Minik Kurban kitap kapağı

4. bölüm / 4

Minik Kurban

2.Bölüm:Şüpheli

Vaveyla Yazarı: Nil Yıldırım

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2.Bölüm:Şüpheli

Polis arabasına bindiğimde tek yaptığım kelepçenen ellerime bakmak oldu ve ben bunu yapmadım niye durduk yere "şuçlu" damgası yedim.

Karakola gelene kadar hiç bir polis bana bir şey sormadı,
Karakola geldiğimizde hapishanelerin önünden geçtik. Bütün mahkûmlar demirlerin arkasından merakla bizi izliyordu.
Bakışlar üzerimde ağırlaştıkça adımlarımı yavaşlattım. Kimse konuşmuyordu ama sanki koridorun tamamı benim hakkımda bir şey biliyormuş gibiydi.

Başımı eğip yürümeye devam ettim.
Bir mahkûmun bakışları diğerlerinden farklıydı.
Bana bakmıyordu.
Polisin elindeki dosyaya bakıyordu.
Sonra gözlerini kaldırıp doğrudan bana baktı.
Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
İçimde kötü bir his oluştu.
"Yürü."
Polisin sesiyle irkildim.
Hiçbir şey söylemeden peşinden gittim.
Koridorun sonunda küçük, gri bir odaya girdik. İçeride bir masa, iki sandalye ve duvarda çalışan bir kamera vardı.
Polislerden biri kapıyı açıp kenara çekildi.
"Geç."
İçeri girdim.
Kapı arkamdan kapandığında çıkan ses, bütün koridorda yankılandı.
İlk kez gerçekten yalnız olduğumu hissettim.
Sandalyeye oturdum.
Ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirip kapıya baktım.
"Ben yapmadım"
Bunu kendime kaçıncı kez söylediğimi bilmiyordum.
Ama zihnim başka bir şeyi düşünüyordu.
O siyah tebeşiri.
Ve yerdeki o tek rakamı.
1.
Neden bir?
Neden benim tebeşirim?
Ve daha da önemlisi...
Biri beni neden bu kadar kolay suçlu gösterebilmişti?
Kapının diğer tarafından ayak sesleri duyuldu.
Yaklaşıyordu.
Demirler açılınca karşıma yaşlı bir polis beklerken akyaz uzun boylu genç bir polis girdi.

(Evtt bu genç polisimiz Bilal nasıl olmuş)
Sarı floresan ışık, paslanmış metal masanın üzerine soğuk bir aydınlık düşürüyordu. Komisar yardımcısı Bilal, önündeki kalın gri dosyayı kapağı bile açılmamış halde kenara itti. Sandalyesini gıcırdatarak geriye yaslandı ve karşısında elleri kelepçeli oturan Arya'ya baktı.

Bilal, bakışlarını masadaki su bardağından ayırmıyordu. Sakindi; ya da dışarıdan öyle görünmeye çalışıyordu.
"Sayın Arya Doran; Bartu Karan Öztürk'ün ölümüyle alakan olduğunu söylüyorlar bunun hakkında neler söyleyemek istersin"
Ellerini birbirine kenetleyip pür dikkat benim vericegim cevaba odaklanmıştı
"Yemin ederim ki ben yapmadım biliyorum hiç inandırıcı gelmiycek ama cidden ben o çoçuğu öldürmeyi geçtim dokunmadım bile"
Ellerini daha sıkı kenetleyip arkasına yaslandı
"Ama kanıtlar öyle söylemiyor ve hatta bunu yaptığınla alakalı bir ipucu verdin "dokunmadım", çünkü ölü bedende parmak izine rastlanmadı"

"Bakın biliyorum ama gerçekten ben yapmadım"
Polis elini alnına götürüp iç çekti önündeki dosyadan bir fotoğrafı uzattı bu Bartunun yanında yazılan 1 yazısıydı ben fotoğrafı incelerken bir kilitli poşete konulmuş tebeşiri önüme koydu

"Bu tebeşir toaletlerden birindeki çöp kutusunun dibinde bulundu ve senin parmak izin var kendini şimdi nasıl suçsuzum diye savuncaksın Arya?"

