2. bölüm · Nil’in Denizi
2. Fırtına Öncesi
"Hepinize kocaman musmutlu bir merhaba canlarım!
Daha yolun çok başındayız, biliyorum. Şu an belki bu satırları sadece ben ve hayallerim okuyor ama içimdeki o heyecan sığmıyor göğsüme! Nilüfer'in o 'mavi'rüyasına, o sabahın ilk ışıklarına benimle ortak olduğunuz için (veya ilerideolacak olan her bir ruh için) şimdiden teşekkür ederim. 🥹 İlkbölümü nasıl buldunuz? Nil'in o kafa sesleri, rüyasındaki o gizemli boşluksizde neler uyandırdı? Yorumlarda buluşup dertleşmeyi çok isterim, hadi gelindökün içinizi 💙••••••••••
"Yurttaaşk, cihanda aşk Her yerde aşk bundan sonra"
............
Merdivenlerinhemen karşısında ki odama girdim. Odam benim sığınağım gibiydi. Kapıyıkapattığım an evin o tatlı kaosu dışarıda kalıyor, ben kendi dünyamadönüyordum. Masamın üzerindeki fırçalarım ve boyalarım sanki bana fısıldıyor,henüz yaşamadığım ama ruhumun çoktan bildiği o uzak anıları, o mavilikleriresmetmemi bekliyorlardı. Bugün serdiğim mavi çarşaflı yatağıma attım kendimi.Kızlara yazmalıydımm hemen...
Yunanikii Beklekiii 🇬🇷
Siz: KIZLARRRR! SIKI DURUN AYYY HEYECANDAN YAZAMIYORUM.....
Siz: BABAM İKNA OLDUUU 🥳YUNANİSTANNN BEKLE BİZİ BEBEĞİMMM
Eceşko:NEEEEE! Şaka değil dimi kızım bak şakaysa boğarım seniiii. Ayyyy şoktayım Nilikooo
Begümle:Rasim Amca'yı nasıl ikna ettin kızım sen?? İkna kabiliyetin 10/10 aşkısı,kurban olayım yöntemini bize de öğret....
Leyloşum:
Eceşko;Kızım valizim bile yok benim, daha şimdiden panik atak geçirmeye başladım! @Nil ne giyeceğiz?!
Siz:
Siz: Yarın Bursa'yı talan edeceğizzzz... Slayyyy görll
Eceşko:Ayyyy hemen Pinterest'e giriyorum, 'Greek Summer Aesthetic' diye bir boardhazırlamam lazım.
Begümle:
Leyloşum:Ben alarm kurdum yatıyorum. Yatın sizde hadiii bbb 🫶🏻
Siz: 12 3 4 tamammmmmm
Begümle:@Siz kızçemin kafa yandı Yunan'a gideceğiz diye
Begümle:Bende yatıyoruuu hadiii iyi geceler
Eceşko(görüldü....)
Siz:
••••••••••••
Güneş,Bursa'nın o meşhur haziran sabahlarından birine uyanmış, odamın perdelerini delip geçerek tam burnumun ucuna konmuştu. Ama ben... Ben sanki başka bir evrendeydim.
Gece boyunca zihnimin içinde dev dalgalar dönmüş, rüzgarlar esmiş gibiydi. Gözlerimi zorlukla araladığımda, tek hatırladığım sadece "Mavi" bir boşluktu. Gökyüzü müydü? Deniz mi? Yoksa sadece bir çift göz mü? Bilmiyordum. Dilimin ucundaydı ama neyin nesiydi hatırlamıyorum. "Neler yaşadın bekızım" Yatağımın hali ise.... O tam bir savaş alanıydı.
Mavi çarşaflarım bacaklarıma dolanmış, yastığımın biri yere fırlamış, saçlarım ise sanırım kendi bağımsızlığını ilan etmişti. Kafamda devasa bir kuş yuvası varmış gibi hissederek doğruldum. "Bu sabahların anlamı olmalı Nilikooo." "Mavi..."diye fısıldadım çatallı sesimle. Ama rüya, kum taneleri gibi parmaklarımın arasından kayıp gitti sanki, hiç bir anı yoktu.
