1. bölüm / 1
Nilufer SanrılarıYaşayan Ölüler
Bölümler 1Şu an: Yaşayan Ölüler
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🪷Ön Söz🪷
Merhaba,sevgili okurum.Bu misralarda ben yalnız değilim,sizinleyim.
Ve şimdi ben sizi 'NİLUFER SANRILARI' kurgum da benimle eşlik etmeye davet ediyorum.
Bu kurgu aklıma düştüğünden beri yazmakta en heyacanlandığım kurgularımdan biriydi.
Okuduğunuz bu hikaye tamamen hayal ürünü,ve benim dünyamın bir parçasıdır.
Her karakter,her olay kafamda ki,dünya da doğdu.
Amacım sadece kitabımı okutmak değil,daha çok size benim dünyamı göstermekte.
Karakterlerle beraber üzülmeye,belki onlardan kendiniz de bir parça bula bilmeye davet ediyorum.
Her satırda bir parça bensem,bir parça sizlersiniz.
Umarım satırlarımda kaybolurken,hem keyif alır,bazen düşündürür bazense sadece anın tadını çıkarırsınız.
Her biriniz benim için çok önemlisiniz.
Umarım benim dünyamı beğenirsiniz.Her şeyden önce benim dünyama hoş geldiniz :)
🎞️Şarkı Listesi🎞️
- Nilufer-Son Arzum.
- Norm Ender-Sözler Şerefsiz Oldu.
- Dolu Kadehi Ters Tut-Gitme.
- Sufle-Pus.
- Nazan Öncel-Beni hatırla.
- Ahmet Kaya-Şiire Gazele.
- Sezan Aksu-Kaybolan Yıllar.
- Funda Arar-Yak Gel.
- Sezan Aksu-Tükeneceğiz.
- Dolu Kadehi Ters Tut-Dilerim ki.
- Duman-Kufi.
- No1-Hiç Işık Yok
- Bergen ft Taladro-Sen Affetsen ben affetmem.
- Sezan Aksu-Sarı Odalar.
- Billie Eilish-Wildflower.
- Sezan Aksu-Ben Bir Çocuk Sevdim.
- Nilufer-Her Sevda Bir Veda.
- Kayahan-Odalarda İşıksızım.
- Sezan Aksu-Sarı Odalar.
- Model-Değmesin Ellerimiz.
- Sezan Aksu-Sen Ağlama.
- Müslüm Gürses-Affet.
- Göksel-Yalnız Kuş.
- İrem-Hayalet Sevgilim.
- Aşkın Nur Yengi-Yalancı Bahar.
- Yıldız Tilbe-Aşk Yok Olmaktır.
- BLOK3-Napıyorsun Mesela?
- Sertap Erener-Farzet
- Model-Mey
- Ayşegül Aldinç,Gökhan Türkmen-Durum Leyla.
- Mebel Matiz-Fırtınadayım.
- Cihan Mürtezaoğlu-Bir Beyaz Orkide.
- Kıraç-Kan ve Gül.
🪷
Ölmek için hayatın bitmesi mi gerekirdi?
Yaşayan ölüler olamaz mıydı?
Ölüm, insanın dünyaya bıraktığı son nefes değil,geride kalanların kalbinde açılan sessiz bir yaraydı.
Peki,Şafak Naz Yalın için kalbine yara açacak olan var mıydı?
Yoksa eğer,o vakit savaşmak mutlak çareydi.İşte Şafak Naz Yalın da tam olarak bunu yapıyordu.
Savaşıyordu.
Hayır,o aslında bir sandalyeye elleri bağlı oturuyor,kaderin ona yazdığını yaşatmasını bekliyordu.
O zaman bu kadere boyun eğmek miydi?
Siyah bebek saçları alnına yapışmış,etrafa bakıyordu kızcağaz.
Korkuyordu,lakin belli edecek değildi.
Ona göre korku,intahara meyilli birinin eline ip vermek gibiydi.
Nefesini düzene sokmaya çalışıyordu.
Küçük kardeşi vardı çocuktu daha ona bir şey olursa o çocuğa kim bakacaktı?
Korkusu için de büyüdü.
O kadar büyüdü ki kalbi,kendisini kafesten atmaya çalışan aslanın cesaretine yem olan kuş gibi atıyordu.
Su yeşili gözler usulca dalgalandı.
Gözleri doldu.
Parlayan yeşil gözler sakin,ve huzurlu ormanı değil de,ormana ışığını esirgeyen ve karanlığa mahkum eden dolunayı andırıyordu.
Elleri bağlıydı.
Göz yaşlarını silecek eli bile yoktu.
Kafasını omzuna eğdi ve üzerin de olan gri hırkaya gözlerini sürttü.
Bir az sonra kapı destursuca açıldı ve içeriye bir adam girdi.
Koyu gözlü,gözleri ile aynı renk olan koyu kahve saçlı adam elin de bir şırınga ile odaya daldı.
Kızın su yeşili gözlerine korkunun emareleri yansıdı.
Korkuyor muyudu?
Korkmamalıydı.
Zaten altı aydır yaşadığı bir şeydi.
Ondan ne istiyorlardı bilmiyordu.
Altı aydır kızcığaz dışarı adımını atar atmaz onu köşeye çekip bu yeraltı hastahanesi gibi bir harabeye getiriyorlardı.
Bura da yalnız değildi,doktor kıllıklı kötü adamlar ve kurbanlar vardı.
İçinden saymaya başladı.
İğne sıyırılmış yalın koluna ok gibi saplandı ve enjekte edildi.
Sıvı damarlarından ateş misali geçiyor bedenine korkunç ürperti yayıyordu.
Ona ne yapıyorlardı?
Kaç aydır maruz kaldığı iğneye bakıyordu.Ne yapıyorlardı ona?
Polise de gidemiyordu.
Polis inanmazdı ona,inandıracak delili bile yoktu.
Çaresizliğine kızdı.
O hayatını altı aydır kaçak yaşıyordu.
Köşe bucaklardan kaçıyor,onu yakalayıp bayıltmamaları için onlara direniyordu,amma yine de kendini elleri bağlı sandalyede buluyordu.
Bu kadere boyun eğmek miydi?
Hayır,değildi.
Kadere baş kaldırmaktı belki amma kazanmak değildi.
Kazananın belli olduğu bir savaşa girmek,sahra çölüne yağmur dilemek eş değer değil miydi?
🪷
Uykudan uyandığım da terden yapışmış saçlarım ve bedenim de devasa fiziksel acı ile baş başa bırakıldım.
Bedenim sanki yatağa mıhlanmıştı.
Belki de mıhlanan bedenim değildi,ruhumdu.
Dün yine aynı şeyleri yaşamıştım.
İğneden sonra uykuların pençesinde sıkışmış,belki de kuşu aslana yem etmiştim.
Akay,"Abla!"diye seslendiğinde uyandığını anladım.
Küçük haraketlerle haraket yapmaya çalıştım.
Büyük ihtimal bu altı ayda bana her ne yapıyorlarsa onu yapmış sonra evime geri götürmüşlerdi.
Ne kadar da korkunçtu.
Benim haklarınde hiç bir şey bilmediğim insanlar, benim evimin yolunua kadar biliyor ve hatta evime giriyorlardı.
Kendim için korkmuyordum ama küçücük yetimin ne günahı vardı?
"Ya abla!"diye biraz daha bağırdı.Usulca yavaş yavaş kalktım uzandığım yerden.
"Geliyorum ablacığım."dedim ve onun odasına yavaşca girdim.Gördüğüm görüntüyle göz devirdim.Yatağına kaçıran küçük bir çocuktu,Akay.
"Aferin ablacığım.Zaten zar zor geçiştiriyoruz.Bir de her yeri batırmışsın sen.Ama olmaz ki böyle.Bezini neden çıkardın?"
"Abla ben altı yaşındayım!Ne bezi?"
"Evet sen altı yaşındasın!Ve yatağa yapmamalısın.Ve eğer tutamıyorsan, bez takmalısın.Çünki kaçırıyorsun."dedim.Benimle aynı renk olan gözleri çattığı kaşları ile beraber küçüldü.Çok tatlıydı bu çocuk.Çattığı kaşları ile küçücük olan bu koca adama güldüm.
"6 yaşında ki çocuklar okula gider!"dediğin de gülüşüm dudaklarımda asılı kaldı.Bir yerden sonra gülüşüm tamamen solmuştu.Annemizin ölümü ve babamın ortadan kayboluşuyla,kardeşimi kendi adıma geçirmiştim.Yoksa kanuni olarak kardeşimi çocuk esirgeme yurduna verilecekti.Kayıtlar da ben 22 yaşın da bir çocuğu olan bekar bir anneydim.
