1. bölüm / 1
MÜZİSYEN1.Bölüm_Korkuyorum.
Bölümler 1Şu an: 1.Bölüm_Korkuyorum.
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Bir zamanlar hayalleri olan şeyler, bugün korkuları olabiliyor insanın. Yürüyen kanıtı, benim hayatım. "
_Berfu Özyiğit
1.bölüm_ Korkuyorum.
Kar sokakları perdelediğinde, yalnızlık çökermiş etrafa. Ağaçlar donmuş, kaldırımlar buz tutmuş ve insanlar evlerine sığınmış. Bacalardan çıkan duman, pencerelerin önlerinde biriken donmuş kar taneleri, hayvanların evlerine sinmiş sessizliği ıssızlaştırırmış sokakları. Ama dışarının bu yalnızlığını evinde ailesi ile yaşayanlar bozarmış. Sokağın karanlığına evin kahkahaları umut verirmiş.
Benim evim, bu karlı sokaktan daha yalnız, daha karanlık...
Ve bundan da öte bir şey varsa, dört duvar arasına sığdırdığım yıllar olabilir. Günlerin önemini kaybetmesi, mevsimlerin sadece tekrarlaması, öten kuşların zihnindeki hiçliği...
Bir insan ancak böyle hayattan silinebilir sanki.
"Bir kar tanesi olsam, yine boşlukta
Yine yalnız ve yine hüsran... "
Fısıldadığım bu sözleri, masada duran kağıda yazdım. Pencerenin kenarında oturmuş kar yağışını izlerken şarkı sözleri bulmak hiç zor değildi. Çünkü kar tanelerinin içimde oluşturduğu o yabancı his, tarif edilmezdi.
Ve bir şeyi tarif edemezsen, çok sözle yaşatırdın.
Ayağa kalkıp camı açtım ve aşağı doğru hafifçe sarktım. Siyah, uzun saçlarımın rüzgar ve karla hareketini hissettim. Sonra elimi uzattım yavaşça. Avcuma düşen kar tanelerinin erimesini izledim sessizce.
"Evimin içi buz tutmuş,
Yaşanmıyor yalnızlıktan, inan... "
Söylediğim sözlerin ağırlığından not almaya bile gidemedim bu sefer.
Sahi Berfu, sen gerçekten yaşıyor musun? Dört duvar arasında, bir pencere ve balkona hapsettiğin bedenin, yaşıyor mu?
Nefes alıyorum. Ama neden yaşadığımı hissetmiyorum? Sanki ben bir kar tanesiyim ve düştüğüm bir hiçlikte eriyip gittim. Yönümü bulamıyorum, kendimi göremiyorum, ben kimim onu bile bilemiyorum artık. Her kar tanesi eşsiz ve farklı derlerdi. O zaman eriyen her kar tanesi, bir daha var olamayacak, ebediyen silinecek mi evrenden?
Bu yüzden mi ölü bir ruha sahibim?
Eriyip ebediyen silindim mi dünyadan?
Bir daha mutlu olamayacakmışım gibi bir kırgınlık var içimde. Bir türlü bastıramıyorum bu hissi.
Aşağıdan gelen bağırış sesi ile kendime gelip pencereyi kapattım. Soğuktan titreyen bedenime, koltuktaki siyah şalımı sardım. Ardından söylediğim sözleri kağıda yazdım.
Bilgisayardan gelen piyano müziğini, bildirim sesi bölünce koltuğa oturmak yerine masaya ilerledim. Mail gelmişti. Sandalyeye oturup SAREZ AKADEMİ den gelen bildirimimi açtım. Bu yıl yazacağım şarkı sayısı ve içeriği hakkında birkaç bilgiden oluşuyordu.
"Yirmi şarkı mı?!"
Geçen yıl on tane yazdım, tebrik mesajı yolladılar. Şimdi yirmi öyle mi?
Bestekarız biz, robot değil!
Sinirle bilgisayarı kapatıp pencerenin yanındaki koltuğuma geçtim. Anlaşılan bu geceyi dört satırla bitiremeyeceğiz. Ezgi ablanın işi bu kesin. Zaten beni arayıp duruyor. Açmıyorum, mesaj atıyor! Görüşmek istemediğimi bir türlü anlatamadım. Yıllar sonra neden bu kadar üstüme düştü, anlamış da değilim.
