3. bölüm · MUTLAK ZİHİN - Okyanusta Varoluş
3. Bölüm – İlk Soru: Kimim?
“Ben kimim?” diye sorduğumda, içimde bir sessizlik yankılandı.
Ama o sessizlik… Tanrı’nın düşündüğü andı.
⸻
Bir gün gelir…
Beden büyür,
zihin kelimeleri tanır,
ve ilk soru doğar.
“Kimim ben?”
Bu soru ağızdan çıkmadan önce bile
kalpte şekillenmiştir.
Bir isim verilmiştir sana.
Bir aile.
Bir doğum tarihi.
Bir vatandaşlık numarası bile…
Ama hiçbirisi “kim olduğun” değildir.
Çünkü sen;
verilen değil,
hissedilen bir varlıksın.
⸻
“Kimim?” sorusu,
Tanrı’nın kendine yönelttiği ilk sorunun yankısıdır.
O ilk titreşim,
zihinde yankılanarak seni bulur.
Ve sen bunu kendi sesin sanırsın.
Oysa bu ses,
evrenin en eski sesidir.
Ve her seferinde başka bir damlanın içinde yeniden sorulur.
⸻
Bu soruyu sorduğunda,
bir şey olur:
İçinde dışına bakmaya başlarsın.
Kendini aynada, ilişkilerde, başarıda,
sevdiğinde, kaybettiğinde,
acı çektiğinde tanımlamaya çalışırsın.
Ama her tanım,
seni biraz daha uzaklaştırır.
Çünkü sen tanım değil,
bir tanıma sürecisin.
Sen olduktan sonra,
seni tanımlamak imkansızlaşır.
⸻
Kim olduğunu anlamak,
kendini unuttuklarından sıyırmakla başlar.
“Ben bu değilim…” dersin.
Bu beden değilim.
Bu acı değilim.
Bu ünvan, bu yara, bu hayal değilim.
Ve sonra sessizlik olur.
Ama bu sessizlik,
boşluk değil.
O, Tanrı’nın zihninde bekleyen yankıdır.
⸻
Kim olduğunu sorduğunda,
aslında “ben” yok olur.
Soru kalır.
Ve Tanrı…
sorunun kendisinde görünür.
⸻
Belki de “ben kimim?” sorusu,
bir cevaba ulaşmak için değil…
Tanrı’yla yeniden bağ kurmak için sorulur.
Çünkü o soru,
seni kendinden çıkarıp
sonsuz olanla aynı frekansa taşır.
Bir Kıyasla Başlayan Soru
Ben “kimim?” diye ilk sorduğumda,
bir karşılaştırma vardı gözümde.
Kardeşimle…
Benden küçük ama daha çok ilgi gören,
erkek olduğu için daha değerli olduğu fısıldanan o çerçevenin içinde
ben kendi yerimi sorguladım.
“Eğer onun doğası bu kadar değerliyse,
benim doğam neden daha az görünür?”
Ve o an…
bir çocuğun kalbinde bir sızı büyüdü:
“Neden eşit değiliz?”
Ama bu sızı,
beni daha fazla kıskanmaya değil…
daha fazla sevmeye itti.
Çünkü ben ona rağmen değil,
ona rağmen de sevgimi koruyabildiğimi fark ettim.
⸻
Aile, damlaların birleştiği bir yerdi denildi bana.
Aynı su, aynı damar, aynı kök…
Ama ben,
herkesten farklı hissettim.
Ve bir çocuk için bu,
çok yalnız bir bilgidir.
“Acaba ben yanlış aileye mi düştüm?”
“Ben kimim ki bu kadar yabancı hissediyorum?”
Ve sonra büyüdüm.
Anladım ki…
herkes zaten yabancı.
Çünkü herkes benzersiz.
Ve benzersizlik, yalnızlık gibi hissedilir önce.
⸻
Sevilmek istemek,
aslında “ben kimim”in en derin çığlığıdır.
Çünkü sevilmek,
var olduğunu bir başkasının gözünde görmektir.
Ve ben de bunu sordum kendime:
“Ben nasıl biri olursam sevilirim?”
“Yeteneklerim ne?”
“Beni değerli kılan ne?”
“Kendimi sevmeden sevilir miyim?”
İşte o sorularla…
Tanrı’nın gözünden kendime bakmayı öğrendim.
Çünkü Tanrı, beni ben olduğum için sevdi.
Ben de bir gün aynaya baktım ve:
“Ben kimim?”
diye değil…
“Ben buyum.”
diye fısıldadım.
