2. bölüm / 1
MASKEİNTİKAM MERDİVENLERİ
Bölümler 1Şu an: İNTİKAM MERDİVENLERİ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Geçmiş asla ölü değildir; hatta geçmiş bile değildir."
–William Faulkner
1. BÖLÜM
"İntikam Merdivenleri"
Rüzgar, masasına başını koymuş bir şekilde uyuyordu. Masasında bina çizimleri, aldığı notlar, yaptığı ölçümler vardı. Kapının çalma sesiyle irkildi ve gözlerini araladı.
"Rüzgar, aç kapıyı! Bir şey soracağım!"
Gözlerini ovuşturarak esnedi. Gelenin abisi Murat olduğunu anlaması uzun sürmedi. Uykulu bir sesle seslendi:
"Gel!"
Kapının ardından ses geldi:
"Sen salak mısın? Keyfimden çalmıyorum! Kapı kilitli."
Rüzgar bıkkın bir şekilde masaya vurdu.
"Of abi of!"
Ayağa kalkıp kapı deliğindeki anahtarı çevirdi. Murat hâlâ söyleniyordu:
"Kapı kilitli, bana 'gel' diyor!"
"Pardon, unutmuşum öyle iyi huylarınız olmadığını... Ne diyecektin sen?"
"Babamların şirketine biri ortak olmuş, akşam kutlama yemeği yapacağız. Babam, 'Rüzgar Bey de katılacak mıymış?' dedi."
"Ailede herkes normal, bir ben deliyim zaten. İyi de bugün Zehra'nın kaybolduğu günün 18. yılı? Amcamlara ayıp olmasın?"
Murat sertçe Rüzgar'a baktı.
"Pardon, unutmuşum. Söz konusu babam... Tamam, gelirim ben."
"İyi bari. Sen gece uyumadın mı?"
"Şu binanın tasarımıyla uğraşıyordum."
Murat alaycı bir şekilde güldü ve odadan çıktı. Rüzgar derin bir şekilde tekrar esneyip masasına geri oturdu. Bu sırada kapı yine çalındı.
"Gel!"
İçeriye hizmetçi Aylin geldi.
"Rüzgar, uyanmışsın evladım! Bir şey ister misin?"
Rüzgar biraz durdu.
"Valla bir çay ve sigara böreği alırım. Gece sarıyordun."
Aylin güldü.
"Hiçbir şey de kaçmıyor gözünden. Getiririm de sen de bir yüzünü yıka. Semra Hanım seni böyle görse çok kızar."
"Yıkarım."
Aylin, Rüzgar'ın masasındaki boş bardakları aldı ve odadan çıktı. Rüzgar başını tekrar masaya koydu ve telefonu açtı, ardından tarihe baktı.
12 Ağustos
"18 yıl oldu... Koskoca 18 yıl. Neredesin be Zehra?"
***
Mina, gazete kupürlerini çantasına koydu ve telefonu çıkarıp Aras'ı aradı. Aras hemen açtı.
"Aras, ben havalimanına gidiyorum."
"Tamam bakalım. Hadi yolun açık olsun."
"Sağ ol. Biraz zaman geçsin, ararım ben seni."
"Tamam, hadi görüşürüz."
Mina telefonu cebine koyup valizini tekrar sürüklemeye başladı. Omzuna asılı olan çantasını daha çok kavradı ve endişeyle gideceği yere varıp pasaportunu görevliye verdi. Çantasını ve valizini tarayıcı cihaza koyup görevlinin izniyle geri aldı ve diğer kontrollerden sonra valizi görevliye verdi; koltuk numarasına bakıp uçağa bindi. Elindeki biletten koltuk numarasına baktı: 63.
Koltuklar arasında kısa bir süre ilerleyip koltuğunu bulunca derin bir nefes verdi ve koltuğuna oturdu. Daha sonra ise yanında oturan kişi geldi. Mina tam da hayal ettiği gibi cam kenarında oturuyordu. Yanındaki kadın hiç de güven veren bir tip değildi ama Mina'nın bu kadının güvensiz tipinden daha önemli konuları vardı. Kadın da Mina'yı şöyle bir süzdü ve daha sonra önüne döndü.
