1. bölüm / 2
MaskeGiriş
Bölümler 2Şu an: Giriş
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Uzun zaman önce, masum bir Inuk kızı vardı. Evlenmeyi reddetmesi dışında tamamen sıradandı. Babası ne kadar çok genç adam getirirse getirsin, hepsini reddederdi. Kız olağanüstü güzeldi ve çok uzun, siyah saçları vardı. Ama bekar kaldı.
Ta ki bir gün, köye yakışıklı genç bir avcı gelene kadar. Köylülerden hiçbiri onu daha önce görmemişti, ama beraberinde taze yakalanmış kocaman bir balık stoğu getirmişti. Açıkçası, olağanüstü güçlü bir balıkçı olmalıydı. Kızın babası, Savirqong adında yaşlı bir adam, bu adamın kızı için mükemmel eş olduğunu düşündü. "Bu kadar çok balık!" diye bağırdı, "açıkça bu adam hayallerimizin ötesinde zengin ve yetenekli!" Ve böylece kız, yakışıklı avcıyla evlenmeye zorlandı, artık bir seçeneği yoktu. Düğünden sonra, avcı gerçek formunu ortagirişya çıkardı: dev bir kuş ruhu (genellikle Inuitler tarafından rüzgarı sembolize etmek için kullanılan bir fulmar). Ruh, kızı pençeleriyle yakaladı ve onu yuvasına götürdü.
Burada kız mutsuzdu. Tuhaf kocası ona iyi davranmıyordu, bir yuvada yaşıyordu ve balıktan başka yiyeceği yoktu. Hatasını fark eden babası Savirqong, kızını kurtarmaya kararlıydı. Baltasını kaptı, teknesine bindi ve yaratığın gelini götürdüğü yöne doğru kürek çekti. Sonunda vardığında, hamlesini yapmadan önce yuvayı dikkatle izledi. Savirqong yuvaya tırmandı ve kızının özgürlüğü için kuş ruhuyla savaştı.
Şiddetli bir savaştan sonra, Savirqong kazandı ve yaratık öldürüldü. Hızla kızını yakaladı ve köylerine geri dönmek için yola çıktı. Ama diğer fulmar kuşları cesedi bulmuştu.
Yeni evli ruh öldüğünden ve karısı ortada olmadığından, kuşlar ne olduğunu anladılar. Öfkelenerek peşlerine düştüler ve Savirqong ve kızıyla yetişmeleri uzun sürmedi, hızla yuvadan uzaklaşıyorlardı. Kuşlar, derin okyanuslardan bir ruh, derinliklerden ilkel, isimsiz bir varlık çağırmak için bir ritüel gerçekleştirdiler ve onu küçük tekneyi yakalamaya çağırdılar. "Bizi duy, ey denizlerin ruhu," dediler, "kendi türümüzden biri öldürüldü ve katil, ölen yoldaşımızdan çaldığı karısıyla kaçmaya çalışıyor! Suçluyu adalete teslim et ve teknesini batır!"
Ve böylece ruh, Savirqong'un daha önce hiç görmediği türden büyük bir fırtınaya neden oldu. Küçük tekne dalgalarda sallandı ve zıpladı ama ikisinin asla kaçamayacağı anlaşıldı. Böylece, Savirqong korkunç bir karar verdi: Eğer kızını öldürürse, belki ruh ödülünü alır ve onun kaçmasına izin verir.
Ve böylece, kendi kızını denize attı. Ama kız, bariz nedenlerden dolayı, bu planla hemfikir değildi ve tekrar tekneye tırmandı. Babası onu kaç kez suya atarsa atsın, her zaman tekrar tekneye tırmanmaya çalıştı. Ve böylece, saf çaresizlik ve korkudan, Savirqong baltasını kaptı ve başının üzerine kaldırdı. Silahı kızın parmaklarına indirdi. Parmaklar denize battı, ama kızın hayatta kalma dürtüsü, buz gibi suyun neden olduğu acıdan daha büyüktü ve yine de küçük tekneye tırmandı. Yine, baba baltasını salladı ve ellerini kesti. Şimdi, tekneyi yakalayamadı veya tutunamadı ve sonunda okyanusun siyah derinliklerine battı.
Ama babasına - ve genel olarak erkeklere - olan nefreti O KADAR büyüktü ki ölmedi. Bunun yerine, kollarındaki yaralar kapandı, bacakları bir kuyruğa dönüştü ve Nuliajuq oldu: denizin tanrıçası...
&
o lanet olası alarm gene çalmıştı sabahın yedisinde . sinirle yanımda duran telefonu alıp alarmı kapattım. ve yatakta oturur pozisyona geçerek ağzımı yırtarcasına esnedim. Bugün pazartesiydi bu da 5 gün daha o lanet olası okula gideceğim anlamına geliyordu.
