Mavi Ateş kitap kapağı

1. bölüm / 1

Mavi Ateş

1.Bölüm Kan Ve Pamuk Şeker

Vaveyla Yazarı: Deniz Atı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1.Bölüm Kan Ve Pamuk Şeker

YILLAR ÖNCE

Askerliğini bitirmiş ve memleketine geri dönmüştü. Direkt bir çiçekçiye uğrayıp en güzelinden bi buket yaptırmış ve giderken çikolata almıştı, özellikle sevgilisinin en sevdiği sütlü çikolatadan. Yağmur hafif hafif çitiliyordu lakin umursamıyordu çünkü sevgilisini görecekti, çok özlemişti. O yüzden onun için ıslanmak bir onurdu. Kapısına geldiği zaman cebinden yedek anahtarı çıkarıp kapıyı açtı. Birbirlerine bir şey olur diye evlerinin yedek anahtarlarını birbirlerine vermişlerdi. İyi ki de vermişlerdi. Kapıyı bir çocuk misali heyecan ile açtı. Sessiz olması gerekiyordu çünkü süpriz yapacaktı. İçerden sesler geliyordu ama tam anlaşılmıyordu. Birisiyle konuşuyor sanırım diye düşündü ilk önce ama hayır bu başka bir sesti, inanmak istemedi. Odasının kapısını biraz araladı ve içeriye baktı.

İlk başta gördüğüne inanamadı. Bir rüyada olduğunu düşünüyordu. Onun tanıdığı kadın gözlerinin şahitlik ettiği bu duruma kendisini sokmazdı. Onu aldatmış olamazdı değil mi? En yakın arkadaşıyla hem de. Yapmazdı, yapamazdı. Yataktalardı, arkadaşı bildiği Yunus’un üstü çıplaktı. Onun altında da sevgilisi Zehra. Elinde çiçeklerle kaldı kapıda. Öylece baktı. İnanmak istemedi ama aklı kendine ihanet edercesine aynı cümleleri kafasında çevirdi. Yunus ve Zehra. Fark etmediler ama her şeyi gördü. Zehra’nın onu nasıl aldattığını izledi. Yunus ile ne yaptıklarını gördü ama o hiçbir şey diyemedi. Sanki dili tutulmuş gibiydi, tek kelime çıkmıyordu. Yavaşça kapıyı kapattı ellerindeki çiçekleri yere bırakacaktı ama vazgeçtti o bunu hak etmiyordu. Ona fazla değer vermişti, ona çok güvenmişti. Onun kendisini aldatacağını hiç düşünmedi. Nasıl düşünürdü? Kapıda öyle bekledi bi süre ama arkadan gelen gülme sesleri her şeyi özetliyordu.

Belki de o kadar güvenmemeliydi. Kendi hatasıydı bu insanlara çok değer veriyor ve güveniyordu ama bilmiyordu ki insanlar güvenilir değildi hiç kimsenin düşündüğü kadar güvenilir olmadığını öğrenmişti. Yavaş adımlarla dış kapıdan çıktı. Bu evin içinde o kadar anısı vardı ki. Mutfakta pasta yaptıkları zaman geldi aklına, burnuna krem şanti sürmüştü Zehra. Ama o anıları artık Yunus ile yaşayacaktı.

Bi masal gibiydi aşkları. Herkes kıskanıyordu, imreniyordu. Üniversite den beri sevgililerdi. Bazen kavga etseler bile çözüyorlardı. Ama artık o aşk tarihe yazılmıştı. Zehra, Ateş’i aldatmıştı. Zehra, Yunus’u seçmişti. Artık aynı yolda yürümüyolardı. Heyecan ile girdiği şu kapıdan bu halde çıkmak asıl içini yakandı.

Arkadaşlarıyla dalga geçerdi, aldatıldığını öğrenince nasıl bir şey yapamazsın derdi. Ama şimdi kendisi de yapamamıştı. Derin bir nefes aldı, gözlerini gökyüzüne çevirdi. Derin maviliklere, mavilikleri süsleyen yıldızlara. O sırada yağmur yağmaya başladı. Sanki gökyüzü onun gözünden akması gereken yaşları akıtıyordu. Önüne döndü ve düz karanlık yağmurda yürümeye devam etti. Elindeki çiçeklere baktı ve bir anda durdu. Geri dönüp yüzleşmek istedi ama cesareti yoktu. Tekrar o görüntüyü görmek istemiyordu. Bunun bir bedeli olmalı diye düşündü.

Yolda yürümeye devam etti. Tek yuvası vardı o da paramparça olmuştu. Annesini doğum yaparken kaybetmişti. Daha sonra öğrendi ki annesi aslında doğururken değil de babası şiddet uygularken ölmüştü. Babası ise daha yeni doğmuşken bir çocuk yetiştirme kurumuna öylece bırakıp gitmişti. Büyüyüp kendi adına kararlar alabilecek yaşa gelene kadar hiçbir koruyucu aile almamıştı. Büyüyünce de gelen koruyucu aileleri kabul etmemişti. Biraz daha büyüdüğünde babasının aslında başka biriyle ilişkisi olduğunu ve çocuklarının olduğunu öğrendi. Zengin bir iş insanıydı babası. Annesi ise büyük bir otel zincirinin sahibiydi.