Mina telefonunu çıkardı ve Google'a girip arama kısmına "Gökay ailesi ve Yalçınay ailesi yangın" diye arattı. Karşısına düşündüğü gibi az sayıda başlık çıktı. Zamanında Kuzey Gökay bu haberleri sildirmeye çalışmış, bazı haber ve gazete siteleri ise ondan gizli haber yapmıştı. Bunlar da onlardan bazıları olmalıydı.
"YALÇINAYLARIN SONU" başlığına tıkladı ve karşısına o gece yanan evin birkaç açıdan çekilmiş fotoğrafları çıktı. Gözleri dolar gibi oldu ama derin bir nefes alıp verdi ve altında yazanlara baktı:
"12 Ağustos gecesi Yalçınay ailesinin ve Gökay ailesinin Yalçınay Köşkü'nde iki ailenin ortaklığını kutlamak amacıyla toplandığı akşam evde çıkan büyük yangın tüm köşkü kül etti. Nesrin Yalçınay ve eşi Fırat Yalçınay hayatını kaybetti. Çocukları Mina Yalçınay ve Mehmet Gökay'ın kızı Zehra Gökay kayıplara karıştı."
Mina o günü tekrar hatırladı.
18 Yıl Önce
Mina gözlerini araladı. Yanında ne olduğunu bilmediği bir cihaz, yattığı yatağın sağında ise kim olduğunu bilmediği maskeli bir insan... Küçük bedeni korkuyla titredi.
"Siz kimsiniz?"
"İyi misin küçük kız?"
"Annemle babam nerede?"
"Şu an önceliğimiz senin iyi olman. Ama korkarım ki annenle baban..."
Mina hızla doğruldu. Nefes alışverişleri hızlanmıştı.
"Hayır! HAYIR! ANNE! BABA! BENİ ONLARA GÖTÜRÜN!"
"Sen mezarlardan korkmaz mısın Mina?"
Mina durdu ve çaresizce kim olduğunu bilmediği maskeli yüze baktı.
18 Yıl Sonra
Mina gözlerinin tekrar dolduğunu fark etti ve ellerini gözlerine götürüp yaşları sildi. Yanındaki kadın, uçak görevlilerinin dağıttığı dergiyi kapattı ve güneş gözlüğünü burnuna indirip Mina'ya baktı; bakışlarında fazlasıyla küçümseme vardı. Mina kadının ona baktığını fark etti ve daha fazla dayanamadı.
"Hanımefendi, artık bana bakmazsanız sevinirim!"
"Emin ol ben iki saattir garip davranışlar sergileseydim sen de bana bakardın."
"Gerçekten öyle mi duruyorum?"
"Üstümdeki garip kıyafetlere rağmen ben dikkat çekiyorum ama insanlar az önce sana delirmişsin gibi bakıyordu."
Mina bir an durdu.
"Bir dakika... Siz Türkçe konuşuyorsunuz! Siz de mi Türkiye'den geliyorsunuz?"
"Evet. Ve Türkiye'ye dönüyorum."
"Peki, üstünüz neden böyle? Biraz şey..."
"Çocukluktan beri oyuncu olmak isterdim. Şimdi o hayalimi gerçekleştirmek için Türkiye'ye gidiyorum. Yarın bir film çekimi için audition (deneme çekimi) vereceğim. Audition vereceğim karakter de biraz psikopat. Auditiona hazırlık gibi bir şey. Hem role seçilirsem de avantaj olur benim için."
"Anladım. İnşallah seçilirsiniz."
"İnşallah..."
Hostes koltuklarının yanına tekrar geldi.
"Bon voyage, mesdames!" (İyi yolculuklar hanımlar!)
Mina hafifçe başını eğdi. "Merci..." (Teşekkür ederim...)
Kadın duruşunu bozmadı: "Merci!" (Teşekkür ederim!)
"Vous désirez quelque chose ? Jus d'orange, thé, café ?" (Bir şey ister miydiniz? Portakal suyu, çay, kahve?)
Mina hafifçe elini kaldırdı. "Je vais prendre un café." (Ben bir kahve alayım.)
Kadın başını iki yana salladı. "Je ne veux rien." (Ben bir şey istemiyorum.)
Hostes yanındaki servis arabasından bir kahve aldı ve Mina'ya uzattı. "Tenez." (Buyurun.)
Mina kahveyi aldı. "Merci." (Teşekkür ederim.)
Mina kahvesini yudumladı ve pencereden dışarıya baktı. Derin bir nefes verdi.
