2. bölüm / 3
Luminis Sanguis: Işığın Kanlı LanetiI.Bölüm-Mecburi İttifak: İki Zıt Krallık...
Bölümler 3Şu an: I.Bölüm-Mecburi İttifak: İki Zıt Krallık...
- 1 Karakter tanıtımı770 kelime
- 2 I.Bölüm-Mecburi İttifak: İki Zıt Krallık...3.315 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 II. Bölüm - Bilinmeyene doğru...3.590 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
•·•·•··•·•·•
Aethoria Archipelago, kadim zamanlardan beri ışık ile karanlığın son derece hassas bir denge üzerinde tutulduğu beş büyük krallıktan oluşuyordu.
Bu evrenin kuzeyinde, bitmek bilmeyen geceye ve soğuk gölgelere teslim olmuş Draemyr Krallığı yükselirdi.
Yüzlerce, hatta binlerce yıldır yaşlanmadan varlığını sürdüren ölümsüz Vampir soyunun ve onların soylu ailelerinin hüküm sürdüğü yer burasıydı. Güneyde ise altın rengi ışık huzmeleri ve kadim güneş kuleleriyle kaplı, doğrudan güneşin enerjisinden beslenen Güneş Perileri'nin vatanı Avalon bulunuyordu.
İki ırk arasındaki kin ve düşmanlık, nesiller boyunca akan kanla beslenmiş ezeli bir nefretti. Güneş Perileri saf ışığı ve yaşamı temsil ederken, ölümsüz Vampirler karanlığı tek hakikat kabul ederdi. Bu ezeli kavgada tahtların varisleri olan Visha Flowresis ve Kieran Xander Blackthorn, birbirlerinin doğal düşmanı olarak kabul edilirdi.
Ancak kader, iki krallığın nefretinden çok daha derin bir düğüm atmıştı. Bundan tam 15 yıl önce, Visha henüz küçük bir Güneş Elçisinin prensesiyken, dağlardaki karanlık ormanın lanetli perileri onun saf gün ışığı gücünü ele geçirmek için kızı kaçırmıştı.
Karanlık periler, Visha'nın gökyüzünden süzülen saf güneş ışığını tamamen sökmek üzereyken göğsünü yarıp kalbinin bir parçasını koparmayı başarmışlardı. Tam o dehşet anında, yüzyıllardır gençliğini ve ölümsüzlüğünü koruyan, Draemyr'in lanetli prensi Kieran ortaya çıkmıştı. Yırtıcı gücüyle karanlık perileri katleden Kieran, ölmek üzere olan küçük periyi yaşatabilmek için tereddüt etmeden göğsünü açmış,kendi sonsuz, ölümsüz kalbinin yarısını sökerek Visha'nın parçalanmış kalbinin yerine yerleştirmişti. Kieran kendi göğsünde sadece iskeletimsi kemiklerden oluşan boş bir muhafaza bırakırken, Visha'nın bedeninde ise o gecenin bir mirası olarak siyah, zehirli enfeksiyon damarları filizlenmişti. Bu fedakarlık ikisini ölümsüz bir bağla birbirine kilitlemişti.
Şimdi, aradan geçen 15 yılın ardından Isdırap Denizi'nin hırçın dalgaları, Avalon'un güney kıyılarını döven dik uçurumların eteklerinde yankılanıyordu. Rüzgar, yüksek kıyı kulelerinin arasından geçerek esiyor; havadaki metalik tehlike tadı ve kıvılcım kokusu yaklaşan felaketi haber veriyordu.
***
Visha Flowresis, kayalıkların tam kenarında, uçurumun bittiği yerde duruyordu. Sırtındaki altın sarısı saydam Güneş Perisi kanatları, gecenin karanlığında bile hafif bir pırıltıyla titreşiyordu. Avalon Krallığı'nın tek varisi olarak omuzlarında taşıdığı yük büyüktü. Bakışları, denizin karşı tarafında yükselen ve sislerin ardına gizlenen Draemyr Krallığı'nın kara kulelerine kilitlenmişti.
Ellerine baktı. İpek eldivenlerinin altında sakladığı siyah, damar benzeri enfeksiyon izleri bileklerinden başlayıp parmak uçlarına kadar bir sarmaşık gibi dolanıyordu. Bu izler 15 yıl önceki o felaket gecesinin, göğsündeki enfeksiyonlu kırmızı kalbin dışarıya vuran izleriydi. Sol elini göğsüne bastırdı. İnce kumaşın altından yükselen her kalp atışı, ona kendi yaşamının bir başkasının varlığına ne kadar bağlı olduğunu, düşmanına ne kadar muhtaç bırakıldığını hatırlatıyordu.