Babası evlendikten sonra 5 kere gelip Ateş’i evlatlık edinmek istemişti. Lakin küçük Ateş her gelişinde babasını reddetmişti.

Elindeki telefondan saate baktı. 00.21. Saate öylece bakakaldı. O kadar olmuş muydu? Yavaş yavaş yürümeye devam etti. Etraf karanlıktı, sessizliğin içinde ateş böceklerinin cızırtılı sesleri yankılanıyordu. Bir süre sonra caddeye çıkmıştı artık, etrafını inceledi. Bir çorbacı vardı, sarı loş bir tabelası vardı. Küçük bir dükkandı. Masaları da ona benzer şekilde küçüktü. Boş bulduğu bir masaya oturdu. Çok yaşlı durmayan, genç bir kadın yanına yaklaştı ve siparişini sordu.

Uzun süredir konuşmadığı için boğazını temizledi. "Yayla çorbası.",dedi. Genç kız kafasını sallayarak uzaklaştı.

En sevdiği çorbaydı. Yetiştirme yurdunda pişirildiği zaman ilk o giderdi yemekhaneye. Arkadaşlarından bazıları sevmezdi o yüzden onların kini de alıp yerdi.

10-15 dakika sonra kız geldi ve çorbayı servis edip gitti. Kaşığı alıp yemeye başladı. Lokmalar boğazından zor geçiyordu, sanki bir düğüm var gibiydi. Çorba oldukça tuzluydu ama bir şey demedi, hali de yoktu. Parayı verip çıktı dükkandan. Yürümeye devam etti. Bir otele gelmişti. Morex Hotel. Dışı o kadar ışıklıydı ki göz kamaştırıyordu, yalnızca bir gün kalacaktı. Kapıdan içeri girip rezervasyon yaptırdı.

"Buyrun Ateş Bey, 207 numaralı odanın anahtarı.", teşekkür ederek anahtarı alıp asansöre doğru yavaşça gitti. Asansörde bile ışık vardı. Sanırım otelin dekorasyoncusu biraz ışık seviyor diye düşündü. Asansör durunca odasını bulup içeri girdi ve pencereden dışarıya baktı. Sahil manzaralıydı. Sahile baktı ve derin bir nefes verdi.

Öylece denize bakarken bir söz verdi kendine. Annesinin intikamını alacaktı. Cesaretsizliğini böyle kapatacaktı, değişecekti.

GÜNÜMÜZ

'Ünlü iş insanı Mehmet Can Çakır, Evli ve 3 çocuk babasıdır. Toplam 5 evlilik yaptı ve 4 eski eşi evinde ölü bulundu. 56 yaşındadır’ dedi televizyondaki spiker ve devam etti. ‘Dün geçirdiği kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırılan Mehmet Can Çakır sabah vefat ettiğini hastane müdürü tarafından üzüntü ile açıklandı. Sevenleri ve ailesine başsağlığı diliyoruz. Yarın öğlen saat 2 de defnedilecektir.’

Masamdaki kağıdı ve kalemi aldım ve Mehmet Can Çakır isminin üstünü çizdim. Kahvemi elime alıp bir yudum aldım. Huzurlu bir şekilde televizyona bakmaya devam ettim. Bu haberden sonra 5 kişinin daha ölüm haberi gelecekti. Hepsini tek tek dinledim, sanki bilmiyormuş gibi. Dünyadan 5 pezevenk daha eksilmişti, içim huzurla doldu.

Yavaşça kalktım. Arkadan televizyonun sesi gelmeye devam ediyordu. Pecereye çıkıp Mersin denizine baktım. Yıllar önce burada kendime söz vermiştim. Tutuyordum. Sadece 2 kişi kalmıştı listemde silinecek, Zehra Yılmaz ve Yunus Efe Yılmaz. Dünya böyle bir yerken herkesi bulup öldüremezdim, elimden bu geliyordu. Onlara güzel bir son hazırlıyordum. Hiç kolay olmayacak ölümleri. Zehranın ölümü beni aldattığı evde olacak. Yunus'un ki ise en yüksek binanın çatısında. Yükseklik korkusu olduğunu bildiğim için burayı özenle seçmiştim. Düşerken onu zevk ile izleyecektim. Yalvaracaktı, ölümden korkuyordu.

Elimdeki kahveden bir yudum daha aldım. Denizi izlemeye devam ettim.

Ben, Alev Ateş Bolat. Türkiyede manşetlerden düşmeyen ama asla yakalanamayan bir seri katil. Bu tabii ki beni mutlu etmiyor, huzurda vermiyor. İnanırsanız. Sadece dünyadan kötü insanları eliyorum. Asla yaptıklarımdan pişman değilim. Asla da olmayacağım.