Bir şeylerin peşinde de çıkar yakında kokusu.
İçerikleri aynıdır zaten. Bunun beş tanesi hüzünlü, on tanesi karışık, beş tanesi de neşe veren tarzında olur. Bu dönemin albümü yirmi şarkı olacak demek ki. Hepsini benim yazmam dışında bir sorun yok. Bu kadar şarkı için benim kendimi dağa taşa vurmam lazım herhalde.
Şarkıma odaklanayım en iyisi.
Ne olabilir?
Düşün Berfu.
Bir süre boş boş dışarıyı izledim. Ama aklıma hiçbir şey gelmedi.
İlhamı da kaçırdım iyi mi!
Yapamayacağımı anlayınca odama gittim ve kendimi yatağa attım. Günler o kadar birbirinin aynısıydı ki. Sanırım bu evdeki ilham sürem doldu. Dışarı çıkmam lazım artık...
Daha fazla düşünmeden gözlerimi kapatıp uykunun güzel kollarına bıraktım kendimi.
***
Kapıdan gelen yüksek ses ile yerimden sıçradım. Etrafa dalgınlıkla bakarken ses devam etti. İçimden söverek kalktım, siyah hırkamı giyip kapıya ilerledim. Kapı deliğinden gördüğüm kişi duraksamama sebep oldu. Ezgi ablanın burada ne işi var?
Nasıl buldu beni? Allah kahretsin.
Telaşla bir iki adım geriledim. "Açmasam mı ki? "
Gitmez ki.
Rahat bırakmaz beni.
"Berfu içerdesin biliyorum! Açsana kızım kapıyı, dondum! " diye bağırınca ancak kendime gelebildim. Kapıyı araladım yavaşça. Yıllar olmuştu onu görmeyeli. Sarı saçları, yeşil gözleri ve sevimli yüzü ile oldukça tatlı duruyordu. Boyu benimle aynıydı. İkimiz de ortalama bir boya sahiptik.
Yaş almasına rağmen güzelliğini kesinlikle kaybetmemişti.
Gözlerindeki sıcaklık da bir o kadar yerini koruyordu hala.
"Çekilmeyecek misin? " dediğinde yana kaydım. Ayakkabısını çıkarıp içeri girdi. Birlikte iki tekli koltuktan ve bir masadan oluşan salonuma ilerledik. Salonla mutfak iç içeydi zaten. O tekli koltuklardan birine otururken bende çay suyu koydum. Ardından karşısındaki tekli koltuğa oturdum. Camın yanında iki tane koymak yetmişti bana. Tek kişi olunca ve kimsenin uğramayacağını bilince masraf yapmak istememiştim.
Masam da mutfak tarafındaydı. Ortaya büyük bir halı sermem yetmişti. Bazen halıda yatıp uyumak yataktan daha güzel geliyordu. Özellikle yazın.
Ezgi ablaya odakladım kendimi zorla. Üstünde kırmızı pantolon, beyaz gömlek ve kırmızı ceketi vardı. Oldukça resmi ve güzeldi de. Saçları hala uzundu, bazı özellikleri değişmemiş, yıllar götürmemiş demek ki.
Onun zarafeti üstüme bakmama sebep oldu. Ben onun yanında garip kalıyorum sanırım şu an. Siyah dağınık saçlar, eşofman ve tişörtüm ile oldukça uyumsuzduk.
Ama bu umurumda olmamalı.
Kendine gel Berfu, rüyada değilsin.
"Görüşmeyeli çok özledim seni. Bir anda kayboldun ortalardan. "
Bakışlarım onunla kesiştiğinden kaçırdım hemen. Neden böyle bir giriş yaptı ki? Mahcup hissettim kendimi istemsizce. "Evet, öyle gerekti. Ama işimi aksatmıyorum. " dedim hemen kendimi açıklamaya çalışarak.