Çalıların arasından gelen hışırtı sessizliği kesti. Rüzgarın getirdiği kıvılcım kokusu, milisaniyeler içinde yerini ağır, yoğun bir kan ve pas kokusuna bıraktı. Visha hızla arkasını döndü, parmaklarının ucunda altın sarısı bir güneş ışığı toplamak istedi; ancak ellerindeki siyah damarlar sızlayarak gücünü engelledi.
"Karanlıkta yalnız başına dolaşmak, kanatları sönmüş küçük bir güneş perisi için fazla büyük bir risk, Visha," dedi gölgelerin arasından süzülen ses. Yüzyılların deneyimini taşıyan bu ses pürüzsüz, tehlikeli ve belirgin şekilde alaycıydı.
Kieran Xander Blackthorn, Draemyr Krallığı'nın hiç yaşlanmayan lanetli prensi, yavaş adımlarla gölgelerin içinden sıyrıldı. Sırtındaki devasa, deri kaplı yarasa kanatları dolunayın ışığını tamamen kesiyordu. Kömür karası saçları, solgun cildi ve karanlıkta kızıl bir kor gibi parlayan gözleri onun apex bir yırtıcı olduğunun kanıtıydı.
"Benim topraklarımda izinsiz gezinmek de kendini ilah sanan ölümsüz bir vampir için fazla büyük bir kibir, Prens Kieran," dedi Visha, sesindeki titremeyi saklayıp dik durarak.
"Buradaki kanatlı muhafızlar seni parça parça etmeden önce o uğursuz kanatlarını toplayıp geldiğin çöplüğe dönsen iyi edersin."
Kieran dudaklarını hafifçe büküp adım adım yaklaştı. Dudakları gerildiğinde, üst çenesindeki sivri tırpan dişleri ay ışığında parıldadı. Arayı kapatıp Visha'nın tam önünde, neredeyse göğüsleri birbirine değecek kadar yakın bir mesafede durdu.
"Benim asi güneş perim yine çok öfkeli..." diye fısıldadı Kieran. Kafasını hafifçe yana eğip Visha'nın yüzüne doğru eğildi, derin bir nefes aldı.
"Beni gördüğünde boynuma atlayacağını sanmıyordum ama en azından o sevimli ışık kanatlarının titremesini durdurmayı denerdin sanıyordum. Yoksa benden korkuyor musun?"
"Senden mi?" Visha nefret dolu bir bakış atarak bir adım geri çekilmeye çalıştı fakat Kieran ışık hızında hareket ederek parmaklarını kızın beline doladı ve onu kendine daha da yakınlaştırdı.
"Benden ya da..." Kieran boşta kalan elini kızın göğsünün tam üzerine, kıyafetinin üzerinden kalbinin attığı yere koydu. "...tam burada, benim yüzümden atan bu lanetli atışlardan. Geri çekilme, Visha. Biliyorsun, kaçmaya çalıştıkça aramızdaki bağ ikimizin de canını daha çok yakıyor."
Kieran'ın eli göğsündeyken Visha'nın bedeninden bir elektrik dalgası geçti. İkisinin de kollarındaki siyah enfeksiyon damarları derinin altında canlı birer sarmaşık gibi parlamaya başladı. Kieran da diğer eliyle kendi göğsünü sıktı. Vampir prensin göğüs zırhının altında, kaburgalarının doğrudan cildinin üzerinde belirginleştiği iskeletimsi bir kemik muhafaza vardı. İçinde atan bir kalp yoktu, onun yerine, sadece Visha'nın göğsündeki kırmızı kalbin ritmine yankı veren bir boşluk barındırıyordu.
"Dokunma bana!" Visha elini kaldırıp Kieran'ın bükülü koluna sertçe vurdu ama ölümsüz vampir yerinden bile kıpırdamadı. "Senin o çürük ellerin göğsümün üzerindeyken nefes almak bile işkence gibi."