Saat 16.00 a doğru geliyordu. Bugün bir kişi daha ölecekti, dünyadan acı çekerek göçecekti. Ama biraz oyalanmam lazımdı. Gece yapacaktım. Gündüz dikkat çekerdim ve yakalanma olasılığım artardı. Kahvemden bir yudum daha aldım ve içeri girip büyük panomun olduğu yere doğru gittim. Ortada olan kişilere baktım. Bunlardı işte benim bu hale gelmemi sağlayanlar. Sorumlulardı. İlk Zehra ile Yunus'un yüzüne baktım. Sonra üstü çizilmiş olan diğerlerine; Mehmet Can Çakır, Adem Güller, Aydın Bayar, Sezer Koçyiğit, Mustafa Kalen…

Hepsinin yüzünde bir gülüş vardı. Son gülüşleri olacaktı bunlar bugün bu pano kalkacaktı. Çünkü tüm listede olanlar ölmüş olacaktı. İçimi bir huzur kapladı ama bu huzur kısa sürdü. Kapım tam 3 kere çalındı. Bu da şu demek oluyordu ‘Polisler aşağıda dikkatli olun’ hemen panodaki kağıtları topladım ve şöminenin içine attım. Ders kağıtlarını oraya yerleştirdim ve etrafı toplamaya başladım. Topladıktan sonra koltuğa geçip televizyon izlemeye başladım.

10 dakika sonra kapım çalındı ve yavaş adımlarla kapıya doğru gidip, "Kim o?" dedim. Hadi ama, Türkiyede kapıyı böyle açmayan var mıydı?

"Polis." dedi kendinden emin ve sert bir ses. Kapıyı açtım.

"Buyrun memur be-" diyecektim ki karşımda kadın komiser olduğunu görerek cümlemi yarıda kestim. Hemen toparlamaya çalıştım.

"Buyrun?" çok güzel topladın Ateş bravo. Ama ne diyeceğimi bilmiyordum. Dilim tutulmuş gibiydi. Karşımda sarı saçları arasında bana bakan ciddi ama bir o kadar naif mavi iki çift göz vardı. Bunlar varken odaklanamazdım. Küçümser bir bakış attı

"Memur hanım diyemeyecek kadar acizsiniz." Dedi ve devam etti, "Ama şaşırmamak gerek sizin gibi ukala insanlar var hayatta. Her işi erkeklerin yaptığını düşünen bir zihniyet. Yazık."

Beni itekleyerek içeri girdi. "Öğrencisiniz demek ki biraz şüpheli her gün bir olayın olduğu bir yerde kalmanız. Çok tuhaf." Bana doğru döndü.

Şüphelenmişti benden, onun şüphelenmemesini sağlamalıydım. O yüzden söze başladım.

"Annem beni doğururken vefat etti. Babam da beni bırakıp gitti. Yetiştirme yurdunda büyüdüm. Üniversite yurdunda kalacak kadar param olmadığı için böyle rezil bir yerde kalıyorum."

İlk başta bana boş gözlerle baktı. "Yurtta kalacak paranız olmamasına üzüldüm açıkçası ama şunu anlamadım. Telefonunuza vereceğiniz parayı yurda verseydiniz bu şartlarda ders çalışmazdınız. Yalan söylediğiniz burdan belli beyefendi. Sanırım Türk Ceza Kanununun 206. maddesine bilmiyorsunuz. Şöyle diyor maddede, 'Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasına çarptırılır.'"

Ağzım açık ona bakıyordum. Sanırım boş zamanlarında Ceza Kanununu ezberliyordu. Tıpatıp aynısını söyledi kadın.

"Öyle bakmanıza gerek yok işimi severek yaptığım için suçları ve cezaları biliyorum." Ateş kendine gel. Karşında bir polis var ve çok dikkat çekiyorsun.

Hemen dururşumu dikleştirip. "Elimdeki telefonu ilk maaşımla aldım çünkü eski telefonum bozuktu. Ayrıca ben size şunu sorayım, kaldığım otel odasına böyle girmeniz kanuna aykırı. Arama izniniz var mı?" Dedim. Yüzüme dikkatlice baktı, bende ona baktım. Eee cidden izni yok muydu yani. Konuşmaya devam ettim.

"Anladığım kadarıyla arama izniniz yok. Buyrun kapıya kadar eşlik edeyim sizi Memur hanım." Hanım sözcüğünü vurgulamıştım.
Bunu fark etmiş olacak ki derin bir nefes aldı. Bu sinir olduğu anlamına geliyordu sanırım.

Kapıdan çıktı ve diğer odaların olduğu yere ilerledi. Mutluydum çünkü polis denetimini atlatmıştım. Ama bazıları o kadar şanslı değildi.

Dışardan yalvarma sesleri geliyordu. "Memur hanım lütfen yalvarırım sadece içiyorum satmıyorum." Bir şey demedi. Bir süre sonra başka seslerde gelmeye başladı.

"Allah rızası için memur hanım. Ne isterseniz veririm. Para, altın, erkek, otel… ne isterseniz yeterki beni bırakın." dedi biri.

Kapıyı açtım çünkü birazdan bir olay çıkacaktı. Buranın bir kuralı vardır, o da asla ama asla polise rüşvet teklifi edilmez. Bu kuralı çiğneyenin sonu ilk önce hastane sonra da cezaevi olurdu.

Az önceki polis hanım durdu. Adam ne olacağını anlamıştı. "Memur hanım yeminle öyle de-" Sözünü devam ettiremedi çünkü yüzüne sert bir yumruk yemişti. Ben bile buradan hissetmiştim. Adam tokatın şiddetiyle yere düştü. Bense sanki film izliyormuş gibi olanları izliyordum. Çekirdek veya mısır olsaydı tadından yenmezdi. Memur hanım eğildi ve aşağılayıcı bir sesle konuştu.