Tebeşer poşetini alıp siyah bir kutuya koydu

"Bakın bir düşünün, sizce ben yapmış olsaydım öldürdüğüm kurbanda hiç bir parmak izi bulunmadan öldürmeyi başarmama rağmen kullandığım eşyayı parmak izi bırakıp onu yanıma almam gerekirken çöp kutusuna atarmıydım yani bir tuhaflık yok mu sizce de?"

Bir anda yaslandığı koltuktan dikilip önündeki sayfaları kurcaladıktan sonra ellerini birbirine kilitleyip

"Şuan dediğin mantıklı ama yalan söylemediğini nerden bilcez yani demek istediğim sırf böyle düşünelim diye böyle yapmış olma ihtimalin yüksek"

"Bakın inanmamakta haklı olabilirsiniz ama ben doğruları söylüyorum ben yapmadım"

Elini masanın üstüne koyup düşünmeye başladığı sert ve dalgın olduğu yüz hatlarından belli oluyordu.

"Sana inanasım gelmiyor nedense çünkü suçlu olduğunu hissediyorum ve ben hislerimde yanılmam ve bunu bulduğumuz kanıtlarda destekliyor"

Sandalyeden kalkıp olduğumuz yerin kapısını tıkladı

"Şu katili nezarethaneye atın"

Dediğinde kapı açıldı ve içeriye beni getiren polisler girdi kollarımdan tutup beni bulunduğumuzdan odadan çıkarttılar.

"Bakın ben değilim diyorum lütfen bırakın beni hem beni annem merak eder nolursunuz"

Polislerden orta boylu esmer bir polis bana sertçe bakıp

"Merak etme haber verdik biliyor"

"Peki ne dedi?"

"Tamam dedi"

"Ne... Sadece tamam mı dedi başka bir şey demedi mi?"

Polis kafasını olumsuz anlamda salladı. Nezarethanenin ağır demir kapısı kulak tırmalayıcı bir gıcırtıyla açıldı. Beni içeri fırlatır gibi itip kapıyı yüzüme kapattılar. Metalin metale çarpma sesiyle irkilip geriye doğru sendelesem de düşmeden dengemi sağladım.

Kilit sesleri koridorda yankılanırken soğuk duvara sırtımı dayadım. Zihnimde tek bir kelime dönüp duruyordu: "Tamam."
Öz annem bile içeri atılmama sadece "Tamam" demişti

Bunları düşünürken solumdan bir ses geldi.

"Boşuna bakma çıkartmıycaklar seni beyaz katil"

Bu sesle irkilip geriye doğru sendelesem de hemen düşmeden dengemi sağladım. Bakışlarım hızla sesin geldiği köşeye kaydı. Aynı hücrenin karanlık bir köşesindeki tahta bankta oturmuş, 30’lu yaşlarının ortalarında, sert yüz hatlarına sahip bir adam duruyordu.

Üzerindeki yıpranmış ceketle duvara yaslanmış, gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Yaklaşmaya korkarak parmaklıkların hemen dibinde büzüldüm.

"Bana öyle dik dik bakmayı kes," dedi adam gür ve soğuk bir sesle. "Senin o uzaylı gibi beyaz suratını ve sızlanmalarını çekecek havamda değilim zaten. Geç otur şuraya, sesini de çıkarma."

Adamın sert çıkışıyla dudaklarımı birbirine bastırdım. Zaten Bilal’in suçlamaları, polislerin bakışları yetmiyormuş gibi bir de burada sıkışıp kalmıştım. Hücredeki o tek bankın en uç köşesine, adamdan olabildiğince uzağa iliştim.

Dakikalar mı geçti, saatler mi bilmiyordum. Ne gelen vardı ne giden. Zaman ilerledikçe hücrenin tavanındaki cızırdayan sarı ışık gözlerimi yakmaya, beynimin içinde bir matkap gibi oymaya başladı. Kapı her kilitlendiğinde, dışarıdan gelen her adım sesinde Bilal’in ya da annemin geleceğini umut ediyordum. Ama kimse gelmedi. Zaman geçtikçe yalnızlık üzerime bir kabus gibi çöktü.