"Yine de o işkenceyi her gece rüyalarında aradığını biliyorum," dedi Kieran, sesinde eğlenen bir tonla. Yüzünü Visha'nın boynuna doğru biraz daha yaklaştırdı, dudakları kızın tenine saniyeler kadar yakındı. "Biliyor musun, kalbimin yarısı sende atarken ne düşündüğümü hissedebiliyorum. Ve şu an içinden beni uçurumdan aşağı atmak geçse de, hemen arkasından beni öpmek istediğini gizleyemiyorsun. Bu ne büyük bir çelişki, değil mi?"
"Seni öpmektense Isdırap Denizi'ndeki sirenlerin dişleri arasında parçalanmayı tercih ederim!" diye tısladı Visha.
Gözlerinden çakan nefret kıvılcımları neredeyse görünür kılan parlak bir altın ışığa dönüştü.
"Ah, çok yazık," dedi Kieran, sanki derin bir hayal kırıklığına uğramış gibi sahte bir iç çekişle.
"Ben de seni o çirkin deniz yaratıklarına yem etmeden önce birkaç tatlı söz duyabileceğimi ummuştum. Ama ne yazık ki nefretin hala 15 yıl önce o dağdaki karanlık ormanda ağlayan küçük bir çocuğunki kadar katı."
Kieran yavaşça belindeki tutuşunu gevşetti ama kızdan tamamen uzaklaşmadı. Pelerinin altından eski, sararmış ve kenarları kurumuş kan lekeleriyle dolu kadim bir parşömen çıkardı.
"Neden buradasın Kieran?" dedi Visha, nefes nefese kalmışken üstünü başını düzelterek.
"O aptal flörtlerini ve ukala tavırlarını sinirime dokunmak için mi saklıyordun, yoksa 15 yıl önce o karanlık perilerin elinden alıp kalbini vererek bozduğun hayatımı bir kez daha mahvetmeye mi geldin?"
Kieran'ın yüzündeki alaycı ifade bir an için ciddileşti, ancak gözlerindeki o karanlık, sahiplenici pırıltı kaybolmadı. Parşömeni Visha'ya doğru uzattı.
"Hayatını mahvettiğim için bana teşekkür etmelisin, küçük zehirli çiçeğim. Eğer kalbimi o gece karanlık perilerin ayininde senin o minik göğsüne gömmeseydim, şu an bir avuç güneş tozundan ibarettin," dedi Kieran, parmağının ucuyla Visha'nın çenesini hafifçe kaldırarak.
"Ve inan bana, sırf senin o güzel gözlerindeki öfkeyi izlemek için burada değilim. Yani... en azından tek sebebim bu değil."
"Sadede gel," dedi Visha, adamın parmağını çenesinden sertçe iterek.
"Isdırap Denizi uyanıyor," dedi Kieran, uzattığı parşömeni göstererek.
"Uçurum kıyılarındaki derin deniz sirenleri dipteki zindanlarından çıktı. Sınır kulelerinden ikisi şimdiden haritadan silindi. Ve eğer o gururlu Güneş Perisi kafanı çalıştırıp benimle gelmezsen, birkaç haftaya kalmadan ne senin o tapındığın güneşin doğacağı bir krallık kalacak, ne de benim karanlık sarayım."
Visha parşömene baktı. Derin deniz yaratığının detaylı anatomik çizimleri ve harita üzerindeki kanlı semboller durumun ciddiyetini özetliyordu. Bakışlarını kağıttan kaldırıp tekrar Kieran'ın gözlerine kilitledi.
"Seninle hiçbir yere gitmem. Bir vampirle yola çıkmaktansa krallığı tek başıma savunurum."
Kieran alçak sesle güldü. Karanlık, davetkar ve son derece sinir bozucu bir gülüştü bu. Eğilip Visha'nın kulağına doğru fısıldadı:
"Tek başına mı? Bedenindeki siyah damarlar her güneş gücünü kullandığında seni zehirlerken mi? Beni sevmediğini biliyorum Visha... Ama bana muhtaç olduğunu ikimiz de çok iyi biliyoruz. Ve kabul et, benimle tehlikeye atılmak, o sıkıcı sarayında oturup ölümü beklemekten çok daha heyecan verici."
Visha dişlerini sıktı. Nefret ettiği bu adama bakarken, kalbinin onun göğsündeki boşlukla birlikte delicesine attığını hissedebiliyordu.
"Eğer arkamı döndüğümde beni bıçaklamaya kalkarsan, Kieran..."