"Bir polise asla rüşvet teklif edilmez, bu kadarınıda mı kafanız almıyor?" dedi ve adamın karın boşluğuna doğru şiddetli bir tekme attı.

"Siz erkekler cidden kendinizi bir şey sanıyorsunuz. Birde nazik bir insanmış gibi davranıyorsunuz. Sizde nazikliğin zerresi dahi yok. Ama eşitliği bilmeyen bir kesimden ne beklenir ki? Ben eğer şurda polis olmasam beni burda kim bilir ne yapardınız. Sizin için kadın demek kullan at mendili ama şunu öğrenin biz kadınlar olmasak siz bi hiçsiniz. Kendi bokunuzu bile temizleyemeyecek kadar acizsiniz." Ses tonu gittikçe yükselmişti. Konuşmayı bitirince derin bir nefes alarak iğrenircesine bakmaya devam etti.

Ağzım açık bir şekilde bakıyordum. Alkışlamak lazımdı. O kadar içten ve haklıydı ki. Memur hanım bir imza alabilir miyim? diyecektim ama kendimi tuttum. Tutmalıydım çünkü bunu yaparsam adamın yerinde ben olurdum. O yüzden sustum.

Adamı ayağa kaldırdı ve, "Yürü." dedi.

Çıkışa doğru gidiyorlardı. Bende hayran bi şekilde arkalarından bakıyordum. Kendine gel Ateş. Silkelenip içeriye girerek kapıyı kapattım. Akşamki planı tekrar gözden geçirmeliydim. Hiçbir eksiklik olmamalıydı. Eğer bir şey ters giderse kesinlikle hapisteydim. Bu incelik gereken bir işti.

⋆。˚ ☁︎ ˚。⋆。˚☽˚。⋆

Saat 20.00’a geliyordu, az bir zaman kalmıştı. Son huzurlu saatlerini yaşıyorlardı. Bu zamana kadar hiç düşünmediğim bir düşünce aklıma geldi. Çocukları vardı.. Onlar masum. Onların hiçbir günahı yok. Onlara ne olacak peki? Bu düşünceler beynimi meşgul ederken şöyle bir fikir geldi aklıma sadece Yunus’u öldürsem çocuklar ortada kalmazdı. Hiçbir çocuk anne sevgisinden mahrum kalmamalıydı. Hiçbir çocuk bunu hak etmezdi.

Penceremden dışarıya baktım. Mersin denizine. Bugün sondu son kez elimi kana bulayacaktım. Ama mutlu değildim kesinlikle kahve içmem gerekiyordu. Mutfağa doğru ilerledim. Mutfağa giden koridor baya uzundu mutfak ile giriş kapısı arasında bir yol vardı resmen. Duvarları kendim boyamıştım ilk geldiğim zamanlarda odanın duvarlarından sıva dökülüyordu ve kirliydi. Mutfağa geldiğimde derin bir nefes alıp kahveyi dolaptan çıkardım. Isıtıcıya biraz su koydum ve kaynamasını bekledim.

4 SAAT SONRA

"Çık artık be adam." Diye kendi kendime mırıldandım. Geleli 10 dakika olmuştu ve ben Yunus denen pisliğin çıkmasını bekliyordum. Yunus’un koşu saatiydi bu saatler. Daha doğrusu sevgilisiyle buluşma saatiydi. Tam bir piçti işte. Zehra’yı aldatıyordu. Ama bundan Zehra’nın haberi yoktu. Çok kötü bir durumdu ama ilahi adaletti, ne bekliyordu? Yunus'un kapıdan çıktığını fark edince bu düşüncelerden kurtulup hemen önüme döndüm. Beni fark etmesi imkansızdı. Arabanın ön camına film çektirmiştim. Ona özeldi.

Biraz ilerlediğinde arabadan sessizce çıktım. Yavaşça arkasından gittim. Bir direğin arkasında durarak elimdeki beze eter döktüm. Direğin ardından çıkıp arkasından dikkatlice gittim ve elimdeki bezi burnuna dayadım. Ne olduğunu anlamaya çalışırken çırpınmaya başladığı için kolumu daha sıkı sardım. Bir süre sonra bilincini kaybetti. Bunu fırsat bilerek arabanın arka tarafına götürdüm. Bagajı açtım ve önceden serdiğim naylonların üstüne Yunus’u koydum. Bagajın kapağını sessizce kapattım. Arabanın her tarafı naylon olduğu için kanıt bulmak imkansızdı. Arabayı Mersin Ticaret Binasına sürdüm. Benim yaşadığım otelin sahibi olan Ercan abi gece geleceğim için kapıyı açık bırakmıştı.