***
Mehmet ve Yağmur, köşkün bahçesinde önlerindeki masada çayları ve kurabiyeleri dururken onca şeyin arasından sadece bir şeye bakıyorlardı: Altı yaşındaki Zehra'nın son fotoğrafı. Yağmur, dolu gözleriyle ve titreyen sesiyle sessizliği bozdu:
"İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun?"
"Unutmak mümkün mü?"
"Ben sahilde otururken yanıma gelmiştin. Arkadaşımsın diye sana yumuşak davranmaya çalışmıştım; çünkü üzgündüm. Benim de babam vefat etmişti o gün..."
"Sonra Zehra diye bir satıcı bize çiçek vermişti. Yanlışlıkla denize düşürmüştün."
Mehmet gözyaşlarını sildi. Sesi boğuklaşmıştı.
"Kim bilirdi ki Zehra'mızın da o çiçek gibi elimizden kayıp gideceğini?"
Yağmur titreyen ellerini Mehmet'in elinin üstüne koydu.
"Adı üstünde... Sadece kayıp gitti. Ben hissediyorum Mehmet. Kızımızın o güzel kalbi hâlâ atıyor. Anne yüreği hisseder."
Bu sırada bir ses geldi:
"Kardeş yüreği de hisseder mi?"
Yağmur ve Mehmet arkalarına döndüklerinde kızları Asya ve oğulları Deniz'i gördüler. İkisinin de yüzünde hüzünlü bir tebessüm belirdi. Yağmur karşıdaki sandalyeleri işaret etti.
"Gelin oğlum, oturun..."
İkisi Mehmet ve Yağmur'un karşısındaki sandalyeye oturdu ve Asya söze girdi:
"Abim gelmek istemedi, zor ikna ettim."
"Ya, şimdi siz karı koca bir şey konuşuyorsunuzdur diye gelmek istemedim. Asya Hanım'ın böyle şeyler pek umurunda olmadığı için..."
Mehmet doğruldu ve gülümsedi.
"Olur mu öyle şey? Hepimizin ortak acısı bu."
Asya, Yağmur ve Mehmet'in arasına oturdu. Mehmet, Deniz'i de çağırdı. Deniz de aralarına gelince dördü de olacaklardan habersiz sımsıkı sarıldı. Onları hayranlıkla izleyen bir hizmetçinin telefonu çaldı. Arayan kişiyi görünce bahçenin kenarına geçti, telefonu açıp kulağına götürdü.
"Efendim Mina?"
"Sahra, evde durumlar nasıl? Benim inmeme iki saat kaldı."
"Kuzey Bey ve Mehmet Bey'in yönettiği şirket biriyle ortak olmuş. Akşam yemeği için herkes harıl harıl çalışıyor. Kutlama yemeği olacak yani."
"Eee, sen neden çalışmıyorsun?"
"Ben bahçe bölümündeyim. Böyle bir şey yapacaklarını tahmin ettiğim için baştan bahçe bölümü için başvurmuştum."
"Sen de fenasın ha! Bak, önemli bir şey olursa bana kesinlikle söyle. Sana güveniyorum Sahra."
"Tamam tamam, merak etme sen."
Sahra gülümsedi, telefonu kapatıp eline küreği aldı ve saksıyı toprakla doldurmaya başladı.
***
Rüzgar, odasının penceresinden amcasını, yengesini ve kuzenlerini izlerken içinde bir burukluk vardı. Kendi annesi ve babası ona hiç böyle sarılmamış, güzel bir söz bile söylememişti. Bu sırada kapı tekrar çaldı. Gün içinde kapının neredeyse milyon kere çalınmasına alışıktı. Ailesi onu merak ettiği için değil, yardım istediği için gelirdi genelde; hizmetçileri olan ama kendisinin bir anne gibi gördüğü Aylin Hanım ve biricik kız kardeşi Asya dışında.
"Gel."
İçeriye elinde bir tepsiyle Asya girdi.
"Abicim, sana kahvaltını getirdim!"
"Ooo, prensesler ne zamandan beri hizmet eder olmuş?"
"Murat abim olsa yapmazdım ama sana istisna var!"
İçinde sigara böreği ve çay olan tepsiyi masaya bıraktı ve masanın karşısındaki sandalyeye geçti. Rüzgar da sandalyesine oturdu.
"Sen gece uyumadın mı abi?"
