Bölümler 1Şu an: Karşılaşma
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zümrüd Aslanlı 'dan
Zordu.Her zaman olduğu gibi. Hayat, bana hiçbir zaman kolay olmayı vaat etmemişti zaten. Her düştüğümde yeniden kalkmayı, her kırıldığımda belli etmemeyi öğrenmiştim. İnsanlara güçlü görünmek, bazen insanın kendisine bile güçlü olduğunu inandırmasından daha kolaydı.
Yirmi yaşındaydım. Hayallerim, umutlarım ve gerçekleştirmek için yıllarımı verdiğim hedeflerim vardı. Bir doktor olmuştum. Belki de hayatım boyunca verdiğim en büyük savaşlardan birini kazanmıştım.
Ama bir şeyi unutmuştum...
İnsan ne kadar uzağa giderse gitsin, geçmişinden kaçamıyordu.
Ve benim geçmişim, henüz anlatmadığı çok şey saklıyordu.
Bazen düşünüyorum, 'Neden ben?' diye. Ama aklıma hiçbir cevap gelmiyor. Belki de bazı soruların cevabı yoktur. Belki de insan, yaşadığı her şeyin bir anlamı olmasını beklerken kendisini daha çok yoruyordur.
Ben de yoruldum. Her şey yolundaymış gibi davranmaktan, geçmişi geride bıraktığımı söylemekten, geceleri zihnimde binlerce düşünceyle baş başa kalmaktan yoruldum.
Yine de vazgeçmedim. Çünkü bir zamanlar küçücük bir kız çocuğunun kurduğu hayaller vardı. O kızın umutlarını yarı yolda bırakamazdım.
Şimdi yirmi yaşındayım. Bir doktorum. Kendi ayaklarımın üzerinde durabiliyorum.
Ama geçmişi silip atamıyorum. İşte neyse yine hayallere dalarak işe geç kalıcam.
Derin bir nefes alıp düşüncelerimi bir kenara ittim. Komodinin üzerindeki telefonumu alıp saate baktığımda gözlerim fal taşı gibi açıldı.
"Harika Zümrüd yine yaptın yapacağını"
Hızlıca yataktan kalkıp banyoya koştum. Duşumu alıp kahve ayak bileklerime kadar gelen deri eteğimi ve üzerine beyaz bir kazak giydim. Önlüğümü de giydiğimde kombin tamamlandı. Saçlarımı tarayıp hafifçe topladım. Çantamı hazırlayıp odadan çıktığımda mutfaktan gelen sesle duraksadım.
"ZÜMRÜD"
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. İşte başlamıştı.
"Efendim, canım ev arkadaşım!" diye seslendim.
Mutfaktan çıkan arkadaşım elindeki kahve kupasıyla bana baktı.
"Senin saat kavramın ne zaman gelişecek acaba? Her sabah aynı terane!"
Gülerek çantamı omzuma astım.
"Benimki biraz geç gelişen bir özellik."
"Görüyorum görüyorum da bu zekayla bu yaşta nasıl doktor oldun çözemiyorum"
"Hah! Çok komik "
Ayakkabılarımı giyip kapıyı açtım. Tam çıkacakken arkadaşım arkamdan seslendi:
"Zümrüd! Bir dakika!"
Arkamı döndüm.
"Kendine dikkat et, tamam mı?"
Gülümsedim.
"Her zamanki gibi."
Kapıyı kapatıp merdivenlere yöneldim. Yeni bir gün, yeni bir başlangıç...
En azından öyle zannediyordum.
***************
Boran Demirkan dan
Silah sesleri bir türlü susmuyordu. Başım şişmişdi.
Saatlerdir aynı yerdeydik ve bu lanet gece bir türlü bitmek bilmiyordu.
"Hasan!"
"Efendim?"
"Nerde kaldı bu şerefsizler lan ben bunlara boşuna mı bu kadar para ödüyorum. "
Hasan bulunduğumuz binanın kırık penceresinden dışarıya baktı.
"Gelmediklerine göre boşuna ödüyorsun."