Yunus’u bagajdan indirip dikkatlice içeriye taşıdım. Kamera işi içinde Ercan abinin kardeşi Murat'a haber vermiştim, o halletmişti. Şu an bu binanın hiçbir kamerası çalışmıyordu. Sürükleyerek asansöre götürdüm Yunus’u. Asansörde damın olduğu katın düğmesine basarak beklemeye başladım. Sakin olmalıydım, daha uyanmamıştı. Bu iyi haberdi. Çünkü daha yeni başlamıştık. Dama çıkardım ve sandalyeye oturtup kalın halatlar ile ilk ayaklarını sıkıca bağladım. Ardından ellerini ve gövdesini de sandalyeye bağladım. İşim bitince eterin etkisinin geçmesini beklemeye başladım. Aklımdakileri yapmak isterdim ama iğreniyordum. Mesela önündekini kesip ağzına sokmak gibi şeylerdi aklımdakiler. Acaba yapsa mıydım? Bence yapmalıydım.

Cebimden bıçak aldıktan sonra tekrar eter koklattım ki bu acıyı hissetmesin. O kadar insafım vardı. Pantolonunun düğmesini açarak fermuarı indirdim ve eldivenleri elime taktım. İğrenerek varlığını tutup bir kere daha düşünmeden bıçakla kestim.

"Seni kansız diye düşünmüştüm baya kan varmış sende" diye mırıldandım. Varlığı elimdeydi ve her tarafım kan olmuştu. Bezi varlığının yerine bastırdım. Kan kaybından ölmesini istemezdim.

Beklemeye devam ettim. Beklerken bıçağı temizledim ve cebime attım. Eve gidince yapacağım ilk iş banyo yapmak olacaktı. İğreniyordum orasına dokunduğum için. Yüzüm buruşmuştu.

Aşağıyı izlerken arkamdan boğuk bir ses geldi. Arkama dönüp baktığımda uyanmıştı.

"Günaydınlar efendim. Nasılsınız?" dedim dalga geçerek. O ise bana şaşkın bir şekilde bakıyordu. Konuşamazdı ağzına bez bağlamıştım.

"Tch tch.. çok ayıp insan hal hatır sorar. Ben de iyiyim eski dostum." dedim. Ama onun beni tanımadığına yemin edebilirdim. Sakince devam ettim.

"Hatırlıyor musun? 10 yaşındayken beraber gezerdik, uçurtma uçurup eğlenirdik ama işte o günler geride kaldı eski dostum benim sevgilimle ben askerdeyken ilişki yaşaman senin ne kadar yüzsüz bi piç olduğunu gösterdi. Ben herkese karşı güçsüz görünüyordum ve sen bunu fırsat bilerek benim sevgilimle oldun. Ama bak şimdi kim güçsüz görüyoruz. Ordan bana bakışların ne kadar aciz olduğunu gösteriyor. Şu an sonun olup olmadığını düşünüyorsun değil mi?"
Yüzüne doğru yaklaştım.

"Evet, bu senin sonun. Yükseklik korkun olduğunu biliyorum. O yüzden ölümün için çok güzel bir yer seçtim. Mersin’in en uzun kulesi 52 katlık dev Mersin Ticaret Binası. Güzel bi ölüm şekli biliyor musun? ben şahsen burayı seçerdim ölmek için.’

Ağzındaki bez parçasını aldım ve konuşmasına izin verdim. "Ateş çocuklarım var. Lütfen acı bana yalvarırım acı. Evet bir hata-" Sözünü kestim.

"Hata değil bilerek yaptın lan sen. Eğleniyordunuz baya." diye çıkıştım.

"Ate-" sesini duymak bile beni sinir etmişti.

'Ölmek mi istersin yaşamak mı diye sormadan önce," Cebimden varlığını çıkartıp ona doğru attım.

"Buyur artık sen karar ver." dedim ve bekledim. Varlığına bakıyor ve birde denize bakıyordu. Benim beklemediğim bir anda hareketlendi.

"Senin belanı s*keyim ulan ne yaptın lan!" dedi ipleri çözmeye çalışırken. Ama ne yazık ki çözemiyordu, yerinde sayıklayıp duruyordu.

Bu saydırmalar bir süre daha devam etti. Hiç birini üstüme alınmadım, hak etmişti.

Bir süre sonra sakinleşti ve tek bir şey söyledi. "Beni burdan aşağıya atma nolur." Ona doğru ilerleyip ayaklarında ki ipi çözmeye başladım.

Umutlanmıştı yazık. Ama bilmiyordu ki onu atacaktım.

"Buyur gidebilirsin." Dedim. Tam gidiyordu ki ensesinden tuttum ve damın kenarına yaklaştım. Tereddüt etmeden aşağıya ittim. Artık kariyerime bir kişi daha eklenmişti.

Bu dünyadan bir kötü insan daha eksilmişti. Bu dünyada bir kötü insan daha ölmüştü. Bu dünya bir kere daha derin bir nefes almıştı.

