1. bölüm / 1
NİSYANAGİRİŞ
Bölümler 1Şu an: GİRİŞ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Uzun Çam ağaçları gri gökyüzünü delip geçerken etrafta göz alabildiğince bir beyazlık vardı. Kalın kar tabakasının üzerinde zorla ilerlerken yüzüne vuran tipi, her bir santiminin tekrar ve tekrar soğuk ve ızdırapla sızlamasına neden oluyordu. Siyah, uzun saçları günlerdir süren yolculuğun yorgunluğuyla dağılmış ve öldürücü soğuğun etkisiyle Don tutmuştu. Öte yandan göz kapakları sonsuz bir uyku için yalvarırken ölümün kendini tanıdık bir dost gibi sarmalayışı onun bu anlamsız yolculuğa son vermesi için ısrar ediyor gibiydi.
Ölmeyeceğim, diye geçirdi içinden.
En azından bugün değil.
Ancak soğuk gökyüzüne gönderdiği buğulu nefeslerini izlerken bu sözlerine pekte inanmamıştı. Nerede olduğunu bilmiyordu, neden orada olduğunu da. Aslında bakarsanız tam bir haftadır şuursuzca yürümek zorunda kaldığı bu yolculuğa hangi amaç uğruna katlamak zorunda kaldığını da merak ediyordu lakin zihninde tüm bu sorulara cevap olabilecek tek bir ip ucu bile yoktu. Düşünceleri de en az ilerlediği yol kadar sessiz, boş ve tekinsizdi.
Uzaklarda sisin etkisiyle zarzor seçilebilen, muhtemelen buz tutmuş göle kısa bir bakış attı. Belki şanslıysa şu içebilir ve biraz da dinlenebilirdi. Ait olması gereken yerde değildi ancak bunu dert etmedi. Zaten hiçkimse olması gereken yerde değildi ve Soyluların sınırını geçtiğini biliyordu, artık Dışlanmışların bölgesindeydi, ki bu da baş etmesi gereken daha fazla bela demek oluyordu.
Yorgunluk üzerine bir yük gibi çöreklenirken kısa bir inilti Duyuldu. Sargılı eli kasıklarından sağ göğüs kafesine kadar uzanan hançer yarasının üzerinde durdu ve avucunu birkaç kat giysinin üzerinden kesiğe bastırdı. Normal bir yaralanma olmadığı kesindi. Raen Teminatından yapılmayan hiçbir silah böyle büyük ve haliylede büyülü bir yara açamazdı. Yinede, diğer tüm gizemler gibi, onu bu hale kimin getirdiğini de hatırlamıyordu. Sanki sihirli bir değnek sahip olduğu tüm anıları silmiş ve geriye büyük bir boşluk bırakmıştı. Geçmişin ona bıraktığı tek iki şey, adı ve arayışıydı;
Bronddan Victor.
Kuzeye git.
Bu halde daha fazla ilerleyemeyeceğinin farkındaydı, yaralı, yorgun ve açtı. Üstelik gece, avına abanan bir avcı gibi gökyüzünü işgal ediyordu. Evet, kesinlikle biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı. Adımları yavaşlarken gözüne kestirdiği bir ladin'in gövdesine yaslandı ve gözlerini yumarken daha rahat nefes alabilmek için Kırmızı atkıyı çekiştirdi.
Ölüm yaklaşıyordu.
Ölümcül bir yaraya sahip olmasını, günlerdir aç ilerlemesini, ormanda bir sürü acayip yırtıcı ile karşı karşıya olmasını saymazsak bile, bu kadar yol kat etmişken donarak ölmesi oldukça ironik olurdu. Eğer bir inancı olsaydı, Tanrıya veya Tanrılara yalvaracağı an tamda bu olurdu; ölmemek için bir dua.
Yinede tüm sinir uçları uyuşurken ve onca soğukta tatlı bir mayhoşluk hissederek uykuyla savaşırken defalarca kez hikayesini dinlediği ölüm meleğinin bu kezde kendi sonu için geldiğinin farkındaydı. Artık hiçbir dua'nın faydası yoktu çünkü Tanrı onu terk etmiş ve unutmuştu.
Belki de bir şeyleri unutan tek kişi Tanrı değildi?
Bölüm etkileşimi