Uyuşuk bir şekilde ayağa kalktım ve lavaboya girdim. İşimi hallettikten sonra elimi yüzümü yıkayıp geri odama döndüm. Dolabımdan yeni yıkanmış kırışık okul formalarımı aldım ve ütü masasının olduğu odaya yöneldim.
Formalarımı ütülemeye başladım. 10 dakkada işim bitmişti. Geri odama gidip formalarımı giyindim ve asla dinlemeyeceğim derslerin kitaplarını alıp çantama koydum. parfümümü peçete ıslakmendil ped gibi özel eşyalarımın bulunduğu poşeti de çantamın ön gözüne koydum. son kez aynaya baktım. boka batmış gibi görünmeme aldırmadan evin anahtarını alıp evden çıktım.
bir süre yürüdüm ve mahallenin bakkalına uğradım. "nasılsın mehmet amca!!" mehmet amca tebessüm ederek yüzüme baktı "iyiyim yavrum Allah'a şükür" ona gülümsedim tatlı adamdı küçüklüğümden beri bana baba misali bakardı hastalığımda mutluluğumda yanımdaydı. "bana bi taze poğaça patlat bakim bii" gülümsedi bana hemen bi zeytinli bi peynirli poğaçayı alıp poşete koydu. o sırada bende ayran almıştım. Parasını ödedim ve oradan ayrıldım.
poğaçamı yerken o boklu okulun yolunu tutmuştum. Pek sevdiğim söylenemezdi. sırf anneme verdiğim sözden dolayı gidiyordum o bok çukuruna. çekilebilecek gibi değildi açıkçası.
dersim 8 de başlicaktı. her zaman olduğu gibi uyuz uyuz yürüdüğüm için geç kalmıştım. açıkçası çokta mutsuz değildim bu durumdan.
kapıyı çaldım içerden gir sesi duyduğumda kapıyı açıp sınıfa girdim. edebiyatçının nefret dolu bakışlarına aldırmadan sırama geçtim ve hırkamı çıkattım.
hocanın sesini duymaya tahammülüm yoktu zaten kensinide pek sevmezdim. onunda beni sevmediğini düşünürsek ikimizde birbirimizi pek siklemiyoduk. bu yüzden hırkamı bi yastık gibi kullanarak uyumaya hazırlandım. kafamı yumuşacık yastığıma koydum ve gözlerimi kapadım.
rüyamın en ihtişamlı yerine gelmiştimki o ağzını yüzünü yediğim hoca borazan sesiyle susun diye bağırmıştı. kafamı sakince kaldırdım ve etrafa baktım. kime olduğu meçhuldü çünkü bütün sınıf sıkıntıdan konuşmaya başlamıştı.
hocanın bağırışıyla herkes suspus olmuş kafalarını öne eğmiş gülmemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. hoca ağzını açmış ayar vermeye hazırlanırken zil çaldı ve söyleceği şeyler söze dökülememişti.
sinirle "siz görürsünüz" diye bağırdı. bahse giriyim bir ders sonra müdür yardımcısı sınıfa gelip uyarı konuşması yapıcaktı ama her zaman olduğu gibi boş boşuna gelmiş olucaktı. kimse onu kaale almıyordu.
tam kafamı gene yastığım olan hırkama koyucakken canım bebeğim pek sevdiğim arkadaşım olan selen bağırdı.
"kankaaaa neden geç kaldın? gene yavaş yürüdün demi? kahvaltıda ne yedin? ben yumurta yedim yumurta sever misin? ben çok severim" sorularını sakince dinlerken aynı zamanda hepsine vereceğim cevapları düşünmeye başladım. ikisine birden yetişemeyince. elimi sakince omzuna koydum ve yeter anlamında bakış attım. ne demek istediğimi anlayıp mahçup bir şekilde baktı.
"iyiyim" dedim kısaca. bu kısacık cevabım bile onu sevindirdi. o öyle bi kızdı küçücük bir şeylere bile sevinebilen iyi kalpli neşeli ve enerjik bir kızdı. beni seviyordu değer veriyordu ben de ona sahip çıkıyordum bi abla gibi. hemen kalbi kırılırdı kavga olduğunda sulugöz olduğunu direkt belli ederdi genelde altta kalan o olurdu. benimle yakınlaşana kadar altta kalmaması için elimden geleni yapardım. bir nevi koruması ve ablası olurdum onun. o da ben de bu durumdan memnunduk ve öylece yaşıyorduk.
gülümsedim ona. karışılık verdi ve tam sohbet açıcakken arkadan aras seslendi ona. sesini duyduğu anda sevinçle atkasını döndü ve geliyorum tarzında bi işaret yaptı. bana özür dolu bakışlarını sundu kafamı salladım. gidebilirdi onu tutamazdım. sevgilisi çağırmıştı sonuçta.
bense gene kafamı koydum yumuşacık yastık suretindeki hırkama. yavaş yavaş gözlerim kapandı ve derin bir uykuya daldım, sonucu hiç uyanamamak olsa bile...
Bölüm etkileşimi