⋆。˚ ☁︎ ˚。⋆。˚☽˚。⋆

‘Evet sayın seyirciler, az önce Yunus Efe Yılmaz Mersin’in en yüksek binası olan Mersin Ticaret Binasının 52. katından düşerek hayatını kaybetmiştir, intihar mı yoksa cinayet mi olduğu merak konusu. Polisler adı bilinmeyen ama ülkenin ünlü iş insanlarını öldüren kişinin bunu yaptığını düşünüyor. Arama yapıyor ve delil topluyorlar. Olay yerinde mühürlü delil poşetiyle gelen sustalı bıçak, Kriminal Laboratuvarı’ndaki Parmak İzi Geliştirme Şubesine teslim edildi. Uzmanlar fildişi kabzadan net bir eşleşme alabilmek için siyanoakrilat kabini hazırladığı bilgisi yeni elimize ulaştı. Bazı izleyicilerimiz binanın 52.katına çıkışın yasak olduğunu düşünebilir fakat binanın bazı yetkililerinin üst kısımlara çıkmalarına izin veriliyor bu kapsamda yukarıya çıkma yetkilileri bulunan kişileri polisler evlerinden alıp karakola götürüyorlar. Bunların arasında ünlü iş insanı Ahmet Koplu ve Meriç Kayaç’ta bulunduğu söylentiler arasında…'

"Evet arkadaşlar." diyerek başladı Komiser Aykut Bulmaz.

"Bu adam veya kadın artık sivil halkıda öldürmeye başladı. Bundan dolayı tim kurup onlara devredeceğiz. Ama bazılarınızda bu timde yer alması gerekiyor. Bu kişiler sırasıyla;

Mavi Demirel,
Bayram Yıldız,
Damla Yüce,
Zenan Muştu,
Zeynep Dağdelen,
Ahmet Aksu
Sizler görevlendirilmişsinizdir."

"En kısa sürede bulmanız ve adalete teslim etmeniz gerekmekte. Bu kişi yada kişiler daha fazla insanın hayatını mahvetmeden adalete teslim etmelisiniz. Zaten şu andan itibaren yurt dışına giriş ve çıkışlar denetlenmeye başladı yani ülkeden çıkması artık imkansız. Bu seri katil ya da katiller yarından itibaren kırmızı bülten ile aranmaya başlanacak ve bulan kişiye ödül bile vaad etmeyi düşünüyoruz." Derin bir nefes alarak devam etti.

"Bu timin kurulduğunu hiçbir yayın kuruluşu bilmeyecek. Bu gizli bir çalışma olduğunu unutmayın asla ama asla karınıza ya da kocanıza, eşinize dostunuza söylemeyeceksiniz. Söylediğiniz takdirde görevden uzaklaştırma alırsınız. Burada konuştuklarımız burada kalacak anlaşıldı mı?" Herkes kafasını onaylarcasına salladı bir kişi hariç, Mavi.

Sabah gördüğü adamı düşünüyordu Mavi. Geniş omuzları vardı adamın, maviye kaymış yeşil gözleri ve sarı saçları. Bu adamın üniversite öğrencisi olması imkansızdı. Ama bir şey diyemedi. Görünüşü dikkatini çekmişti. İlk defa bu kadar rezil olduğunu hissediyordu. Komutanın sesini duyunca irkilerek gözlerini masadan çekti.

"Mavi Demirel burda operasyon detaylarını konuşuyoruz hayırdır daha önemli bir şey mi var?"

Mavi bütün düşüncelerinden bir anda sıyrıldı ve gerçek hayata döndü.

"Bir şey kafama takıldı da onu düşünüyordum komiserim." dedi Mavi.

"Söyle bizde öğrenelim o zaman Mavi komiserim." dedi Damla.

Damla’nın kızıl saçları vardı ve saçlarını tam tepeden topuz yapmıştı. Kehribar rengi bir göze sahipti. Mavi onu hep kıskanmıştı. O göze bakıpta büyülenmemek elde değildi. Genellikle iş yapmayı sevmez oturup saatlerce telefona bakmayı, kitap okumayı isterdi.

Mavi ona ters bir bakış attı ve konuşmaya başladı.

"Şöyleki bu planı neden saklıyoruz diye saçma bir soru sormayacağım ama bu katil o kadar kişi öldürürken bu dahiyane planınız neden aklınıza gelmedi diye insan soruyor başkomiserim. Asla bunu saygısızlık olarak almayın ama insanları öldüren bir kişiyi bunca zaman aranması gerekirken insan kaçakçılığı yapan ve kadınları taciz eden bir kişiyi öldürdüğü zaman mı peşine düşeceğiz. Bu kişi iş insanlarını öldürdü. Ülkemizin gelişmesine katkı sağlayacak adamlar öldürürken hiç ama hiç böyle bir operasyon yapılmadı. Ben bunu merak ediyorum açıkçası."

Ben ne dedim lan diye düşündü bir an çünkü herkes ona şaşkın bir şekilde bakıyordu. İçinden bittim diye geçirdi. Gözlerini kırpıştırırken Başkomiser en son sessizliği bozdu. Derin bir nefes aldı.

"Mavi komiserim biraz sakin olun. Karşınızda komutanınız var dikkat edin sözlerinize yoksa görevden uzaklaştırma alırsınız." dedi komiser. Derin bir nefes aldı Mavi sakin kalmalıydı ağzına gelen o kelimeleri söylememeliydi. Söyleyeceği her söz aklındaydı ama söyleyemedi. Çünkü sevdiği işten atılabilirdi. Burası iş yeriydi.

"Başka sorunuz yoksa izninizle kalkıyorum." dedi Komiser. Hiç kimsenin ağzından bir cümle dahi çıkmadı. Komiser odadan çıktıktan sonra bütün bakışlar ona döndü. İlk söze Damla başladı.