Gözlerimi karşıdaki boş duvara diktim. Zihnimin içinde tek bir ses yankılanıp duruyordu.

"Peki ne dedi?"
"Tamam dedi."

"Sadece... tamam..." diye fısıldadım kendi kendime.

Gözlerimden yaşlar süzülürken sesim titriyordu. "Sadece tamam mı dedi..."

İçimdeki çaresizlik o kadar büyük bir kriz dalgasına dönüştü ki, kontrolümü kaybetmeye başladım. Çığlık atmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu. Ellerim titreyerek kafama gitti. Parmaklarımı beyaz, ince saçlarımın arasına geçirdim.

"Sadece tamam..."

Zihnimdeki o sesi susturmak ister gibi saçlarımı geriye doğru sertçe çekmeye, kökünden yolmaya başladım. Avucuma gelen saç tellerinin acısını hissetmiyordum bile. Canım o kadar yanıyordu ki, kafamdaki derinin acısı hiç kalıyordu.

"Hey! Hey, ne yapıyorsun sen?!"

Bir an önce bana sert davranan adamın sesini duydum ama duramadım. Parmaklarım saçlarıma daha da kenetlendi, kafa derimi kanatacak gibi asılmaya devam ettim.

Hızla yanıma çöken adamın güçlü elleri bileklerimi yakaladı. "Bırak! Bırak saçlarını, deli misin sen!"

Adam bileklerimi saçlarımdan ayırmaya çalışırken Arya diye bağırmıyordu ama ellerinin sertliği yerini bir anda paniğe bırakmıştı.

"Bırak diyorum sana, kendine zarar veriyorsun!" diye bağırdı adam, tutuşunu biraz gevşetip ellerimi saçlarımdan zorlukla sökerken. Bileklerimi tutup beni hafifçe sarstı. "Bana bak! Bana bak kızım!"

Dolu gözlerimle ona baktım. Adamın yüzündeki o ilk baştaki sert, umursamaz ifade gitmiş, yerini derin bir endişeye bırakmıştı. Benim bu halimde, kendi haksızlığa uğramışlığını görmüş gibiydi.

"Beni de içeri attılar tamam mı?" dedi sesini biraz yumuşatarak, bileklerimi hâlâ tutuyordu. "Yapmadığım bir şey yüzünden buradayım ben de. Kimse gelmeyecek... Ne sana geleceler, ne bana. Bunu kabullenmek zorundasın. Eğer burada kendi saçını başını yolarsan, seni bu odaya tıkanların ekmeğine yağ sürersin."

"Ben bilerek kendime zarar vermedim sinirlenince elim otomatik olarak saçıma gidiyor"

Adam anlamış gibi kafasını salladı

"Burdan çıkarsan net bir destek alsan iyi olcak birde olayını duydum ama senden duyalım"

"Destek konusuna gelirsek düşünmüyorum ve olay şu Bartuyu ben öldürdüm olarak biliniyor ama ben öldürmedim"

Bunu anlatırken bile ağlamamak için kendimi zor tutuyordum

"Bu kendini suçsuz göstermen için yeterli bir savunma değil ama sana inananıyorum bana olayın detaylarını anlat olaydan önce bir şey oldu mu?"

"Olaydan önce bir şey olmadı ben sıramda oturuyordum sonra kızların bağırışıyla öğrendim benle öldürüldüğünü"

"Emin misin belki küçük bir olay olmuşturda hatırlamıyorsundur beyaz surat"

Beyaz surat lâkabını sevmesemde şuan buna sinirlenip cevap vercek halim yoktu.

"Hatırlamıyorum...-"

Bunu derken bir gün önce olan olay aklıma geldi

"Hayır bunun kalemi kaybolmuştu ilk önce benden şüphelenip çantama baktılar bende değildi"

"Hmm bu önemli bir detay değil ama bu olay bize bir ipucu olabilir"

"Ne ipucusu yani bu niye ipucu olsun ki?"