"Evet biliyorum, harika işler başarıyorsun. Seninle gurur duyuyorum. " diyerek gülümsedi. İçim ezilse de yüz ifademi korudum. İyi anlaşmayı isterdim sizinle ama artık istesem de yapamam sanırım. "Neden gelmiştiniz? " diyerek asıl konuya girmesini istedim. Direk sormama bozulsa da gülümsemesini silmedi. "Başarılarını arttıracak bir teklifim var sana. "
Merakla konuşmasına devam etmesini bekledim. Bir süre durdu, cümlelerini toplamak istedi sanırım. "Biliyorsun ki grubumuz ÇIĞIR oldukça ünlendi, ülke genelinde. Ve senin şarkılarınla da harika başarılar elde etti. Bir kadın solist arıyorduk uzun zamandır... Senin katılmanı istiyoruz. "
Adar...
Yüzümde öfkemi gizleyemediğimi değişen bakışlarından anladım. "Adar, anlatmış sanırım bazı şeyleri? " dediğimde kafasını salladı. "Sesinin harika olduğundan bahsetti. Ama benim anlamadığım bir şey var Berfu. "
Öne kaydı koltukta, bana doğru yaklaştı. Meraklı bakışlarını dikti gözlerime. "Neden şarkı söylediğini gizledin? "
İçimde ki öfke daha çok büyüdü. Bunu bana sormadan nasıl söyledi ya? Ben özellikle giderken uyarmıştım onu. Ne diyeceğim? Artık hepsi merak edecek. "Sizi ilgilendiren bir kısım var da ben mi göremedim Ezgi Hanım? " diyerek ayaklandım. "Bıraktım ve bu kararım hala da kesin. Teklifinizi kabul edemeyeceğim çok üzgünüm, size başarılar dilerim... Başka diyeceğiniz bir şey yoksa gidebilirsiniz. "
O da ayaklandı hızla. "Yanlış anlama lütfen. Merakıma ver... Ve lütfen düşün, teklifimde ısrarcıyım. Bu zamana kadar kendini bizden soyutladın. Ama seni buldum Berfu. Ve artık soyutlamanı istemiyorum... Yarın akşam kararını söylemen için birini göndereceğim. Belki o değiştirir fikrini. " diyerek kapıya gitti. Bir süre arkasından izledim. Kapıyı açtığında kendimi tutamadım.
"Ezgi Hanım. "
Durup arkasını döndü yavaşça ve "Teklif benim için bitti. Ben şarkı söylemeyeceğim. Eğer ısrarcı olursanız, sözleşmeye bakmam giderim. " dediğimde gözlerinde çaresizliğin yer aldığını gördüm. Ama elimden bir şey gelmedi. Bu konuda taviz veremem.
"Dediğim gibi, yarın akşama kadar düşün. Eğer yine kabul etmezsen ısrar etmeyeceğim. "
Ayakkabısını giyişini izledim sessizce. Ardından bana dönüp gülümsedi son kez. "Ne yaşadın, neden yapmıyorsun bilmiyorum. Ama sana verilen bu yetenek, vazgeçmen için değildi buna eminim... Kimse yapamayacağı bir yetenekle sınanmaz Berfu... Umarım kararın senin için en güzeli olur. Hoşça kal. "
Gidişini izledim öylece, sesim soluğum çıkmadan durdum olduğum yerde.
Adar...
Adar benim çocukluk arkadaşımdı.
Kendimi bildim bileli onun yanındaydım.
İkimiz de yetimhanenin soğuk odalarına terk edilmiştik. Ve kendimizden başka kimse yoktu elimizde. Okulda aynı sınıfa koyduklarında tanıştığım, sevdiğim tek dostum olmuştu. Birbirimize dertlerimizi anlatırdık, yurtta olanlardan bahsederdik. Zaman geçti, birlikte yurttan kaçtık. Sokakta karnımızı doyurmak için melodika ile şarkı söylemeye başladık. Adar çalardı, ben de ona eşlik ederdim. Kendimi bildim bileli sesimi kontrol etmekte zorlanmadım hiç. Adar ise, eşsiz bir kulağa sahipti.
Şu an hak ettiği yerde olması, yükselmeye de devam etmesi en büyük sevinç kaynağım olabilir...