"Seni bıçaklamam, Visha Flowresis," dedi Kieran, gözlerinde tekrar beliren o tehlikeli ve tutkulu parıltıyla. "Kalbinin yarısı bende. Seni yaralarsam kendi canım yanar. Ama eğer çok ısrar edersen... seni biraz daha çıldırtmak için elimden geleni yaparım."
***
Avalon Sarayı'nın yer altı arşivindeki hava rutubet ve çürümüş kağıt kokuyordu. Yüksek tavanlara kadar uzanan taş sütunların arasında, dışarıdaki güneş ışığından tamamen azat edilmiş karanlık bir mahzen uzanıyordu. Masanın etrafında toplanan grubun üzerindeki baskı, havayı neredeyse fiziksel bir ağırlıkla dolduruyordu.
Visha Flowresis, ellerindeki siyah damar izlerini gizleyen ipek eldivenlerini parmaklarına kadar çekip masaya oturdu. Bedenine yayılan o soğuk sızı bir an olsun durmuyordu. Karşısında oturan Kieran Xander Blackthorn ise karanlığın içinden süzülen bir yırtıcı gibi rahat, ama bir o kadar da tehlikeli duruyordu. Kan kırmızısı gözleri, masadaki eski haritaya kilitlenmişti.
"Bu delilik, Visha!" dedi Nixie. Parmaklarının ucunda yakıp söndürdüğü küçük alev kıvılcımı, gözlerindeki öfkeyi aydınlatıyordu.
"Sarayın kalbine bir vampiri soktun. Yüzyıllardır akan kanı, katledilen soydaşlarımızı unuttun mu?"
Kieran parmaklarının arasındaki tüy kalemi masaya bırakıp başını kaldırdı. Dudaklarında bıçak kadar keskin, alaycı bir gülüş belirdi.
"Atalarınızın kanı fazla tatlıydı, küçük peri," dedi, sesi pürüzsüz ve derinden geliyordu.
"Ayrıca şu küçük ateşinle beni tehdit etmeden önce kime dokunduğuna dikkat et."
Masanın koyu gölgeleri içinden metalik bir tıkırtı yükseldi. Isagi Hikamaru, duvara yaslandığı karanlıktan sıyrıldı. Visha'nın en yakın koruması ve gölgesi olan genç adamın elindeki çift hançer, loş ışıkta meşum bir pırıltıyla parladı. Gözleri doğrudan Kieran'ın şah damarına kilitlenmişti.
"Bir kelime daha edersen," dedi Isagi, sesi buz tutmuş bir nehir kadar sessiz ve tehlikeliydi, "o kibrini boğazına gömerim. Başını gövden ayırmam üç saniyemi almaz."
Kieran geriye yaslanıp deri kaplı devasa kanatlarını yavaşça esnetti. "Üç saniye..." diye fısıldadı. Eğilip Isagi'ye doğru yaklaştığında, üst çenesindeki sivri tırpan dişleri belirdi.
"Ama gözden kaçırdığın bir şey var, düz surat. Beni boğazlarsan, koruduğun prensesin kalbi de durur. Ben ölürüm, Visha ölür. Sonsuzluğun ortasında onunla baş başa kalmamı gerçekten ister misin?"
Isagi'nin çene kemikleri kasıldı, hançerin kabzasını parmakları beyazlayana kadar sıktı.
"Gençler..." diyerek araya girdi Asael Kaizo. Kadim Kütüphaneci, önündeki devasa büyü kitabının kapağını yavaşça kapattı.
Gözlüklerinin üzerinden Kieran'a bakıp derin bir nefes aldı.
"Pardon, aramızda kaç yüz yaşında olduğunu unutmuş yaşlı bir vampirimiz de vardı, onu atladım."
Asael, masadaki tozu parmağıyla silerken ifadesizliğini korudu.
"Sirenler Isdırap Denizi'nin sınırlarını zorluyor. Burada birbirinizi katletmekle vakit kaybederseniz, birazdan hepimiz o yaratıklara yem olacağız."
Kieran kısa bir kahkaha attı. "Yaşlı mı? Kalbimi kırıyorsun kütüphaneci. Ama üslubunu sevdim."
"Sevinmeyin Prens Kieran," dedi Asael, kitabını kucağına alarak. Tarihi eserlerin arşivimde toz çıkarmasından nefret ederim."
