1. bölüm / 2
NefretBölüm 1☘️
Bölümler 2Şu an: Bölüm 1☘️
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Her şeyden nefret ediyorum.
Ben Ekim Azra Karaca. On yedi yaşındayım ama on sekize girmeme de birkaç gün vardı. Ben, babası tarafından sevilmeyen çocuktum. Bir baba çocuğu annesine benzediği için nefret edermiydi? Benim babam ederdi. Anneme benzediğim için yüzüme bile bakmak istemezdi. Annem beni doğururken öldüğü içindi babamın bana olan nefreti. Onun katili olduğumu söylerdi. Annem de benim gibi siyah renginde saçları ve gözleri vardı.
On yaşıma kadar babama hep kendimi sevdirmeye çalışırdım. On yaşından sonra beni sevmeyeceğini anladığımda bunu bırakmıştım.
Şimdi ise siyahlar içinde okula gidiyordum. Kolej babamın olduğu için üniforma giymiyordum. Siyah kot pantolon ve siyah crop giymiştim. Küçüklükten beri siyah giyerdim. Benim için sadece siyah renk vardı.
Korumam olan Murat abi beni okulun önüne bıraktığında arabadan indim. Kaşlarım çatık sınıfa doğru giderken herkesin gözü benim üzerimdeydi. Buna alışmıştım. Babam mafya liderlerinden biri olduğu için bunu öğrenen herkesin şaşkın bakışlarına maruz kalıyordum. Babamın mafya liderlerinin biri olduğu geçen yıl öğrenmişlerdi. Babam mafya olduğu için ona benim üzerimden tehdit bile ediyordular. Ama kızı onun için hiçbir şey olduğunu anladıklarında peşimi bırakıyordular. Yine de korumalarım vardı.
Yaşım arttıkça bir korumam daha oluyordu. Bu da babamın oyunlarından biriydi. Herkese nefret eden bakışlarımla sınıfa varmıştım. Sınıfa girdiğimde bütün kızlar etrafıma toplanmışlardı.
"Ekim günaydın."
"Ekim yine çok güzelsin."
"Ekim sana kahve getirdim."
Hiç kimseyi takmadan yerime geçerek oturdum. İnsanlardan nefret ediyorum!
...
Ders bittiğinde başımı sıramdan kaldırdım. Bütün ders susmayan hoca başımı ağrıtmaya başladığında uyuma kararı almıştım. Hoca sınıftan çıktığında ardından ben de sınıftan çıktım. Lavaboya giderek elimi yüzümü yıkadıktan sonra kurulamaya başladım. İşimi bittiğinde lavobadan çıkacakken içeriye giren kızlar ile durdum.
"Ooo Ekim'de buradaymış." Sürekli benimle uğraşan Sude ile yine gözlerimi devirdim. "Aa ama yakışıyor mu sana öyle hareketler." Ağzını yaya yaya konuşması beni sinir ediyordu.
"Benimle uğraşma Sude." Yanından geçip lavobadan çıkacakken kolumdan tutarak beni durdurdu "Ne olurmuş seninle uğraşırsam? Gidip annene ağlar mısın? Ay tüh unutmuşum senin annen yoktu değil mi? Ne yazık" diyen Sudenin yüzüne yumruğumu geçirdim. Çığlık atarak geri gittiğinde "Bir daha annem hakkında konuşursan o zaman yapacaklarımdan kork!" Yerde yüzünü tutarak ağlayan Sude'yi uyardıktan sonra lavobadan çıktım.
Babamdan gizli dövüş kursuna gittiğim için kendimi korumayı ve Suda gibilerin haddini bildirmeyi biliyordum.
Kesin ona vurduğum için müdüre gidecekti. Ne yaparsa yapsın umurumda bile değildi.
Sınıfa girerek yerime geçip oturdum. Şu dersler hemen bitse ve eve gitsem. Evde de baba denen şahıs olacağı için odamdan çıkmayacaktım.
