5. bölüm · MAYSA

Bölüm 5

Nilüfer Cengiz Dilber

Maysa! Diye mırıldandı Musa, şaşırmıştı. Bir kez daha ona bakan kızı süzdü. Biraz yan dönüp, mutfağı işaret etti.
“Kahvaltı, hazırladım.”
Maysa ilerledi duvardan tutunarak, az sonra peş peşe girdiler mutfağa. Maysa önündeki sandalye ye oturdu. Musa’nın bir an eli ayağına dolandı. Çünkü Maysa önüne geçtiğinde up uzun saçlarını görmüştü. Yutkundu.
Oda geçip, tezgaha ulaştı. Hazırda çırparak bıraktığı yumurtaları alıp, yağın ısınmasını bekledi. Omuzlarının üzerinden kaçamak bir bakış atarken, kızında ona baktığını gördü. Yutkundu.
Bir müddet sonra karşılıklı kahvaltı etmeye başladılar. Musa konuşup, konuşmamak konusunda kararsızdı. Maysa uzanıp, çayından bir yudum aldığı sırada
“Ne işin vardı o delikte? Kimsin sen Maysa? Ailen nerede?” diye sordu karşısındaki adam. İçtiği çayı zor yuttu Maysa. Bir an ona baktı. Elindeki çatalı bıraktı usulca. Sonrasında yine eskisi gibi hiç ses etmemeye karar verdi. Bir şey de yemedi.
Musa sorduğuna pişman olmuştu ama laf ağzından çıkmıştı bir kere. Tüm bunları askeri dürtülerle sormuştu. Yoksa ki şuan bu kızın kim olup, olmadığı umurunda değil di. Maysa ona minnettarca bakarak, yerinden kalktı. Yine duvardan destek alıp, koridorun sonundaki odaya adımladı. Musa kendisine bir küfür savururken, bütün gün bir daha kızın yüzünü görmedi.
Akşam yedi sularıydı. Musa salonun ortasında bir kaç volta attı. Kız bütün gün lavaboya gitmek ya da su içmek için bile çıkmamıştı odadan. Nasıl çıksındı Maysa, Musa soru sormaya başlamıştı. Gönderecekti onu o cehenneme. Konuşursa onu burada tutmazdı. Hatta adını söylediğine dahi pişman olmuştu.
Evin kapısı açıldı sakince. Ömer ve Gülçin art arda içeriye adımladı. İçeriye girerken, bir yandan da bir şeyler konuşuyorlardı. Ömer bütün gün ortalıkta yoktu. Önce Gülçin’le güzel bir kahvaltı etmişlerdi. Sonra onu sıhhiye ye bırakmıştı. Ama kendisi de orada takılıp, kalmıştı. Kendisi için büyük bir fırsattı. Karşısındaki kadını tanıyıp, hayatında biri olup, olmadığını öğrenmeliydi. Ama Gülçin çetin cevizdi hiç bir şey çaktırmıyor, Ömer’e rütbesiyle sesleniyordu.
Belli ki süründürecekti Ömer i. Olsundu razıydı Ömer. Zaten son sekiz yıldır, Olcay her eğitimde süründürüyordu. Varsın bu karşısındaki kehribar, süründürsündü onu. Seve seve yatardı çamurlu yerlere, ayaklarının altına.
Musa içeriye girenlere şaşkınca baktı. Ömer’in bu saate kadar nerede olduğunu merak etmemişti. Umurunda olan tek şey garip bir şekilde, bir kaç metre ilerideki odasında olan kızdı.
“Hayırdır oğlum, gün mü sayıyorsun? Hapishane avlusu mu burası?” diye takıldı Ömer, Musa ya. Musa onu umursamadan bir adım arkasındaki kadına döndü.
“Hoş geldin Gülçin.”
“Hoş buldum gaddar. E senin ‘minik serçe’ nerede?” diye sorduğunda Musa ona şaşkın bir bakış attı. Ama Ömer hemen lafa girmişti.
“Bakma öyle devrem, hani kartal kapar gibi kaptın ya bende ondan minik serçe dedim.” Diye ona açıklama yaptığı sırada Musa tısladı.
“Onun adı Maysa!”
Gülçin yine Musa’nın tıslamasına gülerken Ömer şaşkınca arkadaşına baktı. Gülçin hareketlenerek, Musa’nın odasına doğru yol aldı.
“Bakalım durumu nasıl?” derken kapıya ulaşıp hafifçe tıklattı. İçeriye girmeden bir kaç saniye bekleyip, kapı koluna kavrayıp, odaya girdi.
Maysa şaşkınca baktı gelen kıza. Kim olduğunu bilmiyordu. Ama sevecen ve güzel bir yüzü vardı. Gülçin hafif tebessüm ederek yanına ulaştı.
