Mürekkep ve Kan kitap kapağı

1. bölüm / 2

1. Bölüm: Mürekkep'in Leke Alışı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 1. Bölüm: Mürekkep'in Leke Alışı

Bulamıyorum, bulamıyorum, bulamıyorum!!"
Kalemi masanın üzerine sertçe fırlattım. Bu karanlık odada, tam üç gündür bilgisayar ekranının önünde durmaksızın araştırıp duruyordum. Ailemi canice katleden o piçi bulamadıkça çıldıracak hale gelmiştim. Bu ülkenin en zeki gazetecesi olmama rağmen yoktu, hiçbir iz yoktu! Bugüne kadar ne zaman bir cinayeti araştırsam ya da üzerine yazılar yazsam, katili daha polisler bile çözemeden şak diye bulurdum. Ama iş kendi aileme, o kanlı geçmişe gelince... Tam 20 yıllık araştırmalarıma rağmen bulamıyorum bu şerefsizi!
Sakinleşmem için masada duran kahvemden bir yudum aldım. Öfkeden, size kendimi tanıtmayı bile unuttum. Ben Deniz İnci Çıvgın. 25 yaşındayım ve bir gazeteciyim. Henüz 5 yaşımdayken, o caninin teki yüzünden tüm ailemi bir gecede kaybettim. O katliamdan sonra tam bir ay boyunca komada kalmışım. Uyandığımda ise artık sığınabileceğim tek kişi ananemdi; onun yanında büyüdüm, onunla hayata tutundum.
Neyse, biraz hava almak için kahvemi alıp ofisimden çıktım. Bu kat binanın son katı olduğu için genellikle çok kişi olmazdı, şimdi ise herkes ofisinde idi. Gerçi bu son katta zaten topu topu iki üç kişi çalışıyordu, onlar da koridorun tamamen diğer ucundaki odalarındaydı. Burası resmen çıt çıkmayan, terk edilmiş bir kat gibiydi. Koridorun sonuna geldiğimde tam asansörün önünde durup düğmeye basacaktım ki bir ses duydum, çapraz odadan geliyordu. Merakla odanın kapısına gittim. Kapı kilitli değildi, çok azı açıktı. Merakıma yenik düşerek açık kalan yerden içeriye baktım.
Gördüğüm şeyle damarlarımdaki bütün kanın geri çekildiğini hissettim.
İçeride, o loş ışığın altında bir adamın silueti vardı ama yalnız değildi. Önünde diz çökmüş, yalvaran gözlerle ona bakan başka bir adamın boğazına doladığı o ince teli acımasızca sıkıyordu, elinde de bir silah vardı. Kurbanın nefes almaya çalışırken çıkardığı o boğuk hırıltılar, koridorda duyduğum o tuhaf seslerin ta kendisiydi. Katil, sanki sıradan bir iş yapıyormuş gibi inanılmaz soğukkanlıydı.
İçerideki o caninin yüzünde simsiyah, sadece göz boşlukları olan pürüzsüz bir maske vardı. Bu yüzden ne ifadesini ne de kim olduğunu seçebiliyordum. Ama asıl şoku, boğazına tel dolanan adamın yüzünü ışık vurunca yaşadım. Bu, yan ofisteki meslektaşım Ufuk'tu!
Ufuk, daha geçen ay yeraltı dünyasının en tehlikeli mafya yapılanmalarından birinin kara para aklama ağını deşifre eden o büyük habere imza atmıştı. "Karanlık Paranın Sahipleri" başlığıyla yazdığı o yazı günlerce konuşulmuş, mafyanın tekerine çomak sokmuştu. Demek ki kaleminin bedelini şimdi bu loş odada, canıyla ödüyordu.
Ufuk'un gözlerindeki ışık yavaşça sönerken, katil son bir hamleyle teli gerdi. O an kalbimin güm güm atışıyla birlikte parmaklarım tamamen gevşedi.
Elimdeki seramik kahve bardağı büyük bir gürültüyle mermer zemine çakıldı. Çıkan keskin ses, koridorun sessizliğini bir bıçak gibi yardı. Kahve etrafa saçılırken, odadaki maskeli katil buz gibi gözlerini anında kapı aralığına, yani doğrudan benim gözlerimin içine dikti.
Adam, hızlıca Ufuk'u öldürdü. Ardından bana doğru yürüdü.
O an beynimin içindeki tüm alarm zilleri aynı anda çalmaya başladı. Donup kalan bacaklarıma zorla da olsa hareket emri verdim ve arkama bile bakmadan koridorun çıkışına, merdivenlere doğru koşmaya başladım. Arkamdan gelen o hızlı ve ağır bot sesleri, katilin peşimi bırakmaya niyetinin olmadığını gösteriyordu. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacak gibi atıyordu.
Yangın merdiveninin ağır demir kapısını can havliyle itip kendimi basamaklara attım. Basamakları ikişer üçer ayaklarım birbirine dolanıyordu Binanın dik ve karanlık merdivenlerinden aşağıya doğru hızla süzülürken, arkamdaki kapının büyük bir gürültüyle açıldığını duydum. Yakalanmama ramak kalmıştı, ardından bir silah sesi duydum ondan sonrası tam omzumdan akan sıcak bir sıvı... Diğer elimle omzumu iyice bastırdım. Tam o sırada, panikten ve karanlıktan dolayı son basamağı fark edemedim.
Ayağım boşa çıktı. Bilincimi kaybetmeden hemen önce hissettiğim son şey, bedenimin beton zemine hızla çakılması ve başımdan aşağı süzülen o sıcak sıvı oldu.
Gözlerim tamamen karanlığa gömülmeden önce, merdivenlerin başındaki o siyah maskeli adamın yukarıdan bana buz gibi baktığını hayal meyal gördüm. Sonrası ise derin, sonu gelmeyen bir sessizlikti. Tıpkı beş yaşındayken düştüğüm o karanlık kuyu gibi...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…