3. bölüm · Mürekkebin Son Nefesi
YASAKLI KAPI
Gece, dağ evini adeta bir zırh gibi sarmaladı. Dışarıda uğuldayan kar fırtınası, pencereleri zorlayan bir canavar gibi haykırıyordu. Lara, alt kattaki misafir odasında yatağın kenarına oturmuş, elindeki telefona bakıyordu.
Dr. Kaan...
Rehberinde bu isim yoktu ama mesajın ciddiyeti odadaki havayı daha da soğutmuştu. "Bir adamın en büyük cinayeti..." ne demekti? Eren, geçmişinde birini mi öldürmüştü, yoksa kendi zihninde bir şeyleri mi katletmişti?
Lara yataktan kalktı. Ayakkabılarını giymeden, sadece çoraplarıyla sessizce koridora çıktı. Ahşap tabanların gıcırdamaması için adımlarını milim milim atıyordu. Nevin Hanım’ın odasından hafif bir horlama sesi geliyordu.
Merdivenleri tırmandı. Üst kat, zifiri karanlığa bürünmüştü. Koridorun en sonundaki odanın kapı altından ince, menekşe rengine çalan mavi bir ışık sızıyordu. Eren’in "girmek yasaktır" dediği çalışma odası.
Lara kapının önüne kadar geldi. Elini pirinç kapı koluna uzattı. Kol soğuktu. Yavaşça aşağı bastırdı. Kapı kilitli değildi; Eren aceleyle yukarı çıkarken anahtarı üzerinde unutmuş olmalıydı.
Kapı hafif bir gıcırtıyla aralandı.
Odanın içi bir dağ evinin çalışma odasından çok, bir terapi salonunu ve kütüphaneyi andırıyordu. Duvarlar baştan başa sararmış gazete küpürleri, eski fotoğraflar ve ucu yakılmış kâğıtlarla kaplıydı. Masanın üzerinde garip bir cihaz duruyordu; üzerinde eski bir daktilo tuşları olan ama kabloları küçük bir projeksiyona bağlı tuhaf bir düzenek.
Lara masaya yaklaştı. Masanın tam ortasında, kırmızı bir deri cilt içinde toplanmış el yazması duruyordu: Mürekkebin Son Nefesi — Orijinal Taslak.
Tam elini deftere uzatacağı sırada arkasından o buz gibi ses yükseldi:
"Sana bu odaya girmenin yasak olduğunu söylemiştim editör."
Lara dehşetle arkasına döndü. Eren, kapının eşiğinde duruyordu. Ancak bu kez gözlerinde az önceki o öfkeli adam yoktu. Bakışları bomboş, sanki Lara’yı değil de onun arkasındaki bir hayaleti görüyormuş gibi dalgındı. Üzerindeki siyah kazağın yakası kenara kaymış, boynundaki derin, eski bir ameliyat izi ortaya çıkmıştı.
"Ben... ben sadece ses duydum," diye kekeledi Lara, geri adım atarak masaya yaslandı.
Eren ağır adımlarla Lara’ya doğru yürüdü. Lara’yı masayla kendi arasına aldı. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki Lara, adamın düzensiz nefesini ve teninden yayılan o garip, karanlık kokuyu hissedebiliyordu.
"Yalan söylüyorsun," dedi Eren. Sesi bu kez sert değil, fısıltı kadar kısıktı. Elini kaldırdı. Lara korkuyla gözlerini kapattı ama Eren’in parmakları kadının yüzüne değil, masadaki kırmızı cilde dokundu. "Buraya o cinayeti seyretmeye geldin."
Eren projeksiyonun düğmesine bastı. Duvarda siyah-beyaz bir video oynamaya başladı.
Görüntüde genç bir kadın ve onun yanında oturan Eren vardı. Kadının yüzü karanlıkta kalıyordu ama ses netti: "Beni unutmana izin vermeyeceğim Eren. Beni yazacaksın... Ölsem bile beni kâğıtlarda yaşatacaksın."
Eren, videodaki kadına bakarken gözünden tek bir damla yaş süzüldü. Lara ilk kez bu sert, ulaşılmaz adamın içinde parçalanmış bir ruh gördü. Kalbi istemsizce bir sızıyla sıkıştı. Eren’e doğru bir adım attı, elini adamın titreyen koluna koydu.
"Eren... Bu kadın kim?"
Eren başını yavaşça Lara’ya çevirdi. Gözlerindeki o boşluk aniden kırıldı, yerini derin bir tutku ve paniğe bıraktı. Lara’nın koluna dokunan elini kavradı.
"O kadın..." dedi Eren, Lara’nın gözlerinin içine bakarak. "Sensin Lara. Ve ben seni bu kitapta ikinci kez öldürmeyeceğim."
