Bölümler 3Şu an: 1.Bölüm Bataklığın içindeki çiçek
- 1 1.Bölüm Bataklığın içindeki çiçek1.349 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm Yıldızların altında1.372 kelime
- 3 3.Bölüm Partner549 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
~O zamanlar
Küçük Sera saraydaki tek arkadaşı Alin ile beraber topladığı çiçekler ile birbirlerine taç yapıyorlardı.
Küçük Sera Alin'e "Sence pembe ile sarı mı yoksa beyaz mı daha çok yakışır?" diye sordu. Alin ise "Bence sarı daha çok yakışır ama beyaz çiçekler daha güzellll" dedi ve iki kız kıkırdayıp işlerine devam ettiler. Tam o sırada yanlarına iki kişi geldi bunlar Sera'nın abisi Eron ve Alin'in abisi Voren'den başkası değildi. Eron"naber bücürler) diye dalga geçip gülmeye başladı, abisi Sera'nın "Bücür"kelimesinden nefret ettiğini biliyor ve hep bu kelimeyi onlara kullanıyordu. Sera"Bücür sensin be teneke"diyerek cevabını vermişti.Eron evde bazen babasının zırh kıyafetlerini giyer ona özenirdi ve Sera da onunla hep teneke diyerek dalga geçerdi. Voren kızların yanına yere oturdu ve yaptıkları şeye sessizce bakıp "Bu böcekli şeyleri saçlarınız için mi yapıyorsunuz cidden" diyerek hayret ederek sordu. Alin ise "bunlar böcekli değil canım elimizle topladık hepsini böcekli olsa elimize gelirdi" dedi. Çocuklar biraz daha kızlara takılıp kendi askercilik oyunlarına geri göndüler.
~Günümüz
Sabah yine annemin zoruyla da olsa kalkmayı başarabilmiştim. Banyoya gidip ihtiyaçlarımı hallettikten sonra mutfağa kahvaltı için yürümeye başladım. Babam ve abim yine evde değildiler, yaklaşık bir haftadır annem ile tek kalıyorduk. Arada bir Alin gelir bizimle kahvaltı yapar veya geceye kadar kalıp odasına geri dönerdi.
Mutfağa girdiğimde herhangi bir kahvaltı görmeyince anneme baktım ve annem"Çabuk hazırlan bugün kralın yanında yapıcaz kahvaltıyı"demişti.
Bu kadar erken kaldırmasından anlamalıydım. Anneme "Ya anne hemen yapalım kahvaltımızı bitsin edemiyorum o kadar hazırlanayım sabahın köründe" desem de nafile. Annemi kararından vazgeçirmek Nixon ile Madal krallığının barışması kadar imkansızdı neredeyse.
Daha fazla ısrar etmeyip odama döndüm ve üzerime siyah bağcıklı abartısız bir elbise geçirip siyah dalgalı saçlarımı tarayıp serbest bıraktım. Boynumda hâla küçükken Veron'un hediye ettiği lotus kolye vardı. Bu kolyeyi bana küçükken babasıyla gittiği bir seferin dönüşünde getirmiş ve "nerede nasıl olursan ol tıpkı bu lotus çiçeği kadar güzelsin Elya" demişti. Bana hep Elya diye seslenirdi anlamını biraz araştırdığımda eşşiz anlamına geldiğini öğrenmiştim.
Daha fazla zaman kaybetmeden odamdan çıktığımda annem hazır bir şekilde beni bekliyordu "Nerde kaldın geç kalıcağız, kraldan sonra mı oturmayı bekliyorsun masaya Sera?" Sabah azarımı da yediğime göre hazırım demektir.
Hızlıca yemek salonuna yürüdük ve birkaç dakika sonra kapıya ulaşmıştık. Annem "Umarım kral girmemiştir" diye kendi kendine söylenirken muhafızlar kapıyı açtı ve içeri girdik. Ve harika, koskoca salonda Alin dışında kimse yoktu.
Alin hemen yanımıza gelip "Günaydın" dedi ve yine yüzündeki o güzel gülümseme ile bize baktı. Alin, neredeyse beyaz olan sarı saçlara ve masmavi gözlere sahipti. Annesinin kopyasıydı normal bir boya ve güzel kıvrımlı bir vücuda sahipti, gördüğüm en güzel kadınlardan biriydi diyebilirim.
Annem" Kralımız nerde" diye sorunca Alin "Onların gelmesine daha var, kahvaltı bile yeni kurulmaya başladı. Ben sizin erken geleceğinizi bildiğim için hemen geldim buraya" Anneme "bak işte boşa telaşlandın"manasında bir bakış atıp Alin'in koluna girip tam karşıdaki pencereye yürümeye başladım.