“Ben Gülçin Ayla, hemşireyim. Yani nizamiyede. Müsaade ette bir muayene edeyim seni.” Dediğinde Maysa olumlu şekilde başını salladı. Az sonra Gülçin önce ateşine baktı. Sonra komodinin üzerinde olan merhem ve bandaj dikkatini çekti. Uzanıp onları alırken, ayaklarına baktı.
“Tedavini yarım bırakmaman gerek.” Derken kızın ayak ucuna oturdu. Ayaklarına baktı daha iyi durumdalardı. Önce merhemi yaydı sakince. Bandajları sardı sonra. Kızın üzerinde ki Musa’nın bol gelen kıyafetlerini görünce ufaktan bir kıkırdadı. Kız adeta çuval giymiş gibiydi. Sonra elini uzatarak kolunu şefkatle tuttu.
“Bir ihtiyacın olursa çekinmeden bana söyleye bilirsin. Alt katta oturuyorum.”
Maysa minnetle başını sallayıp, gözlerini teşekkür eder gibi kapatıp, açtı. Gülçin yerinden kalkıp, odadan çıkarak salonda bir şeyler konuşan adamların yanına ulaştı.
Gülçin içeriye girdiğinde, Musa telaşla yerinden kalktı.
“O iyi mi?”
“İyi merak etme.” Diye onu yatıştırdı Gülçin. Sonra kapıya doğru adımlarken bir anda onlara taraf döndü.
“Kıza çuval giydirmene gerek yoktu.” Diyerek gülerken lafına devam etti. “ onun için bir kaç kıyafet ayarlayacağım. Ömer sen benimle gel olur mu?” demeye kalmadan Ömer zaten dibinde bitmişti.
Keşke dedi Musa içinden. Benim verdiğim emirlere de hemen uysa bu deli. Gülçin den bir ara ders almalıydı.
Musa'yı arkalarında bırakarak evden çıkıp alt kata indiler. Gülçin’in evine girdiklerinde Ömer bir müddet salonda bekledi. Gülçin odasına geçip, iki takım kullanılmamış iç çamaşırı çıkardı çekmeceden. Sonra dolabına adımladı. Maysa ona göre biraz daha uzun ve belki bir kaç kilo kadar fazlaydı. Geçen sene alıp ta üzerine şimdi bol gelen bir iki parça kıyafeti de küçük torbaya koyup, salona geçti.
Elindekini Ömer’e uzattı. Nasıl bir kızdı diye düşündü Ömer bir an. Merhametliydi. Böyle bir şey yapmak zorunda değildi. Ona karşı mesafesini koruyordu fakat Ömer kararlıydı karşısındaki onu sarhoş eden kokuya sahip, kehribar gözlü kızı canına katmaya.
Kapıdan çıkarken, bir an durup ona tekrar baktı. Derince soludu bütün gün duyduğu kokuyu son kez ciğerlerine hapsetti. Gülçin ise ona meraklı bir şekilde bakıyordu.
“Bir şey mi oldu Astsubay?”
“Yo..yok. İyi akşamlar. Sabah alırım seni.” Dedi ağzının içinde geveleyerek. Kapıdan çıktı sakince. Gülçin kapıyı kapatıp, sırtını yasladı kapıya. Alt dudağını dişlerinin arasına aldı. Ne yapacaktı bu şaşkın askerle? Bunca yıldır, onca erkeğin içinde çalışmış, ama az önce giden kara kaşlıya kaptırmıştı gönlünü.
Ömer kara kaş, kara göz yağız bir delikanlıydı. İyi bir asker, ailenin tek erkek evladıydı. Onun haricinde üç kız kardeşi vardı. Babası ve annesi pek razı değillerdi bu askerlik işine. Fakat o sevdalanmıştı silahına, birde bunca yıldan sonra kehribar bakışlıya.
Musa az evvel girmişti odasına. Maysa lavaboya gitmek için çıkmıştı odadan. Kıyafetlerini alıp, geri çıkmaktı amacı ama yatağın ucuna katlanarak konmuş, saatlerce Maysa’nın üzerinde duran tişörtü çekti dikkatini. Eline aldığı kıyafete baktı bir süre. Yine aldığı şekilde özenle katlayıp, bu kez dolabının içine bir yerlere gizledi. Elbiselerini alıp odadan çıktı.
Daha iki gün önce tanıdığı bu kızda ne var böyle? Hatta tanımıyordu bile bu kızı. Neydi onu çeken? Uzun siyah saçlarımı? Ya da zeytin tanesini andıran bakışları mı? Bilmiyordu Musa daha evvel sevmemişti. Bunun adı sevgi miydi? Bulacaktı bu kız her kimse? O delikte ne işi varsa bulacaktı.