Akay bu yıl okula başlamalıydı.Lakin başlayamamıştı.Özel okulu karşılayacak param yoktu,devlet okuluna gidememesinin sebebi ise doğum belgesiydi.Her ne kadar kardeşim benim çocuğum gibi görünse de doğum belgesinde annemin adı yazıyordu.Bunu değiştirmekmiçin para lazımdı ve benim şu anlık başka bir şeye vere bileceğim param yoktu.
"Ablacığım zaten sadece bu yıl gitmiyorsun.Gelen yıl için hall edeceğimmve gideceksin.Tamam mı?"Kafasını huysuzca sağa sola salladı.
"Bana bebe diyorlar!Hepsi okula gidiyor ve bana bebe diyorlar!"dedi.Doğruydu Akay'ın mahalle arkadaşları okula başlamışlardı.Akay da onun kıskançlığını yapıyordu.
"Ablacığım sen ne güzel oturuyorsun evde,bak onlar gidiyorlar yoruluyorlar işte?"Dolmuş gözlerini sildi vr burnunu çekti.
"Evet onlar erken kalkıyorlar"dedi.Başımı salladım ve mutfağa götürmek için elinden tuttum.Dolabı açtığım da,kardeşimin yüzünde ki hayal kırıklığına bakmamak için bakışlarımı başka yerr yönlendirdim.
"Abla yemek yemeyecekmiyiz?"dedi.Yüzüne bakmadan,"Dünden reçel ve ekmek kaldı,ablacığım.Gel yedirelim sana."dedim.Ve neredeyse biten kavonozu elime aldım.Dibinde azcık kalmıştı.Ekmek için eğildiğim de ekmeğin kuru olduğunu gördüm.
"Abla,sen ne yiyeceksin?"ona bakmadan elim de ki ekmekleri tavaya attım vr kızartmaya başladım.
"Abla sen aç değil misin?"dedi.Cevap vermedim.Bu sefer öne doğru geldi ve dünden beri üzerim de olan mavi bol pantolonumu çekiştirmeye başladı.Sayısız kere abla dedi.Cevap vermedim.Ne diyecektin ki?Ekmekleri kızarttıktan sonra reçel sürmeye başladım.İki dilim ekmeğe yetememişti.
Üstelik ekmekler küçücüktü.Yanlarını sıyırmaya başladığın da Akay,"Abla biz bir gün çok zengin olacağız değil mi?"diye sordu.Reçel süren elim duraksadı,lakin tam durmadı.Hafifçe öksürdüm.Buna da cevap vermedim.Ne diyecektim ki zaten.Evet mi diyecektim? İnsan çoğu zaman umuda değil, umudun verdiği acıya bağımlı olur. Çünki umut insanı en çok kandıran duygudur. Okuduğum bir kitap'ta"İnsanın en derin yarası, iyileşeceğine inanmasıdır." demişti.Belki de umut öleceğini bilmesine rağmen yaşamak isteyen bir insanın çığlığıydı.Akay aynı soruyu bir kere daha verdi.
Görmezden gelerek,"Kahvaltı hazır!"diye sahte çoşkuyla bağırdım.Bu hallerime kıkır kıkır gülen abiciğimin tombul yanaklarına eğildim ve bir öpücük konduruverdim.Eski ahşap masaya yemeğini koydum ve önüne oturdum.Evde çay yoktu.Çaysız nasıl geçerdi bu ekmek boğazından?Kalktım ve su koymaya başladım.
"Abla evde çay yok."Başımı salladım hızlıca.
"Çay yapmıyorum.Suyu ısıtacağım çay gibi içersin."dedim.Başını salladı sessizce.Kalbim burkuldu.Çay istiyordu.Derin nefes aldım.
"Yarın maaş'ım yatacak"dedim.Çaydanlıkta ki sıcak suyu fincana döktüm ve önüne koydum.Ekmeğinden bir ısırık aldı ve iştahla çiğnemeye başladı.Daha sonra beğenen bakışları bana döndü.
"Abla"
"Hı?"
"Sen ne yiyeceksin?"
"İstemiyorum."Gözlerinde ki parıltı uçuştu.Kafasını eğip tabağına baktı.
"Olmaz!Sen de ye."
"Sen ye,Akay."
"Bak zaten iki tane?"
"Aç değilim."Külliyen yalandı.Açtım.Hatta karnımın gurultuları kulaklarıma ulaşıyordu.Dünden beri bir şey yememiştim.
"Açsın abla.Ben seni tanıyorum."dedi.Hemennsonra aldımve ekmeğin birini önüme koydu."Ye yoksa ben de yemem."Yemezdi bilirdim.
"Bir kere de laf dinlesen!"Başını hızlıca sağa sola salladı ve geri gelen iştahı ile yeniden ekmeğinden ısırdı.Soğuk havanın katkısı ile soyumaya yüz tutmuş çaydanlığa baktım.Oradan kendime su döktüm ve çay gibi içtim.Karnım daha büyük bir gürültü çıkardığın da,ekmeğe uzandım ve ısırdım.Akay adeta ekmeğine gömülmüştü.Karnımın guruldaması ile bana bir bakış attı ve önüne döndü.Daha sonra cıkladı ve kafasını sola yatırıp bardağa uzandı.
"Bir de aç değilim diyor!Karnın roket atıyor abla!"diye kızdı kendince
.Yemeğimi hızlıca bitirip,Akayın çarşafını değiştirmeye gittim.Sonbaharın kıydığı yapraklar tek tek yere düşüyor,sararan yapraklar ölü sanrıları andırıyordu.Havanın soğuk kasveti süzülüyor,bana ulaşmasa bile ruhuma işliyordu.Sanki o yapraklar toprağa değil de,ölü ruhumun üzerine dökülüyordu.Altın yapraklar süzüle süzüle toprağa düşüyordu.Bir zaman sonra üzerine basılacak,öylece yok olup gidecekti.İnsanlar gibi.
İnsan kaç kere doğulup kaç kere ölürdü?Yeni hayat için mutlaka ölmek mi gerekirdi?
Derin bir nefes verdim,ve bakışlarımı penceren çektim.Değiştirilmiş lavanta kokulu çarşaflar tüm odanın kasvetini alıp götürdü.Kokladığım da burnuma,lavantanın eşsiz kokusu burnuma doluşuyordu.Gözlerimi kapattım.Sanki annem hiç ölmemişti,sanki o şimdi bana seslenecek güzel tarçınlı kurabiyelerinden getirecek,lavanta kokan çarşaflara bakıp gülümseyecekti.Bu kadar siyah hayatımın içerisinde olan pembe düşlere gözüm kapalı baktım.Neden sadece hayaldi bu?Gerçek olamayacak kadar güzeldi çünki.Ne olurdu annem,abim ve ben biz üçümüz yaşasaydık?Günlerce aç kalsak bile,onların olduğu bir hayatta itiraz etmezdim ben.Elimde ki kirli çarşaflarla lavaboya gittim.Bir leyen çıkardım ve leyeni doldurmaya başladım.Çarşafları içersine attım ve yıkamaya başladım.Çarşafları bir birine sürtüyor,bir az deterjan koyup yeniden ovalıyordum.Arada kaldırıp çarşafların ne durumda olduğuna bakıyordum.Çarşafları tam köpürttükten sonra leyeni boşalttım ve bu sefer köpüksüz sıcak su hazırladım.Suya bir az lavanta yağı koydum ve çarşafları durulanması için içine attım.Havayı saran lavanta kokusu ile derin bir iç çektim.Lavanta kokusu.Annemin kokusu...Bir gün şu kokuyu solmadan uyanmaktan korktum.Bir gün bu evde yaşamamaktan korktum.İyisi ile kötüsü ile burası annemin eviydi.Annemdi.
"Abla!"dedi Akay.
"Efendim,Akay?"
"Güzce abla gelmiş.Seni soruyor."dedi.Elimi yıkayıp bir kaç saniye sonra kapıya çıktım.
"Güzce?Hoş geldin."dedim.Sarı saçları ve benimkinden bir tık açık yeşil gözleri ile kapıdaydı.Hafif dalgalı saçları ve perçemi ile peri kızını andırıyordu.
"Şafak?Neden telefonlarıma cevap vermedin dün?"Dün.
"İşim vardı o yüzden.Önemli bir şey mi oldu?"