“Gitmeeee heyyyy, kufiii kafada okicazz gitme hey.” Yatağımdanadeta zar zor tahtadan sökülen bir çivi gibi ayrıldım. O sırada aşağıdan gelensesler, rüyamın son detaylarını da hatırlamama maalesef fırsat vermedi. "Ev ev değil, toplama kampı." Mutfaktan gelen annemin"Rasim, domatesleri yakacaksın!" feryadı, babamın radyodanaçtığı o bitmek bilmeyen "Bursa'nın ufak tefek taşları" türküsü vetabii ki vazgeçilmez sabah senfonimiz.... Kardeş kavgası!! "Bitmiyor bitmiyor, Alın beni alooo!!!"
“Mert,çık şu tuvaletten! Gitarımın teli koptu, elimi yüzümü yıkayıp tel takmam lazım,çık!" diye bağıran Meriç'in sesi merdivenlerde yankılandı. "Oğlum alt tarafı dişimi fırçalıyorum, patlama! Gitmutfakta yıka elini!" diye gürledi Mert. "Öküz!! Erko öküz"
Üzerimdekio dağınık halimle, pijamamın bir paçası yukarıda, bir diğeri aşağıda, sersem gibi odamdan çıktım. Birer ikişer aşağı doğru indim. Merdivenlerin başında durduğumda manzaramda, Meriç elinde gitarıyla tuvalet kapısını tekmeliyor, Mert içerde şarkı söylüyor, babaannem ise koridorda elinde gümüş aynasıyla inci küpelerini takmaya çalışıyordu.
“Ayy,çekilin be önümden! Sabah sabah ne bu gürültü?" dedim, sesim daha çok birördek cıyaklamasına benziyordu. "Çokta fifiii"
Babaannem beni görünce durdu, gözlüklerini burnunun ucuna indirip tepeden tırnağa süzdü."Hah! Bizim Atina fatihi de uyandı. Kız Nilüü, o saçlarının hali ne?Yunanistan'a böyle gidersen seni değil gemiye, sınırdan içeri bile almazlar haberin olsun."
“Babaanneee,Allah aşkına sabah sabah yapma bari yaaa." diyerek banyoya doğru hamle yaptım ama Meriç önüme gitarıyla bariyer kurdu. "Sakin ol şampiyon, önce ben! Saatlerdir bekliyorum burda. Senin uyanman bile bir saat sürüyor, içeride geçirdiğin vakti hesaba katmıyorum bile." Dedi duvara doğru yaslanırken. "Bence erkeklerin fikri olmamalı, bence yani fikrimce.”
Ona gerizekalı bakışları atıp babaannemin yanına ilerledim. O sırada canım annemin sabah şarkısı yükseldi mutfaktan. "Çocuklar!! Bir sabahta dakikasında gelin yavrum şu kahvaltıya. Çay demlendi, yumurtalar masada soğumak üzere!! Nil, kızım, sende uyanamadın mı hâlâ? Ne yapıyorsun saatlerdir? Kızlar kapıda, 'Nil'i uyandırın, telefonuna bakmıyor ölüm uykusuna mu yattı. Çarşıya gideceğiz kalksın' diye bağırıyor!" İşte o an, rüyamdaki o "Mavi" bir anlığına geri gelir gibi oldu. Bugün Bursa’yı talan edecektik. Ve ben hala tuvalet sırası bekliyordum.
