3. bölüm / 1
MANNA⏳1⏳
Bölümler 1Şu an: 1⏳
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
✔01.01.3020✔
"Yangın bütün ülkeyi etkisi altına almaya devam ediyor.
Yetkililerin çabaları ve uğraşları sadece yangın bölgesindeki yerleşim yerlerini tahliye etmekte işe yarıyor.Sayın çevre ve şehircilik bakanlığı yeni yangın haberini önlemek amacıyla ülkenin farklı yerlerinde seminerler düzenlemeye karar verdi."
Elinde sıktığını fark etmediği fincanı masanın üzerine bıraktı.
Uykusuzluktan ağrıyan başını hafifçe ovarak kendine gelmeye çalışıyordu
Eli ile yatağının üzerindeki ses cihazını kapattı.
Güne yine kulağının dibinde bağıran muhabir ile uyanmıştı.
Hiç birşey yolunda gitmiyor herşey babasının tabiri ile boka sarıyordu.
Ekonomik krizler ve küresel ısınma sorunları düzeltemeyeceği sonuçlar doğuruyordu.
Yataktan doğrularak kendine gelmeye çalıştı.
Ona bahşedilen bu görevler genç bedeninin içinde ondan yaşça büyük ruhuna bile ağır gelmeye başlıyordu.
"Kahvaltı?"
Kurduğu tek kelime bile ona zor gelmeye başlamıştı.Mutfak kapısından dışarıya doğru yürüyen Loli elindeki tepsiyi aldığı komutla Nikolas'ın önüne koymuştu.
"Bay Nikolas kahvaltıdan sonra Bay Dean sizleri huzurunda görmek istediğini bildirdi."
Ağzına aldığı lokmaları güçlükle yutarak içinde bulunduğu duruma tekrar lanetler savurmamak için susmayı tercih etmişti.
Bilakis evin bütün donanımı bu sistemin kurucuları tarafından üretilmişti.
Kahvaltı yaparken bile onu izleyen yanındaki yarı insan yarı robot yardımcı ruhunu köreltmeye yetiyordu.
"Loli odamı terk et!"
Aldığı komut üzerine Loli bakışlarını düz bir ifadeye bürüdü.
"Üzgünüm güncellemede sizin yemek yerken yanınızda olmam kaydedildi.Aksini mühendislerime bildirebilirsiniz."
Sinirli bakışlarını ona yönelttiğinde bunun bir işe yaramayacağını anladı.
Derin nefes alıp hızlıca ağzına birşeyler alarak
Odasından dışarıya çıktı.
Daha fazla dayanacak gücü kalmamıştı.
Büyük evin dış kapısına geldiğinde kapının yanındaki düğmeye bastı.
Önünde beliren araba ile bakışları ayaklarının altında en son ne zaman gittiğini bilemediği şehir merkezine çevrildi.
Mavinin hakim olduğu aircar kapılarını yukarıya doğru açıp aynı hızla sahibinin şehir merkezine düşmemesi için cam zeminini Nikolas'ın ayaklarının yanına göndermişti.
İçini dolduran kasvetli havayla ayaklarının altındaki şehir merkezine bakıp aircarın içine girdi.
İçinin tamamının farklı bir tasarım olduğunu gören genç çocuk bunu umursamamaya çalışarak başını içindeki yoğun ağrı ile cama yasladı.
Bulutların sisli görüntüsünün içinden sıyrılan araba az çok içindeki girdaptan onu alıkoymuştu.
Ona iyi gelen doğaydı,
Yapay teknoloji değil.
Bulutların içinden beliren ev ile bakışları gizli düşüncelere ev sahipliği yapıyordu.
Camdan binanın en üst katındaki odanın önünde durmuştu araba.
Tekrar açılan kapı ile önünde yine camdan bir zemin belirmişti.
Arabadan çıkarak bir süre bulutların arasındaki bu oda ile aircarın arasında durmuştu.
Böylesine durgunlaşması, Hissizleştiğinin belkide aslında hiç yoktan bir hayat yaşadığının kanıtıydı.
"Ne o Koordinatör çocukluğun mu aklına geldi?"
Bakışlarını karşısındaki lacivert takım elbiseli adama yöneltti.
"Beni neden çağırdın?"
Ellerini Sarı saçlarından geçirerek yüzüne dalga geçtiğini haykıran bir tebessüm yerleştirdi.
"Aa oğlum bir baba oğlunu özleyemez mi?"
Nikolas adımlarını odanın içine doğru atarak adım adım ona yaklaştı.
"Güzel, dalga geçiyor olsanda baba olduğunu unutmadığına sevindim."
Babasının değişen yüzünü umursamadan gökyüzünde dikilen bu şirketi incelemeye başladı.
"Ah Dean yine mekanını değiştirmişsin, İşleri git gide büyütüyorsun.Oğlun olarak bu başarın karşısında gözlerim yaşardı.
Ama bence annemin kanı ile yaptığın eski mekanın daha güzeldi?