"Oldu,oldu.Sence ne oldu?"Heyacanı ve hafif sorgusu ile düşünmeye başladım.Ne olmuş ola bilirdi?
"Benden cevap alana kadar sen söylemezsin,değil mi?"Başını salladı ve beyaz eteğinin ucundan tutarak bana bir referans yaptı.
"Abla nasıl hatırlamazsın ya!"diye isyan etti,Akay.Ona baktım.Onun hatırlayıpta benim hatırlamadığım şey neydi?
"Ben senin en yakın arkadaşınım,Şafak!Bunu hatırlamazsan en güzel günümü mahv edeceksin."dedi.En güzel gün.Bu gün.Allah kahretsin,ne günüydü bu gün?Kardeşim bile hatırlamıştı.Yüzüne tekrar baktığım da dudakları öne doğru büzüldü.Ağlayacak mıydı?
"Çıkolatlı pasta,mum,sofra,yeni yaş?"diye ipuçları verdi,Akay.Gözlerimi hızla kapattım.
"Doğum günü?"diyü fısıldadım.Gözlerimi açtığım da Güzcenin sinirli,kızgın ve bir az kırgın yüzü ile karşılaştım.Beklediğim bir şeydi,çünki Güzcenin hayatta en değer verdiyi şeylerden biri doğum günüydü.Onunla yıllardır arkadaşdık.Ve hatırlamam onun kalbini kırmıştı.Bilerek unutmamıştım.Sadece dün birnaz yoğun geçmiçti.
"Ya doğum günü,Şafak hanım!Kardeşin bile hatırlıyor,sen unutmuşsun.Sana inanamıyorum!"
"Dün beni pastan için aramıştın,değil mi?"Üzgünce
başını salladı.
"Pastamı sen yapmalıydın.Amma unutmuşsun!"diye kızdı."Of ben ne yapacağım şimdi?"İsyan edici bakışlar altında kedimi rahatsız hiss ettim.Unutmuştum.Niye unutmuştum?Ona dün gece rızam olmadann bana bir şeyler yaptıklarını,hatta kaçırıldığımı anlatamazdım.
Hem korkardı,polise haber verirdi başım derde girerdi.Beni öldürmedikleri sürece bana ne yaptıklarının benim açımdan önemi yoktu.Paramı versinlerdide,gerisi mühim değildi.
"Yapılır pastan.Yaparım ki ben."dedim.Gözleri bana bakmıyordu.Oflayıp duruyordu.Sözlerimle kısa bir an bana baktı ve daha sonra göz devirdi.
"Ay geç kaldık işte!"
"Güzce sakin olur musun?"
"Off!"
"Güzce?Ben şimdi başlarsam,akşama yetişir."
"Ya yetişmez!Acaba sipariş versem gelir mi ya of!"
"Güzce tamam,ben yapmaya başlayayım sen aynı zamanda pasta sipariş et.Ben yetişmezsem en azından bir pasta olsun partin için."
"Ya o kadar kişi olacak.Yetişmez ki sipariş?"
"Sen ben dediğimi yap,Güz."
"İyi tamam,koş o zaman arabaya bizim eve gidelim.Daha çok iş var ooofof!"diye tepindi.Koşar adım içeriden montumu çıkardım ve giymeye başladım.Onun her doğum gününde pastasını ben yapardım.Güzce benim tek arkadaşım,ve kardeşimden sonra değer verdiğim insandı.
"Abla,ben de gelecek miyim?"
"Biz hazırlığa gidiyoruz.Parti başladığında Güz'ün arabası ile gelip seni alırım.Her zaman ki gibi."
"Her zaman ki gibi değil abla.Ben evde ne yapacağım?Bu yıl'a kadar hep mahalle arkadaşlarım ile oynuyordum ve parti başlayınca beni gelip alıyordun.
"Şimdi arkadaşlarım okulda ve ben ne yapacağım?"Haklıydı.Arkadaşları okuldaydı.Onu evde yalnız mı bırakacaktım?
"Şafak,hadi!"Güzcenin bağırması ile bakışlarım kapıya döndü.
"Hızlı giyin."dedim ve hızla kapşonlü üstünü çıkarttım.Elinden tuttuğum gibi hızla çektim ve kapıya yöneldik.Kapıdan çıkar çıkmaz Güz,kornaya ardı ardına bastı.
"Geldik,geldik!"Koşar adım arabaya doğru gittik ve arka koltuğa oturduk.Oturur oturmaz arabayı gazladı.
"Uçacağız!"diye bağırdı,Akay.
"Güz,yavaşlar mısın?Her şey yetişecek merak etme."
"Off!Yetişmeyecek işte!"
"Ben halledeceğim."Güzce,yine oflamaya kaldığı yerden devam etti.Bakışlarım pencereye kaydı.Kapkara ve tutuk gökyüzü etrafa karamsar hava katıyordu.Yaprakların ezilme sesi,rüzgarın uğuldayışı ve insanların kaldırımlar da koşuşturması bana bu dünyadan değilmişim gibi hissettiriyordu.Annem hayatta olsaydı eğer,bu karamsar havayı bile romantikleştirir,ne olursa olsun bana yaşadığımı hiss etirirdi.
Annem hayatta olsaydı.
Amma yoktu.
Bakışlarımı penceren ayırdım.Gözlerimi kırpıştırdım ve yola odaklandım.Acıyı bastırmak kimisi için güçsüzlük ola bilirdi.Peki kanatıp,yarayı deşmek ve onu görünür kılmak güçmüydü?Değildi.Çünki güç bazen en acı anların üzerine yara bandı sarmaktı.Peki yara bandı neydi?
Umursamazlık?
Her kesin yarasıda,bandıda kendineydi.Belki de kendiydi.Kim bilir?Belki benim ki de anlamsız olsa da yaşamaktı?Yaşamak...Ne büyük bir cümleydi yaşamak.Hem acı,belki de sadece acı ile yaşamak.
"Abla,ne düşünüyorsun?"soru ile yanımda oturan küçük yaramaza baktım.O söyleyene kadar düşünceler için de yok olduğumu fark etmemiştim bile.Bu aralar çok sık dalıyordum.Bakışlarımın daldığı ilk yerde de annemi düşünüyordum.
"Hiç."dedim boşver dercesine.O da annemize bağlı bir çocuktu.Annemi düşündüm deyipte,yarasını deşmenin ne anlamı vardı?Dediğim gibi yarabandı bazen de kendimizdik.Başkaları ile paylaşamayacağımız,içimizde ki fırtınalar.
"Emin misin?"diye sorduğun da sadece başımı salladım.
"Asıl sen yetiştireceğindem emin misin?"Güzce'nin telaşlı sözleri ile arka koltuktan ona baktım ve göz devirdim.
"Bu soruyu daha ne kadar sormayı planlıyorsun,Güzce?"Ona sadece sinirli olduğumda Güzce derdim ve sanırım o da artık benim sinirlenmeye başladığımı anlamıştı.Abartı bir şekilde göz devirdi ve nefesini verdi.
"Bu kadar eminsin kendinden ama göreceğiz."dedi.
Görürüz anlamında kafamı yana doğru salladım.Çok fazla abartıyordu.Alt tarafı bir pastaydı.Bu kadar abartılacak ne vardı?Eve varana kadar oflayıp durmuştu.Bıkkınlıkla nefesimi verdim ve göz devirdim.Mutfağa girdiğimiz de ben tezgahın arkasına geçtim.Güzce tam karşımda duruyordu.
"Daha akşama var işte,yetişir."
"Göreceğiz."
"Yardım etmeye ne dersin?"
"Sofrayı kim hazırlayacak?"
"Bahanen olmasa şaşarım."Hafifçe güldü ve bana göz kırptı.
"Hadi şef,buralar sana emanet."dedi ve mutfaktan çıktı.
Montumu çıkarıp sandalyeye koydum.Kollarımı sıyırıp,işe giriştim.Bakışlarım pencereyi buldu.İşimi yaparken insanları izlemeye koyuldum.
Dışarıda insanlar koşuşturuyordu belki ama benim için zaman hep aynı yerde tıkılı kalmış gibiydi.
Tezgâha koyduğum yumurtalara uzun süre baktım.Kırılmadan önce ne kadar sakin, ne kadar bütün durduklarını düşündüm.
Yumurtaları çırparken çıkan o ritmik ses kulaklarımı doldursa bile,düşüncelere dalan ruhuma ulaşamıyordu.Bakışlarım pencereye daldı.Geçen sene annem vardı.Birlikte yaşadığımız o son sonbaharda annemle beraber muzlu,çilekli bir çikolatalı pasta yapmıştık.