“Şu evden kurtulayım 777" Hayal meyal aklıma gelen o beyaz elbiseyi bugün bulacaktım. Rüyamda göremediğim o eksik parçayı, belki de bugün o çarşının tozlu raflarında arayacaktım. "Reis,edebiyata lüzum yok herkes seni bekliyor"
“Ayy tamam be, sus sende" bu iç ses de saçma bir şekilde çıkmıştı ortaya. Beklemeden dış kapıya doğru ilerledim. Gelen korna sesi ve ardından Begüm'ün o bitmek bilmeyen "Nilllll! Uyandın mı sarı papatyam?" nidasıyla irkildim bir an. Pijamamın bir paçası dizime kadar sıyrılmış, saçlarımda birkuş yuvasını andırırken, kendimi dış kapıya nasıl attığımı inanın bende bilmiyordum. "İnanan inansın abicim, inanan inansın"
Kapıyı açtığım an, karşımda üç adet fıstık gibi gacılar duruyordu. Ece'nin üzerinde tiril tiril askılı bir bluz, Begüm'ün yine ve yine en şık güneş gözlüklerinden biri kafasında, Leyla ise her zamanki zarif ve biraz da utangaç haliyle çiçekli elbisesinin içinde parlıyordu. Ben mi? Ben üzerimde 'ayıcıklı' pijamalarımla kapının pervazına yaslanmış, "Geldiniz mi?" diye baygın bir sesle gülümsüyordum.
“Kızım bu ne hal? Yunanistan'a bu pijama takımıyla gideceksen şimdiden söyle, seni valize saklayalım!" dedi Begüm,yanağımdan makas alıp içeri dalarken. Artık evin kızı olmuşlardı, terliklerini bile sormadan portmantodan alıyorlardı.
"Yok gelmedik kuşum!! Kız uyan, manyadı iyice bu. Ben size diyeyim." Dedi Ece kendini sandalyeye atarken. "Ayy gelin bakalım fıstıklar, gelin!" diye mutfaktan annemin sesi yükseldi. İçeri girdiğimizde babaannem gümüş aynasını masaya koymuş, bizimkileri teker teker süzüyordu. Süsü, püsü o kadar severdi ki.... Ah benim kuşum.
“Bakbak bak... Şunlardaki endama bak," dedi babaannem, Begüm'ün mini şortuna ve bronz bacaklarına göz kırparak. "Bizim zamanımızda böyle bacaklar sergilenseydi anammmm, Bursa çarşısında izdiham çıkardı. "Bilemedim şimdi aşko"
“Ahkızım, ben gençken o Mudanya sahilinde bir yürürdüm, deden arkamdan beş tane mektup gönderirdi de birine cevap vermezdim. Tutku başka şeydi kızım, şimdi herşey ekranlarda..." Derin bir nefes çekti içine. "Erko varken zarar yokken daha da zararsın"
Babamın içerden sesi duyuldu. "Anne Allah aşkına ne anlatıyorsun ya bi de ben varım. Tövbe Estağfurullah" Kınar gibi verdiği nefes sesleri duyulmaya başladı. "Anambu da sanki bilmiyor da.... Neyse" dedi babaannem ellerindeki ojelerine bakarken. Begüm hemen babaannemin yanına kıvrıldı. "Ay Sultanım... anlat şu tutkuları ya!Bizim bu Nil tam bir odun, aşktan meşkten anladığı yok, varsa yoksa fırçaları,boyaları."
“Kız ne münasebooo, aşkı biliyoruz tutkuyu da, sadece adam yok adammm!!" Leyla hafifçe kızararak mutfak masasına oturdu."Begüm, abartma istersen..." Begüm hiç onu takmadan babaannemle koyu bir sohbete dalmıştı bile. O sırada Meriç, elinde o meşhur fotoğraf makinesiyle mutfağa girdi. Ece'nin gözleri hemen makineye takıldı. "Meriç, o yeni lens mi? Işığı harikaa alıyor olmalı, fiyatı hala aynı mıı? Geçen baktığımda yükselmişti sanki?" Dedi eline alıp bakarken.
Meriç o herbokolog tavırlarıyla, "Lens iyi,modeller daha iyi. Bilmiyorum ben indirimden aldım. Vereyim sana? Götür gavur ülkelere ama alırım bin kağadını" diye takıldı. Ece "yok sağol"bakışları atıp kamerayı tekrar ona verdi ve tabağına döndü. "Oğlum para göz müsün sen?? Allahım erkoları kapat ya." Dedim kafasına vururken.