"Şu bina falan, onunla uğraştım. Babama da sinirlendim. Mehmet amcamgilin kızının kaybolduğu gün, kutlama yemeği yapıyor."
"Ama bir de şöyle düşün; Mehmet amcamla Yağmur yengem acılarını unuturlar hiç değilse?"
"Tamam da o gün bize de bir şey olabilirdi. Sadece yaralanıp çıktık biz. Mehmet amcamlarda öyle oldu ama onların yarası çok başka..."
"18 yıllık bir yara... Murat abim de sanki iş yemeğine gidecek gibi hazırlanıyor."
"Babam öyle istemiştir kesin. Yoksa hiç özenmez o böyle şeylere."
"Abi sen üzgün gibisin, bir şey mi oldu?"
"Yok abicim, iyiyim ben..."
Sigara böreklerinden birini eline alıp bir ısırık aldı ve çayını yudumladı.
"Börekten ister misin?"
"Yok yok, ben aç değilim."
"Tamam bakalım."
Rüzgar büyük bir hızla böreklerin hepsini bitirdi ve çayından bir yudum daha alıp tabağı ve bardağı tepsiye geri koydu. Asya kalkmak için yeltendiğinde ayağa kalkıp tepsiyi aldı.
"Ben götürürüm. İki gündür çıkmıyorum zaten odadan."
Asya kapıyı açtı ve Rüzgar direkt mutfağa yönelip tepsiyi tezgaha koydu, ardından salona geçti. Annesi Semra Hanım televizyondan haberleri izliyor, babası ise gazetesini okuyordu.
"Ooo, Rüzgar Bey teşrif etmiş sonunda."
"Bugün de odanda olursun sanmıştım?"
Rüzgar bıkkın bir şekilde koltuğa attı kendini. Asya da yanına oturdu.
"Size de günaydın sevgili ailem!" Rüzgar'ın öfkesi sesinden okunuyordu.
Semra, Asya'ya döndü:
"Ders çalıştın mı Asya?"
"Anne, daha yeni kahvaltı ettim. Sakin."
Kuzey araya girdi:
"Hayır küçük hanım. Doğru odana. Haydi, haydi!"
"Off!"
Asya öfkeyle merdivenleri çıkarken Rüzgar onu izliyordu. Anne ve babasına döndü:
"Şu kıza biraz nefes mi aldırsanız?"
Semra televizyonu kapattı.
"Alması gereken nefesi uyurken alıyor zaten."
Kuzey güldü.
"Ahahahah! Bu çok güzeldi hayatım!"
Rüzgar elini yumruk yaptı ve koltuğun kenarına vurdu. Kuzey ve Semra irkildi.
"Abime neden aynı özeni göstermediniz?!"
"Gökay ailesi olarak tanınan bir ismimiz var zaten. Abin adını söylediği an onu girdiği işte en önemli yere koyarlar."
"Asya'nın farkı ne? Daha doğrusu günahı?"
"Allah bilir."
Rüzgar sabır dilenircesine gözlerini sıkıca yumdu ve tekrar açtı.
"Akşamki yemek aile arasında mı olacak yoksa başkası da gelir mi?"
Kuzey gazetesini kapattı ve yanındaki sehpaya koydu.
"Aile arasında olacak. İş ayrı, aile ayrı."
Rüzgar güldü ve Semra üst kata doğru seslendi:
"AYLİN!"
Üst kattan hızla aşağı inme sesleri geldi ve Aylin merdivenin sonunda göründü.
"Buyurun Semra Hanım?"
"Bana bir çay getirir misin?"
Bu sırada bahçeye açılan sürgülü kapıdan bir ses geldi ve kapının açılmasıyla içeriye Yağmur, Mehmet, Asya (kuzen) ve Deniz girdi. Mehmet, Kuzey'in yanına; Asya ve Yağmur, Semra'nın yanına; Deniz de Rüzgar'ın yanına oturdu. Rüzgar ellerini Deniz'e uzattı ve ikisi tokalaştı.
"Günaydın kuzen." Deniz başını hafifçe eğdi.
"Günaydın, günaydın."
Rüzgar daha sonra Asya, Yağmur ve Mehmet'e döndü:
"Günaydın size de!"
Aylin araya girdi:
"Siz de bir şeyler ister miydiniz?"
Yağmur başını tekrar iki yana salladı.
"Yok Aylinciğim, teşekkür ederim."
