MÜPHEM kitap kapağı

1. bölüm / 1

CİNAYET

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: CİNAYET
  1. 1 CİNAYET886 kelime · Okuduğun bölüm

1.BÖLÜM--CİNAYET
DİLEK KAYA

İnsanları öldürmenin nasıl bir his olduğunu merak ediyor musunuz?
Durun, hemen o ciddi suratınızı takınmayın. Sanki az önce size dünyanın en ayıp sorusunu sormuşum gibi bakmayın bana. Hepinizin aklından en az bir kere geçmiştir. Belki bir film izlerken, belki bir haber okurken, belki de sizi sinir eden birinin yüzüne bakarken.
Yok canım, ben hiç düşünmedim.
Tabii. Ben de zaten çiçek yetiştiriyorum.
Neyse, tanışalım. Ben Dilek Kaya. On dokuz yaşındayım. İnsanların gözlerinin içine bakarak yalan söyleyebiliyorum, en sevdiğim insanın yüzüne bakarken bile sesim titremiyor ve bugüne kadar tanıştığım insanların büyük bir kısmından pek hoşlanmadım.
Sonuncusu suç değil, merak etmeyin. Henüz.
Saçlarım koyu kahverengi. Omuzlarımınbirazbiraz altına dökülüyorlar ve bugün yine onları toplamaya üşendiğim için yüzüme yapışıp duruyorlar. Üzerimde siyah, boğazlı bir kazak; altımda bol kesim bir pantolon var. Pencerenin önündeki koltuğa oturmuş, bir ayağımı diğerinin üzerine atmışım. Önümdeki sehpanın üzerinde yarısı içilmiş bir kahve, kapatmayı unuttuğum bir ruj ve dün akşamdan beri çalan telefonum duruyor.
Telefonu açmıyorum.
Çünkü arayan kişi Âlâ Çetin.
Ve Âlâ arıyorsa ya başı beladadır ya da benim başımı belaya sokmak üzeredir.
İkisi de birbirinden pek farklı sayılmaz.
Ha, bu arada Âlâ benim en yakın arkadaşım. Hani şu insanların birbirlerine “Sen benim kardeşim gibisin.” deyipüç gün sonra birbirlerinin arkasından konuştuğu türden arkadaşlıklardan bahsetmiyorum. Âlâ'yla birbirimizin en utanç verici sırlarını biliyoruz. Birbirimizin hangi yalanları söylediğini, hangi insanlardan nefret ettiğini, geceleri neden uyuyamadığını...
Ve birbirimizin kaç kişinin ölümünden sorumlu olduğunu da biliyoruz.
Ne? Bir şey mi dediniz?
Pardon, duyamadım. Biraz daha yüksek sesle söyler misiniz?
Ha, katil misiniz siz? diye sordunuz.
Hayır, sevgili okur. Ben katilim.
Âlâ da öyle.
Aramızdaki farkı anlamanız için biraz daha zamana ihtiyacınız olacak. Acele etmeyin. Önünüzde koca bir hikâye var. Tabii sonuna kadar dayanabilirseniz.Şimdi, nerede kalmıştık?
Ha, telefonum.
Üçüncü çalışında nihayet ekrana baktım. Âlâ'nın isminin altında, yüzünün yarısını kapatan kocaman bir güneş gözlüğüyle çekilmiş fotoğrafı duruyordu. Bu fotoğrafı geçen yaz çekmiştik. İkimiz de o gün bir restorandan kovulmuştuk. Sebebini anlatmayacağım. Daha ilk sayfadan bütün anılarımı sizinle paylaşacağımı düşünmüyorsunuz, değil mi?
Aramayı açtım.
“Ne var?”
Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi.
Sonra Âlâ'nın o kendine has, insanın sinirlerini bozmaya yemin etmiş gibi çıkan sesi duyuldu.
“Günaydın sana da, hayatımın anlamı.”
“Bir daha bana hayatımın anlamı dersentelefonunu camdan aşağı atarım.”
“Seninle romantik bir konuşma yapmaya çalışıyorum.”
“Yanlış numarayı aramışsın.”
Güldü.
Âlâ'nın gülüşünü tarif etmem gerekirse... Bir insanın hiçbir derdi yokmuş gibi gülerdi. Dünya yansa, insanlar sokaklarda birbirine girse, gökyüzü başımıza yıkılsa bile Âlâ'nın yüzündeki o rahat ifade değişmezdi.
Belki de bu yüzden anlaşabiliyorduk.
“Dilek,” dedi sonunda.“Hı?”
“Bir şey oldu.”
Gözlerimi tavana çevirdim.
“Hamile misin?”
“Dilek!”
“Ne var? Önemli bir şey olduğunu söyledin. Ben de ihtimalleri değerlendiriyorum.”
“Ciddiyim.”
“Ben de.”
“Dün geceyi hatırlıyor musun?”
Elimdeki kahve fincanını sehpanın üzerine bıraktım.