Ömer yanıma gelip duvara yaslandı.
"Bu işin bu kadar uzayacağını düşünmemiştim."
Sinirli olmama rağmen alayla güldüm.
"Senin düşünmeni isteyen mi oldu?"
Ömer başını iki yana sallayarak sustu. Tam o sırada dışarıdan gelen sesle hepimiz dikkat kesildik.
Hasan elini kaldırıp sessiz olmamızı işaret etti.
"Geliyorlar."
Çenemi sıktım. Bu gece buradan kolay kolay çıkamayacağımız belliydi.
Dışarıdan gelen ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. Hasan pencerenin kenarına ilerleyip dikkatlice dışarı baktı.
"Bir dakika..." diye mırıldandı.
Ömer ona döndü.
"Ne oldu?"
Hasan cevap vermeden önce dışarıdan bir silah sesi yükseldi. Ardından binanın duvarına isabet eden kurşunların sesi duyuldu.
"Yat!"
Hepimiz kendimizi yere attık. Birkaç saniye içinde ortalık yeniden karışmıştı.
Dişlerimi sıkarak ayağa kalkmaya çalıştım.
"Hasan! Adamlarımız nerede?"
"Buradalar ama karşı taraftan beklediğimizden fazla kişi var!"
"Ömer, arka tarafı kontrol et!"
Ömer başıyla onaylayıp uzaklaştı. Hasan yanıma yaklaşırken dışarıdan bir ses duyuldu.
"Demirkan! Burada kalamayız!"Cevap vermek üzereydim ki bir silah sesi daha duyuldu.
Ardından omzumda hissettiğim şiddetli acıyla olduğum yerde sendeledim.
Lanet olsun!
Elimi omzuma götürdüğümde parmaklarımın arasındaki kanı gördüm.
"Lan"
Hasan hemen yanıma geldi.
"Vuruldun mu? "
"Bağırmayı kes!"
Dişlerimi sıkarak duvara tutundum. Omzumdaki acı giderek artıyordu ama bunu belli etmeye hiç niyetim yoktu.
Ömer koşarak yanımıza geldi.
"Ne oldu?"
"Demirkan vuruldu!"
Ömer'in yüzü bir anda ciddileşti.
"Boran iyi misin? " dedi.
"Sence nasıl görünüyorum? "
"Fazlasıyla yakışıklı açıkçası bir kız olsaydım. Kendimi anında kollarına bırakırdım. "
"Siktir git lan ebeni siktirtme bana. " dedim. Ömer'e alışıktım. Artık böyle olayları fazla takmıyorduk. Ama benim için endişelendiklerini görüyordum.
Ömer kahkaha atarak başını iki yana salladı.
"Tamam be adam, şaka da yapamıyoruz."
Hasan araya girdi.
"İkiniz de susun artık! Buradan çıkmamız gerekiyor."
Omzumdaki acı giderek artıyordu. Ceketimin üzerindeki kan da azımsanacak gibi değildi. Yine de bunu ikisine belli etmemeye çalışıyordum.
"Adamlar nerede?"
"Çıkışta bekliyorlar. Ama karşı taraf hâlâ peşimizi bırakmıyor."
Çenemi sıktım. Buradan çıktığım an benim bölgemde saldırı düzenleyen piçin eceli olacaktım.
"Bu gece buradan kimseyi sağ bırakmamayı meyletmişler anlaşılan"
Ömer silahını kontrol ederek kapıya yöneldi.
"Ben önden gidiyorum. Hasan, sen Boran'ı çıkar."
"Tek başına kahramanlık yapma."
"Merak etme, daha ölmedim."
Ömer'in arkasından gözlerimi devirdim.
"Şu herifi bir gün kendi ellerimle boğacağım."
Hasan hafifçe güldü.
"Önce kendi başının çaresine bak, Demirkan."
Tam cevap verecektim ki dışarıdan yeniden silah sesleri yükseldi. Hasan'ın yüzündeki gülümseme anında silindi.
"Başlıyor yine."
Duvara yaslanarak doğruldum.
