir Bey. Sadece ufak bir ziyaret bizimkisi." dedi, Elara alayla. Birazdan Tolga'yı öldürecek ve tüm mal varlığını üzerime alacaktım. Bu küçük bir ziyaret falan değildi.

"Vahşi haklı Tolga Beyciğim." Az önce Elaraya vahşi mi dedi ben mi öyle anladım? Elara'ya bakarsak yanlış duymamışın. "Bize istediğimizi verdiğin müddedçe sana bir zarar gelmeyecek." diye lafını tamamladı Koray. Askeriyede olduğu süre boyunca bir çok işkence yöntemi öğrenmiş, kim bilir Tolga'ya neler yapmayı hayal ediyordu. İzleme isterim doğrusu. Tolga neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ara sıra ise kapıyı kontrol ediyordu.

Tolga'nın çalışma masasında, onun sandalyesine oturdum. Elimle misafir koltuğunu işaret ettim. "Lütfen Tolga Bey, oturun." dedim, sanki birini iş görüşmesi için çağırıyormuşum gibi hissettim. "Seninle bir anlaşma yapmak istiyorum. Öyle ya da böyle istediğimi de alacağım." dediğimde gözü yeniden kapıya kaydı. "Hiç boşuna kapıdan beklentilerin olmasın Tolga Bey." Dedim sesimi yükselterek. Bu adam nasıl büyük bir lider olmuştu. Korkak biri oladuğunu biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum "Ne adamların gelebilir buraya ne desen çıkabilirsin!"

"Ne istiyorsunuz benden?" dedi Tolga sonunda dile gelerek. Korkudan sesi titriyordu.

"Duydum ki, kansere yakalanmışsın." dediğimde rengi attı. "Duyduğuma göre öldükten sonra yerine geçecek kimsen yokmuş." Kanser olduğunu herkesten saklarken üç yabancının çıkıp da bu sırrını söylemesini beklemiyor olmalıydı. "Ben de dedim ki Tolga Bey mirasını bana bırakırsa çok makbule geçer." Koray cebinden bir belge çıkarıp Tolga'ya uzattı. "Her şeyini bana devrettiğine dair bir anlaşma." diye açıklama yaptım. "Yani demem o ki bunu imzala, biz de yolumuza bakalım ha Tolga Bey?" dedim.

"Bunu neden yapayım?" diye sesini yükseltti ama son hecelerini fısıltıyla konuştu. "Siz kimsiniz de tüm varlığımı size veriyorum." diye hesap sormaya kalktı. Her şey hızlı gerçekleşiyordu ve ben bu hıza alışmıştım. Tolga'nın bu asiliği sinirimi bozmaya başlamıştı.

Koray kahkaha attı. "Öldükten sonra ihtiyacın olmayacak da ondan"

Bacağımdan bıçağı çıkardım ve boynuna dayadım. Okuduğum kitaplarda en çok bu hareket hoşuma giderdi. Sonunda yapmaya fırsatım oldu. Kulağına eğildim ve sessiz çığlığım kulağına ulaştı, "Ben senin ve diğer herkesin eceliyim Tolga." dedim Koray'ın açıklamasını es geçerek. Bıçağı boynundan göğsüne kaydırdım. Bilerek bastırıyordum. "Bu kağıdı imzalasan da imzalamasan da öleceksin. İşleri zorlaştırırsan, eğer ki böyle bir hataya düşersen, ölümün de zorlaşır." Yutkundu, elleri titremeye başladı. Benden korkuyordu ve bu benim çok hoşuma gidiyordu.

"T-tamam, bir kalem ver." Ne? Bu kadar basit mi? Hadi ama bunun eğlencesi nerede kaldı. Ama olsundu, Yeterki imzalasın. Koray'ın uzattığı kalemi aldı ve imzasını attı. İşimiz bitti. İşi bitti. Kanı beyaz gömleğini kırmızıya boyarken çantamdan siyah bir gül çıkarıp üzerine yerleştirdim. Yeni imzam buydu artık.

"Gidiyoruz," dedim. İstediğimizi almıştık. "Belgenin kopyasını burada bırakın."
-

Şimdiki zaman

Karazlara ait bir mekanın önünde dururken o gri gözler yeniden gözlerimin önüne geldi. Daha sonra babam, annem ve kardeşimin cesetleri... Son zamanlarda sadece rüyalarımda değil günlük yaşantımda da peşimi bırakmaz olmuştu. halisülasyonlar görmeye başlamıştım. Duruşumu dikleştirdim ve ayaklarım geri geri gitmek istese de ilk adımımı attım. Daha sonra ikincisini ve devamı geldi. Kapıdan içeri girerken yanımda sadece Elara vardı.

