5. bölüm · MÜHÜRLÜ MİRAS:ŞÜPHENİN GÖLGESİ

MÜHÜRLÜ MİRAS ŞÜPHENİN GÖLGESİ-5

MURAT CANSIZ

Anonslar köprüde yankılanırken, siyah zırhlı araçlardan inen Özel Harekât timleri taktiksel bir dizilişle ilerlemeye başladı. Rıza’nın adamları paniklemişti; çünkü onlar bu operasyonun gizli kalacağını sanıyorlardı. Çatışma artık iki taraflı değil, üç taraflı bir savaşa dönüşmüştü.
Sahir, korkuluklarda asılı kalmışken, parmağından sızıp anahtara akan kanın gümüş işlemelerle birleştiğini gördü. O an, kulaklarındaki tüm gürültü kesildi. PÖH’ün patlattığı ses bombaları, yanan araçların çıtırtısı, Leyla’nın çığlıkları... Hepsi uzak bir uğultuya dönüştü.
Sahir’in damarlarındaki o siyah hatlar, bu kez sadece bir "kas hafızası" değil, etrafındaki her şeyi okuyabilen bir görüş sağladı. Sahir, üzerine doğrultulan lazerleri, mermilerin havada izleyeceği yörüngeleri ve Özel Harekatı’n attığı gaz bombalarının düşeceği noktaları önceden görmeye başladı.
"Beni yazamazsınız," diye fısıldadı Sahir.
Sahir, korkuluklardan yukarı doğru inanılmaz bir güçle sıçradı. Normal bir insanın yapamayacağı bir çeviklikle metrobüsün tavanına kondu. Tam o sırada Özel Harekât, Rıza’nın adamlarına müdahale etmek için yaylım ateşine başladı.
Sahir, bu kargaşadan yararlanma vaktinin geldiğini anladı. PÖH’ün attığı gaz bombaları köprüyü beyaz bir duman bulutuna boğduğunda, Sahir bu dumanı bir perde gibi kullandı. Rıza, Özel Harekatı’n namluları ona dönünce geri çekilmek zorunda kalmıştı.
"Leyla! Bana tutun!"
Sahir, Leyla’yı belinden kavradı. O an, anahtardan yayılan gümüş ışık, etraflarında görünmez bir kalkan oluştururcasına dumanı dağıttı. Sahir, Özel Harekât timlerinin arasından, onların bile fark edemeyeceği bir hızla ve kaosun yarattığı kör noktaları kullanarak süzüldü.
Bir polis aracının arkasına siper aldıklarında, Sahir elindeki anahtarın şekil değiştirdiğini gördü. Anahtar artık sadece paslı bir metal değil, Sahir’in eline tam oturan, üzerinde antik harflerin parladığı bir hançer formuna bürünmüştü.
"Kurtulduk mu?" diye sordu Leyla, nefes nefese.
Sahir, köprünün diğer tarafına, PÖH barikatının henüz tam kurulmadığı o ince boşluğa baktı. "Hayır, oyun şimdi başlıyor. Devlet bu işe girdiyse, artık sadece Rıza'dan kaçmıyoruz. Artık tüm sistemden kaçıyoruz."
Sahir, park halindeki boş bir emniyet motosikletine ulaştı. Anahtarı (hançeri) motosikletin kontak yuvasına yaklaştırdığında, motosiklet hiçbir anahtara ihtiyaç duymadan, sanki bir canavarın kükremesi gibi çalıştı.
"Şimdi," dedi Sahir, kaskın vizörünü indirirken. "Gidip bu hikâyeyi kimin başlattığını bulacağız."
Özel Harekatı’n spot ışıkları motosikleti fark ettiğinde, Sahir çoktan gazı köklemiş, bariyerlerin arasından sıyrılarak köprünün karanlık çıkışına, Beşiktaş’ın ara sokaklarına doğru bir gölge gibi dalmıştı.
Sahir, altındaki emniyet motosikletiyle Beşiktaş’ın dik yokuşlarından birine, o dar ve Arnavut kaldırımlı sokaklara daldı. Arkadaki siren sesleri ve helikopter kanatlarının uğultusu yavaşça uzaklaşıyordu; ama Sahir biliyordu ki bu sadece geçici bir sessizlikti.
Leyla, Sahir’e daha sıkı tutundu. "Sola sap! Abbasağa Parkı’nın altındaki o eski sarnıca gitmeliyiz. Dedenin asıl arşivi sahafta değil, o sarnıcın duvarlarının içine örülmüş vaziyette!"
Sahir, motosikleti sarnıcın girişindeki paslı demir kapının önüne sürdü. Hançere dönüşen anahtarı kapının kilidine yaklaştırdı. Metal, anahtarın ısısıyla eriyerek bir sarsıntıyla açıldı. İçeri girdiklerinde, İstanbul’un o serin ve nemli yeraltı havası onları karşıladı.
Sarnıcın derinliklerinde, suyun üzerinde asılı duran taş bir platformun üzerinde devasa bir masanın durduğunu gördüler. Masanın üzerinde, Sahir’in dükkânından çalındığını sandığı o ikinci mühürlü sandık duruyordu.
Ancak sandığın başında bekleyen birisi vardı.
Sahir, elindeki hançeri doğrulttu. "Kimsin? Çık karanlıktan!"
Gölge yavaşça ışığa doğru yürüdü. Bu ne Rıza’ydı ne de doktor. Bu, Sahir’in çocukluğunda gördüğü fotoğraflardan tanıdığı, çoktan öldüğünü sandığı babasıydı. Ama babası, tıpkı Rıza gibi, yıllardır hiç yaşlanmamış gibi görünüyordu.
"Hoş geldin Sahir," dedi babası. Sesi, sarnıcın kemerlerinde yankılandı. "Genetik hafızayı uyandırman biraz uzun sürdü ama sonunda başardın. Özel Harekatı ve Rıza’yı atlatman, bu hikâyenin en iyi yazılmış sahnesiydi."
Sahir’in eli titredi. "Sen... Sen ölmedin mi?"
"Yazarlar ölmez Sahir, sadece mürekkebin arkasına saklanırlar," dedi babası. Sandığın kapağını yavaşça açtı. Sandığın içinden, o simsiyah mürekkebin yerine, bembeyaz bir ışık süzüldü. "Bu sandığın içinde senin mirasın yok. Bu sandığın içinde, dedenin bu dünyayı 'yeniden yazmak' için kullandığı orijinal elyazması var. Ve o elyazmasında senin ismin, 'Kurtarıcı' değil, 'Kurban' olarak geçiyor."
Leyla, aniden Sahir’in elindeki hançere hamle yaptı ama Sahir’in o yeni uyanan refleksleri sayesinde bu hamleyi savuşturdu. Sahir, Leyla’ya baktı. Leyla’nın gözlerinde o soğuk, profesyonel bakış geri dönmüştü.
"Üzgünüm Sahir," dedi Leyla. "Ben baban için çalışıyorum. Seni buraya getirmek görevimin son parçasıydı."