4. bölüm / 4
NİSYÂNBÖLÜM 4: UNUTMAK
Bölümler 4Şu an: BÖLÜM 4: UNUTMAK
- 1 BÖLÜM 1: ŞÜPHE1.319 kelime
- 2 BÖLÜM 2: ŞÜPHE Mİ, GERÇEK Mİ?1.064 kelime
- 3 BÖLÜM 3: ACI TEŞHİS1.053 kelime
- 4 BÖLÜM 4: UNUTMAK978 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zafer akşam kendini yatak odasına kapatmıştı. Elinde Leyla’yla olan fotoğrafları, dolmuş gözleriyle oturuyordu yatağında. Gözlerinden süzülen damlalar içindeki yangını söndürmeye yetmiyordu.
Unutmak ne demekti? Anılarını, sevdiklerini, aşkını. Leyla’yı, Seher'i unutma düşüncesi ona o kadar gerçek dışı geliyordu ki ‘‘Nasıl?’’ diye düşündü. İnsan nasıl unuturdu? Yavaş yavaş mı? Yoksa bir sabah yeni alınmış bir defterin hiç dokunulmamış beyaz sayfaları kadar boş bir hafızayla mı uyanırdı? Böyle bir hastalığın olduğunu biliyordu ama anlayamıyordu. Bu konuda kitap okumamış değildi, okumuştu. Okumayı hep çok severdi. Ama insan başına gelmeden o şeyin mahiyetini anlayamıyordu.
Leyla’ya ait birçok şeyi yanına almıştı. Eli mektuplara gitti. Hiç uzak kalmamışlardı ama aynı evin içinde birbirlerine mektuplar yazmışlardı. Leyla çok istemişti. Gülümsedi. Yirmi küsür yıllık mektuplara dokununca hala o günlerdeymiş gibi hissediyordu.
Yavaşça yerinden kalkıp yatağın sağ duvarındaki, kapının hemen sağındaki şifonyerin ikinci çekmecesini çekti. Leyla’nın kazağı oradaydı. Hasretle bakıp okşadı önce, sonra kazağı alıp geri döndü yatağa. Kazağa sarılarak uzandı. Leyla’yı koklarcasına kokluyordu. En son uzun yıllar önce giyilmiş kazaktan koku geldiği yoktu ama Zafer hala Leyla’nın kokusunu alıyor gibi hissediyordu. Daha yeni kuruyan gözleri yeniden ıslanmaya başlamıştı. Saat geç olmuş, yaşlı bedenine acıyla beraber yorgunluk ve uyku da çökmüştü.
Seher babasının üstüne gitmek, kendi endişesiyle onu daha da üzmek istemiyordu. Bunun için onu yalnız bırakmış, ellememişti. Onun hali de babasından farklı değildi. Bütün gece ailesiyle, annesiyle, babasıyla yaşadığı bütün anıları gözünün önüne gelmişti. Bütün gece yastığına sarılarak ağladıktan sonra saatin gece 3 olduğunu farketti. Kalkıp odasından çıkınca hemen solda olan lavaboya girdi, başı ağrıyordu. Yüzüne bolca su çalıp dışarı çıktı. Babasının odası kendi odasının tam karşısındaydı. O da onun gibi uyumamış mı diye merak ederek kapısını çaldı. Ses gelmiyordu. Kapıyı hafifçe aralayıp ucundan baktı. Zafer’in, Leyla’nın kazağına sarılmış halde uyuyakaldığını gördü. Yeni yıkadığı gözyaşları yine yüzünde yer bulmuştu. Yavaş adımlarla yaklaşıp babasının saçını okşarken gözleri şefkatle bakıyordu.
Üzerini örterken yatağın üstündeki fotoğrafları, kağıtları fark etti. Onları çekmeceye kaldırırken yatağın üzerinde bir de defter olduğunu gördü. Bu defteri ilk defa görüyordu. Eline aldığında üstünde annesinin adının kazılı olduğunu gördü. Bu annesinin günlüğüydü. Leyla’nın bir günlüğü olduğunu bilmiyordu, şaşırmıştı ama üzerine çok düşünmeden onu da çekmeceye koyup kapıya yöneldi. Odadan çıkmadan babasına bir kere daha dönüp baktı, onu ne kadar çok sevdiğini bugünlerde daha çok fark ediyordu.
_________________
Sabah Seher gözünü açtığında saat 9’du. Çok az uyumuş, uykusunu alamamıştı. Gözlerini ovuşturarak banyoya geçti. Elini yüzünü yıkadıktan sonra biraz kendine gelmişti. Musluğu kapatırken aynaya baktı. Derin bir nefes aldı. Yine gelen ağlama isteğini hemen tutup yüzünü sildi. Bu ağlama krizlerini bir kenara bırakıp babası için çabalaması gerektiğini hatırladı. Burnunu çekerek gülümsedi. Salonlarına dahil olan mutfağa gitmek için aradan geçerken Zafer’in odasından ses geldiğini duydu. Muhtemelen uyanmış üzerini değiştiriyordur diye düşündü.
Kahvaltı hazırlamaya koyuldu. Hemen bir omlet çırpıp içine çekirdeklerini çıkardığı zeytinleri ekledi. Zafer omleti zeytinli seviyordu. Zafer’in kapı sesini duyunca odasından çıktığını anlayıp konuşmaya başladı.