...
İkinci dersin ortasında kapı çalındı. Hoca "Gel!" dediğinde nöbetçi öğrenci girdi. "Hocam müdüre hanım Ekim'i çağırıyor." Nöbetçi öğrencinin gözü direkt bana bakıyordu. Hocanın izin vermesini beklemeden sıramdan kalkarak sınıftan çıktım.
Müdürün odasına kapıyı çalmadan girdim. İçeride Sude ve yandaşları bir de müdür olan Canan hanım vardı. Sude'ye baktığımda her yeri dağılmış haldeydi. Dudağımın kenarı kıvrıldı. Bunu benim yaptığımı söyleyecek ve beni disiplin kuruluna verecekti.
"Salak" diye mırıldandım ona bakarken. Sude ise bana sırıtarak bakarken bir yandan timsah gözyaşları döküyordu.
"Ekim bu kaçıncı sen sorun çıkarmadan duramaz mısın? Babanı aradım birazdan gelir" diyen Canan hanımla ona baktım. Göz devirmemeye çalışarak "Kendisi annem hakkında konuştu ve bunu bir daha yaparsa bundan daha beter ederim." Canan hanıma bakarken Sude'yi de tehdit etmiştim. Canan hanım bıkkınlıkla nefesini ağzından verdi.
Kapı tekrar açıldığında içeriye babam girdi. Canan hanım kendine çeki düzen vermişti. Ona göz devirdiğimde babam umursamaz bir şekilde tekli koltuğun birine oturdu. "Ne oldu Canan? Niye çağırdın beni?" Beni görmezden gelerek sorularını Canan hanım'a yöneltmişti.
Canan hanım beni göstererek "Tarık bey, kızınız Ekim kavga etti. Hiçbir şey yapmasına rağmen Sude'yi hırpalamış." Beni duymuyor muydu bu kadın beni kızdıran oydu ve hiçbir şey yapmamış mı oluyordu? Bu tam bir saçmalık!
"Beni kızdıran oyd-" Sözümü bitirmemi beklemeden babam elini kaldırarak beni susturmuştu. Oturduğu yerden kalkarak "Bir daha olmaz ve bir daha Azra yüzünden beni buraya çağırmayın." Babam böyleydi benimle ilgili en küçük bir şey bile duymak istemeyen biri. Sadece kendi gururunu düşünen biri.
Babam bana hep Azra diye seslenirdi. Azra ölüm anlamına gelen bir isim olduğu için böyle seslenirdi. Sekiz yaşındayken babama neden bana Azra dediğini sorduğumda bana 'Azra ölüm anlamına gelen isim, o yüzden öyle sesleniyorum' demişti. O zamanlar anlamamıştım. Ama bunu bakıcılarıma ölüm ne demek diye sorduğumda bana verdiği cevap sayesinde anlamıştım.
Babam kapıdan çıkıp gittiğinde bana "Yürü" demeyide unutmamıştı. Canan hanımdan kötü bakışlarımı çekerek babamın arkasından ben de çıkmıştım. Yine başlayacaktı ismimi kirleten hareketler yapma diye.
Boş koridorda babamla yürürken fazla sessizdik. Karşıma bakarak yürürken "Bir şey demeyecek misin?" diye sordum. Bir süre sessiz kalan babam sonunda konuşmaya başlamıştı ama bunlar benim duymaya hazır olduğum şeyler değildi. "Evlendin. Bundan sonra ben değil kocan uğraşır senin ergen haraketlerini." Evlendim mi?!
Koridorun ortasında donup kaldım. Bu olamazdı! Babam bu kadar ileriye gidemezdi! Yapmamıştır bu kadar ileriye gitmemiştir. Daha on sekiz yaşında bile değilim!