Keşke,o anı ölümsüzleştire bilseydim...
İnsan ölürdü,lakin hatıraları canlı ve diri kalırdı.
İnsan ölürdü.Hatıralar neden ölümsüzdü ki?
İnsan ölürdü,hatıralar yaşayanlara yük olurdu.
Annem olsaydı şimdi yanıma gelir,kendi kızı gibi gördüğü Güzce'ye pastaların en iyisini yapardı.
Ama yoktu.
Sesini sadece hafızamın karanlık bir köşesinde duyuyordum.Bana uzaklardan bakıyor,hayatıma devam ettiğim için benimle gurur duyuyordu.
Lakin ben,yaşadığım her saniye için kendimden nefret ediyordum.
Sütü ve yağı ekleyib karıştırdım. Un ve kakaoyu elekten geçirirken, ince toz mutfağın havasına karıştı. Bir anlığına camın yansımasından gözümün önünde annemin yüzü belirdi.Kek yaparken her zaman unla kirlenen saçlarını geriye atışı ve gülümsemesini görür gibi oldum.Hızla gözlerimi kırptım.Ve kendime acı vermek yerine işime odaklandım.
Krema yapmak daha yavaş, daha yorucu geldi bana.Zaman ilerliyordu.Elimi bir az daha hızlı tuttum.Kek soğuyunca ikiye böldüm.
Arasına sürdüğüm kremaya muz dilimlerini dizdim.Muzlu,çilekli ve çikolatalı pasta yapıyordum.
Bir pasta ne kadar mutlu gösterebilir ki bir insanı?
İstemsizce bir yıl önceye gittim.İçime buruk bur mutluluk yayıldı.Pastaya uzun süre baktım. Mutlulukla bir ilgisi yoktu. Sadece annemin yaptığı pastalara benziyordu.Derin nefes aldım.Ellerimi bir birine çırptım ve önlüğümü çıkardım.
"Güzce."diye seslendim.
"Ay geldim,geldim!Yetiştiremedin mi?"Bir kaç saniye sonra mutfak kapısında belirdi.
"Sence?"İrileşmiş ve hayran gözlerle pastama bakıyordu.
"Ama oha be kızım!İki saatde iki katlı mükemmel bir pasta yapmayı nasıl başardın?Doğruyu söyle,sipariş ettin değil mi?"Sözleri ile gülümsedim.
"Yetişmiş mi?"
"Daha bir saat var yetişmiş bile!"Heyacanla çocuk gibi el çırptı.Üzerinde kırmızı mini,kurdeleli askıları olan zarif bir elbise vardı.Saçlarının çoğu kısmı salınıyordu ve bir kaç tutamı arkadan kurdele ile sabitlemişti.Peri kızı gibiydi.
"Makyajını neden tamamlamadın?"
"Ha evet.Birlikte yaparız dedim."Bu sefer ben oflamaya başladım.Birlikte yapalımdan kastığı,onun bana makyaj yapmasıydı.
"Tamam,senin makyajını ben yaparım."dedim kendim makyaj yapmak istemediğimi belirterek.
"Yaa!Of bu gün benim en önemli günüm!Ben senin de güzel görünmeni istiyorum."dedi dudak büzerek.
"Niye ben makyajsız çirkinmiyim?"Bakışları ok gibi beni buldu ve dolu gözlerle neredeyse koşarak belime sarıldı.
"Öyle değil!Ben seni çok seviyorum,biliyorsun.Sadece..."iç çekti.Titreyen sesinden ağlama patlamasının yaklaştığını hiss ettim.Bu gün onun en güzel günüydü.Ne olursa,olsun benim için bozmamalıydı.
"Ağlama o zaman.Bu gün senin özel günün."
"Makyaj?"Bu sefer de ben iç çektim.Benden bir kaç santim kısa olan Güzce'nin sarı saçlarını okşadım,ve sakince"Sadece bu seferlik."dedim.Sözlerimle gözleri açıldı ve el çırpmaya başladı.Çocuk gibiydi.Tatlı bir çocuk.Ona istesem de kıyamıyordum.Sanki onu hep korumalı,ömrüne ömür katmalıymışım gibi hiss ediyordum.
"Hadi!"Elimden tuttuğu gibi beni odasına çekti.Odasına girmeden önce diğer boş odalardan birinde uyuyan Akay'a bir bakış attım ve odaya geçtim.
"Bu ne kızım,resmen mağaza açmışsın.Bana sadece bir ruj süreceksin."dedim.Bana baktı ve sözlerime abartı bir göz devirdi.
"Sadece bir ruj"ağzımı eyerek taklidimi yapmaya başladı.
"Böyle yaparsan giderim."
"Hadi ama!"Oflayarak elini koluma doladı ve küçük gözlerini irileştirerek bana baktı."Bu gün benim özel günüm!"diye bağırmaya başladı.
"Çocuk gibisin"dedim.
"Sen de çok yaşlısın"dedi.Yüzümü buruşturdum ve abart dercesine baktım.
Bu bakışlarım onda kıkırtı yarattı.Daha sonra kolumdan çekiştirerek beni odaya soktu.Girdiğim gibi yatağın üzerin de yığınla elbise toplusu olduğunu gördüm.Başımı yan çeviridim ve masasına baktım.
Makyaj malzemeleri ile dolup taşmıştı.Hatta bir parmak koyacak yer bile yoktu.
"Sephora'da bile buradan daha az ürün vardır!"dedim isyan ederek."Umarım beni bunlarla süsleyeceğini düşünmüyorsun."Başını buladı ve güldü.
"Aslında ben tam olarak bunu düşünüyordum."Dedi kıkırtılarının arasından.Böyle çok sevimli görünüyordu,amma beni tatlı dili ile kandıramayacaktı.
"Sen kendine yap."
"Sana da yapacağım!"çocuk gibi kaş çattı ve ayaklarını yere vurdu.
"Hayır."
"Yapamacağım ya!"
"İstemiyorum,Güzce."
"E iste o zaman?"
"Yapmazsan ağlayacaksın değil mi?"
"Evet."Tam bir çocuktu!Bakışlarım yine masayı bulduğunda sıkıntı ile ofladım.Bayağı sıkıntıydı bu makyaj işi.
"Başlayalım."dedi ve beni omuzlarımdan çekiştirmeye başladı.
"Önce ben seni yapayım."dedim Güzce'ye.
"Neden?Yoksa aradan mı sıvışacaksın?İzin vermeyeceğimi bilmeni isterim."
"Senin makyajın yarım kalmış.Bir gözün de rimel olup diğerin de olmaması sinirlerimi bozuyor."Tamamen doğruydu.Sadece bir az çarpıtarak anlatmıştım.
Doğruydu,aradan sıvışacaktım.Aslında normal şartlar da makyaj yapmak sorun olmazdı.En azından rimel,bir az ruj ve yüzüme renk getirecek kadar allık hiç sorun değildi.Amma şimdi istemiyordum.Halim de yoktu zaten.Güzce,elini kipriklerine attı.
"Ay haklısın!Şuna baksana sabahtan beri söylemek için neyi bekliyorsun?Resmen yarı yüz felçi geçirmiş insanlara benziyorum."dedi ve dudaklarını öne doğru büzdü."Bu gün benin özel günümdü."dedi üzgün bir sesle.
"Tamam işte yapayım makyajını."Dedim ve elimi bir fırçaya attım.Gözlerine fırçayı değdirdim ve katlanma bölgesine pembelik kattım.Rimelini sürüp,gözünün içine pembe fırça geçtim ve elimle dağıttım.Güzce,aynaya doğru eğildi ve yüzünü incelemeye başladı.
"Bu işi biliyorsun,be!"diye cıvıldadı.Bu sıra da eline parlatıcı aldı ve elmacık kemiklerini bir az daha palatmaya başladı.Çok zarif ve güzel görünüyordu.İşi bittiğin de ellerini hızla çırptı.Ve bana döndü.Sarı,maşalı saçlarını savurdu ve bana,
"Nasılım?"diye sordu.
"Kötü olma ihtimali var mı?"
"Asla!"dedi ve mini uçuş-uçuş elbisesi ile boynuma sarıldı."Ee şimdi sıra sende!"bir adım uzaklaştım ve"Ne sırası?"diye sordum.