İşte bu, ilgimi çekmişti.
Dün geceyi hatırlıyordum. Hem de gayet iyi hatırlıyordum. Yağmurun kaldırımtaşlarını parlatışını, sokak lambalarının altında uzayıp giden gölgeleri, eve dönerken ıslanan ayakkabılarımı... Ve gece yarısına doğru aldığım o haberi.
Bir adam ölmüştü.
Hayır, yanlış anlamayın. Ben öldürmemiştim.
Bu kez.
“Hatırlıyorum,” dedim, koltuğun arkasına yaslanarak. “Ne olmuş?”
Âlâ derin bir nefes aldı.
“Adamın kim olduğunu öğrendim.”
“Eee?”
“Dilek, adamı tanıyorum.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ne demek tanıyorum?”
“Yıllar önce karşılaştığım biriydi.”Bir an sustum. Ardından dudaklarımın kenarı kıvrıldı.
“Âlâ, canım benim, biraz daha açıklayıcı konuşabilir misin? Şu an bana verdiğin bilgilerle mahalledeki bakkalı bile suçlu ilan edebilirim.”
“Dalga geçmeyi bırak.”
“Bırakamam. Karakterimin bir parçası.”
“Dilek, adamın üzerinde senin adın yazıyormuş.”
...
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra kahkaha attım.
Gerçekten attım. Öyle kibarca gülümsemek falan değil. Başımı geriye atıp, gözlerimden yaş gelene kadar güldüm. Çünkü bazı insanlar hayatınıza girer ve size öyle güzel hediyeler verirler ki onları nasıl karşılayacağınızıbilemezsiniz.
Âlâ'nın sesi telefonun diğer ucunda yeniden yükseldi.
“Gülüyor musun sen?”
“Hayır, ağlıyorum. Sesimden anlaşılmıyor mu?”
“Dilek, bu ciddi bir mesele!”
“Biliyorum, Âlâ. Ama biri ölmüş ve cesedinin üzerinde benim adım var. İnsan biraz yaratıcılık bekler. En azından soyadımı da yazsaymış.”
“Bunun şakası mı olur?”
“Olmaz mı?”
Ayağa kalktım. Pencereye doğru yürüdüm. Dışarıda gri bulutlar gökyüzünü kaplamıştı. Karşı binanın balkonunda yaşlı bir kadın çamaşır asıyordu. Aşağıda bir çocuk annesinin elini çekiştiriyor, birtaksitaksi kaldırımın kenarında bekliyordu.
Herkes kendi küçük hayatına devam ediyordu.
İnsanlar bunu yapmayı çok seviyordu. Hiçbir şey olmamış gibi yaşamayı.
Belki de onları bu yüzden sevmiyordum.
“Âlâ,” dedim, cama parmağımla hafifçe dokunarak. “Bana bir iyilik yap.”
“Söyle.”
“Paniklemeyi bırak. Önce şu adamın kim olduğunu öğreneceğiz. Sonra neden benim adımı taşıdığını. Sonra da bütün bunların arkasında kimin olduğunu.”
“Ya seninle ilgiliyse?”
Gülümsedim.
“Tatlım, her şey benimle ilgili olabilir. Dünya benim etrafımda dönmüyor diye bir kural mı var?”“Bazen senden gerçekten korkuyorum.”
“Bazen mi?”
Telefonun diğer ucundan bir iç çekiş duydum.
“Yarım saate yanındayım.”
“Gelirken kahve al.”
“Dilek!”
“Şekersiz olsun.”
Telefon kapandı.
Ben de telefonumu sehpanın üzerine bıraktım ve yeniden koltuğa oturdum.
Şimdi sevgili okur, size bir soru soracağım.
Diyelim ki bir sabah uyandınız ve adınızın bir cinayetle ilişkilendirildiğini öğrendiniz. Ne yapardınız? Polisi mi arardınız? Avukat mı tutardınız? Yoksa hayatınızın mahvolduğunu düşünüp ağlamaya mıbaşlardınızbaşlardınız?
Hadi ama. Dürüst olun.
Gerçi dürüst olsanız bile size inanacağımdan emin değilim.
Ben ne yaptım biliyor musunuz?
Gülümsemeye devam ettim.
Çünkü dün gece ölen adamı tanıyordum.
Ve onun adımı neden yanında götürdüğünü çok iyi biliyordum.
Ama bunu size hemen anlatmayacağım.
Her şeyin bir sırası var, değil mi?
Hem daha yeni tanıştık.
İnsan en yakın arkadaşına bile bütün sırlarını anlatmaz. Bir yabancıya neden anlatsın?
Özellikle de o yabancı, hikâyenin sonuna kadar peşimi bırakmayacaksa.
Evet, sizden bahsediyorum.Sayfayı çevirmeye devam edin.
Bakalım hangimiz diğerini daha önce kandıracak...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…