"Bilemiyorum belki bir ihtimal olabilir ama saçma olur-"

Bulunduğumuz nezarethanenin demirliklerine o orta boylu esmer polis geldi

"Şey baban seni görmeye gelmiş sadece görüşmek için 2 dakika var"

"BABAM MI?"

Şaşkınlığımı gizliyememiştim, neredeyse hiç görmediğim adam beni hapise düşüncemi görmeyemi gelmişti.

Polis hiç bir şey demeden nezarethanenin kapısını açıp beni dışarı çıkarttıktan sonra geri kilitleyip anahtarı cebine soktu

"Yürü..."
Diyip kolumdan tutup beni bir odaya götürdü ama oda garipti iki kapısı vardı bana ikincisinden girmem gerektiğini söyledi ikincisinden girip oturdum.
Oda tamamen boştu sadece önümde bir cam ve benim şuan oturduğum kırık koltuk vardı, camın arkasındaki oda burdan biraz daha farklı gözüküyordu. Kitaplık rafı ve rafta bir kaç dosya bulunuyordu ben diğer odayı incelerken o odanın kapısının açıldığı duydum içeri giren... Babamdı, babam girince içimde garip bir his oluşuyordu ama bunu tarif edemiyorum sadece nedensiz bir şekilde gözüm dolmuştu.

"B-baba ben öldürmedim inanmıyorlar bana yardım et lütfen yalvarırım"

Babam iç çekip
"Arya seni kurtarmıycam bundan dolayı gelmedim"

"Peki ne için geldim beni görmeye de gelmemişsindir şimdi değil mi?"

"Bu senle son konuşmam dün ben annenle ayrıldım ve o kadar mutluyum ki seni ya da anneni görmiycem kurtuldum sizden"

"Ciddi misin sen yaa bunu demek için mi geldin sırf heh"

Sinirle elimi cama vururum, cam hafif kırılır
"Evet bu cinayetide sen yapmışsındır beklerim senden"
Yanağının kenarı kıvrılır
"Hapishanenin tadını çıkar çünkü annem seni burdan çıkartamıycak"

Keşke şuan şu cam olmasa da o iğrenç gülen yüzünü parçalayabilseydim

"PİÇ..."
Sadece kahkaha attı ardından sandalyesinden kalkıp odadan çıktı olduğum yerde ağlamaya başlamıştım ama garip olan şeyse ağlamamamı durduramıyordum diğer taraftaki polisler hızlıca yanıma gelip sakinleştirmeye çalıştılar sonra beni bu odaya getiren orta boylu esmer polis abi bulunduğum nezarethaneye getirdi kapıyı açtı girerken bana seslenip

"Şey az önceki olay için özür dilerim böyle olcağını bilseydim görüştürmezdim"

Sadece kafa sallayıp duvar köşeme geçip kafamı yasladım
Nezarethane arkadaşım eğilip yanıma oturdu

"Hey tam olarak noldu?"

"Yok... Bir şey yaa"
Bunu derken sesim aşırı titremişti nezarethane arkadaşıma durumumu anlamış olucak ki
"Tamam biraz dinlen bu arada... Adın neydi?"

"Arya"

"Bak Arya, benim adım da Poyra Biliyorum durumun boktan ama yalnız değilsin, tamam mı?"

Boş duvara bakan gözlerimi ona çevirmeden hafifçe fısıldadım.

"Ben bu dediğine inanmıyorum... İnanma hissini kaybettim ben. Ama yine de teşekkür ederim. İsterseniz yanımda bulunmayabilirsiniz de, ben alışkınım yalnız kalmaya."

Sözlerim nezarethanenin buz gibi atmosferine karışırken, zihnim beni yıllar öncesine, çocukluğuma fırlattı. Küçüktüm... Babam henüz gitmemişti ve ben dünyadaki tek güvenli limanımın onun kucağı olduğunu sanıyordum. Bana bir keresinde
"Seni asla bırakmayacağım kızım, ne olursa olsun yanındayım" demişti. O söze öyle bir sarılmıştım ki, sonradan gelen her kazıkta, her zorbalıkta o söze sığınmış ama sonunda yine en büyük darbeyi o sözü verenden yemiştim. Güvenmek, benim için sadece daha yüksekten düşmek demekti.