Visha ellerini sertçe masaya vurdu. Göğsündeki sızı giderek keskinleşiyordu. "Yeter," dedi, sesi mahzenin taş duvarlarında yankılanarak.
"Kieran bizimle geliyor. Bedenimdeki bu siyah damarlar her güç kullandığımda beni içten çürütüyor. Onu öldürürsek ben de ölürüm. Birlikte hareket edeceğiz."
Kieran gözlerini Visha'ya dikti.
"Bana muhtaç olduğunu kabul etmen ne hoş, zehirli çiçeğim. Bu arada, dışarıdaki altın zırhlı muhafızlarından bir kaçını yanımıza alalım. Ormandaki yaratıklara yem etmek için ideal duruyorlar."
"Onlar Avalon'un şerefli askerleri, Kieran!" dedi Visha dişlerinin arasından.
"Şerefli ve lezzetli," diye fısıldadı Kieran.
"O zırhların şıkırtısıyla yürürsek sirenler bizi yüz metre öteden avlar. En azından bir işe yararlar."
"Kes sesini," dedi Isagi, Visha'nın yanına çekilerek. "Bir daha muhafızlar hakkında konuşursan dilini sökip alırım."
"Pekala," dedi Visha kararlı bir tavırla. "Kıyı hattına keşfiyyata çıkıyoruz. Nixie, Isagi, ben ve Kieran. Asael, sen burada kehanet kitaplarını incelemeye devam et."
Asael Kaizo sakin bir ifadeyle başını salladı.
"Büyük bir memnuniyetle. Dışarıda yaratıklarla boğuşmaktansa burada bitki çayımı içmeyi tercih ederim."
Sarayın gizli kapısından çıktıklarında gece zifiri bir karanlığa bürünmüştü. Sis, sık çam ağaçlarının arasında canlı bir yaratık gibi sürünüyordu. Toprağın ve çürümüş yaprakların kokusu, yaklaştıkları denizin tuzlu havasına karışıyordu.
Isagi, Visha'nın solunda adeta bir gölge gibi sessizce ilerliyor, gözlerini bir saniye bile Kieran'dan ayırmıyordu. Nixie, elinde yaktığı küçük alevle yolu aydınlatıyordu.
Kieran ise Visha'nın hemen yanında yürüyor, her adımda aralarındaki mesafeyi bilinçli olarak kapatıyordu.
"Bu karanlık sana yakışıyor Visha," dedi Kieran, sesi gecenin soğuk rüzgârına karışarak. "Işıklı sarayından sonra burada gerçek bir 'Karanlıklar Prensesi' gibi duruyorsun. Belki de bize katılmalısın."
"Tek bir kelime daha edersen," dedi Visha, bakışlarını önden ayırmadan, "o gizletdiğin kanatlarını tek tek yolarım."
"Vahşi..." dedi Kieran, dudak kenarı kıvrılarak. "İşte kalbimin yarısını verdiğim kız."
"Sen bana kalbini vermedin!" dedi Visha aniden durarak. Sesi karanlığın içinde kırbaç gibi patladı. "Beni kendi lanetine bağladın Kieran! Hayatımı çaldın!"
"Ben olmasaydım o gece karanlık perilerin elinde bir avuç küle dönüşecektin" dedi Kieran. Yüzündeki alaycı ifade ilk kez silinmiş, yerini karanlık bir ciddiyete bırakmıştı.
Ancak sözleri tamamlanamadan, Visha'nın boğazından boğuk bir çığlık koptu.
Visha iki eliyle göğsünü kavrayarak dizlerinin üzerine çöktü. İpek elbisesinin altından yayılan kızıl ve siyah ışık, etraftaki ağaç gövdelerini kasvetli bir renge boyadı. Kalbinin üzerindeki enfeksiyon izi, derisini yakarcasına parlamaya başladı.
"Visha!" Isagi hançerlerini çekip ileri atıldı fakat Kieran tek bir hamlede devasa kanatlarını açarak onu geride savurdu.
"Yaklaşmayın!" diye kükredi Kieran.
Aynı saniyede Kieran elini kendi göğsüne gömdü. Yüzünü kaplayan acı, ölümsüz hatlarını keskinleştirdi. Göğsündeki deri zırhın klipslerini tek harekette parçaladı.
Isagi ve Nixie gördükleri manzara karşısında donakaldı.