❄❄❄

Başını sallayıp, düşüncelerinden sıyrıldı. Az sonra Olcay girdi odaya, Musa selam durup topuk vurdu.
“Rahat asker.” Demesiyle karşısında kalan koltuğu gösterdi. Musa geçip oturduğunu, iki çay söyledi telefondan.
“E Kalender, çıktı mı bir şey?”
“Yok komutanım.” Diyerek başını salladı. Sadece bir isim vardı. Zaten bu koskoca ülkede hepi topu kaç Maysa ismi vardı ki?
“Her bir dokümana baktım. Ya bu ülkede vatandaşlığı yok, ya da ismi konusunda yalan söyledi.” Derken, Olcay ona baktı.
“Sende kalktın kızı evine götürdün, öyle mi Kalender? Oğlum kaç yıllık askersin lan, ya terörist unsurlarla iş birliği içindeyse? Başını yakmak mı istiyorsun sen?” o lafını tamamladığında kapıdaki asker çayları getirip, bıraktı.
“Bilmiyorum komutanım. Onu öyle yaralı çaresiz görünce...”
“Ne dedin? Acıdın mı?”
“Komutanım!”
“Bak aslanım, senin lakabın Gaddar. Merhametsiz olma demiyorum amma velakin seni tanıyorum. Yakma kendini.” Derken yerinden kalkıp, Musa’nın omuzunu kavrayıp, babacan bir şekilde sıktı.
Olcay’ın demek istediği belliydi. Merhametten maraz doğardı. Birde Musa'yı daha önce bu denli görmemişti hiç. O hep çok netti. Bir şeyi iki kez tekrarlamayacak kadar. Ama operasyondan döndüğünden beridir bir tuhaftı Musa. Gözlerine o yeşillere başka bir şey işlemişti.
Bir süre kızın kim olabileceği hakkında yine kafa yürüttüler. Olcay bu kez telefona sarıldı. Bu kadar zor muydu bu iş? Tabi ki değildi. İstihbarattan bu kez rica da bulundu. Akşama doğru ise bir kaç doküman gelmişti bile ellerine.
Tüm bunlar yaşanırken, Yalçın hemen dün sabah sıhhiyeye gitmiş, bir gün önce operasyonda kurtardıkları kızla konuşmak istediğini söylemişti. Ama Fuat uyandığında kızın burada olmadığını söylediğinde, Yalçın neredeyse deliye dönmüştü. Örtbas ediyorlardı olayı. Musa’nın emre itaatsizliğini saklamaya çalışıyorlardı. Fakat o vaz geçmeyecekti. Elinde büyük bir koz vardı ve bunu kullanacaktı.
Yalçın iyi bir asker olmasının yanı sıra hırslı bir insandı. Vatana ve bayrağa sonsuz bir saygı ve bağlılık duyarken, önüne geçebilecek, kendisine engel olabilecek şeyleri de yolundan çekmekte tereddüt etmezdi. Musa'yı da o engellerden biri olarak görüyordu.
Musa, Olcay'la birlikte geçti ekranın başına. Zaten çoğunu daha evvel görmüştü. Ekrandan kızın eşkâline bakarak ilerliyorlardı. Bunların hiç biri o kıza ait değildi. Fakat son birkaç isim kala Musa ekrana dikkat kesildi. Ekrandaki yüz çok gençti. Belki on dört, on beş yaşlarında bir kız çocuğuydu. Ama o zeytin karası gözler, şuan onun evinde olan, yüzü daha bir kadınsı hatlara bürünmüş kişiye aitti.İsme baktı bir an.
Leyla Maysa Çıtak
Oydu. Devam etti okumaya.
Baba adı Varol ölü
Anne adı Meral ölü
En son sekiz yıl önce Van’da bir lisede okul kaydı vardı. O da annesinin ölüm senesine denk geliyordu. Sonrasında ise bir kaç sağlık ocağı kaydından başka bir şey yoktu. Biraz daha okumaya devam etti Musa. Oda bir yetimdi kendisi gibi.
Bir adres ilişti gözüne. Van’ın bir ilçesine bağlıydı. İkametgahı orasıydı. En azından oraya kayıtlı diye gözüküyordu. Adresi yazdı hemen bir yere, nedir ne değildir araştıracaktı.
Bunlar dışında ne bir bilgi nede başka bir şey vardı. Son sekiz yılını sanki bir hayalet gibi geçirmişti kız. Ne bir resmi evrak ne de adına kayıtlı bir telefon numarası vardı. Ya Olcay’ın dediği gibi örgütle bir ilgisi varsa. Boşuna mı merhamet göstermişti. Boşuna mı takılı kalmıştı o zeytin tanelerinde?
Eğer öyleyse hiç acımazdı ne o masum duruşuna ne de ona öyle içten bakışına. Arabasına binip, gaza yüklendi. Zaten bütün gün kafa yormuştu. Sıcak temasta çatışmak bu kadar yormamıştı onu.