Babam ise hepimizin önüne teker teker meşhur Bursa domateslerinden, koyup 'Yiyin bakalım kızlarım, Atina'da böyle kahvaltı bulamazsınız. Nil gibi zayıf kalmayın, rüzgar eserse sizi oralardan toplayamam," diye hem gülüyor hemde söyleniyordu. "Tamamdır başkannn"
Annemde bir yandan çayları tazelerken, bir yandan da parmağını sallayarak uyarı çekiyordu bize. "Bakın, eğlenin ama gözünüzü dört açın. Sakın ha! Kimseden öyle yemek memek almayın. Çokta dağıtmayın! Bizim kızları kandırmak kolay değildir ama Nil? Ben senden pek emin değilim annecim, senin o hayalperestliğin beni korkutuyor." Dedi çaydanlığı masaya bırakırken.
“Anneee!"Abartma istersen çocuk muyuz? Bir çikolataya kanacağız." diye seslendim merdivenlerde doğru yürürken. "Ben hazırlanmaya gidiyorum, yoksa Begüm beni gözleriyle dövecek!"Nefes nefese odama çıktığımda kendimi aynanın karşısında buldum.
Gardırobumun kapaklarını sonuna kadar açtım. Bir yandan aşağıdan gelen kahkaha sesleri, biryandan babamın hala çalmakta olan radyosunun cızırtısı... Bir yandan daiçimdeki o 'mavi' rüya. Bugün bir garipti ama neyse...Üzerimene giyeceğimi değil, o rüyadaki eksik parçayı bulup bulamayacağımı düşünüyordum. "Ne rüyaydı Allah aşkına" Beyaz çiçeklerle süslediğim aynamın karşısında son dokunuşlarımı da yaptım. Gloss'umuda sürüp şöyle bir süzdüm kendimi.
Denizin en derin yerini andıran mavi bir büstiyer geçirdim üstüme. Altına ise bembeyaz, uçuş uçuş uzun eteğimi giyip babatlerimi ayağıma geçirdim. Saçlarımı da serbest bıraktım. Biraz rüzgar,biraz özgürlük... Slayyy görll
Çantamı omzuma atıp merdivenlerden aşağı inmeye başladığım sırada evin içine yayılan buram buram kahve kokusunu çektim içime. Mutfağa indiğimde kızlar çoktan sofrayı toplamış, babaannemin etrafına fal baktırmak için dizilmişlerdi. Begüm elindeki fincanı ters çevirmiş, babaannemin dudaklarından dökülecek o"kader" kelimesini bekliyordu. Leyla ise her zamanki gibi "Ay günah mı acaba?" bakışlarıyla ama merakına yenikdüşmüş bir şekilde kenardan izliyordu.
Ece gözlerini bana çevirdi ve "maşallah" diye mırıldandı ağzının içinden. Ona gülerek öpücük yolladım. Begüm başını fincandan kaldırıp bana baktı. "Hah! Geldi bizim Mavi peri," dedi Begüm beni süzerek."Kızım, bu ne güzellik? Atina'da seni gören kaptan gemiyi karaya oturtur,demedi deme! O büstiyerin tonu... Resmen 'Ben buradayım ve yakmaya geldim'diyor."
“E abart kuşum" dedim şaşırarak. O da "he he" yaparak gerifincanına döndü. Babaannemgözlüklerini burnunun ucuna indirip bana şöyle bir baktı, gözlerinde o herzamanki muzip parıltı vardı. "Bak bak bak... Tam benim gençliğim. Ben de Mudanya sahilinde böyle uçuş uçuş eteklerle gezerdim. Arkamdan fırtınalarkopardı da birine dönüp bakmazdım. Eyyy gidi gençlik ey, Nilüü kızım, o eteğin rüzgarda fazla havalanmasın sonra. Elin Yunan memleketlerinde kaptanların pusulası şaşar sonra! Tutku dediğin şey bir esintiye bakar, sakınunutma!"