"Oof!Makyajdan kurtulamazsın!"dedi ve beni omzumdan tutup,oturttu."Tamam,seni anlıyorum gönlün el vermiyor."dedi üzgün bir sesle."Belki içinde bana kızıyorsun ama Züleyha teyze hayatta olsaydı,hayatına devam etmeni isterdi,Şafak."annemin adını anarken gözleri dolmuştu.Aynadan ona baktım.Ağlamak üzereydi.Ağlamamalıydı.Hafifçe ona döndüm.
"Saçmala.Tamam.Ağlama.Tamam!Yapacağım makyaj.Bu gün senin özel günün."dedim.Ve masaya bir bakış attım.Siyah eyeliner,ve kahve dudak kalemini önüme koydum.Maskaramı aldım ve kipriklerine sürmeye başladım.Göz uçlarıma küçük dene bilecek eyeliner çizdim ve rujumdan bir tık koyu dudak kalemi sürdüm.Rujumla makyajımı tamamladığım da,gözlerin allıklara gitti.Soğuk pembe allığı almacık kemiklerime sürdüm.Ve aynadan kendime son bir bakış attım.
"Bitti."dedim."Nihayet."
"Dur,dur,dur!"dedi ve koşarak yanıma geldi.Elini bir parlatıcıya attı ve fırça aldı.
"Bir ışıkta mı eklesek?"
"Güzce hayır.Abartı."
"Amma ya!"
"Güzce!"bağırmam ile elini çekti ve üzgün gözlerle bana baktı.
"Sadece bu gece..."burununu çekti."lütfen."
"Güzce..."
"Lütfen?"
"Tamam!"dediğim gibi geldi ve burun ucuma ve yanaklarıma parlatıcı geçti.İstediğini bana yaptırmayı çok iyi biliyordu,vesselam.
"Çok güzel oldun!"
"Sadece,disko topuna benzedim."
"Çok güzelsin"
"Sende."dedim.
Bana gülümseyerek baktı.Makyaj yapmam onu eskiye götürüyordu.Neşeli halimi hatırlatıyordu ona.Bunu görmek zor değildi.
"Eveet.Şimdi sana elbise seçeceğiz."
"Yok artık."
"Amma baksana yüzün ne kadar güzel!Bir elbise patlatırıız bu makyaja hı?"
Aynadan kendime baktım.Makyajımla üzerimde ki mavi pantolon ve salaş hırka absürt görünüyordu.Güzce'nin bir yığın arkadaşlarına gıybet malzemesi olmak istemezdim.
"En sade neyin varsa onu ver.Rahat olmasına dikkat et."dediğim gibi çocuk gibi zıplayarak el çırptı.
"Kendi iradenle elbise giymek istiyorsun!"diye cıyakladı.
"Aslında,pekte öz iradem sayılmaz."Dolabın kapağını açtı ve bana gülümseyerek baktı ve omuz silkti.Gülümseyerek eğildi ve isteklerime uygun elbise aramaya başladı.Bir kaç dakika sonra elinde lacivet bir elbise ile kalktı.
"Tam senlik."dedi ve elinde açtı."Nasıl?"
Elbise lacivert kolsuz üstü straplezdi.Pürüzsüz bir şekilde bedene oturan,kıvrımları ortaya çıkaran etek kısmı fırfırlı bir elbiseydi.Bel kıvrım tarafları hafif büzgülü,yanları ise A kesimdi.Güzel bir elbiseydi ve rahata benziyordu.Elbiseyi elinden aldım ve yan odaya girdim.Üzerimi değiştirmeye başladım.Uzun zaman sonra bu kadar zaman sarf ederek hazırlanıyordum.
Elbiseyi giydikten sonra aynadan kendime bakmaya başladım.Mini elbisenin açıkta bıraktığı ayaklarıma baktım.Elbise bedenlerimiz Güzce ile aynı olsa bile,ayaklarımız için aynı şeyi söyleyemezdim.Benim ayaklarım Güzce'dan büyüktü.Aslına kalırsa Güzce'nin ayakları küçüktü bence.
Ayaklarımızın aynı olmaması yüzünden şükrede bilirdim.Aksi taktirde bana topuklulara mahkum edecekti.Ve hiç halim yoktu.Ayakkabı olarak kendi beyaz spor ayakkabılarımı giyinip çıktım.
"Oha!Adrina Lima'mısın sen?"Abartı tepkisine abartı göz deviridim.Ve yanına oturdum.
"Senin arkadaşların ne zaman gelir?"
"Az kaldı,gelirler şimdi."bunu söylerken eline takılarını takıyordu."Al sen de tak."
"Takılar rahatsız edici."Takı takmadığımı bildiği için israr etmedi.Kalktı ve kendisine parfüm boca etti.Haraketlerini tepkisizce izledimO kendine son dokunuşlar yaparken bende Saçımı açmaya karar verdim ve omuzlarıma dökmeye karar verdim.Saçlarım çok uzun değildi ama çokta kısa da değildi.Aynadan kendime baktığım da fena görünmüyordum.Biz odadan çıkarken kapı eş zamanlı çaldı.
Güzce,"Ay geldiler!"dedi ve koşarak kapıya gitti.Onun bu haline istemsizce kıkırdayacak gibi oldum.Görücü'leri gelmiş kıza benziyordu bu hali ile.
Kapıyı açtığın da yanılmadığımı gördüm.Bir yığın kız ve erkek yığını kapıdaydı.Hepsi Güzce'nin boynuna atladı ve sarıldı.Manzara tatlı ola bilirdi,amma ben gün bitince bir birilerinin dedikodusunu yapacak samimiyetsiz insan toplusu görüyordum.
Beni gördüklerin de ilk üzerime bakış attılar ve sarılmak için bazıları ileri geldiğin de geriye çekildim ve hafif gülümsedim.Yabani bir insan imajı çizmek istemiyordum.Gülümsememe karşılık verildiğin de"Hoş geldiniz"dedim.Dudaklarımda ki gülümsemeye zıt bir sesle söylediğim de Güzce de arkadaşlarını içeri geçiriyordu.
Yanımdan geçen kızların hoş parfümüne zıt,erkeklerin katı,koyu parfümleri burunuma doluyor,zaten bana ağır gelen atmosferi daha da ağırlaştırıyordu.
Şen kahkahalar ve kıkırdaşmalar eşliğin de ki muhabbetlerini tepkisizce izliyordum.Bir zamanlar bu kızlar gibi olduğum o renkli günlerim,bir yıl önce muamalı ölüm ile siyah'a boyanmıştı.Annemin ölüsünü hala aklımdan çıkartamıyor,onun kapanmış cinayet dosyasını açtıramıyordum.
Ciğerlerime derin bir hava doldurmamla,öksürmem bir oldu.
İçlerinden bir erkek,"Ne oldu?"diye sorduğun da başımı kaldırdım.Öksürmeye devam ediyordum.
"Kıpkırmızı oldu."dedi daha az önce gülüşen kızlardan biri.
"Sanırım alarji oldu." Dedi içlerinden biri.
Öksürüklerimin arasından konuşmaya çalıştım.
"Aranızdan biri misk kokulu parfüm mü..."öksürdüm."Sıktı?"diye sordum.
Erkeklerden bir kaçı başını salladı.
Güzce,"Kahretsin alerjisi vardı!"dedi ve hızla ayağa kalktı.Bana doğru gelmeye yeltendiğinde hepsine devam etmeleri için bir baş hareketi yaptım ve dışarıya fırladım.Arkamdan Güzce bağırıyordu.Ağzımın içinde devam etmeleri için bir şey mırıldandım ve kendimi temiz havaya attım.Evin boğucu ve kasfetli havasından uzaklaşmak istedim.Büyük adımlarla,kesik kesik nefesler alıyordum.Alarjim beni boğacak seviyyedeydi.
"Misk...Seni tetikliyor ola bilir mi?"Diye sormuştu piskoloğum.Belki de haklıydı,misk benim kötü yaşanmışlarımı tetikliyordu.
"Alarji fiziksel ve ya bedensel bir tepkidir,Şafak.Bir piskolog olarak demek isterim ki sende ki,fiziksel tepki değil zihinsel ya da duygusal tetiklenmedir."
Annemin ölümünden sonra kafayı tamamen sıyırdığım için piskoloji merkezine kendimi kapatmıştım.Her şey beni tetikliyordu.O zamanlar misk'e alarjim yoktu.Taki o güne kadar.O günden sonra her misk solduğum da kalp çarpıntısı,nefes daralma hissi,mide bulunması,baş dönmesi ve panik peşimi bırakmamıştı.
Eğilip hafifçe öksürdüm.O gün yaşadıklarımdan mı,yoksa öksürüğümün şiddetininden mi bilemedim ama gözlerim yaşardı.Gözlerimden yaşlar akın etti.Bir az sonra hıçkıırklar gecenin karanlığın da bana eşlik etti.