"Kız sen naptın? Komisere öyle denir mi? Tamam bunu bende düşündüm ama bunu dile getirmek ne kadar yanlış bir şey."
Mavi dikleşti ve Damla'nın yüzüne yaklaştı.

"Burda tek yanlış olan bu operasyonun insan kaçakçısı ve kaçak birisini öldükten sonra yapılması. Ben dediklerimin sonuna kadar arkasındayım Damla senin gibi sözünü söyledikten sonra arkasında duramayan bir kişi değilim çok şükür. Seninle farkımız bu. Ben Atatürk çocuğuyum boynumu kimsenin önünde eğdirmem ben ama sen 3 dakika yaşayayım diye eğecek bir insansın."

Bayram hepsinden daha yaşlıydı 38 yaşındaydı. Kahverengine çalan siyah saçlarına beyazlar düşmüş. Evli ve 4 çocuk babasıydı. Boğazını temizledi. Derin bir nefes aldı çünkü karşısında bu zamana kadar hiç görmediği kadar sinirli bir Mavi görüyordu.

"Mavi sakin bak kız sana bir şey demedi bu olaylara karışma mesleğinden olursun onu dinlemiyorsan bile beni dinle tamam mı Mavi?" Kafasını iki yana salladı ve Maviden bir tepki bekledi ama beklediği tepki gelmedi. Neden bu kadar tepki verdiğini düşündü. Ama hiçbir şey anlamamıştı kendinden.

Zenan en son dayanamadı bu sessizliğe, "Arkadaşlar bir kendinize gelin şimdi bu katilin amacının ne olduğunu anlamamız lazım. Yani operasyona bir taraftan başlayalım böyle boş boş duracağımıza"

Zenan sarışındı. Ela gözleri vardı burnu yüzüne oranla küçüktü ve beyaz tenliydi.

Zeynep’te onu destekleyerek devam etti. "İlk önce bu adam kimsenin çıkmasına izin verilmeyen bir yere gidip adamın aygıtını kesip aşağıya atmış. Benim anlamadığım bu neden yaptı bunu amacı neydi?" diye soru yöneltti. Saçını kırmızıya boyatmıştı. Gözleri yeşildi ve buğday tenliydi.

Mavi ayağa kalktı ve kapıya doğru gitti. Kafası karışıktı. Derin bir nefes aldı ve odadan çıktı.

ALEV ATEŞ BOLAT'IN AĞZINDAN

"Günaydın!"

Gözlerimi şaşkınlıkla açtım. Karşımda bana heyecanla bakan minik iki çift göz vardı. Varımı yoğumu vereceğim o iki çift göz.

"Çirkin?" dedim sorgulayarak.

"Burda ne işin var?" Gülümsedi ve elini beline koydu.

"Ben çiykin değilim bi keye sensin o çiykin."

Burnunu sıktım ve gülerek konuştum. "Öylesin Gece, sen çirkinsin."

Gecenin gözleri dolmaya başladı. Panikleyerek tekrar konuştum. "Tamam şaka yaptım Gece."

Gece benim küçük kardeşimdi. Annem ve babam öldükten sonra bana kalmıştı. Tam bir baş belası olduğunu belirtmem lazım. Hangi çocuk 1.sınıfken bir çocuğu bıçakla kovalar?

Gözlerini bana dikti. Ve konuştu. "Dün gece neydeydin Abi? Seni bekledim ama gelmedin."

İnsan öldürüyordum diyemeyeceğim için aklıma gelen ilk bahaneyi söyledim. "Arkadaşlar çağırdı biraz içtim."

Yüzünü ekşitti. :Daha anlamış değilim ne içtiğinizi." Gülmeye başladım. Gece ise beni sorguluyordu.

"Niçin gülüyoysun anlamadım?" Bu beni daha çok güldürmüştü.

"Bazen neden bu kadar salak olduğunu düşünüyorum sen kime çektin?" Bana hala şaşkın bir şekilde bakıyordu. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Ama gülmemek elde değildi.

Somurtan Gece tekrar konuştu. "Gülme artık yataktan da kalk lunapayka gidelim." Artık gülmemek imkansızdı.

"Lunapayk değil Lunapark o." Üstündeki pembe elbisesini sıkıca tuttu bunu öfkelendiğinde yapardı.

"Sanane ben nasıl deysem öyle oluy biy keyem." Sinirlenince daha tatlı oluyordu.

"Tamam Gece Sultan birşey demedim."

Sessizce yanıma oturdu. "Haydi kalk gidelim aytık." Kelimeleri uzatarak söyleyerek tatlılığına tatlılık katıyordu. Enerjisine hayran kalmamak mümkün değildi. Bu haylaz yerinde duramayan bir şempanze misali her yere tırmanıyor, götünün üstünde 1 dakika duramıyordu. Hayvanat bahçesine bıraksam geri vereceklerini sanmazdım. Hatta maymun kostümü verip bu şekilde davranmasını isteyebilirler. Şaşırmamda. Kolay yoldan para kazanma diye buna derler. Olduğun gibi davran paranı al.