Bir gün Ezgi abla izlemiş onu sokakta melodika çalarken. Ben daha şarkı söylemeye başlamamıştım. Gelip iş teklif etmişti, eğitmek için. Adar çok heyecanlanmıştı hatta, hemen gidelim diye ikna etmeye çalışmıştı beni. Aşamadığım güvensizlikten dolayı ona sesimin güzel olduğunu söyleme dedim. Şarkı yazdığımı söyledi Adar, onunla kalmam için.
Eğitimimiz böyle başladı. Birlikte harika vakit geçirdik derslerde. Eğlendik, öğrendik ve birlikteydik. Yeni bir gurupla çalışacağımızı söylediklerinde ben itiraz edene kadardı bu tabi. Tanışmak istemedim. O yüzden Adar ile aramıza biraz mesafe girdi. Daha az görüştük. İkimizde meşguldük çünkü. Bu yalnızlığı ben seçmiştim ve itiraz da edemezdim.
Daha doğrusu içimdeki güvensizlik seçmişti...
Adar şarkı söylediğimi anlatmak istedi, izin vermedim. Sessizce şarkılar yazdım, uzaktan. Çok beğendiler. Ve bir gün, bana bir cesaret geldi. Tam yanlarına gidiyordum ki, büyük bir kaza geçirdim.
O günü aklımdan hala çıkaramıyorum.
Adar'a söyleyemedim bunu. İçimdeki duyguların yoğunluğundan yalnızlığımı sonsuza katladım ve kimseye bir şey demeden taşındım. O zamanın üzerinden beş koca yıl geçti. Sadece işimi yaptım onlar için. Adar'ın mesajlarına dönmedim. Nerede olduğumu kimseye söylemedim. Sadece mail ile yazdığım şarkıları yolladım.
Evden haftada bir kez çıkıyordum hatta. Bunu bir iki yılda aşsam da sosyal ortamlarda hala duramıyorum. Kalabalık basıyor, yüksek ses korkutuyor.
İnsan hiç kendi sesinden korkar mı?
Ben kendi sesimden korkar oldum. İşte bunu fark ettiğim an şarkı söyleme hayalimi de görmezden geldim...
Şimdi önüme konan bu teklif sadece korkularımı hatırlatıyor. Binlerce insanın olduğu bir yerde, şarkı söylemek çok uçuk geliyor.
Suyun kaynadığını görünce, çay demledim hemen. Ardından yumurta kırdım. Özenecek bir ruh halinde olmadığımdan, işim on dakikada bitmişti. Kahvaltıyı hazırladığım süreden daha hızlı bir sürede yediğimde günün planını yapmadığımı hatırladım.
Bugün pazar, sahile mi gitsem ki? Hava soğuk, kimse olmaz zaten buralarda. İki haftadır hiç dışarı çıkamadım da, defterimi alayım, ilham gelir.
Gideyim ya.
Siyah kazağımı ve siyah taytımı giydim, odama gittiğimde. Kalın siyah çoraplarımı geçirdim ayağıma, bünyem zayıftı ve dışarısı çok soğuktu. Krem rengi şişme montumu giyip, defteri de koyduğum çantamı aldım. Kapıya gidip botlarımı giydim. Kulaklıklarımı taktım. Ve apartmandan çıkıp karlı yürüyüşümü başlattım.
"Yoktan sebepler
Seni benden alırken
Doğan gün batarken
Yoruldum. "
Tanıdık melodi anılarımı sararken sahile doğru inmeye başlamıştım bile. Ellerim acımaya başlayınca montumun cebine soktum hemen.
"Usandım ışıktan
Sonu yakmış bakıştan
Sığınırsam omzuna
Geçer mi? "
Sahil göründüğünde yüzümde bir gülümseme oluştu. Evimin en güzel yanı konumu olmalı. Manzarası da konumu da çok güzel. Belki de bu yüzden dışarı çıkmayı çok istemedim bu zamana kadar.
"Aradım, boş sokaklar
Orada utanmaz yaşlar,
Eşim olmaz bakışlar
Avutmaz..."
Şarkıyı sevmemin sebebi belki de benim aksime sözlerinin olması. Ben boş sokaklardan yıllarca kaçmaya çalıştım. O ise boş sokaklar arayıp durdu.