‘‘Uyandın mı babacığım? Gel bak senin sevdiğin gibi yaptım omleti. Gel yiyelim sonra yürüyüşe çıkarız sahil kenarında. Sana bulmaca da alırız. Şu köşede kitapçı var ya, orada bulmaca kitapları var. İçinde bir sürü bulmaca oluyor. Dönüşte bir yerde tatlı da yeriz. Diyetini aşmamak şartıyla ama.’’
Seher öyle bir hızla konuşuyordu ki Zafer kaç kere araya girmeye çalışıp yapamamıştı.
‘‘Kızım, bi’ beni dinle, bırak şunu.’’
Seher’in elindeki çatalı alıp tezgaha koydu ve devam etti.
‘‘Gel otur şuraya, bir konuşalım.’’
Seher’in kolundan tutarak sandalyeye doğru ilerledi. Oturdular. Seher merak etmişti.
‘‘N’oldu baba?
Zafer sandalyesini Seher’e döndürerek ellerini tuttu.
‘‘Kızım ben çok düşündüm. Eğer ki ben kendi bakımımı yapamayacak bir hale gelirsem beni bakımevine bırakmak için bir saniye bile düşünme."
"Baba sen ne diy-"
"Lafımı kesme. Dinle."
Hafif bir tebessümle konuşmaya devam etti Zafer. Tebessümünden Leyla'yı hatırladığı belliydi.
"Bak annen zamanında böyle kalın kalın sağlık kitapları alırdı, uyumadan önce okurdu. Ben de onun bitirmesini bekler, öyle okurdum."
Seher konunun nereye varacağını anlamaya çalışarak meraklı gözlerle dinlerken Zafer nefes verdi.
"Demem o ki doktorun bana o söylediği o hastalığın ne olduğunu, nerelere kadar gidebileceğini biliyorum kızım."
Seher gözleri dolu dolu bakıyordu babasının yüzüne.
"Kesme lafımı, dinle sonuna kadar. Elden ayaktan düşüp, bakıma muhtaç hale gelirsem senin hayatının önünde bir engel olmak istemiyorum. Sadece benimle ilgilenip kendini unutmanı istemiyorum. Asla istemiyorum. Seni çok iyi tanıyorum o yüzden şu an aklım hala başımdayken bunu sana söylüyorum kızım."
"Sen benim için bir engel olabilir misin baba?"
Seher hışımla ayağa kalktı.
"Ya dalga mı geçiyorsun benimle baba? Ne bakımevi ne kendini unutması. Ya sen kiminle konuştuğunun farkında mısın şu an? Seher'im ben Seher."
Bunu derken kendi göğsünün ortasına vuruyordu.
"Seher'im ben. Yavru Mandalin'im diye bakır saçlarını sevdiğin o küçük kız çocuğuyum ben. Nasıl, nasıl düşünebilirsin bile isteye seni bırakacağımı, bunu benden nasıl isteyebilirsin baba?"
Zafer, Seher'in yüzüne bakmadan dinlemişti her şeyi. Çünkü bakarsa ağlardı. Derin bir nefes alıp kafasını kaldırmadan, sadece gözlerini kaldırarak Seher'e baktı.
"Bana ilk defa sesini yükselttin."
Seher hemen sandalyesine oturup Zafer'in elini tuttu.
"Özür dilerim. Ama benden yapamayacağım şeyler isteme baba."
Elinin tersiyle gözyaşlarını ve burnunu silip devam etti.
"Hem bunları konuşmak için o kadar erken ki. Başlangıç evresindesin daha, biliyorsun. Doktor bize hızlı ilerlememesi için yapmamız gerekenleri zaten söyledi. Biz buna odaklanacağız tamam mı? Unut bakımevini makımevini baba, unut."
Zafer sıkkın bir şekilde nefes verdi. Seher ne dese dinlemiyordu. Onu daha fazla üzmek istemediği için üstelemedi.
Seher ayağa kalktı.
"Kahvaltıyı hazırlıyorum. Bu konu şu an burada kapanıyor. Yanan içime bir odun da sen atma baba."
Zafer dolan gözlerini kafasını çevirerek Seher'den gizli silip tuvalete gitmek için ayağa kalktı.
"Çayı da koyuyorum."
"Tamam."
Kahvaltıdan sonra sahilde yürüyüşe çıkmışlardı. Daha sonra Zafer'e bulmaca kitapları alıp eve geçtiler. Zafer tatlı yemek istememişti. Seher de kendisi evde kek yapmaya karar verdi. Hem kafası da dağılırdı.
Unutmak. Nasıl bir şeydi? Unutmak öyle bir şeydi ki Zafer geçmişini unutma korkusuyla odasında ağlayarak karısının mektuplarını okurken, Seher bu gerçeği bir anlığına unutmak için mutfakta kek çırpıyordu.
Evet unutmak böyle bir şeydi. "Hafıza-i beşer nisyân ile malûldür" demişlerdi. Yani insan unutur. Ama ne zaman neyi unutacağını seçemez. Ya unuttuğunu hatırlamaya ya da hatırladığını unutmaya çabalar.
Bölüm etkileşimi