Yataktan zorlada olsa kalktım. Üstüme mavi bir tişört ve eşofman altı giydim ardından Gece'nin önüne geçtim.

"Oldu mu Sultanım? size layık bir abi miyim?" Güldü. Dişleri arasında boşluklar vardı. Bu onu daha masum yapıyordu. Yanakları hep kırmızı ve biraz kilolu bir çocuktu.

"Gel hadi gidelim artık."
Zafer kazanmış bir edayla baktı.

"Tamam abi." Uzatarak söylemesi yüzünden yanağını bir gün yiyecektim. Elimi tuttu ve zıplaya zıplaya kapıya doğru gitmeye başladık. Odadan çıktık ve kapıyı ardımızdan örttüm. Koridor mavi ve beyaz renklerle boyanmıştı. Kapıların ardında olan olayları saymazsak güzel bir mekândı. Koridorda yürürken bir kapının ardından sesler gelmeye başladı. Gece alışıktı bu seslere her hafta bana geldiği için bu seslere alışmıştı. Kardeşimin bu sesler ile büyümesini istemezdim ama yaptığım iş sebebiyle bunlarla büyümek zorunda kalmıştı. Bu hayattaki pişmanlığınız ne deseler kesinlikle bunu derdim. Kardeşim benim yüzümden böyle büyümüştü. Psikolojisi bozuluyordu ilk başlarda. Alıştı, alışmak zorunda kaldı. Ben burada yaşıyordum. Onu ne kadar Meltem hanıma bıraksam dahi illaki buraya geliyordu. Gelmekte istiyordu. Meltem onun bakıcısıydı. Koridorun sonuna geldiğimizde bizi merakla bekleyen Meltem abla bekliyordu.

"Seni haylaz canım çıktı bir şey olacak diye." Gece güldü ve elini beline koydu.

"Abim vayken bana biyşey olmaz değil mi abi?" bana baktı. Gülümsedim. Benim ne yaptığımı bilmiyordu. Bilmemeliydi. Bilseydi eğer benden uzaklaşırdı. Beni katil olarak görüp büyümesine izin veremezdim. İşte bu yüzden Meltem’i
tutmuştum.

İlk öldürdüğüm adam olan Kuzey Tekin, Meltem'i taciz ederken öldürmüştüm. Meltem onu kurtardığımı düşünüyordu. Öyle olmasada biraz kurtarmış olabilirim ama tamamen tesadüfen olmuştu bu. 3 aylık gözlemlerim sonucunda her hafta aynı gün aynı saatte aynı eve gidip aynı saatte çıkıyordu. Bu benim işimi daha da kolaylaştırmıştı. Çünkü avımı nerede yakalayacağımı çözmüştüm. O girdikten 1 saat sonra eve girmiş ve onu silahla vurmuştum. Meltem hanım bana korkulu gözlerle bakıyordu.

Size birşey yapmayacağım "hanımefendi. Sadece burda olanları kimseye söylemeyeceksiniz söylerseniz o zaman yanarsınız." Korkulu gözlerine umut serpilmişti.

"T-teşekkür ederim." dedi titrek sesiyle yanında bir ceset vardı sonuçta. Gözlerini yan tarafa kaydırdı. Kafasından vurulan adama baktı, yutkundu. Kalkmaya çalıştı ama kalkamadı. Gücü tükenmişti. Onu orada bırakıp gitmiştim. Onu bir daha görmeyeceğimi sanıyordum fakat ofisime gelip iş başvurusunda bulunmuştu. Başvuru formlarında tek o gözüme çarpmıştı. C1 seviye Almanca ve Fransızca B2 seviye İngiizce ve 4 yıllık üniversite mezunu. Böyle bir cv ile işe alınmamak bir mucize olurdu ama işte burası böyle bir yer. Torpil yoksa cv neye yarar. O gün onu işe almıştım. O günden bugüne halkla ilişkiler de çalışıyor ve Gece'ye bakıyordu. Düşüncelerimi Gece'nin neşeli sesi bölmüştü.

"Haydi lunaypayka gidelim." Kafamı onaylarcasına salladım.

"Sen ofise geç Meltem, işlerini hallet ben Gece ile ilgilenirim." Bana baktı ve gülümsedi.

"İyi eğlenceler Ateş bey, Sizede iyi eğlenceler Sultanım." Gece elimi bırakıp koşarak boynuna sarıldı Meltem'in.

"Akşam göyüşüyüz Meytem abla." Meltem gülümsedi ve Gece'ye sarıldıktan sonra baş selamı verip gitti.

"Ee Gece Sultan lunaparkta hangi oyuncaklara bineceksiniz?" Hevesli bir sesle gülerek konuştu. "Hepsine bineceğim!"
Yine uzatarak konuşmuştu, gülümsedim.

"Hadi o zaman. Zamanımız çok yok 2 saat içinde nelere binebilirsen artık." Bunu duyar duymaz elimi bırakıp koşmaya başladı. "En son gelen çüyük yumuyta"

1.Bölüm Bitti. Beğenmenizi umuyorum. Beğenirseniz Çooooook sevinirim. Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederim... Haftaya Yeni Bölüm İle Görüşmek Dileğiyle...

Deniz Atı~

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

169okunma 45beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18