10. bölüm · Luis Hernandes 2

BÖLÜM 9: Mahkeme Tiyatrosu ve Demir Parmaklıklar

Besoejder

Madrid Yüksek Mahkemesi’nin 4 numaralı duruşma salonu, adalet dağıtan bir mabetten ziyade, Valerius Vance’in önceden tüm repliklerini yazdığı acımasız bir tiyatro sahnesine benziyordu. İçerideki hava; rutubet, eski ahşap kokusu ve dışarıda barikatları zorlayan medyanın yarattığı o boğucu gerilimle doluydu. Flaşlar kapalı kapıların ardından bile sızıyor, daktilo sesleri salondaki ölümcül sessizliği düzenli bir ritimle baltalıyordu.
Valerio Russo, sanık kürsüsünde oturduğunda üzerinde ne o şanlı bordo-mavi forma vardı ne de Katalonya güneşinin ışıltısı. Gri, sıradan bir takım elbise giydirilmişti; omuzları tamamen çökmüş, gözleri altındaki morluklar derinleşmişti. Henüz 19 yaşındaki bu çocuk, karşısında duran devasa iddia makamının ağırlığı altında eziliyordu.
Savcı, elindeki kalın dosyayı masaya vurarak konuşmasına başladığında, salondaki uğultu bıçakla kesilir gibi dindi. Vance’in lobileri, yargı sisteminin en kılcal damarlarına kadar sızmıştı. Savcının ağzından dökülen her cümle, hukuki bir tespitten çok, Russo’yu tüm dünyanın önünde diri diri gömecek edebi birer infaz hükmüydü:
"Karşımızda duran bu şahıs, sadece yeşil sahalarda top koşturan bir sporcu değildir. O, Napoli’nin kanlı sokaklarında haraç çeteleriyle, mafya aileleriyle sadakat sözleşmesi imzalamış, ruhunu karanlığa satmış bir figürdür! İspanya'nın ve Real Madrid'in göz bebeği Luis Hernández’i sahanın ortasında alt edemeyeceğini anladığında, o kirli geçmişini ve Napoli’deki kiralık katil bağlantılarını devreye sokmuştur. Plan kusursuzdur: Luis’in odasına sızan bir mafya tetikçisi, onun viski kadehine o ölümcül dozları bırakmış ve bu cinayete bir intihar süsü vermiştir. İşte kanıt! Maktulün odasında, yatağın altında bulunan gümüş işlemeli Napoli mafya eldiveni! Bu eldiven, Valerio Russo’nun Luis Hernández’in hayatına bıraktığı o kanlı imzanın ta kendisidir!"
Russo, oturduğu yerde hafifçe doğrulmak istedi. Dudakları titreyerek, "Ben yapmadım... Ben sadece futbol oynadım... O eldivenle hiçbir ilgim yok," diye fısıldadı. Sesi o kadar çaresiz ve kısıktı ki, yargıcın kürsüsüne bile ulaşamadan salonun soğuk duvarlarında kayboldu. Mahkeme başkanı, Russo'nun bu cılız savunmasını sert bir çekiç darbesiyle susturdu: *"Söz verilmeden konuşma, sanık!"*
Duruşma salonunun en arka sırasında, karanlık bir köşede oturan Valerius Vance, sol gözünün üzerindeki yara izini parmaklarının ucuyla kaşıyordu. Dudaklarında, planının kusursuz işlemesinin verdiği o kibirli, buz gibi tebessüm vardı. Real Madrid localarında kaybettiği o gücü, şimdi bu masum çocuğu feda ederek fazlasıyla geri alıyordu. Medya dışarıda bu tiyatroyu saniye saniye naklen yayınlıyor, İspanya halkı Russo için giyotin talep ediyordu.
Alexander Thefram da salondaydı. İstifa etmiş, unvanları elinden alınmış, saçları darmadağın bir halde yan taraftaki tanık sandalyesinde oturuyordu. Yaşlı kurt, savcının yalanlarını dinlerken oturduğu ahşap sırayı tırnaklarıyla kazıyordu. Sıra ona geldiğinde ayağa kalktı, sesini titretmemeye çalışarak bağırdı: *"Bu belgeler manipülasyon! Bu çocuk hayatımda gördüğüm en temiz futbolcu! Onu kendi kirli endüstrinize kurban ediyorsunuz!"* Ancak yargıç, Thefram'ın bu feryadını "duygusal ve mesnetsiz bir çaba" olarak nitelendirip zapta bile geçirtmedi.
Mahkeme başkanının kararı açıklaması uzun sürmedi. Zaten karar, bu duruşma salonuna girilmeden çok önce, Madrid’in gökdelenlerindeki o karanlık ofislerde verilmişti.
"Sanık Valerio Russo’nun; tasaralayarak adam öldürme, uluslararası suç örgütleriyle işbirliği yapma ve adli makamları yanıltma suçlarından, İspanya Ceza Kanunu uyarınca en ağır infaz koşulları altında müebbet hapis cezasına çarptırılmasına..."
Çekicin masaya vuran o son, tok sesi, Russo için son düdüğün çalışıydı.
Polisler Russo’yu kollarından tutup ayağa kaldırırken, çocuğun gözlerinden süzülen iki damla yaş gri ceketinin yakasına düştü. Salondan çıkarılırken arkasına, Alexander Thefram’a baktı. Gözlerindeki o "beni kurtar hoca" feryadı, Thefram’ın ruhuna ömür boyu çıkmayacak bir leke gibi kazındı. Russo, Madrid’in en karanlık, en soğuk cezaevine, demir parmaklıkların ardına doğru götürülürken, futbol dünyası bir dehanın daha sistem tarafından yutuluşunu sessizce izledi.