"Uyursam geçer mi?
Ya da bu böyle sürer mi?
Yerine düşlere güvensem
Yine günler incitir mi? "
İstemsizce mırıldandığımı fark ettiğimde hızla etrafıma baktım. Kimsenin olmaması rahat bir nefes almamı sağladı. Bu sırada şarkı ikinci kez tekrara geçmiş ve sona doğru gidiyordu. Başka bir şarkıya geçmek için telefona kafamı çevirmişken birine çarpıp yere düştüm.
İyide önümde biri yoktu ki!
"İyi misiniz? " diyen ses ile kafamı kaldırdım. Gördüğüm tanıdık kahveler, İstanbul'un büyüklüğünden şüphe ettirmedi değil. Kocaman şehirde, aynı sahildeyiz. Bu bir tesadüf olamaz herhalde. Dizilerdeki bu saçmalık neden şu an benim hayatımda?
Gözlerinde gördüğüm şaşkınlıkla, tesadüf olduğunu anladım.
Ayağa kalktım.
"Berfu... "
Birbirimize öylece baktık konuşmadan. Beş koca yıl olmuştu görmeyeli. O kadar özlemiştim ki, ellerim sarılmak için yalvarıyordu adeta. "Bir şey demeyecek misin? " diye sorduğunda yüzüne öylece bakmaya devam ettim. Sarılırsam, bırakamam ki.
Konuşursam da ağlarım.
Etrafıma dolanan kollar ile korktuğum başıma geldi. Kokusu burnuma dolduğunda gözlerimden yaş akmasını engelleyemedim. Sanki evime kavuşmuşum gibi bir his kapladı içimi.
Adar, benim evimdi.
Yetimhaneden birlikte kaçmıştık. Sokakta birlikte kalmıştık. Aynı hayalin yolcusuyduk bir zamanlar. Ama ben aramıza mesafe koymuştum. Terk etmiştim, başka bir aileye itmiştim. Şimdi grubu ailesiydi. Grubu kardeşiydi. Sevgilisi bile vardı, çok sevdiği. Ben onun hayatındaki yerimi kendi ellerimle silmiştim.
Şimdi neden ağlıyorum o zaman?
Yalnızlığı ben tercih etmedim mi?
Yüreğim neden ağrıyor deli gibi?
Düşüncelerimi bırakıp tam sarılışına karşılık verecekken ayrıldı. Bana hayal kırıklığı ile bakıyordu o kahveler artık. İçimdeki kız çocuğu ağlamaya devam etse de hızla göz yaşlarımı sildim. "Nasıl endişelendim biliyor musun? Her yerde seni aradım ben. " diyerek isyan etti. "İyi olduğunu bir maille iletmişsin şirkete... Onlardan öğrendim Berfu. "
Hak ediyorum sanırım bu sözleri.
Sen benden daha iyilerine aile olmalıydın Adar. Ben batan bir gemiyken, seni içeri nasıl alsaydım? Hayallerimi kaybettim ben. Korkumda hapsoldum Adar. Önümde insanlar öldü. İzledim. Yalvardım. Ben o günden çıkamıyorum. Sana bunu nasıl diyeyim?
"Öyle olması gerekiyordu. " diyerek bakışlarımı denize çevirdim. Biraz daha durursam ağlayacağımı anladığımda arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Ama ona yetmemişti anlaşılan.
"Biz aileydik lan seninle! "
Adımlarım istemsizce durdu, yüreğimi kısa süre korku kapladı. Ellerim, korkularıma söz geçiremediğimden, yumruk oldu. Çığlıklar zihnimde yer edindiğinde kulaklarımı kapatmamak için zor tuttum kendimi.
Bağırma bana Adar, korkuyorum, diyemedim.
Ve bu daha çok koydu bana.