"Hayır. Hayır ben evli değilim! Hiç kimse ile evlenmedim! Yalan söyleme!" Kollarını göğsünde bağlayan babam fazla rahattı. İfadesiz bir şekilde "Bundan sonra kocanın evinde yaşayacaksın." dedi. Çıldırmak üzereydim! Bunu yapmış olamaz!
"Yalan söyleme! Evli değilim! Hiçbir şeye imza atmadım!"
"Senin imzanı taklit edebileceğimi ne çabuk unuttun Azra." Hayır ben şu an rüyadayım birazdan uyanacağım ve her şey bir kabustan ibaret olacak.
Sinir krizi geçirmeye başlamıştım. Dizlerimin üzerine düştüğümde iki elimle başıma vurarak "Hayır böyle bir şey yapmadın!" diyordum.
"Hayır, hayır bu kadar ileri gitmedin hayır!" Çığlık atarak ağlamaya başladığımda kriz geçiriyordum. Babam ise kenarda beni izliyordu.
Babam bunu yapmadı bana yalan söylüyor. Benim acı çekmemi istiyor bu yüzden bu yalanı söyledi. Kafama vurarak kendimi kandırmaya çalışıyordum.
Orada ne kadar zaman geçti bilmiyordum ama sakinleşene kadar ağlamıştım. Babam ise çoktan gitmişti. Duvar dibinde dizlerimi kendime çekerek oturuyordum. Benim sesime herkes koridora gelmişlerdi. Yanıma gelenlere krizin etkisi ile saldırmıştım o yüzden kimse yanıma yaklaşamamıştı.
Benim sakinleşmemi bekleyen korumalarım da koridoru boşaltmışlardı. Yakın korumam olan Murat abi sakinleştiğimi görerek yanımda diz çöktü. "Gitmeliyiz Ekim hanım. Sizi Soykan ailesinin evine bırakmamız emredildi."
Yorgun gözlerle karşımda diz çöken Murat abiye bakıyordum. Başımı aşağı yukarıya sallayarak ayağa kalktım. Murat abi de ayağa kalkarak benimle yürümeye başladı. Okuldan çıkarak arabaya bindim. Murat abi ve Ferit abi arabanın ön koltuğuna bindiklerinde yola koyulmuştuk.
Başımı cama yaslayarak bir plan yapmaya başladım. O eve gitmeyecektim ve babamın evine de gitmeyecektim. Herkesten kaçmak istiyorum.
Arabayı kullanan Murat abiye "Bir kafede duralım." dedim. Murat abi dikiz aynasından bana baktı sonra yola bakmaya devam ederken "Niye Ekim hanım?" diye sordu.
Düz bir şekilde ona bakarken "Tuvalete girmem gerek" dedim.
Murat abi bir şey söylecekken "Sorgulama" diyerek arkama yaslandım. Dudaklarını birbirlerine bastırarak kafasını onaylar biçimde salladı. "Emredersiniz"
Arabayı bir kafenin önünde durduran Murat abi hızla arabadan inerek kapımı açtı. Arabadan inerek kafeye doğru giderken arkamdan gelen korumalarla durdum. "Sizin gelsenize gerek yok. Hemen döneceğim." Hepsi başlarını salladıklarında kafeye girdim. Bir garsondan lavabonun yerini öğrendim.
Dikkat çekmeden kızlar tuvaletine girdim. Kimse olmadığını gördüğümde yüzümde bir sırıtış belirdi. Etrafıma bakınarak bir pencere aradım. Kabinleri birer birer baktım. Birinci ikinci ve üçüncü kabinlerin pencereleri küçüktü.
Umudumu kaybetmeden sonuncu kabine baktığımda orasının penceresinin daha büyük olduğunu gördüm. Kabine girerek klozetin kapağını kapattıp üstüne çıktım. Pencereyi açarak kafamı dışarıya çıkarıp etrafı gözetlemeye başladım. Korumalarımdan kimse bu tarafta yoktu. Dikkatle pencereden dışarıya atladım.