Kieran'ın göğsünde atan bir kalp yoktu. Solgun cildinin altında, iskeletimsi kemiklerden oluşmuş boş bir muhafaza duruyordu. Ve şu an o boşluk, Visha'nın göğsündeki kırmızı kalbin ritmiyle aynı anda çıldırmış gibi titriyor, etrafa siyah kıvılcımlar saçıyordu.
"Lanet olsun..." diye hırladı Kieran. Sesi derinden ve pürüzlü çıkıyordu. Bacakları titreyerek Visha'nın yanına diz çöktü.
Solgun parmaklarıyla kızın çenesini tutup yüzünü kendine çevirdi. Tenleri temas ettiği an, ikisinin de kollarındaki siyah damarlar derinin altında canlı birer sarmaşık gibi parıldayarak birbirine doğru çekildi.
"Enfeksiyon yayılıyor," dedi Kieran, nefes nefese. Gözlerindeki kan kırmızısı korlar karanlıkta yanıyordu. "Sirenlerin büyüsü yaklaştıkça kalbin ritmi bozuluyor. Kalbin benim kalbimi bedenini reddediyor."
Visha göğsündeki o kavurucu ağrının ortasında adamın gözlerine kilitlendi. "Senden... nefret ediyorum," diye fısıldadı.
Kieran'ın dudaklarında, acının ortasında bile o tehlikeli, karanlık tebessüm yeniden belirdi. Yüzünü Visha'nın kulağına yaklaştırdı, nefesi kızın tenini yaktı.
"Biliyorum," diye fısıldadı Kieran. "Ama kabul et... nefret ettiğin adam olmasaydım hayatın son derece sıkıcı olurdu. Şimdi kalk ayağa. Keşfiyyatı bitirmemiz lazım. Yoksa aynı anda öleceğiz ve ben bunu karizmama yakıştıramam."
***
Göğsündeki kavurucu ağrı yavaşça geriye çekilirken, Visha'nın bilinci dumanlı bir perdenin ardından sıyrılır gibi yerine geldi. Gözlerini açtığında kendisini nemli toprağın üzerinde, devasa bir çam ağacının gövdesine yaslanmış halde buldu. Başındaki şiddetli zonklama devam ediyordu ama bedenindeki o ölümcül sızı yerini soğuk bir uyuşukluğa bırakmıştı. Gece rüzgarı, ıslak yaprakların ve toprağın ağır kokusunu yüzüne çarparken, derin bir nefes almaya çalıştı. Bedenindeki her kas kırbaçlanmış gibi sızlıyordu.
"Açtı gözlerini..." dedi Nixie.
Nixie, dizlerinin üzerinde Visha'nın hemen yanında oturuyordu. Elindeki küçük alevle arkadaşının yüzünü aydınlatırken gözlerindeki endişe net bir şekilde okunuyordu. Alevin turuncu ışığı, arkadaşının yorgun yüzüne ve gözaltlarındaki koyu halkalara vuruyordu.
"Visha, iyi misin? Kendinde misin? Bizi duyabiliyor musun?"
"İyiyim..." dedi Visha, pürüzlü ve kısık bir sesle. Doğrulmaya çalıştı fakat kolları bedeninin ağırlığını taşıyamadı, tekrar ağacın gövdesine kaydı.
"Zorlama kendini," dedi Isagi. Gölge suikastçısı, Visha'nın birkaç adım ötesinde, sırtı ağaca dönük halde nöbet tutuyordu. Çift hançeri ellerinde hazır beklerken gözleri en küçük bir kımıltıyı bile kaçırmayacak kadar tetikteydi.
"Bedenindeki o siyah damarlar neredeyse boynuna kadar yükselmişti. Derinin altından tırmanan zehir gibi parıldıyorlardı. Az kalsın bilincini tamamen kaybedecektin."
Visha başını yana çevirdiğinde onu gördü.
Kieran, birkaç metre ileride bir kayanın üzerinde oturuyordu. Sırtında ne kanat vardı ne de devasa bir yırtıcı silueti,mitolojik bir varlık olarak dilediği an deri altına çekebildiği kanatları, şu an sırtındaki iki karanlık dövme izinden ibaretti. Siyah ceketinin omzundaki hafif yırtıktan o izlerin kıvrımları seçiliyordu. Ancak şu an, o her zamanki ukala, umursamaz ve alaycı tavrının ardında gizleyemediği bambaşka bir şey vardı.