Hayır ağlamıyordum.
Sadece gözlerim yaşarmıştı.Elimi gözlerime bastırdım ve sakinleşmemi bekledim.
15 dakika sonra
Güzce,beni aramıştı.Ona iyi olduğumu söyledikten sonra kapatmıştım.Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım.
Annemin olduğu yere.
Bu gün yıldızlar daha fazlaydı,lakin hiç biri benim içimde ki karanlığı aydınlatamıyordu.
Ölmek için güzel gündü değil mi?
Aslında berbat gündü.
Bu gün Güzce'nin doğum günüydü.Ve ben onun yanında olamamıştım.Suçluluk duygusu omuzlarıma bindi.Ben onu hiç bir zaman yalnız bırakmamıştım,bırakmazdım da.O benim asla sahip olamayacağım kız kardeşimdi.Gibi değildi çünki öyleydi.
Ayağa kalkıp eve doğru adımlamaya başladım.Önüme bir siyah araba çıktı.Tam çarpacakken durdu ve geçmem için izin verdi.Sanırım bu gün ölmem evrenin de işine gelmiyordu.Gözlerimi beyaz farlara kırpıştırdım ve adım atmaya başaldım.Bir az gittikten sonra kapının önün de durdum.Hızlı hızlı yürüdüğümden belli olmamıştı,amma gerçekten de çok yürümüştüm.Dönüp köşeye bakmak istediğim de o arabayı gördüm.Aynı yerde durmuştu.O an sanki üzerim de bakış hissettim,ürperticiydi.Beni kim neden izlesin ki?Yine de ürpermedem edemedim.Elim hemen kapı koluna gitti.Tam açacakken arkadan biri geldi.Beni boğazımdan yakaladı ve boğazımdan sıktı.Daha az önce sakinleştirdiğim bedenim,şimdi daha hızlı çırpınıyordu.Gözüme bandaj takıldığında bunun o adamlar olduğunu anladım.
Beni kaçıran o adamlar.
İyi de daha dün beni göndermemişler miydi?O zaman neden bu gün yeniden gelmişlerid?Çırpınmayı bıraktım.Zira ben çırpındıkça,boğazımda ki parmaklar daha da kenetleniyor,boğazımı delik deşik ediyordu.Bundan sonra olan her şeyi kesik kesik hiss ettim.
Boynuma temas eden şırıngayı,ellerimin bağlanması,ve arka koltuğa bir poşet gibi atılmamı.
Sonra ne mi oldu?Sonra bana sadece karanlık eşlik etti.
Soluk gri hayatımın yerini yine şuh siyah doldurmuştu.
Ölmek için güzel bir gün müydü?
🪷
Burnuma küfün iğrenç kokuları doluyor,ben de kusma isteği yaratıyordu.Gözlerimi açmak istiyordum.Lakin elim de değildi.Sanki günlerdir uyuyormuşum gibi bana işkence eden göz kapaklarım,bir birine yapışmış kipriklerim aralanmıyordu.Ayaklarıma ve kollarıma dolanan soğuk metali bedenim de hiss etsem de,onların ruhuma bağlı olduğunu biliyordum.Kelepçenin sıkılığı bileklerimi kesiyordu.Kanın örtüye damlamasının ritmik sesini duyuyordum.Kulaklarım uğulduyordu.Kendi mi o kadar yorgun,o kadar ağır hiss ediyordum ki elimi bile kaldıramaz,kendimi haraket dahi ettiremez hale gelmiştim.
Bir anda tam olarak kaç saat önce yaşadığımdan emin olamadığım anılar zihnime düşdü.
Bir araba vardı.Beni izliyordu.Ben bunu hiss ettiğim de elimi hemen kapıya atmıştım.Tam açacakken arkamdan birileri sarılıyor gözlerime maske takıyor bana iğne vurarak bayıltıyordu.
İğne mi?
Bir dakika ne!
Gözlerimi zorlukla açtığım da,gördüğüm iık şey kirden sararmış pekte beyaz olmayan tavan olmuştu.Kafamı çevirmeden gözlerim ile odayı tarıyordum.Oda boş gözüküyordu.Sadece karşım da ahşap kırık bir dolap vardı.
Gözlerim hızla üzerime düştü.Gördüklerim ile yüzümü buruşturmam bir oldu.Kirden yeşilleşmiş örtünün üzerine kan damlaları hatta yemek kırıntıları gibi iğrenç lekeler vardı.Burnuma dolan bu iğrenç kokunun sebebi bu örtü olmalıydı.Bakışlarım bileklerime kaydı.Ellerim kelepçedeydi ve bileklerim kanıyordu.Doğrulup ayaklarıma bakmak istediğim de,belimden halat ile sedyeye bağlı olduğumu gördüm.
Bu yer bana yabancıydı.
Bu yeri daha önce hiç görmemiştim.Benim üzerimde ne yaptıklarını bilmediğim adamların gerirdiği yere hiç benzemiyordu.
O zaman burası neresiydi?
Gözlerim dikkatle odayı taramaya devam etti.Dışardan sesler geldiğin de bakışlarım demir kapıyı buldu.Konuşma sesleriydi.
"Bu gün bitecek."dedi bir erkek sesi.
"6 aydır verdiğimiz serumlar işe yaramış mıdır sence?"bu sefer konuşan kadındı.
"Yaramalı.İnsan bedeni o serumlara karşı koyamaz."
"Hepsi burdamı?"diye sordu kadın.
"Burada."dedi adam.
Kim buradaydı?
Burası neresiydi?
Adım sesleri yaklaştıkça korkum içimde bir az da büyüdü.Gözlerimi sıkıca yumdum.Ve hep yaptığım gibi teslim oldum.
Bana her ne yapacaklarsa,lütfen çabuk olup bitsin.
Kapı açıldı.İçeriye iki kişiden fazla olduğunu düşündüğüm insanlar odaya girdi.Hepsinin odak noktası olduğumdan emindim.
"Uyanması gerekiyordu"dedi içlerinden biri.
"Evet gerekiyordu,Sena.Amma uyanmamış öyle değil mi?"
"Efendim,uyanır şimdi."
"Uyandır o zaman."
Yanıma biri addımlamaya başladı.Sanırım,adı Sena denen kadındı.Umarım uyandığımı anlamazdı.Ya da anlarsa ne olurdu?
Kadın olduğunu düşündüğüm birinin ellerini omuzlarım da hiss ettiğim de kadın olduğundan emin oldum.Kadının elleri yavaşca omuzlarımdan kaldırdı,ve beni dikleştirdi.Ellerini çektikten hemen sonra,bir birilerine çarpan metal sesleri kulaklarımı doldurdu.Gözümü açıp bakmak istedim.Bana ne yapacaklarına bakmak istedim.Lakin,ben o kadar da cesaretli değildim.Bekledim.Sadece bekledim.Ve hiç bir şey yapmadım.
"Ya bir azcık cesaretin olsaydı?"
Burada olmazdım.
"O zaman niye duruyorsun?"
Çünki,cesaretim yok.
Beynimle içsel savaştaydım.Cesaretin kalıntısı bile olmayan bedene,cesaret pompalamaya çalışıyordu.
Aptal,zihnim.
Eller tamamen çekildiğinde konuşmalar başladı.
"Ne oldu?"
"Bilmiyorum"dedi eli az önce üzerimde olan o kadın.
"Nasıl bilmiyorum,Sena?"
"Serumlar işe yaramamış gibi."
"6 ay siz bu kıza ne verdiniz o zaman?Ne demek bedeni hazır değil?Sizin yüzünüzden deney'imden vazgeçmeyeceğim.Bu kadar insana serum verdik ve çoğunlulukta işe yaramamış diyorsun.Hazırlayın bu kızı,hemen!"diye gürledi sesinden genç olduğu anlaşılan adam.
Deney mi?Bana ne yapacaklardı?
İçimde kötü bir hiss belirdi.Korku muydu?Belki.Amma asla kendim için değildi.Korkuyordum çünki kardeşim vardı.O bensiz ne yapardı?Annemsiz yaşamaya zor alışmışken,bensiz ölürdü.Daha fazla dayanamadım ve gözlerimi açtım.Önüm de duran bir yığın beyaz önlüklü insanları gördükçe içimde ki korku harlandı.
"Uyandı!"dedi siyah sakallı olan.Çok ürkütücü görünüyordu.Kırışık alnı ve çatlak elleri yaşını ele veriyordu.
