BİRİNCİ BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Zehra Y.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: BİRİNCİ BÖLÜM

Çamurlu yolların arasından duyulan tek gürültü sert adım sesleriydi. Bir de duvarın köşesinde oturmuş küçük çocuğun hızlı hızlı aldığı nefes sesleri.

Bir, iki, üç…

Adım sesleri yaklaştıkça çocuk duvarın dibine daha da sindi. Annesi bir binanın önüne bırakmış ve orada beklemesini söyleyip gitmişti. Aradan geçen zamana rağmen hâlâ gelmemişti annesi.

D mii ört, beş, altı…

Çocuk yaşaran gözlerini genç adamdan ayırmadı. Aralarında iki adımlık mesafe vardı. Adam usulca yere çöküp, onunla aynı hizaya geldi. “Sen kimsin?” Diye sordu küçük çocuk korkuyla. Annesini beklerken, başka biri gelmişti. Acaba annesi mi göndermişti onu?

“Korkma, ufaklık,” dedi adam, elini yavaşca uzatırken. “Tanışalım. Ben Altan, senin adın ne?”

Elini tutmadı. “B… Ben Akif.”

“Memnun oldum Akif.” Elini omzuna koydu. “Yalnız mı geldin? Annen, baban nerede?” Akif huzursuzca yerinde kıpırdandı. “Annem parka gideceğimizi söyledi. Buradan geçerken de bana beklememi ve bir yere uğraması gerektiğini söyledi.” Genç adam biraz düşündükten sonra, “ İstersen anneni bulabiliriz,” dedi, gülümserken.

Gözleri parladı. “Gerçekten mi? Nerede olduğunu biliyor musun?” Diye sordu hevesle.
“Beraber bulabiliriz.”

Bu cümle küçük Akif’i mutlu etmeye yetmişti. Bakışlarındaki heves görülmeyecek gibi değildi. Adamın elini sıkıca tuttuğunda, beraber ayaklanıp sokağın sonunda duran arabaya ilerlerken, çocuk aniden burnuna bastırılan mendil ile sesini çıkaramadan gözlerini yumdu. Yummak zorunda kaldı.

O gece, bir çocuk değil, bir çok çocuk gözlerini ansızın yumdu.

O gece, bir topluluk galibiyetin sefasını sürdürürken, masumlar o zaferin gölgesinde sessizce boğuldu.

***

Başım dönüyor. Ne zamandır buradayım ben? En son odamda uyuyordum. Gri duvarlar arasındayım, burası çok soğuk.

Saatler önce…

İki insanı gerçekten birbirine bağlayan şey nedir?

Az önce yanımızda oturan bir hanımefendi bu soruyu sormuştu ve bunun cevabı hakkında pek bir fikrim yoktu ama yinede içimden geçenleri dile getirdim. “Bence en güçlü bağ, aşk ve tutkudan öte güven olabilir. Birbirine koşulsuz güvenmek ve yanında kendin olabilmek diyebilirim.”

Kadın başını ağır ağır sallayıp gülümsedi. “Bir çok kişi aynı şeyi söylüyor.”

“Aha Sefer yazdı. Allah belanı-“ yanımda fısıldaşarak konuşan kardeşimle arkadaşımı uyarıp kadına döndüm. Manyak manyak konuşup insanı deli ediyorlardı.

“Bir de iki şey daha var,” dedi, iki parmağını kaldırıp.

“Nedir onlar?”

“Birincisi kader ipi; Bir insanın parmağına, kaderinde yazılan kişiyle yani birbirine uygun ruhları gözle görülmeyen bir iple birbirine bağlanır. O ip gerilir, dolanır, düğümlenir ama asla kopmaz. Aradan aylar, yıllar geçebilir ama eninde sonunda ipler birleşir ve gerçek ruh eşin karşına çıkar.”

Söyledikleri karşısında dilimin tutulduğu anlardaydım. Etrafımızdaki tanımadığımız insanlar aslında bize birçok şey katabilirdi. Sadece önyargılı olmamak gerekiyordu.