Kuzen Asya hızla araya girdi:
"Aylin abla, portakal suyu varsa getirir misin?"
"Tamam, getiririm."
Aylin mutfağa gittiği sırada Semra, Yağmur'a döndü:
"Nasılsın şekerim, iyi misin?"
"Buna da şükür..."
"Aynen öyle canım benim."
İkisi birbirine gülümsedi ve Kuzey ellerini heyecanla birbirine çaktı.
"Valla çok iyi oldu bu ortaklık işi! Şirket iyice güçlenecek!"
Mehmet yavaşça konuştu:
"Öyle... Öyle..."
Semra heyecanla ayağa kalktı.
"Aylingiller başlamıştır hazırlıklara. Ben hazırlanayım. Siz de başlayın hazırlanmaya."
Herkes onunla birlikte ayağa kalktı ve hazırlanmak üzere odalarına çekildiler.
2 SAAT SONRA
Neredeyse akşam olmuştu. Mina saçlarını özenle düzleştirirken telefonunu açtı ve Sahra'yı aradı.
"Efendim Mina?"
"Sahra, ben hazırlanıyorum da köşkte neler oluyor? Her şey yolunda mı?"
Sahra'nın sesi umutlu geliyordu.
"Yolunda, yolunda. Hazırlıklar bitti. Herkes hazırlanmak üzere. Sende durumlar nasıl?"
"Yani uçaktan yeni indim işte. Bir duş aldım. Şimdi saçlarımı düzleştiriyorum. Sonra kıyafetlerimi giyeceğim. Sahte DNA raporları da yanımda..."
İkisi de güldü. Sahra'nın sesini bir endişe kapladı.
"Bak Mina, çok dikkat et tamam mı? Ben elimden geldiğince yanında olmaya çalışacağım. Yağmur Hanım ve Mehmet Bey sorun çıkarmazsa Kuzey büyük sorun çıkarır. Sana kesin inanmaları lazım."
"Merak etme sen. Ben dersime iyi çalıştım. Moda tasarımı okuduğuma bakma, ben iyi rol yaparım."
Sahra güldü.
"Tamam o zaman, ben kapatıyorum."
Mina telefonu kapattı ve dolapta asılı duran elbisesine yöneldi.
Aylin masada yamuk duran tabağı düzeltti ve ellerini göğsünde birleştirdi.
"Aferin be Aylin! İki saatte neler yaptın!"
Önce Yağmur Hanım ve Mehmet Bey sofraya oturdu. Ardından Kuzey ve Semra geldi. Daha sonra çocuklar geldi. Sanki yemek aile arasında değil de bir kurul yemeğiymiş gibi duruyordu tüm aile. Herkes geldiğinde Kuzey, sofranın başucunda otururken eline bir çatal aldı ve kadehine üç kez vurdu.
Herkes sessizleştiğinde gurur ve mutlulukla konuşmaya başladı:
"Gökay ailesinin bu harika anlaşmasını kutladığımız akşam yemeğine katıldığınız için teşekkür ederim."
Sahra hızla arka bahçenin kapısına gitti. Mina kapıdan içeri girdi. Sahra onu şöyle bir süzdü. Üzerinde sade lacivert bir elbise vardı.
"Ay çok güzel olmuşsun! Hadi gel."
Sahra ve Mina evin arka kapısının önüne geldiğinde, Sahra cebinden anahtarı çıkardı ve kapıyı açtı. İki elini Mina'nın omzuna koydu.
"Mina, tekrar söylüyorum. Çok dikkat et."
"Merak etme dedim ya! Hadi görüşürüz!"
Mina merdivenleri çıktı. Kuzey'in seslerinin geldiği yemek odasının kapısına geldi ve derin bir nefes aldı.
"Allah'ım, sen yardım et..."
Kapıyı açtığında Kuzey'in lafı yarım kaldı:
"Ailemiz bu ortaklık ile..."
Herkes Mina'ya döndü. Kuzey şaşkınlıkla boğazını temizledi.
"Sen kimsin?"
Mina utangaç bir şekilde yaklaştı.
"Ben... Akşam yemeğinizi böldüğüm için üzgünüm ama..."
Elindeki sahte DNA raporlarını masaya koydu ve Yağmur ile Mehmet'e döndü. Sesi titriyordu:
"Ben Zehra Gökay."
Bölüm etkileşimi