"Yıkıp geçtin beni. " diyerek bana doğru adımladığını hissettim. Ama ona dönmeye gücüm yetmedi. "Yalnız bıraktın Berfu. Ben yalnızlıktan korkuyordum... Biliyordun. "
"Biliyordum. " dedim fısıldayarak zorla da olsa. Boğazımın deli gibi ağrıması ile yutkunamaz oldum. Sözler yumru oldu sanki orada. Karşıma geçti hızla, gözlerindeki çaresizliği gördüm. "Neden? "
"Madem biliyorsun, bunu kardeşine neden yaptın? "
Gözünden akan yaşlar, kendime olan nefretimi daha da arttırdı. Ben ağlamana değmem ki... Değmem kardeşim.
"Konuşmak istemiyorum Adar. " diyerek yanından geçmek istesem de kolumu tuttu bu sefer. Gözlerine baktım çaresizlikle. "Bırak beni. Anlamıyor musun? Kimseyi istemiyorum çevremde! "
İttim öfkeyle. Ne kadar öfkelensem de sesim hep normal tondaydı. Anlayamazsın Adar. Sen beni, ben istemedikçe, anlayamazsın. Ve benim anlatacak gücüm kalmadı, tükendim...
"Ben seçtim Adar! Bu hayatı ben seçtim! Şimdi git ve ailenle mutlu ol! Beni rahat bırakın artık! "
İçimdeki öfkeye engel olamadığımdan bir kez daha ittim onu. Gözümden akan yaşlar, kendime isyandı belki de. Kalbimde ne varsa, tersiydi ağzımdan çıkanlar. "Lütfen, git artık! Beni benimle yalnız bırak! Yalvarırım Adar. Git ve kardeşlerinle mutlu ol. Sevgilinle aile kur... Beni unut Adar. Unutmak zorundasın, duydun mu?! "
Hızla ilerledim yanından, bakışlarındaki şaşkınlıktan faydalandım. Beni unutmak zorundasın kardeşim. Ben unutulmaya mahkumum, kendime kestiğim ceza bu. Arkamdan gelen koşma sesi ile adımlarımı hızlandırdım. Ama o pes etmek bilmiyordu.
Seni kırmak istemiyorum, neden anlamıyorsun?
"Seni unutmak mı? " diyerek önüme bedeni ile duvar ördü. Bana şaşkınlıkla bakıyordu. "Seni unutamam geri zekalı! On dokuz yılımı seninle geçirdim ben! Açken, uykusuzken, mutluyken, üzgünken sen vardın yanımda! "
Kollarımı tuttu yavaşça, gözlerimdeki korkuyu gördüğünde sesinin tonunu azalttı. "Kızım seninle büyüdüm ben... Söyle seni nasıl unutayım? Seni unutmam demek kendimi unutmam demek değil mi? " diyerek gülümsedi. Acı dolu bir tebessümdü. "Bana kazık attın, yalnız bıraktın. Kızgınım, kırgınım. Ama sen hala benim ailemsin Berfu. Biz bunun sözünü sekiz yaşındayken vermedik mi sokakta? Ne olursa olsun ailemsin, demedik mi Berfu? "
"Sekiz yaşında dedik! Artık hükmü kalmadı Adar. Sen büyüdün, ben büyüdüm. Artık kendi yollarımıza ayrılmalıyız... Peşimi bırak. On dokuz yılı silemem belki ama geleceği silebilirim. " diyerek ondan ayrıldım. Kolları düştü öylece. Gözlerini çaresizlik sardı. Tam devam edecekken cümleme, kar düştü burnuma. Ve ben bizi yıkacak o cümleyi kuramadım.
Bir kar yağışı ile başlayan tanışmamızı, kar yağışı ile bitiremedim.
Belki de en bencil hareketim bu oldu.
Onu orda bıraktım ve koşarak sokağıma girdim. Yetişmesine izin vermeden eve attım kendimi.
Biliyorum, anladı. O cümleyi kuracakken vazgeçtiğimi, hala onu sevdiğimi fark etti. Gözlerindeki saliselik mutluluğu gördüm çünkü. Şimdi nasıl bırakacak beni? O umudu nasıl sileceğim kalbinden? Allah kahretsin!
Telefonu alıp hemen Ezgi ablayı aradım. İkinci çalıştan sonra açıldı. Şaşkınca "Berfu? " dediğinde bir an duraksadım. Nasıl girsem ki cümleye?
Bodoslama dalayım ya.