Yere atladığımda ayak bileklerim acımıştı ama bunu görmezden gelerek yürümeye başladım. Sokakların arasında koşarak geçiyordum.
Arkama bakarak peşimde birilerin varlığını kontrol ederken tiz bir korna sesi duyuldu. Sonra da fren sesi. Arkama bakarken yolda yürüdüğümün farkında bile değildim. Tam önümde az kalsın bana çarpmak üzere olan araba vardı.
Gözlerim yuvalarından çıkacakmış gibi bakıyordu. Kalbim sanki boğazımda atmaya başladı. Az kalsın araba bana çarpacaktı. Bunun düşüncesi ile nefesim hızlandı.
Arabadan genç yirmi iki, yirmi üç yaş civarı, esmer ve uzun boylu bir adam çıktı. Endişeli gözlerle benim yanıma gelip "İyi misiniz? Dikkatsizliğiniz yüzünden az kalsın size çarpacaktım."
Bir iki adım geri giderek "Kusura bakmayın." dedim. Arkama dönerek gidecekken buraya gelen beş tane arabayla durmak zorunda kaldım. Bunlar korumalarımdı! Kahretsin! Bu adam beni oyalamasaydı bana yetişemezlerdi.
Buraya gelen korumalar arabalarından inerek etrafıma etten bir duvar ördüler. Etrafıma toplanan korumaların arasından Murat abi "Ekim hanım iyi misiniz? Niye böyle bir şey yaptınız? Her nereye kaçarsanız Tarık bey sizi bulur. Lütfen bize zorluk çıkartmadan şu arabaya biner misiniz? Sizi kocanızın evine bırakmalıyız." dedi.
Koca sözü ile sinirlenmeye başlamıştım "Bir daha bana kocanız dersen seni gebertirim! Ve o eve gitmiyorum babam bana bir açıklama yapmak zorunda. Beni babama götür." Korumaların arasında geçerek arabaya bindim. Eğer kaçamıyorsam sorunlar ile yüzleşirim.
Babam bana bu konu hakkında açıklama yapmak zorunda!
Araba malikanenin önünde durduğunda hızla arabadan indim. Kapıyı ardı ardına çalarak kapıyı açmalarını bekledim. Kapıyı yardımcılardan biri açtığında meraklı gözlerle bana bakıyordu.
İçeriye girerek "Babam nerde!" diye bağırdım. Tüm yardımcılar buraya toplandığında kimse sorumu yanıtlamamıştı. "Babam nerde!" İkinci kez daha sert sorduğumda yardımcıların arasındaki dadım "Ekim hanım bu yaptığınız hiç doğru değil. Eve gelip bu şekilde bağıramazsınız." Beni daha da sinir eden şeyse dadımın bana öğretmeye çalıştığı saçma sapan kurallardı. Ona sinirli bakışlarımı yolladığımda daha fazla konuşmadı.
Buraya toplanan yardımcıların hepsine baktım "Tekrarlamayacağım babam nerde!" Sıktığım dişlerimin arasından çıkan tehlikeli sesim ile başını eğen yardımcılardan biri "Çalışma odasında efendim" dedi.
Yardımcıların arasından geçerek yukarıya çıkmaya başladım. Babamın çalışma odası ikinci kattaydı. İkinci kata çıkarak babamın çalışma odasına daldım. "Bana bu yaptığının bir açıklamasını yapmak zorundasın Tarık Karaca!"
Başını önündeki dosyalardan kaldırarak çatık kaşlarla bana bakmaya başladı "Benim odama kapıyı çalarak gir demedim mi!" Hırlarcasına söylediği bu sözler umurumda bile değildi. Çalışma masasına yaklaşarak iki elimi masaya bastırarak biraz daha yaklaştım babama. "Bana bir açıklama yapmak zorundasın." Bu sefer bağırmadan söylemiştim ama her an öfke krizine girebilirdim.