Elara benim aksime daha sade giyinmişti. Kırmızı uzun elbisesi vücudunu tam olarak sarıyordu. Saçını omuzlarından döklülmesine izin vererek açık bırakmıştı. Yaptığı doğal ve abartısız bir makyaj ile mükemmel görünüyordu. Bense siyah mini bir elbise giymiştim. Elbisemin etek kısmı siyah güllerle donatılmıştı. Elbiseme siyah ruj eşlik ediyordu. Gözlerimi belli eden bir makyaj yapmıştım. Nerede olursam olayım kendimi belli edecek şekilde giyinmiştim.

Ben buradaki çoğu kişiyi tanıyordum ama buradaki kimse beni tanımıyordu. Geldiğimi kimse fark etmemişti bile. Karazlar bölgelerindeki bazı sivil halkı da davet etmişti. Tabi onlar zenginlerin olduğu locaya girmesi yasaktı. Bizde sivil halktan biri gibi mekana girmiştik. Daha kendimi tanıtmaya niyetim yoktu.

Bir kaç dakika sonra Aras Karaz mekana giriş yaptı. Kapının önünde kendinden emin bir şekilde dururken onu inceleme fırsatı bulmuştum. On yıl öncekine kıyasla daha olgun ve yapılıydı, şimdi yirmi yedi yaşında olduğunu göz önünde bulundurursak gayette normal bir değişim. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Tek farklı renk gümüş yaka iğnesiydi. Tıpkı gözleri gibi ışıkta parlıyodu.

Gözleriyle etrafı süzerken bir an gözlerimiz kesişti. Sadece birkaç saniye gözlerimin içine baktıktan sonra bakışlarını hemen benden çekti. Gözlerini kapatıp başını iki yana salladı. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken kapının önünden ayrılıp ilerlemeye başladı. Bir dakika ne? Buraya mı geliyor o? İstediğim oluyordu, beni fark etti ve yanıma geliyordu.

Yanıma geldiğinde, “Bu yüzü daha önce görmüş müydüm?” dedi, alaycı bir tonda. Sesindeki merakı alaycı bir tavırla gidermeye çalışıyordu. Ama gözleri geçmişten bir hatıra bulabilmek için yüzümde oyalanıyor gibiydi. Unutmamıştı ama hatırlamıyordu da. İçinde bir parça hâlâ bana o anlamsız gözlerle bakan çocuktu.

“Sanmam,” dedim, gözlerimi ayırmadan. "İstanbul'a yeni geldim." dedim kendimden emin bir tonda "Ayrıca benim tanımadığım insanlar da genellikle beni tanımaz”

Bir gülümseme belirdi yüzünde.

“Cesursun.” dedi. “Beni gerçekten tanımıyor musun?.” sesi zannettiği kişi olmam için adeta yalvarıyordu. Ama gözleri on yıl önceki gibi bakmıyordu. Sadece merak vardı bakışlarında.

"Sizi tanımam mı gerekiyor?" dedim safça. "Sadece kardeşimi ziyarete gelmiştim." Yanımda duran Elara'yı işaret ettim. "Biraz eğlenmek için buraya geldik sadece."

O an, oyun başlamıştı. Aras gittiğinde bile gözleri üzerimde kaldı; o farkında değildi ama ben çoktan tahtına doğru ilk taşımı oynamıştım. Bu sefer hayat kumarında kazanacak olan bendim. Çünkü o geldiğinde ne olacağını bilmiyordum, şimdide o hiçbir şey bilmiyor.

Telefonuma bir mesaj düştü:

Karaz sevkiyatı yarın sabah çıkıyor. Rotayı değiştirme şansı yok.

Selin'den gelen mesaja Elara da baktı. Ekranın ışığı yüzüme vurduğunda, içimdeki sessizlik büyüdü. Fırtına öncesi sessizlikti bu. Soğuk, keskin, planlı. Her satır, her bilgi parçası, her hamle bir adım daha yaklaştıracaktı beni o ana: O sabahın hesabına.

Burada olan işim bitmişti Aras Karaz beni fark etti. Artık planın ikinci aşamasına geçebilirdim.

Kulüpten çok geçmeden çıktığımda rüzgar yüzüme çarptı. Şehrin ışıkları gözlerimde yanıp sönerken, kendi kendime fısıldadım:

“Görüşürüz Aras. Bu kez sahneyi ben yakacağım.”

Ve adımlarım karanlığa karıştı. İstanbul uyumuyordu; ben de artık uyumayacaktım.

Sizce ilk bölüm nasıl?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18