Hızla tanımadığım bu insanlar üzerime yığıldılar.Biri elime serum geçiriyor,hayvanice yaptığı bu işe çığlıkları basıyordum.Kollarımı öyle bir çekiştiriyorlardı ki,elim koparcasına acıyor,beynim uyuşmaya başlıyordu.Görüş alanım bulanıklaşmaya başlamadan önce gördüğüm son şey,bir çift siyah denecek kadar koyu kahvelerin bana bakan gözleriydi.
İçimde bir hiss belirdi,şöyle ki bilincim kaybolana kadar gözlerimi bu gözlerden ayırmadım.
🪷
Bedenimde korkunç sızılar vardı.Kemiklerim ağrıyor,şakaklarım zonkluyordu.
Kipriklerimi hafifçe kırpıştırdım,ve gözlerimi açtığım gibi kıstım.
Tavanın göz kamaştıran beyaz lambası altında gözlerim yanıyordu.Gözlerimi kapattım ve alışmamı bekledim.Daha sonra gözlerimi tekrardan açtım.Yerimde doğrulmak istediğim de ellerime bağlı olan serumları gördüm.Daha önce bana takılan hiç bir seruma benzemiyordu.Bu serum yeşildi.
Gözlerim,elim ve elime bağlı olan serum torbası üzerine gidip geliyordu.En sonunda serum torbasının üzerinde durdum ve hafifçe kafamı kaldırdım.Kafamın üzerin de kamera vardı.Kameraya bakıp istemsizce göz devirdim.Kesinlikle istemsizce oldu.Çünki bir kaç dakika sonra kapıma bir yığın beyaz önlüklüler beklemediğim kesindi.
"Uyanmış."dedi içlerinden biri.
Hayır uyanmadım aslında.Gözü açık uyumak gibi bir huyum vardır.Lütfen gider misiniz?
"Serumlar işe yaramış mıdır sence?"
"Kontrol etmemiz gerek."
"Kan alma odasına götüreceğiz."
"Tamam."Kadın bana doğru yaklaştı.Elimde ki,serumları çıkarmaya başladığında korku içimde daha da büyüdü.
Kan alma mı?
Çok korkarım!
Sanki tek mesele kan almaymış gibi,ecel terleri döküyordum.Umarım çok acıtmazdı.
Kadın işini bitirip bana döndü."Yürüye bilecek misin?"diye sordu.
"Yakın mı?"
"Bir az mesafe var"dedi.
"Tam olarak ne kadar?"
"Bir az."
"Umarım gerçekten azdır çünki bedenim uyuşmuş.Ayrıca geçen seans paramı vermediniz.Bu seans ve geçen seans'ın parasını işiniz bittiğin de alacağım.İşinizi çabuk bitireceğinizi umuyorum."
"O zaman ummakta kal."dedi bu kadın.
Bu da ne demekti?
Yatakta ilk adımı attığım gibi ayağım hafifçe kasıldı.Bir kaç beyaz önlüklü koluma girmeye çalıştı,amma istemedim.Zaten ben yeterince teslim olmuş,korkak ve zavallı biriydim.Bana bir şeyler yapıyorlardı ve ben sesimi bile çıkarmıyordum.Tüm bunlara rağmen kendim yürüye bilirdim,değil mi?
Kan alma odası beklediğimden yakındı.Kısa sürede varmıştık.İçeri girdiğimiz de,içerinin boş olmadığını gördüm.Bura da beyaz önlüğü olmayan insanlar vardı.Üzerlerin de benim gibi mavi hastahane önlüğü gibi bir şeyler vardı.Gözlerinde ki,korkudan onların benim gibi bir kurban olduğunu anladım.
"Sıra var,bir az bekleyin."İçeriden gelen sesle beni bekleme koltuğuna oturttular.Karşımda saçları dağınık,ve ağlamaktan gözü şişmiş bir bacağını hız kesmeden sallayan gergin kız oturuyordu.Etrafa ürkek bakışlar atıyor,yerinde ola bildiğince küçülüyordu.O kız korkuyordu.Tıpkı hepimiz gibi.Etrafa bir bakış attım ve ayağa kalkıp kızın önün de diz çöktüm.Ellerini tutup,avucuma aldığım da irkildi.
"Sorun yok.Sizdenim."dedim ve kıyafetimi gösterdim.Ürkek bakışları sorgularcasına bakıyordu.
"Korkuyorsun diye."
"Korkmuyorum!"diye sertçe çıkıştı.
"Peki."dedim.Bakışları değişti.
"Sert çıkıştım üzgünüm.Sadece g-gerginim.Bize n-ne yapacaklar?"Tek nefeste söyledikleriyle kaşlarım belli belirsiz kalktı.
"Sakin ol."dedim.
"Sakinim."dedi.
"Bize ne yapacaklarını bilmiyorum."
"Deney diye bir şeyler duydum emin değilim.Bir de kapsul mu bir şeyler gevelediler."
Konuşmamıza katılan,bizim gibi hastahane önlüklü,yüzü korkudan beyazlamış gözlüklü çocuğa baktım.
"Evet ben de deney diye şeyler duydum."dedim.
"Bize ne yapacaklar?"Az önce dağınık saçlı kızın sorusunu bu sefer bu çocuk yeniledi.
"Bilmiyorum."dedim.
"Bir şey yapmamız lazım.Kanı boşuna alıyor olamazlar.Bir şey diyeceğim ama lütfen paniklemeyin.Zaten gözler üzerimizde."dedi.Bu sözler beni bir az da korkuttu.
Bize ne diyecekti?
Sessiz kaldım ve ne söyleyecekse onu söylemesini bekledim.
Oda sessiz kaldı.Düşünüyor gibiydi.Zihninde ne düşünüyorsa söylemesi gerekiyordu.Sessizliği fırtına öncesi sessizlik gibiydi.
"Konuş artık!"dedi dağınık saçlı kız. "Sıra gelmek üzere."dedi.
Çocuk ikimize bir bakış atıp derin nefes aldı.
"Haberleri takip ediyor musunuz?"diye sordu.Dağınık saçlı kız ile başımızı aynı anda iki yana salladık.
"Haberlerde ki hastalığı görmediniz o zaman?"
Hastalık mı?
Başımızı iki yana aynı anda salladık.
"Kurbanlar biz ola biliriz.6 ay boyunca her ay serum vererek bedenimizi bu hastalığa alıştırmaya çalışmış ola bilirler.Yavaştan hastalık kanımıza işlediğinde bizi buraya getirdiler ve kan analizi yapıyorlar."diye fısıldadı.
Tek nefeste söylediği sözlerle gözlerim faltaşı gibi açıldı.Kızın elimin altında ki eli de hafifçe titremeye başladığın da bir birimize ürkek bakışlar atıyorduk.Nefes nefese kalmıştım.İdrak edemiyordum.
"Ne yapacağız?"Kızın sesi fazla ağlamaklı çıkmıştı.
"Panik yapmayın dedim!"dedi çocuk sert bir fısıltıyla.
Oda korkuyordu."Bizden önce fazla kişi var.Anladığımızı anlamadan bir plan yapalım.Eğer anladığımız anlaşılırsa sıramızı öne çekerler."dedi.
Gözlerim dolu kolidorda geziniyordu.Bize yardım edecek bir şey.Herhangi bir şey.
Tam o sıra da içeriden bir cızırtı gibi ses geldi.Ses o kadar korkunçtu ki,hepimiz irkilerek kapalı kapıya baktık.
İçeride ne oluyordu?
Elimin altında ki kız kuş gibi titremeye başladı.
"B-benim kimsem yok.A-blam var s...sadece."Kısık sesi kekeliyor,yarıda bölünüyor ve ya fısıltı ile duyuluyordu.Gözlerinden boncuk boncuk yaşalar süzüldüğünde ben de kendi kardeşimi düşündüm.
Benden sonra yapayalnız kalacak kardeşim.
Vicudumdan titreme geçti.Çaresizlik neydi?Çaresizlik bir an mıydı yoksa sadece bir hiss mu?Bana göre çaresizlik şimdi ki an ve şimdi ki hiss ettiklerimdi.Annem öldüğünde çaresiz hiss etmemiştim.Annem ölmüştü ve bitmişti.Amma ben ölürsem bitmeyecekti.Kardeşim ne olacaktı?İşte çaresizlik tam olarak buydu.Çaresizlik bir az da bilinmezlikti.