"Sana açıklama yapmak zorunda değilim. Ben ne dersem sen de onu yapacaksın Azra. Şimdi git kocanın evine." Ayağa kalkarak oda iki elini masaya bastırarak öne eğildi "Ve adımı lekeleyecek bir şey yaparsan sana işkence çektirmekten zevk alırım." Geri çekilerek yakın koruması olan Fikret abiye seslendi "Fikret! Al şu kızı. Söyle çocuklara kocasının evine götürsünler ve korumaları da yanında olacak" Kapıdaki Fikret abiye emir verdikten sonra içki dolabına doğru ilerledi. O sırada Fikret abi kolumdan tutarak beni odadan çıkarmıştı.
Ben ise şoke olmuş bir haldeydim. Bana işkence etmekten zevk alırım dedi. Benim acı çekmemden zevk alıyordu.
Benim babam bugün beni evinden kovmuştu.
Benim babam bugün kendi kızını yabancı ellere vermişti.
Benim babam herkesin babası gibi arkamda dağ gibi durmamıştı.
Senden nefret ediyorum baba!
Nasıl yaptıysa on sekiz yaşıma girmeden beni evlendirmişti. Peki ya neden? Kızını sevmiyor olabilirsin ama bu kadarını yapmazsın. Yüzümü görmek istemiyorsan başka eve taşınabilirdim.
Fikret abi ile merdivenleri inerken ikimizde sessizdik. Fikret abi bana bir baba gibi davranırdı. Babamın bana göstermediği sevgiyi Fikret abi gösterirdi.
"Baban aslında doğru bir şey yaptı Ekim. Belki burada göremediğin sevgiyi orada görürsün. Belki kocan iyi bir adamdır." Yine her zamanki gibi olayların iyi tarafından bakıyordu Fikret abi.
"Neden abi? Neden durduk yere evlendirildim? Daha on sekiz yaşında bile değilim." On sekiz yaşına girmeme daha iki gün vardı.
"Baban ve Turgut bey aralarında anlaşma yapmışlar. Turgut beyin oğlu iyi bir yönetici olduğundan babanızda sizi onunla evlendirdi. İlerde babanızın yerine siz geçeceksiniz ve babanız kendi yerine iyi bir yönetici geçmesini istiyor. Anlayacağınız babanızın yerine ilerde siz geçeceksiniz ama onu siz değil kocan olan Rüzgar yönetecek." Yaptığı açıklama karşısında kaşlarım çatıldı. Saçma sapan bir şey için mi beni evlendirdi?
Eğer babamı tanıyorsam bunun için beni evlendirmiş olamazdı.
Fikret abi sözlerini tamamladığında alt kata ulaşmıştık. Dışarıya çıkıp korumalarıma gereken talimatları verdikten sonra tekrar bana döndü. "Eminim ki kocanın evinde daha mutlu olacaksın. Seni özleyeceğim kendine dikkat et." Sözünü bitirdiğinde bana sıkıca sarıldı.
Bende onun boynuna kollarımı sardım. Hiçbir yerde mutlu olmayacaktım. Bundan sonra ne olursa olsun mutlu olmayacaktım.
Fikret abi benden ayrılıp benim için arabanın kapısını açtı. Arabaya binmeden son kez eve baktım. Çocukluğumun geçtiği eve baktım.
Çocukluğum hep yaradan ibaretti. Doğarken annemi doğduktan sonra da babamı kaybetmiştim ben bu evde.
Babamın çalışma odasına kaydı bakışlarım. İçkisini yudumlayarak bana bakıyordu.
Seni asla affetmeyeceğim baba.
Yanımda olmanı beklerken karşımda durdun sen baba.
Ve bir kez daha beni sevmeyeceğini kanıtladın.
***
Veee yeni kurgunun ilk bölümü bittii.
Oy ve yorum yapmayı unutmayın.
Hoşçakalın.
Bölüm etkileşimi