Ferda bize döndü, “Yani teyzecim sen diyorsun ki benim başım zaten bağlı. E niye gelmiyor da bekletiliyorum ben!” Ferda’nın bu çıkışıyla gülmeye başladık. Zaten konuştuğu biri vardı, fakat adam mesajları tek tek gönderdiği için sinirinden pek oralı değildi.

“Zamana güven kızım.”

Kolumaki saate baktım. Daha vaktimiz vardı. “Diğeri neydi?”

“İkincisi ise Kırlangıç kuşları,” dedi düşünceli bir ifadeyle. Sanki anlatırken geçmişinde birşeyleri tekrar hatırlıyor, yaşıyor gibiydi. Derin nefes aldı. “Derler ki, iki kişi bir ortamda denk düşerse ve eğer o iki kişinin üzerinde bir Kırlangıç görünür, yuva yaparsa o gönüllerde aşk filizlenir ve ardından evlilik de uzak olmazmış.”

“Bizden geçse geçse Martı geçer. Sonra da üstümüze sıçar!” Yanımda kendi kendine huysuzlanan Ferda’yı duyduğumda gülmemek için zor tuttum kendimi.

“Neden Kırlangıç peki?” Diyerek konuya daldı kardeşim Rüzgar. İlgisini çekmiş olmalıydı, kuşları çok severdi.

Dudak büzdü Cevriye Hanım. “Kırlangıçlar kendileriyle birlikte, baharı getirir ve bu da iki ruhun bir araya gelişinin ve aradaki sevginin doğa tarafından verilmiş en saf ispatıdır.”

Yüzümde her zamanki tebessümle dinlemiştim anlattıklarını. Yeni bilgiler edinmek çok hoşuma gidiyordu. İlk defa duyuyordum ve bir an gerçek bir teori olup olmayacağını düşündüm. Yine içimdeki merak duygusu coştu.

Acaba benim ruh eşimle kader ipimiz ne zaman birleşecekti? Çok uzak mıydık birbirimize?

Ancak yaşayıp görebilirdik, aynı kadının da dediği gibi; zamanla olurdu.

Herkes Vapura doğru ilerlediğinde, yaşlı teyze ile olan sohbetimiz bitmişti. Onunla vedalaşıp, dualarıyla ayrıldıktan sonra önümde yürüyen Rüzgar ve Ferda’ya arkadan kolumla sarıldıp, maymun gibi ortalarına zıpladım. Evet, böyle anlık hareketlerim oluyordu.

Erkek kardeşim Rüzgar, annem ve babamla birlikte İtalya da yaşıyordu ve uzun zaman sonra bugün ziyarete gelmişti. Ara sıra bende onları görmeye gidiyordum tabii. Her ne kadar benimde yanlarında olmamı isteseler de, İstanbulu bırakmak istemediğim için, burada yaşamayı seçmiştim.

Ferda’yla ise Lisede tanışmıştık ve o günden bugüne en yakın dostum diyebilirim. Üniversiteyi ayrı şehirlerde okumuş olsakta, yine iletişimimiz kesilmemiş ve okul bittiğinde de Ferda İstanbula gelmişti. Sonuç olarak şu an aynı evde kalıyorduk.

Açık havada duran koltuklara otururken, Rüzgar yanıma Ferda ise karşıma geçmişti. Buradan deniz manzarasını izlemek başkaydı. Aslında hemen hemen hergün gördüğümüz yerlerdi ama insanı her seferinde hayran bırakıyordu işte.

Üçümüz sabahtan beri beraber birsürü aktiviteler yapıp günümüzü dolu dolu geçirmiştik. Son olarak yemek yiyip, Rüzgar’ı havaalanına bırakmamız gerekiyordu. Ne yazık ki akşama dönüyordu.

Ferda masumca simit kemiren Rüzgar’a döndü. “Versene, çok yedin zaten.” Rüzgar’dan bir cevap beklemeden elindeki simiti çekip aldı.

