1. bölüm · NEFRETİN BENİM

𝓘ş𝓘𝓵 ♡

"Hadi Deniz, geldik. Şu çantaları almama yardım et."
Nuray’ın sesi, her zamanki gibi emredici ve sabırsızdı. Deniz, annesinin yüzüne bakmamaya çalışarak derin bir nefes aldı. Aralarındaki bağ, uzun zaman önce inceldiği yerden kopmuştu. Nuray için Deniz, hayatta taşınması gereken zoraki bir yük gibiydi; Deniz içinse Nuray, bencil kararlarının bedelini hep kızına ödeten bir kadından fazlası değildi.
"Ben kendiminkileri alırım," dedi Deniz, sesindeki mesafeyi koruyarak. "Seninkilere de dokunmam."
"Yine başladık o dik kafalılığına," diye mırıldandı Nuray, gözlerini devirerek. "Bak, bu okula girmek için ne kadar uğraştığımı biliyorsun. Bodrum’un en iyi koleji. Orada düzgün davranacaksın, beni rezil etmeyeceksi8"
Deniz cevap vermedi. Nuray’ın bu ani zengin okul sevdasının arkasında ne olduğunu henüz bilmiyordu ama kokusu yakında çıkardı.

Kolej;
İlk Gün;
Teoman, elindeki kahve bardağıyla merdivenlerden inerken gözleri doğrudan Deniz’e kilitlendi. Üzerindeki sıradan kıyafetler ve dimdik duruşu, Teoman’ın radarına takılması için yeterliydi.
Teoman, Deniz’in tam önünde durdu. Gözlerinde insanı küçümseyen o tanıdık parıltı vardı.
"Yeni misin?" diye sordu, sesi tembel ama bir o kadar da baskındı. "Buralarda daha önce senin gibi... sade tipler görmedim de."
Deniz, geri adım atmadı. Gözlerini Teoman’ın gözlerine dikti. "Yeni olup olmamam seni ilgilendirmez. Yolumdan çekilir misin?"
Teoman biraz daha yaklaşarak Denizi kıstırdı, "Çekilirim ama bir şartla adın ne?" Deniz alayla gülümsedi "Deniz, evet. Çekil şimdi" teoman kenara çekilip
Denizin arkasından seslendi " Hoşgeldin deniz kızı!"

---------

Deniz evine gelmiş salondaki koltuğa geçip saatlerce oturdu. Zaman akıp gitti ama Nuray hâlâ ortalıkta yoktu. Saat gece yarısına yaklaşırken kapının kilit sesi duyuldu. Nuray, yorgun ve gergin bir yüz ifadesiyle içeri girdi.
Deniz kollarını göğsünde bağlayarak annesine döndü. "Ne yapıyordun bu saate kadar?" diye sordu, sesindeki şüpheyi gizlemeyerek. "İlk günden bu kadar geç kalmanın sebebi ne?"
Nuray anahtarlarını koltuğa fırlatırken ters bir şekilde Deniz'e baktı. "Sana hesap mı vereceğim ben? İş buldum işte, onun peşinde koşuyorum. Yat zıbar hadi, akşam akşam senin o sorgu memuru tavırlarını çekemem."
Odasında giden Deniz, yatağına uzandı. Başını yastığa koyup pencereden dışarıyı, Bodrum’un karanlık gökyüzünü izlemeye başladı. Bulutların arasından sıyrılan dolunay, odanın içini soluk bir ışıkla dolduruyordu.
Aynı dakikalarda, Bodrum'un en lüks tepelerinden birinde yükselen Akkaya villası da derin bir sessizliğe gömülmüştü. Evde kavga gürültü olmazdı; burası öfkenin bile sessizce, buz gibi yaşandığı bir yerdi. Şebnem ve Hakan Akkaya, her zamanki kusursuz halleriyle odalarına çekilmişlerdi.
Teoman ise kendi odasındaydı. Babası Hakan'la akşam yemeğinde yaşadıkları o gergin, imalı konuşmaların ağırlığı hâlâ üzerindeydi. Hakan’ın ondan hep daha fazlasını bekleyen, takdir etmek yerine sürekli eleştiren o baskıcı tavrı Teoman’ı her geçen gün daha da hırçınlaştırıyordu.
Teoman, odasının devasa camının önündeki koltukta oturuyordu. Üzerinde sadece siyah bir tişört vardı, bakışları tıpkı Deniz gibi gökyüzündeki o parlak dolunaya kilitlenmişti.

Devamı yakında.