Kieran, kan kırmızısı gözlerini bir an bile Visha'dan ayırmıyordu. Kızıl korların derininde açık, dürüst ve keskin bir endişe vardı. Visha'nın göz göze geldiği o birkaç saniyede, Kieran'ın çene kaslarının gerildiğini, nefesini nasıl tuttuğunu fark etti. Solgun parmakları dizlerinin üzerinde sıkılmıştı. Kalbinin yarısını taşıyan kızın gözlerinin önünde acıyla kıvranması ve ölme ihtimali, bu ölümsüz prensi ilk kez gerçekten sarsmış gibiydi.
Visha'nın uyandığını ve ona baktığını gören Kieran, saniyeler içinde o karanlık endişeyi sildi. Yüzündeki gerginlik yerini hızlı bir tebessüme bıraktı ama sesindeki hafif titreme takındığı bu maskeyi ele veriyordu.
"Gözlerini açabilmene sevindim prenses," dedi Kieran, kayadan aşağı kayıp yavaş adımlarla Visha'ya doğru yürürken. Çizmelerinin kuru dalları kıran sesi sessizlikte yankılandı.
"Bir an için senin yüzünden cehenneme erken bilet alacağımı sanıp endişelendim. Biliyorsun, bensiz oraların hiç tadı çıkmaz."
"Senin o aptal endişelerinle ilgilenmiyorum Kieran," dedi Visha, Isagi'nin uzattığı eli tutarak zorlukla ayağa kalkarken.
"Ve sırf kendi kıymetli canın için korktuğunu çok iyi biliyorum."
Kieran Visha'nın tam karşısında durdu. Yüzündeki alaycı ifade bir anda silindi, gözlerindeki o karanlık endişe bir anlığına tekrar su yüzüne çıktı. Elini yavaşça uzattı, solgun parmak uçları Visha'nın yanağına neredeyse değecek kadar yaklaştı ama temas etmeden havada durdu.
"Benim canım zaten senin göğsünde atıyor Visha," dedi Kieran, sesi bu kez fısıltı kadar alçak ve şaşırtıcı derecede ciddiydi.
"Sen orada öyle nefessiz kıvranırken... benim göğsümdeki boşluğun nasıl yandığını, o kemik kafesin içindeki yarım yuregimin nasıl sızladığını tahmin bile edemezsin. Kendini korumak zorundasın. Sadece benim için değil... benim kalbimi taşıdığın için."
Visha, adamın gözlerindeki o derin, karmaşık duygu karşısında bir an ne diyeceğini bilemedi. Göğsünde atıp duran şeyin ona ait olduğunu bir kez daha derinden hissetti.
"Duygusallaşmayı kesin," dedi Isagi araya girerek, vücudunu ikisinin arasına hafifçe koyup.
"Bu halde Isdırap Denizi'ne gidemeyiz. Pusuya düşeriz. Önce Visha'nın toparlanması, sonra da ekibin tamamlanması gerekiyor."
"Gölge çocuk haklı," dedi Kieran, geriye çekilip cebinden çıkardığı gümüş bir ıslığı dudaklarına götürerek alçak bir ton çıkardı. "Zaten tek başına sizin bu iki acemi muhafızınızla yola çıkacak değildim. Draemyr'den benim çetem gelmek üzere."
Sislerin arasından yükselen tempolu ayak sesleriyle birlikte beş karanlık siluet gölgelerin içinden süzüldü. Ağaçların arasından sıyrılan bu siluetler, Draemyr Krallığı'nın en soy saf kandan gelen elit vampirleriydi.
En önde, Kieran'ın dertdaşı, sağ kolu ve can arkadaşı Cardan Noctra yürüyordu. Uzun siyah pelerini omzundan geriye dökülüyor, elinde tuttuğu oymalı kınlı kılıcı kalçasında sallanıyordu.
Yanında Kieran'ın yıllardır sırdaşı olan, ona adeta bir kız kardeş gibi yakın duran Verena Valancia vardı. Verena'nın sakin ama keskin bakışları etrafı tarıyordu.
Hemen arkalarında grubun en ukala ama bir o kadar da çeteye masum bir hava katan kızı Calista Morana adımlarını sürüyordu. Calista, üzerindeki deri zırhın üstüne sarındığı koyu kırmızı şalı düzeltirken bir yandan da parmaklarındaki yüzüklerle oynuyordu. Kieran ve Cardan ile birlikte yıkılmaz bir üçlü kuruk oluşturan Kai (MalaKai Remus) ise elindeki siyah çelik bıçağı parmaklarının arasında akrobatik bir rahatlıkla çevirerek ilerliyordu.