“Yo, daha yiyeceğim,” diyerek Ferda’ya uzandı ve simiti geri aldı.

Onların genel olarak anlaşmazlıkları hep oluyordu. Bunlara alışık olduğum için hiç aldırış etmeden gülüp geçtim. Nasıl sonuçlanacağını hiç bir zaman kestiremiyordum tabii. Yine de her şeye rağmen birbirlerini sevip, iyi anlaştıkları için mutluydum, aksi hoş olmazdı.

“Ya, ver! Martılar aç mı kalsın?” Diye çıkıştı Ferda ve simiti tekrar kaptı. Asla yemeğini Martılara verecek biri değildi. Rüzgar da onu artık az çok tanıdığı için, “Sen martı mısın? Vermem,” diye cevapladı, tekrar geri alırken. “Git sevgilinden iste simit.”

“Sefer’le ayrıldık biz mal.”

“E bir dahaki sefere artık.”

“Yago, söyle-“ Ferda daha cümlesini tamamlayamadan simit ikisinin de elinden uçup aşağı düştüğünde, bakışları denize döndü. “Yağmur, gördün mü? Simiti düşürdü.”

“Alakası yok, senin yüzünden düştü!”

“İkinizin yüzünden düştüğü için akşam yemeği sizden!” diyerek durumu fırsata çevirip ödeme işinden kurtuldum. Tartışmaları bazen işime geliyordu.

İkisi de sözümün üstüne laf söylemeyip sustular. Çünkü akşama fikrimin değişeceğini ve onlara kıyamayıp bugünün hatırına yine benim ödeyeceğimi biliyorlardı.
Bir kaç saniye sonra arka taraflardan gelen yüksek seslerle oraya döndüm. Orta yaşlı bir adam, gitarıyla Tuğkan’ın kusura bakma şarkısını seslendiriyordu ve birkaç kişi de ona eşlik ediyordu.

Sahiden bekleyen en aptal hâlime gülen. Sana kızgın sana hasret yine ben, yine ben…

Önüme dönüp, gözlerimi kapattım. Saçlarım, şiddetle esen rüzgarda savrulurken, arkama yaslanıp ânın tadını çıkardım.

Kısa bir süre sonra vapurdan inip vakit kaybetmeden eve dönmüştük. Yemekleri sipariş edip hepsini yedikten sonra Rüzgar’ı arabamla havaalanına bırakmıştım. Ferda yorgun olduğunu söyleyip bizimle gelmek istememişti.

Rüzgar bagajdan çantasını alırken ben hemen kapıların önünde bekliyordum. Yine duygusallığım tutmuştu, yoksa gözlerimin dolmasının başka açıklaması olamazdı. Rüzgar’a sıkıca sarılırken, “Acaba bu gece de mi kalsaydın ya,” diye mırıldandım. Ayrılırken, yine gözlerimin dolduğunu görünce, “Gitmem gerekiyor maalesef. Ayrıca dünyanın öbür ucuna da gitmiyorum farkındaysan,” dedi, saçlarımı karıştırarak. Kendince beni güldürmeye çalışıyordu.

“Tamam, tamam,” dedim hızlıca kendimi toparlayarak. “Hadi gecikme sen. Varınca da yazıyorsun!” Kapıdan geçerken, başıyla onaylayıp el salladı, ve gitti.

Eve geri döndüğümde, Ferda çoktan uyumuştu. Saate baktığımda epey geç oldugunu gördüm. Bugün Rüzgar gelecek diye izin almıştım, fakat yarın yine işe gitmeliydim. O yüzden hiç oyalanmadan dişlerimi fırçalayıp pijamalarımı giydim ve yatağıma uzandım. Baş ucumda duran kahverengi peluş tavşanımı her zamanki gibi kollarımın arasına aldım.
Kulağa tuhaf gelebilir ancak onsuz uyumam çok uzun sürüyordu. Hatta bazen hiç uyuyamadığım geceler de oluyordu.