“Tövbe Estağfurullah ya, Nilüü düşünme sus""Aman babaanne ya, senin bu tutkularda bi bitmedi maşallah arttıkça artıyor!" Gülerek yanlarına çöktüm. "Hem onu bunu bırak neler çıkmış fallarda? Varmı bize dalyan gibi oğlanlar." Babaannem beni hiç takmadan fala bakmaya devam ediyordu.
Begüm ortamın sessizliğini görmüş olacak ki hemen atladı. "Kızım, sultanım diyor ki, yolun sonunda bir parıltılı var ama dikkat et, o sarı sarı parıltılar gözünü kamaştırırken kalbini de karıştırmasın. Ayyy ben şokanziii! Acaba nasiplerimiz orda mı?" Dedi hayallere dalarken. Leyla koluna vurdu "salak salak konuşma der gibi" O sırada annem belirdi kapı eşiğinde, elinde yara bandıyla sanki savaşa gidiyormuşuz gibi bize bakıyordu. 'Gerçi savaş sayılırdı'
"Alın şunları,Nil senin topuğun vurur şimdi o babetler, Begüm sen de o arabayı yavaş sür! Gözüm üstünüzde, çarşıdan her aldığınızın fotoğrafını gruba atacaksınız,bakayım kumaşına!" Anneme hepimiz "tamamdır" bakışlarıatıp kapıya doğru yöneldik. Meriç elinde gitarıyla koşa koşa yanımıza geldi. "Ablaaaa, bana pena alırmısın?? Benim her zaman aldığım yerden. Hadi be nilüüü kuşş." Bana masum köpek bakışları atıyordu nasıl almazdım.
“Tamam alırım, ver paranı"dedim elimi uzatırken. "Para mı?? Kızım sen abla değil misin?? Alsan neolur??" Sitemle söylendi dibimde. "Erkek sus Allah için sus.”
"Babaaaaaaa,ablam birde para istiyor benden ya." Diye bağırdı içeri doğru. O sırada merdivenden aşağı inen Mert ensesine sert bir şekilde vurdu. "Bağırma lan kıza. Almak zorunda mı?? Ben çıkacağım yarım saate alır gelirim. Paranı pulunuda istemem." Dedi.
“Nilüü'm benden istediğin bir şey var mı?"Dedi aynaya bakıp saçlarını düzeltirken. "Tövbe estağfurullah bu çocuk niye iyi davranıyor ayol."
“Yok Mertoo, beni salın yeter." Dedim ve tam on dakikadır kornaya basan Begüm’ün arabasına doğru ilerledim. "Dikkat et! Manyak kız." Mert arkamdan gülerek kapıyı kapattı.
Tam arabayı çalıştırmış gidecekken babaannem camı açtı ve bize seslendi. "Durun bakıyım!" dedi, sesi tüm evi susturacak kadar otoriterdi. "Nilüfer, çarşıda o elbiseyi denerken aynalara iyi bak. Benim zamanımda kadınlar aynaya değil, aynalar kadınlara bakardı tutkuyla. O elbiseyi öyle bir seç ki, kumaşısenin ruhunla dans etsin. Hadi, gidin o Bursa sokaklarını inletin!" Annem babaannemle tartışmaya başladı.
“Anne Allah aşkına tüm sokak bize bakıyor,gir şu içeri." İkisi hala tartışmaya devam ederken babam belirdiyanlarında.
Hiç bir şey söylemeden camı kapattı ama öncesinde bana öyle bir baktı ki, tüm kafamdaki o sesler sustu sanki. Begümen sonunda fırtınasının gazına yüklendi. Radyoda son ses "Yurtta aşkcihanda aşk bundan sonra" çalıyordu. Hep bir ağızdan şarkıya eşlik edipbizi bekleyen mağazalara doğru yola koyulduk.
Bölüm sonu…..
Kitaba dair yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 💙