"Hasan, beni dinle. Adamları ikiye ayır. Bir grup arka çıkıştan ilerlesin, diğerleri bizimle gelsin."
"Boran, bu hâlde—"
"Hasan!"
Sözümü kesmeme alışkındı. Bir an yüzüme baktı, ardından başını salladı.
"Tamam."
Dışarıdan Ömer'in sesi duyuldu.
"BEYLER! SİZİ BEKLEMEYE NİYETİM YOK!"
İstemeden güldüm.
"Şu salağı bir gün gerçekten vuracağım."
Hasan koluma girdi.
"Önce buradan sağ çıkalım da.
Başımı hafifçe sallayıp kapıya yöneldim.
Fakat o gece başımıza geleceklerin henüz hiçbirinden haberimiz yoktu.
**********
Zümrüt Asladan' dan
Saatime baktım. Nöbetimin bitmesine beş dakika kalmıştı.
Nihayet!
Masamın üzerindeki dosyaları toparlarken başhekimimizin sekreteri yanıma geldi.
"Zümrüt, başhekim şu dosyayı odasına bırakmanı istedi."
Dosyayı elime aldım.
"Tabii, hemen götürüyorum."
Koridorda ilerlerken acil servisin girişinde bir hareketlilik olduğunu fark ettim. Birkaç adam, sedyeyle getirilen bir hastanın etrafını sarmıştı. Ancak hastanın yanına yaklaşmam mümkün değildi.
Önemsemeden yürümeye devam ettim.
Başhekimin odasının önüne geldiğimde kapıyı iki kez tıklattım.
Cevap gelmeyince kapının aralık olduğunu fark ettim.
"Ben giriyorum hocam."
Kapıyı açtığım anda elimdeki dosyayı neredeyse düşürüyordum.
Odanın ortasında bir sedye vardı. Üzerinde yatan adamın siyah gömleği çıkarılmış, omzu kan içindeydi. Başhekimimiz başında duruyordu.
"Ne oluyor burda?"
Sesimle herkes bana döndü.
Başhekim bir anlığına donakaldı.
"Zümrüt?"
Elimdeki dosyayı göğsüme bastırdım.
"Ben... Dosyayı getirmiştim."
Bakışlarım sedyedeki adama kaydı. Omzundaki yarayı görünce doktorluk refleksim ağır bastı.
"Bu hastanın ameliyathanede olması gerekmiyor mu?"
Başhekim hemen araya girdi.
"Zümrüt, sen neden buradasın? Nöbetin bitmedi mi?"
"Beş dakika sonra bitiyor hocam ama bu hastanın durumu..."
"Sen şimdi dosyayı bırakıp çıkabilirsin."
Kaşlarımı çattım.
"Nasıl yani?"
Sedyedeki adam ilk kez konuştu.
"Kim bu kadın?"
Sesi oldukça sertti.
Başhekim derin bir nefes aldı.
"Zümrüt, benim asistanım."
O sırada sedyedeki adam başını hafifçe çevirerek bana baktı.
"Doktor değil mi?"
Başhekim cevap vermedi.
Ben ise bir adım yaklaştım.
"Doktorum. Ayrıca hastanızın omzunda kurşun var ve siz burada ne yaptığınızı bana derhal açıklamazsanız olacaklara karışmam "
Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
Başhekim alnını ovuşturdu.
"Zümrüt, bu konu biraz karışık."
"Ben de onu anlamaya çalışıyorum zaten hocam."
Sedyedeki adamın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
"İlginç."
Başhekim ona ters ters baktı.
"Boran, sus."
Boran...
Demek adı Boran'dı.
Başhekim yeniden bana döndü.
"Zümrüt, sana bir şey soracağım. Bu odada gördüklerini kimseye anlatmayacağına söz verebilir misin?"Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Önce neyin içinde olduğumu öğrenmem gerekmiyor mu hocam?"
Başhekim gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Sanırım o gece eve zamanında gitmem mümkün olmayacaktı.
İlk bölüm nasıldı? Yorumları bekliyorum.
😊😊
Bölüm etkileşimi