Bende bir o kadar yorgun olduğumdan, kendimi uykunun kollarına bırakmam uzun sürmedi.

Salondan gelen adım seslerini duyuyor ama tam olarak algılayamıyordum. Ferda’nın su içmeye kalktığını düşündüm ve umursamadım.

Sesler gitgide odama doğru yaklaşınca, uykulu bir şekilde, “ Ferda, sen misin?” diye mırıldandım. Odamın kapısının açıldığını işittim. Gözlerimi araladığımda, yatağımın baş ucunda iki adam silüeti belirdi ama gecenin karanlığından yüzlerini seçemedim.

Panikle yatağımdan doğrulmaya çalışırken adamlardan biri aniden elini ağzıma bastırdı ve bağırmamı engelledi. Ağzıma tuttuğu mendilin keskin kokusunu içime çekmemek için nefesimi tutmaya çalıştım fakat ne kadar dirensem de birkaç saniye içinde gözlerimin kendiliğinden kapandığını hissettim.

***

Gecenin en karanlık saatlerinde ve kuşların hayat bulduğu ormanda, ölüm sessizliği hâkimdi. İnsanların yolunu kaybedeceği o ıssız ormanda, ağaçların en derinlerinde yer alan tek bir bina bulunuyordu.

Kasvetli yolların tozunu attıran siyah arabanın varacağı yer de tam olarak o binaydı. Çok geçmeden, şoför binanın önünde yavaşca durdu ve arka koltuktaki baygın kadın, kimliği belirsiz adamlar tarafından dikkatle dışarı çıkarılıp binanın içine taşındı.

Tüm bunlar yaşanırken, görkemli binanın en üst katındaki pencereden dışarıyı gözleyen kişiyse, tüm bu planların kurucusuydu.

Fakat adamın yüzünde tedirgin bir ifade vardı. Kadını gördüğü an, onun asıl hedef olmadığını anladı. İşleri ters gitmişti. “Yanlış kişi,” diye mırıldandı, kendi kendine. Ancak işleri yoluna koymak istiyordu. Hatta istemekten ziyade zorunlu hissediyordu.

Bazen işler yolunda gitmezdi, hiç beklenmedik anlarda, tahmin edilmeyecek şeyler olabilirdi. Bu hayatın normaliydi.

Ama onun için bu geçerli değildi. Onun planlarında işleri her hâlükarda yolunda gitmeliydi. Gitmek zorundaydı; Vicdanı için. Galibiyet en sonunda onun payına düşmeliydi.

En azından o, babasının intikamı için savaşmalı, kanla inşa edilmiş bu sessiz imparatorluğu kendi elleriyle yıkmalıydı.

***

Gözlerimi zorlukla açtım. Başım dönüyordu. Ne zamandır buradaydım ben? En son odamda uyuyordum.

Bakışlarımı etrafta gezdirdim. Oldukça geniş olan boş bir odadaydım. Hatta bir odadan çok hücre gibiydi burası. Yüksek gri duvarlarda ulaşılması zor bir pencere vardı, önüne demir parmaklıklar yerleştirilmişti. Vardığım farkındalıkla içimi korku kapladı.

Benim burada ne işim vardı?

Hatırlamaya çalıştım. En son odamdaydım, kapım açılmıştı. Ve yüzlerini göremediğim adamlar… Sonrası karanlık. Geriye kalansa yanlızca belirsizlikti. Bir hiçliğin içine düşmüş gibiydim.

Yavaşca ayağa kalktım, ürkek ve sessiz adımlarla kapıya yürüdüm. İçten içe hepsinin bir şaka olmasını umarak, kapının açık olmasını diledim ve kulpunu çevirdim.

Açılmadı. Kilitliydi.

İçimde doğan şüpheleri bir bir yok etmek istesem de mümkün değildi. Gittikçe artmaya devam eden korkum için bir teselli bulamadım. Kafamdaki soru işaretleri çoğaldı.

Kaçırılmış olabilir miydim?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

41okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18