2. bölüm / 2
MUCİZEMUCİZELER
Bölümler 2Şu an: MUCİZELER
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yıllar, Kuzey Denizi’nin kıyıya vuran dalgaları gibi akıp gitti.
Küçük Clara büyüdü; limanın tuzlu rüzgârıyla serpilip genç bir kadın oldu. Babasının ela gözlü küçük deniz kızı, artık kasabanın ilkokulunda öğretmenlik yapan, herkesin saygıyla selamladığı Clara Öğretmen’di. Thomas’ın saçları ise karlar kadar beyazlamıştı. Beli biraz bükülmüş, adımları yavaşlamıştı ama o koca cüssesi ve çocuk masumiyeti hiç değişmemişti.
Her sabah okul zili çaldığında Thomas, 7. İskele’deki kulübesinden çıkar, kasaba meydanındaki taş binanın önünde bir ağacın altına otururdu. Elinde akordeonuyla dersin bitmesini bekler, Clara kapıda göründüğü an yüzüne o bildik çocuksu gülümseme yayılırdı. Clara da öğrencilerine babasını tanıtırken hep aynı cümleyi kurardı: "Gördüğünüz bu koca yürekli adam, benim hem kaptanım hem de hayatımın tek pusulasıdır."
Bir kış akşamı, kasabanın üzerine son elli yılın en acımasız tipi fırtınası çöktü. Deniz kabardı, dalgalar iskeleleri dövmeye başladı. O gece, kasabanın genç balıkçılarından ikisinin teknesi açıkta arızalanmış ve yoğun sis yüzünden limanın girişini bulamaz olmuştu. Fenerin ışığı sisten görünmüyor, telsizden gelen yardım çığlıkları kasabanın yüreğini ağzına getiriyordu.
Liman meydanında toplanan halk çaresizlik içindeydi; o fırtınada hiçbir tekne denize açılamazdı.
Tam o sırada, fırtınanın gürültüsünü yaran bir ses duyuldu. Kalabalık dönüp baktığında, sırtında eski kalın paltosuyla Thomas’ın 7. İskele’ye doğru koştuğunu gördü. Clara arkasından bağırdı: "Baba! Dur! Çok tehlikeli!"
Fakat Thomas durmadı. Hayatında belki de ilk kez adımları bir çocuğun telaşıyla değil, gerçek bir kaptanın kararlılığıyla atılıyordu. İskelenin en ucuna, dalgaların tahtaları dövdüğü yere kadar gitti. Göğsündeki akordeonun körüğünü açtı.
Bu kez fırtınaya karşı çaldığı melodi bir direniş değil, karanlığın içindeki bir fenerdi.
Notalar, rüzgârın uğultusuna inat gökyüzüne yükseldi; keskin, tiz ve alabildiğine gür. Sislerin ardında, yönünü kaybetmiş ve kayalıklara sürüklenen küçük teknedeki gençler, motorun gürültüsünün arasından o tanıdık ezgiyi duydular.
"Duyuyor musun?" dedi genç balıkçı, ağlamaklı bir sesle. "Thomas’ın akordeonu... 7. İskele orası! Sesi takip et!"
Tekne, Thomas’ın notalarının çizdiği görünmez bir haritayı izleyerek kayalıklardan sıyrıldı ve limanın ağzına doğru süzüldü. İskeledeki kasabalılar teknenin belirdiğini görünce sevinç feryatları kopardı. Gençler sağ salim karaya çıktığında bütün kasaba Thomas’a sarılmak için iskeleye koştu.
Fakat Thomas artık ayakta değildi.
İskelenin ucundaki ahşap direğe yaslanmış, akordeonu kucağına düşmüştü. Soğuk, yorgun kalbini yavaşlatmış, nefesini tüketmişti. Clara dizlerinin üstüne çöküp babasının yüzünü ellerinin arasına aldı.
"Baba... Kaptanım, buradayım bak," diye hıçkırdı, gözyaşları babasının buz tutmuş yanaklarına damlarken.
Thomas zorlukla gözlerini araladı. Dudaklarında o kırık ama huzurlu gülümseme belirdi. Titreyen elini kaldırıp Clara’nın gözyaşını sildi. Ağzından, yıllardır neredeyse hiç çıkmayan kelimeler fısıltı gibi döküldü:
"Kızım... Güzel... Bahar..."
Ve başı yavaşça Clara’nın omzuna düştü. Rüzgâr dindi, fırtına sustu. Denizin üzerinde sadece derin, huzurlu bir sessizlik kaldı. Kaptan, gemisini son kez güvenli limana yanaştırmış ve dümenden çekilmişti.
Ertesi gün, bütün kasaba Thomas’ı son yolculuğuna uğurlamak için 7. İskele’de toplandı. Deniz fenerinin yanındaki küçük yamaca defnedildi; mezarı tam olarak o eski iskeleye ve denize bakıyordu.
Aylar sonra Clara, babasının bıraktığı o küçük kulübede otururken dışarıdan bir ses duydu. Pencereden baktığında, iskelenin üzerinde küçük bir çocuğun durduğunu gördü; babasının kurtardığı genç balıkçılardan birinin oğluydu bu. Çocuk elinde küçük, derme çatma bir mızıkayla denize doğru bakıyor, acemi parmaklarıyla Thomas’ın o eski melodisini çalmaya çalışıyordu.
Clara kapıya çıktı. İskelenin ahşaplarına vuran dalgaların sesine, o küçük mızıkanın ezgisi karışıyordu. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı; rüzgârın içinde babasının kokusunu ve akordeonunun sıcak sesini hisseder gibi oldu.
Thomas gitmişti ama ardında tahtadan bir iskeleden çok daha fazlasını bırakmıştı: Sevginin hiçbir engele sığmayacağını, bir insanın kalbi safsa dünyayı bile aydınlatabileceğini fısıldayan ölümsüz bir melodi.
Ve 7. İskele, deniz var oldukça o melodiyi fısıldamaya devam etti.
Bölüm etkileşimi