Nedersin sende orayı daha çok seviyorsun değil mi?"
Nikolas'ın kurduğu bu kelimeler Bay Dean’ın içinin acısını git gide arttırmıştı.
Orta yaşlı adamın yüzündeki hiçbir ifade Nikolas’ın yüreğini soğutmuyordu.
Aksine Bay Dean’ı her gördüğünde o kanlı günler aklına geliyor ondan sonra bitmeyen kabuslar görmeye başlıyordu.
Buraya hiç gelmemeliydi.
O adamın evinden bu yüzden gitmiş ,yüzünü dahi görmek istemediğini ona defalarca haykırmıştı.
Ama şimdi onun böylesine lüks ve resmen gökyüzünde asılı duran şirketine kendi ayakları ile gelmişti.
"Kes sesini!!"
Bay Dean sinirli yüz hatlarını onu bir türlü anlamayan ve yanında olmayan oğluna çevirdi.
Hayat onu en sevdiği iki insandan koparmıştı.
Oğlu ve hayat arkadaşı aynı anda çıkmıştı hayatından.
Genç çocuk içindeki bitmek bilmeyen hüzne bir türlü çare bulamıyordu.
Sesini ciddi bir tona büründürerek buraya neden geldiğini tekrar sormak için dudaklarını araladı.
Aniden odaya dalan yarı insan yarı robot cerrahlar iki kişinin de odak noktası olmuştu.
"Efendimiz saldırılar git gide artıyor yeterli donanımı artırmamız gerekiyor.Mühendislerimiz ve bilim adamlarımız yetersiz kalıyor."
Baş hekim Yuho’nun dehşet verici yüzü ile kurduğu bu cümle Nikolas ve Bay Dean’ın birbirine bakmasına sebebiyet vermişti.
"Durumun ciddiyeti üzerine mi odama aniden girme iznini alıyorsunuz.Bu ne cüret?!"
Baş hekim Yuho bütün dikkatini toplayarak Bay Dean'ın önüne doğru ilerledi.
"Efendimiz bu seferki durum çok farklı insan nüfusunu sıfıra indirmek istiyorlar.Bilakis Mühendislerimizin ve de bilim adamlarımızın sayısı gün geçtikçe azalıyor.
Az önce mail adresinize gönderilen günlük ölüm oranlarını incelemenizi arz ediyorum."
Nikolas bileğinin üzerine dokunarak sanal ekranının açığa çıkarmıştı.
Bu artık babasına olan kızgınlığından daha büyük bir durumdu.
Var olan insanlık bile isteye öldürülüyordu.
Buna göz yumamazdı.
Her ölüm ona annesini anımsatıyordu.
Bay Dean oğluna bakarak ilgisine çeken bu olay ile ilk defa yanında olacağını hissetmişti.
Derin bakan ela gözleri sanal ekrandan babasının yüzüne kaydığında bay Dean en son bu yüz ifadesini gördüğü günü anımsadı.
"Yıllık ölüm oranı dün itibari ile günlük ölüm oranına eşit oldu."
Gözlerini yerden bir noktaya sabitliyerek sessizce bu cümle döküldü dudaklarından Nikolas’ın.
Ortamda beliren ölüm sessizliği Bay Dean'ın bütün hücrelerine işlemişti.
Yüzlerce yada binlerce...
Bu bir katliamdı.
Bedenler işe yaramayan bir paçavra gibi savruluyor, öldürülüyordu.
"Yuho bütün bilim adamları ve mühendisler ile bir toplantı düzenle ,hemen!!!"
Aldığı komut ile Yuho ve cerrahlar odayı boşalmıştı.
Dean aniden adımlarını Nikolas'ın önüne atarak onun önünde durdu.
"Nikolas?"
Bakışlarını yerden kaldırarak acı acı güldü.
"Seviniyor musun bu duruma?"
Oğlunun kurduğu cümle onu garip hissettirmişti.
"Saçmalamayı kes,bize yardım et!"
Dean Nikolas'ın zekasını daha o yeni doğduğunda fark etmişti.
Oğlunun zekası şu an çalıştığı çoğu mühendis ve bilim adamlarından daha donanımlıydı.
"Niko sen yüzyılın dehası olarak bana yardım etmelisin.Bu bir emir değil,o kadar insanı kurtaracak kişi sensin."
Ela gözlerini karşısındaki yeşil gözlere dikti.
Bu Bay Dean’ın belki de ilk defa eşinin gözlerine baktığını hissettiği andı.
Nikolas gözlerini annesi Elena'dan almıştı.
Hiçbirşey demeden sustu.
Bir süre sonra odanın dışarı bakan kapısına doğru ilerledi.
"Bunu kesinlikle kişisel bir saçmalık olarak algılama ne senin oğlunum nede emrinde çalışan bir dehâyım.Sadece onları kurtarmak isteyen sıradan biriyim."
Mavi düğmeye basarak tekrar yerinde beliren aircara binerek binadan uzaklaştı.