"Yeşim Avlanmaz!"dedi içerideki ses."Doğan Alp Kaya!"dedi tekrar.Ve sesi iliklerimi titretecek o ismi söyledi."Şafak Yalın!"diye bağırdı bu seferde.
Anlamışlardı.Bizim planlarını anladıklarımızı anlamışlardı.
Korluyla üçümüz de bir birimize bakıyorduk.
Son bu muydu?
Zaten beyaz teni daha da atan çocuk ürkek bakışlarını kapıya dikti.
Artık sadece gözyaşı dökmeyen aynı zaman da yalvaran kız için için ağlıyordu.
Bense sadece kapıya bakıyordum.Ardımda bırakacağım bilinmezliği düşünüyordum.Kardeşim ve Güzce...
Biz daha ne olduğunu anlamadan beyaz önlüklüler bizi ittirmeye başladı ve kapıyı açıp tek haraketle sırtımızdan tekmeyi savurdular.Sert mermere yapışan vicudumla,dakikalardır suskun ağzım avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.Üçümüz de aynı zaman da kapıyı yumrukluyorduk.
"Lütfen a-açın kapıyı!"dedi Yeşim ağlayarak.Hatta artık Doğan da ağlıyordu.Arkamızdan eller sarıldı ve bizi sertçe koltuğa oturttular.Daha ne olduğunu anlayamadan elimizi kolumuzu bağladılar ve kan alma işlemi için gereken malzemeleri çıkarttılar.
Ağlamanın sırası değildi.
Hayır,kadere teslim olmayacaktım.
"Hani cesaretin yoktu?"
Ölsem bile,deneyerek öleceğim.İçimde ki ses güçlü bir alkış kopardı.
"Aferin sana."
Aferin bana.
Gözlerim hızla odayı taramaya başladı.İlk fark ettiğim büyük kapsüllerdi.Mermere monte edilmiş,tavana uzanan iri kapsülller.İçinde insanlar vardı.Yeşil bir suyun içinde nefessizdiler. Az önce bizimle aynı koridoru paylaşan insanlar... Fark ettiğim detayla gözlerim irice açıldı.O yeşil suyun rengi odada ki koluma takılan serumun rengi ile aynıydı!
Hayır,ben o kaderi paylaşmayacaktım.
Koluma iğne sertçe girdiğinde artık kafamı eğmiyordum,kurtulmanın yollarını arıyordum.Gözlerim odada ki,üç şeyin üzerin de durdu.
Doktorun şırıngayı açarken aceleden unuttuğu maket bıçak.
Benden bir az uzakta duran vazo.
Ve gözlerimin istemsiz kaydığl bir çift kahvenin en koyu tonu,siyah dene bilecek kadar koyu gözler.
Bakışlarımız koyu gözlü beyaz önlüklü ile kilitlendi.Oda bana bakıyordu.
O,avına bakıyordu.
Lakin,bu gece ben av olmayacaktım.
"Kaç kişi başarısız oldu?"diye sordu biri.
"Şimdilik 57 kişi üzerinde denedik.48i ölü.9u da başarılı olur mu olmaz mı bilmiyorum amma çabalıyorum."dedi biri daha.
"Çabalama yap!Başarılı olursak ülke önde gidenleri sayılacağız!Ve düşünsene o zaman hayatımızı."dedi kahve mi yoksa siyah mı gözlü olduğu emin olamadığım koyu gözlü beyefendi.Demek ki hayatımızı mahv ederek,kendilerine huzurlu ve zengin bir hayat arzu ediyorlardı.
O zaman,arzu etmekle kalmalıydı.
Gözlerim Yeşim ve Doğana kaydığın da onların da ayağını açtıklarını gördüm.Şimdi tam sırasıydı.Beyaz önlüklü yaşlı adam üzerime kapsuller olduğu tarafa götürmek için eğildiğinde ona sert bir tekme attım ve ayağa fırladım.
"Doğukan!Yeşim!"Tek nefese isimlerini sığdırdım.Ardından hız kesmeden koşmaya başladım.Parmak uçlarım ile gözüme kestirdiğim bıçağı aldım ve elimdeki ipleri bir yandan koçarak açmaya çalışıyordum.Doğan ve Yeşim de elleri bağlı odanın için de koşuyordu.
"Yakalayın!"dedi gözlerinden emin olamadığım,amma liderleri olduğundan emin olduğum canavar.Hayatımızı mahvetmek isteyen koyu gözlü canavar.
"Sakın yakalanmayın!"bu sefer ben bağırdım.Sözümü bitirir bitirmez ellerimde ki iplerden kurtuldum.Ve bıçağı yanımdan hızla geçen Doğukan'a ellerini açması için parmaklarına tutuşturdum..Artık bir takım beyaz önlüklü,ve biz odanın için de dört dönüyorduk.
Ellerimi açtıktan sonra ne yapacağımı düşünmemiştim!
Harika.Ne yapacağım?
Doğukan,"Kapı!"diye bağırdığln da bileklerinde ki iplerden kurtulduğunu gördüm.Üçümüz de o yöne koştuğumuz da,
"Kapı kilitli mi?"diye soran canavarı duydum.Düşünmeden kapıyı yumruklamaya başladım.Bu aptal kapının bir kulpu yoktu.Sorun şu ki beyaz önlüklü bir yığın canavar üzerimize geliyordu.Aksi yöne koşmaya başladığım da Yeşim ve Doğukan peşimden koşuyordu.
"Bir odanın içinde bu kadar kişi üç ucube ile başa çıkamadınız!"dedi lider canavar.
"Sensin ucube!"Anlamsız cesaretle çıkıştığım sözleri idrak ettim ve gözlerimi irileştirdim.Gider ayak bana ne oluyordu böyle?
Sözüm onu sinirlendirmiş olmalı ki durduğu yerden hızla bize doğru koşmaya başladı.
"Sıçtık!"diye bağırdı Doğukan.
Sorun şuydu ki lider canavar fazlası ile hızlıydı.O kadar hızlıydı ki hangi ara arkamda belirdiğini bile görmemiştim.Yakamdan tutup,beni sertçe duvara ittirdi.
"Ne dedin sen!"diye kükredi."Ben ucubeyim öyle mi?"Olduğum yerde küçüldüm.Beyaz önlüklüler durmuş izliyorlardı.Korkuyordum.Neyse ki ben hiç bir zaman korkumu belli eden biri olmamıştım.
"Öyle mi?"
"Öyle!"
Cesaret işini fazla kaçırdım sanırım.
Kafamı sertçe çarptı.Darbenin etkisi ile gözlerimi kapattım ve kısık sesle inledim.Sanırım kafam patlamıştı!Aynı şeyi bir kere daha tekrarladı.Ve bir kez daha.Koluna benim kanım akıyordu.Sanırım kafamı gerçekten patlatmıştı.Bir kez daha tekrarladığın da kolundan tutup çektim ve bir az hızlı olan haraketim yüzünden dengemiz bozuldu ikimiz de takılıp bir şeyin içine düştük.Ardından çığlıklar koptu.
"Hayır!Zaman kapsülü!Olamaz!"
"Çıkın!"
"Olduğunuz yerde kalın!Radiasyon organlarıınızı parçalaya bilecek güçte!"
"Işık yanmaya başlıyor!"
"Efendim,ne yapalım?!"
Her taraftan endişe nidaları yağıyordu.Doğukan ve Yeşimi uzaklaştırmaya çalıştıkların da onlar zaman kaybetmeden bizim içinde olduğumuz diğerlerinden farklı kapsülün içine atladılar.Anın da kapsülün için de değişik yazılar döndü.Sonra kapsülün işıkları söndü.Karanlığın için de parlak rakamlar döndü,döndü,döndü...
En sonun da rakamlar durdu.
1871.
Beyaz ışık cızırtı ile bir kaç kez yandı ve sonra yerini devasa karanlık bıraktı.
Karanlığın ucu bucağı yoktu.
Sonra gözlerim kapandı,bedenim donuklaştı.Zihnim işlevini kaybetti.
Ve ben kendi siyah dünyama büründüm.
🪷
Ve ilk bölümün sonu...
Bölüm sizce nasıldı?
Şafak karakterini nasıl buldunuz?
En sevdiğiniz karakter kimdi?
Başlama tarihleri buraya 4.02.2026🪷
Bu tarihi yazarken duygulandim…Bu kurguyu ben ilk wattpad’de 24.12.2025 de yayınlamıştım.2 ay olmuş vay be…
Okundukça ve yorum geldikçe bölüm teşekkürü yaparız🫶🏻
Her çarşamba bekleniyorsunuz💋
Bölüm etkileşimi