En arkadan ise soğuk, mesafeli ve duruşuyla etrafa buz gibi bir hava yayan Morticia Valeria geliyordu.
Siyah büstiyeri ve keskin hatlı yüzüyle Morticia, Kieran'ın eski sevgilisiydi; aralarındaki bu geçmişi sadece grubun çekirdek ekibi biliyordu. Kieran'ın bakışları Morticia'ya kaydığında, yüzündeki alaycı ifade yerini anında katı, soğuk ve mesafeli bir ciddiyete bıraktı. Morticia da aynı buz gibi bakışlarla karşılık verdi, aralarındaki görünmez duvar oldukça kalındı.
"Geç kaldınız," dedi Kieran, sesindeki neşeli tonu sadece Cardan ve Kai'ye bakarken koruyarak.
"Senin kıymetli prensesini beklemediğini umarak hızlı geldik ," dedi Cardan alaycı bir tavırla, Visha'ya baştan aşağı kaçamak bir bakış atarak.
"Yine hangi belanın ortasındasın?"
"Ölmeyi becerememiş bir peri prensesi ve birkaç süslü arkadaşı..." diye araya girdi Calista, tırnaklarını incelerken ağzını bükerek.
"Güneş perilerinin sarayında giyinecek daha düzgün bir şey yok muydu? Bu narin elbiselerle savaşacaklar mı gerçekten?"
Nixie anında ileri atıldı, ellerindeki alevler bir anda parlayıp koluna kadar yükseldi.
"Ağzını topla vampir! O dilini kökünden yakmamı istemiyorsan düzgün konuş!"
Kai, Nixie'nin öfkeyle parladığını görünce alaycı bir tavırla kollarını göğsünde kavuşturdu.
"Sakin ol tatlı kız. O küçük ateşin ancak benim sigaramı yakmaya yarar."
Isagi bir an bile tereddüt etmeden hançerlerini çekti, çeliğin sesi gecenin içinde çınladı ve doğrudan Kai ile Cardan'ın ortasına doğru adım attı.
"Bir adım daha atarsanız, o sivri dişlerinizi tek tek avucunuza sayarım."
Verena araya girerek kollarını hafifçe kaldırdı.
"Lütfen, çocukça kavgalarınızı başka zamana erteleyin. Burada ortak ve tehlikeli bir amacımız var."
Morticia ise gözlerini bir saniye olsun Visha'dan ayırmıyordu. Gözlerinde ne öfke ne de merak vardı, sadece derin bir hoşnutsuzluk seziliyordu. Sesi buz kadar keskindi:
"Kieran... Sırf bu peri kızı yüzünden mi bizi buraya kadar sürükledin? Göğsündeki o boşluğu bir perinin yaşatıyor olması yeterince mide bulandırıcıyken bir de onların korumalığını mı yapacağız?"
Kieran'ın gözleri anında Morticia'ya döndü. Ses tonu bir bıçak kadar keskin ve uyarı kabul etmez şekilde sertleşti:
"Sınırını aşma Morticia. Sana ne emrettiysem onu yapacaksın. Buradaki varlığını sorgulamak senin işin değil."
Sürtüşme ve gerginlik ortamda tavan yapmışken Visha öne geçti. Bedenindeki siyah damarlar hafifçe parıldayarak iki tarafın da bakışlarını kendi üzerine çekti.
"Yeter!" dedi Visha, sesi ortamdaki gerilimi bir kılıç gibi kesti.
"Birbirinizi yemek istiyorsanız Isdırap Denizi'ne kadar bekleyin. Şu an sarayın arşivine dönüyoruz. Asael'in kehanet tabletlerinde ne bulduğunu görmemiz ve içerideki haini çözmemiz lazım."
Cardan, Kieran'ın omzuna dirseğiyle vurup sırıttı. "Sert kız. Sevdim bunu."
Kieran ise Cardan'ın elini omzundan sertçe itip Visha'nın hemen arkasından yürümeye başladı. Dudaklarında yine o tanıdık, tehlikeli tebessüm belirdi. "Perilerimizin konukseverliğini test etme zamanı."
Bölüm etkileşimi