Dean sadece cam bölmeden uzaklaşan aircarın arkasından bakakalmıştı.
İşittiği sözler her ne kadar onu üzmüş olsada bunu umursamadı.
Niko haklıydı.
Bu kişisel bir mevzu değil küresel bir sorundu.
Nikolas ona yardım edecekti.
Bunu biliyordu.
Yanındaki koltuğun düğmesine basarak zeminde beliren asansör ile toplantı odasına doğru ilerlemeye başladı.
🔳🔳🔳
Şehir merkezine olan bakışlarının altında türlü düşünceler peyda oluyordu.
Ölüm nasıl engellenebilirdi?
Vahşetin izleri silinebilir miydi?
Ela gözlerini insan sayısının git gide azaldığı böylesine aciz olan yapay dünyaya yöneltmişti.
Olması gereken bu değildi.
Havada belli bir yörüngede duran yapay aya yöneltti bu kez bakışlarını.
"Sen bile sahtesin!"
Sitemli sesi cam duvarın yüzeyine çarpıp tekrar onun kulaklarını bulmuştu.
"Belki de onu sahte gören sensindir?"
Başını sesin geldiği yöne çevirdi.
Genç kadın gülümseyen yüzü ile ona bakıyordu.
Küçüklüğünden beri amcasının zaman tünelinden geleceğe gelmiş olan Takabuti tarafından büyütülmüştü.
"Gerçekler ve sahteler ancak senin belirlediğin sınırda olur Nikolas.
Herşey yanlızca yüreğinin üzerindeki görme duygun ile şekillenir."
Bunları söylerken yüzüne gelen kıvırcık saçlarını ince parmakları ile düzeltmeyi ihmal etmedi.
"Peki ben gerçekleri nasıl göreceğim?"
Takabuti yüzüne yerleştirdiği gülümsemesi ile duvarın yanına doğru ilerledi.
“Hakikatı sadece görmek isteyenler görür Narmer.”
Nikolas karşısındaki hiçbir zaman yaşlanmayan güzelliğin adeta tanrıçasına baktı.
Takabuti yeryüzünde güvendiği tek kişiydi.
Antik Mısır’ın en nadide simgesiydi Nikolas’a göre.
Annesinden sonra ona anneliği yaşatan kişiydi.
“Narmer ismini kullandığın nadir bir zaman.”
Takabuti tebessüm ederek duvara baktı.
Gri duvar yerini kahvenin türlü tonuna bırakmıştı.
Antik Mısır’ın üs görünümü duvarda silikçe dolaşıyordu.
Takabuti derin açık kahve gözlerini karşısındaki genç çoçuğa çevirdi.
“Narmer ismini hak edeceğin nadir zamanlardan biri Nikolas.”
Takabuti’nin derin bakışları ve kurduğu cümleler ile yüreği acı bir gerçekle yeniden kavruldu.
Cesaretinin ve korkaklığının bir bir yüzüne tekrar vurulduğunu hissediyordu.
Birçok kez dejavu yaşamıştı fakat hiçbiri hakikati gibi değildi.
“Görmüştüm.”
Nikolas’ın kurduğu tek cümle ile Takabuti’nin şaşkınca ince kaşları havalandı.
“Geleceği görmüştüm.Bir kehanet değil gerçeğin tâ kendisiymiş.”
Genç kadın uzun taşlı elbisesi ile terasa doğru ilerledi.
“Bu kadar sahteliğin içinde hakikati ancak sen görebilirsin Nikolas,
Sen hissedebilir ,Sen yoluna koyabilirsin.
Bu asrın fedaisi de sensin.”
İnce esmer parmaklarını cam terasa yasladı.
"Tarih çoktan dört kişinin kaderini belirledi.Asıl olan her bitişin ardında gizlenen başka bir başlangıçtır Nikolas.
Ve gerçekleri bulmak sadece farklı bakmak ile olur.
Zaman haritasında boğulmuş,
Ruhları bedenlerini ve zamanlarını terk etmiş dört kişiye bildiren hakikat , bütün sırları çözecektir."
Ona bakan çaresiz ela gözlere döndü.
“Şimdi hakikatin böylesine ağır bir yükü yalnızca dört kişinin sırtına mı binecek? Yalnızca onlar mı feda edecekler ruhlarını ve hayallerini ?”
"Mana'nın kayıp formülünü bulmak milyonlarca insanın hayatını kurtaracak.
Onlar kendi zamanlarına bile ait olamayan ruhlar.
Kendi zamanlarının ötesinde kaybolmuşlar.Zamanın derin çukurlarına gömülmüş zamansız bir vakte esir olmuşlar ,tıpkı benim gibi.”
Nikolas duydukları ile hüzünlüce Takabuti’ye baktı.
Takabuti Nikolas’ı Düşünceleri ile yanlız bırakarak uzun antik kentin yöresel kıyafetini toplayarak büyükçe odadan çıktı.
📜📜📜
⏳
Bölüm etkileşimi