Gözümden kayan bir damla yaşı Demir’e göstermemek için kafamı dizlerimin arasına gömdüm. Demir bir şey söylemedi, sadece sessizce yanıma oturup varlığıyla destek olmaya çalıştı.

Bu sırada karakolun üst katındaki büroda Bilal Komiser, masasındaki kabarık dosyaların arasında boğuluyordu. Kapı aniden çalındı ve içeri Arya’yı görüş odasından getiren esmer polis girdi.

Bilal kafasını dosyadan kaldırmadan, "Ne var Yaman, noldu? Başka zaman gel, işim başımdan aşkın," dedi sertçe.

"Komiserim, çok kısa bir şey anlatmam lazım... Aşağıdaki kız, Arya. Az önce babası geldi görüşe."

Bilal gözlüklerini çıkarıp şakaklarını ovdu. "Eee? Ne olmuş geldiyse?"

"Babası kızı kurtarmaya değil... Annesinden ayrıldığını, ondan kurtulduğunu ve hapiste çürümesi gerektiğini söyleyip yüzüne karşı güldü komiserim. Kız yıkıldı. Kendini kaybetti içeride."

Bilal’in kalem tutan eli bir an duraksadı. Zeki bir polisti ve insanların gözündeki o saf acıyı tanırdı. Arya’nın sorgudaki o çaresiz bakışları gözünün önüne geldi. Göğsünde garip bir sızı hissetti.

"Çıkartamayız..." dedi Bilal, derin bir iç çekerek. "Kanıtlar hâlâ onu gösteriyor, babası şerefsizlik yaptı diye kuralları çiğneyemem." Bilal çekmecesini açtı, sonra durup odadaki küçük buzdolabına baktı. "Aşağı in. Dolaptaki sütlacı al, o kıza götür. Belki biraz morali yerine gelir

Esmer polis başıyla onaylayıp odadan çıkarken Bilal koltuğunda geriye yaslandı. İçinde Arya’ya karşı engel olamadığı bir üzüntü peydah olmuştu. Tam Arya’nın dosyasını tekrar eline alıp dizüstü bilgisayarına odaklanmıştı ki, ekranın sağ alt köşesinde emniyetin iç haber ağından kırmızı bir bildirim patladı.

Bilal kaşlarını çatarak bildirime tıkladı.

Yerde yatıp yerin tüm tozunu alırken Nezathanenin demirlerin önüne esmer orta boylu polis geldi ve onun elindeki sütlaç mı?

"Şey Arya bunu Komiser Bilal gönderdi"

Sadece göz devirmeyle yetindim.

"Yok teşekkür ederim ama istemiyorum"

Yaman sütlacı uzatıp tam arkasını dönmüşken belindeki polis telsizi aniden cızırdayarak sessizliği böldü. Bilal’in sesi hoparlörden pürüzlü ve son derece ciddi bir tonda yankılandı:

"Yaman... Arya’yı hemen yukarı, odama getir. Çabuk."

Yaman bir elindeki telsize, bir de nezaretin köşesinde büzülmüş duran Arya’ya baktı. Yüzündeki o sakin ve merhametli ifade aniden yerini ağır bir ciddiyete bıraktı.

Arya ürkek gözlerle Yaman’a baktı, nefesi hızlanmış, göğsü hızla kalkıp inmeye başlamıştı. "Ne oldu... Yine ne oldu?"

Yaman demir kapının kilidini anahtarla açarken ciddiyetle cevap verdi:

"Bilmiyorum Arya. Ama Komiser seninle çok önemli bir şey konuşacak, yürü."
Veee bölüm sonu canlarımm yazarınız yine yaptı piçliğini😅
Kelime sayısı:2008
~~umarım bölümü beğenmişsinizdir,eğer beğendiyseniz bölümü beğenirseniz çok sevinirim eğer bir eksiğim varsa yorumlara yazarsanız çok sevinirim~~

İyi okumalar canlarımm💙💜

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

28okunma 5beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18