Saatler neredeyse gece yarısını vurduğunda Musa geçten geç eve varmıştı. Ömer de kızı rahatsız etmemek için Gülçin’e uğramıştı. Yiyecek bir şeyler çıkarmışlardı Maysa ‘ya. Yemekten sonra ise ikisi birlikte kahve içtiler. Ömer kahveleri kendi elleriyle pişirince Gülçin ufaktan bir şaşırmıştı. Çünkü bu zamana kadar etrafındaki erkek güruhunun tek meziyeti silah tutmak yada yaptıkları işlerle ilgili aletler kullanmaktı. Ömer'in aksine Gülçin üç ağabeyine sahipti.
En büyük abisi kasapken, ortanca abisi araba tamircisiydi. Kendinden bir yaş büyük olan ise, Gülçin ona kesinlikle abi demiyordu. O bir öğretmendi fakat bunun aksini Gülçin’e asıl hayatı zindan eden oydu küçük ağabeyi, Anıl! İsminin aksine tam bir zıpçıktı ve hayta. Hatta Gülçin ara ara sorguluyordu nasıl öğretmen oldu diye.
Ama Ömer bu duruşuyla Gülçin’in abilerinden çok farklıydı. Eğlenceli biriydi, az buçukta şaşkın. Hatta böyle birinin keskin nişancı olup da adamların beynini bozuk yumurta patlatır gibi patlattığına inanmak zor geliyordu. Belki de bu kadını ona çekende buydu. Abileri onu biraz sıksa da babası tek kızının daima arkasındaydı. O yüzden hemşire olmuştu. Ülkenin ta bir ucundan, diğer ucuna onca erkeğin içine gelmişti. Birazda bu sebeptendi Gülçin herkese mesafesi. Babasının güvenini boşa çıkarmamaktı amacı. Bir şekilde Ömer’e yok diyemediğinin farkındaydı.
Musa içeriye girdi. Koridoru adımladı sakince. Kapıyı çalmadan içeriye girdi. Maysa uyuyordu. Yatağın başına dikildi uyuyan kıza baktı bir süre saçları yastığa dağılmıştı. Dışarıdan sızan ay ışığı vuruyordu yüzüne.
“Leyla!” diye seslendi. Teyit etmek istiyordu neden sadece Maysa adını söylemişti diye. Kızın duyduğu yoktu. Bu kez sesi daha sert ve keskin çıktı.
“Leyla!” Maysa sıçradı yerinden baş ucunda dikilmiş süliete baktı ama karanlıkta tanıyamamıştı. Nerede olduğunu da kavrayamamıştı zaten. Korku içinde soludu ona Leyla diye seslenen tek kişi vardı.
“Me..Medet baba!”

Sevgili okur bölüm sonu yorum ve beğeni yapmayı unutmayalım. Görüşleriniz benim için çok değerli. Keyifli okumalar...