6. bölüm · Muhafız ve prensesin imkansız aşkı
Beni en ğzen imkansız aşk yazım
"Her şeyin başladığı yerdeyim. Kendi başıma sahil kenarında, ilk göz göze gelip beraber oturduğumuz o bankta... İlk kez gözleri gözlerime değmişti; gözleri hafif koyu yeşildi, teni ay ışığı gibi bembeyazdı ve sözleri adeta bir deniz dalgasının ezgisi gibiydi. Beni anlıyordu; ilk kez biri beni anlıyordu. Bana bakıyor, gülümsüyor, beni istiyordu; ben de onu istiyordum.
Ve ben yine oradaydım. İlk kez karşılaştığımız o bankta, o yürüdüğümüz sokaklarda... Ama o yoktu artık. Ben vardım; beraber olan anılarımız ve ben. O yürüdüğümüz ilk sokaktı burası; bana hediye ayıyı aldığı o ilk sokak, o ilk mağaza... Biliyor musun, o ayıyı 5 yıl sonra bile hâlen saklıyorum. O bana ondan kalan son şeydi belki ama o benimdi. Biraz daha ilerledim ve ilk kez beraber öpüştüğümüz o gondola geldim. En üstünde bana açılmıştı ve gün batımında gözleri gözlerimi, dudakları dudaklarımı bulmuştu. O gün bir Nisan günüydü ve güneşin batışı adeta aşkların başlangıcıydı; ve öyle de olmuştu.
Tekrar o dönme dolaba bindim ama bu sefer o değil, ben vardım. Yine bir Nisan sabahıydı ve dönme dolap en üstteydi ama bu sefer o yoktu. Baktım, gözümden elimdeki ayıya bir damla yaş aktı ama sonra durdum, gözlerimi sildim ve ayıya sarıldım. Manzaraya baktım, aklıma şu sözler geldi: 'Benle ya da bensiz asla üzülme, üzülmek sana yakışmaz güzelim.' Ve o sözle gözlerimi dökülen yaşlara engel olamadım. Onsuz geçen ilk yıl dönümümdü. Onu özlüyorum; sözlerini, bakışlarını, her şeyini, dediklerini, umutlarımızı, umutlarımı... Ama artık ayağa kalkmak gerekiyordu; eğer düştüğümü görseydi o da üzülürdü.
Akşam olmasına az kalmıştı. İlk akşam yemeği yediğimiz ve bana evlenme teklifi ettiği yerdeydim; o restoranda. Hâlen o restoran aynıydı. O gün oturduğumuz masa doluydu belki ama asıl oturmak istediğimiz masa boştu. Ben de o masaya geçtim, yemeğimi söyledim ve bir anda bir keman çaldı. O, bizim şarkımızdı! Yoksa o burada mıydı? Ama nasıl? Etrafıma baktım; bizim oturduğumuz o masada bana ve ona benzeyen çiftler vardı ve adam aynı onun gibi kıza evlilik teklifi ediyordu. Kız kabul etti, adama sarıldı ve adam onu kucakladı. Ben de sakince yemeğimi yedim. Kalkarken kıza sarıldım ve o gün bana teyzenin söylediğini ben de ona söyledim. Kızın yanına gittim, ona sarıldım, tebrik ettim ve 'Kızım asla unutma, kıymet bil,' dedim ve o sırada sesim titredi. Sonra uzaklaştım; o da bu kelimenin anlamını geç olmadan fark eder diye ümit ettim.
Ve tekrar son buluşma yerimize geldim. O bank... İlk buluşma yerimiz ve son yerimiz. Gece saat üç, kimse yok, sahil bomboş. Manzara var ve biz beraber koyun koyuna ısınmış midye yiyoruz. Sahilde ışıklar yanıyor ve bir silah patlıyor. Nisanın 17'si... Her şeyin bittiği o gün. Daha 25'inde gerçekleşen acısının yüzüme vurduğu gün. Bugün de 17'si ve saat üç... Pat! Bir silah sesi geldi. Ellerimi karnıma götürdüm ve bu sefer o yoktu ve olan olmuştu; vurulmuştum. İlkinde korunmuştum ama artık onsuz yapamıyordum. Aynı kaderi paylaşan iki aşıktık biz. Her şeyin başladığı yerde her şey bitmişti. Kıymetini bilememiştim, delirmiştim onsuzluktan ve artık onundum. Onunla aynı kaderde ve aynı yerde sonsuz aşkımlaydım...