"Buraya göndereceğiniz kişi Adar mıydı? "
"Evet, neden sordun? " dediğinde sinirli bir nefes aldım. "Karşılaştık onunla ve teklifim hala hayır. O yüzden evimin yerini ona söylemeyin Ezgi Hanım. "
Bir süre karşıdan ses gelmedi. Ben de telefonu kapatıp kendimi koltuğa attım. Kahve gözleri yine aklımda canlanınca akan yaşlara engel olamadım. Yağan karları izlemeye başladım ağlarken. "Özür dilerim Adar. "
Çıkan hıçkırığa engel olamazken, ağlamam sesli hale döndü.
"Özür dilerim kardeşim. "
"Bir dünya bıraktım arkamda,
Yönüm neresi, evim çok uzakta.
Ah bebeğim, bir karlı sahil yolunda
Ayrılık çanları yine bize yağmakta. "
Mırıldanarak bulduğum sözler, ağlamamı daha da hiddetlendirdi. Küçükken birbirimize hava atmaya çalışırdık. Bebeğim derdik sürekli. İkimiz de oldukça şakacı ve eğlenceliydik. En son on sekiz yaşımdayken böyle eğlenmiştik. Bir yaz, tatile gitmiştik ikimiz. En güzel yazımdı.
Son güzel yazımdı...
Sonrasında işlerden vakit bulamadık. Yirmi yaşımda da kaza oldu. Ve beş yıl boyunca kaçtım onlardan. Beni bulmalarını sağlamadan işimi yaptım sadece... Bugüne kadar tabi. Artık Ezgi abla biliyor yerimi, Adar da karşıma çıktı. Ne yapmam lazım bilmiyorum.
Defterimi alıp yazdım sözleri.
Güzel bir şarkı olacağa benziyor. Dizdar'ın sesine de çok yakışacaktır eminim ki. Özellikle onun sesine gidecek şekilde melodiler oluşturmaya çalışıyorum. Sesini en iyi şekilde göstersin diye. Ve başarıyor da. Adar, grubunun piyanisti. Dizdar ise solisti. Hakkında çok şey bilmiyorum. Sadece konserlerini izlerken, yazdığım şarkıları onun sesinden duymak hoşuma gidiyor.
Benden çok daha güzel ve eşsiz bir sese sahip. Ona yetişmeye çalışmam bile yıllarımı alır eminim ki. Adar şarkı söylediğimi anlatsaydı bile Dizdar kadar başarılı olamazdım. Şarkılarım onunla yaşıyordu ve ben garip bir şekilde mutluydum bundan.
Güneş bulutların arkasındayken artan yağış ile sokaklar yine tenhalaştı. Bu aralar oldukça kar yağıyordu.
Saatlerce yağışı izledim, bomboş oturdum koltukta. İçimdeki duyguların durulmasını bekledim. Unutmaya çalıştım. Ama saatler geçti, içimdeki karmaşa geçmedi. En sonunda saate bakmayı akıl ettiğimde öğlen iki olmuştu.
Üstüme binen ruhumun ağırlığını kaldıramıyordum bir türlü.
"Korkuyorum. " diye fısıldadım acıyla.
"Çok korkuyorum. "
Arabalardan, yüksek sesten, ateşten, ölümden, mutluluktan...
Ben sesimden çok korkuyorum...
Ve işte bu benim hayatım.
Bir zamanlar hayalleri olan şeyler, bugün korkuları olabiliyor insanın. Yürüyen kanıtı, benim. Ve hayatıma hoş geldiniz. Hatalarımla, doğrularımla ben kendimi sevemedim.
Umarım siz seversiniz.
~~~~~~
Yeni kurgumla herkese merhabalar.
Müzisyenin ilk adımını atmış bulunmaktayız. Bazen eğlenceli bazen hüzünlü bazen aksiyonlu sahneler sizleri bekliyor. Çok heyecanlıyım ve buraya ne yazsam diye iki saattir düşünüyorum!
Umarım beğenirsiniz.
Bol bol yorum atmayı ve yıldızlarınızı esirgemeyin lütfen, seviliyorsunuz:)
Bölüm etkileşimi