O sırada Alin "nasılsın" diye sordu. Bu aralar moralim bozuktu aslında abim ve babam ne zaman gitse moralim hep bozulurdu,omzumu silkip önüme geri döndüm.
Alin "biraz abartmıyo musun sence Sera? Alt tarafı bir mektup götürüp gelecekler" Haklıydı ama aklım yine de onlarda kalıyordu. Camdan dışarı baktığımda yine genç muhafızlar bahçede hazır olda sıraya dizilmiş babamın abimden sonraki en önemli muhafızı Sorin'i dinliyorlardı.
Sorin benim için abimden farksızdı, her zaman bana kardeşi gibi davranmış abim burada olmadığı zaman bana abilik yapmıştı.
Kahvaltının hazır olduğunu görünce yerimize oturduk ve Kral Halvar ile Kraliçe Ravena'nın gelmesini bekledik. Voren hâla ortalarda yoktu,bu zamana kadar gelmiş olması lazımdı.
Yanıma dönüp Alin'e "abin nerde" diye sordum. Alin" bilmiyorum ki bu zamana kadar gelmiş olması lazımdı, belki kahvaltı yapmadan muhafızların yanına inmiştir".
Tam o sırada kral ve kraliçe muhafızları kapıyı açmasıyla beraber içeri girdiler. Hepimiz ayağı kalkıp onların oturmasını bekledik ve Halvar Amca eliyle oturun işareti yapmasıyla hepimiz koltuklarımıza oturduk.
Birbirimize günaydın mesajları verirken Halvar Amca bana baktı ve "Sera üzme kendini artık eğer bir sorun çıkmazsa bugin abin ve baban eve geri dönüyor" Bunu demesiyle içimde bir mutluluk oldu ve gülümseyerek başımı sallayıp önüme döndüm.
Babamın ne zaman geleceğini bilmiyordum ve bugün geleceğini öğrenmek beni çok mutlu etmişti
Hep beraber sessizce kahvaltımıza başladık ta ki Voren içeri girene kadar.
Hızlı bir şekilde içeri girdi ve yerine oturmadan önce babasını ve bizi selamlayıp öyle oturdu masaya.Halvar Amca Veron'a dönüp "Nerde kaldın? Kahvaltı çoktan başladı oğlum" Veron ise "Haklısın babacım muhafızların yanındaydım, özür dilerim" deyip önüne döndü.
Babam ve abimin geleceği heyecanıyla mutlu bir şekilde kahvaltımı yaptım. Kahvaltı bittikten sonra Alin ile beraber onun odasına çıktık.
Ben mutlu olmuştum Alin ise daha çok mutlu olmuştu. Kendisi uzun süredir abime platonik aşıktı. Abim Alin'i de benim gibi görür kardeşi gibi davranırdı ama Alin bunu görmezden gelir küçük şeylerden bile kendine pay çıkarırdı. Ben yine görmezden geliyo Alin mutlu olsun diye sesimi çıkarmazdım.
Biz yine konuşmaya devam ederken kapı tıklatıldı ve içeri Veron girdi. "Bölmüyorumdur umarım,canım sıkıldı ne yapıyosunuz merak ettim." Veron, abimle aynı boya ve heybetli omuzlara sahipti. Kahverengi dalgalı saçları hep yumuşacık olur saçlarının aksine simsiyah gözlere sahipti. 22 yaşında olup nasıl hâla bi eş bulmadığına hep şaşırırdım.
"Gel abi biz de öylesine konuşuyoduk zaten" Veron yanımıza geldi ve yatağa oturdu." Nasılsın Elya moralin yerine gelmiş,çok mutlu gördüm seni" Gülümseyip cevap verdim"Abim ve babam geliyo nasıl mutlu olmayabilirim ki Veron abi" İlk başta gülerek konuşurken ben konuşmamı bitirince morali bozulmuş ve sessizleşmişti. Yanlış bişey mi söylemiştim diye düşünürken bi süre sonra yanımızdan ayrıldı. Moralim yine bozulmuştu sanırım yanlış birşey söylemiştim.
Muhafızlardan bizimkilerin yaklaştığını duyunca Alin'den ayrılıp hemen bizim evin oraya gittim. Evimiz sarayın içinde diğer muhafızların kaldığından farklı müstakil güzel bir evimiz vardı. Babam ile Halvar Amca da tıpkı bizim gibi çocukluktan arkadaşlardı.
Eve girdiğimde babam ile abim içeri geçmiş oturuyolardı.Onları görünce hemen abimin üzerine atladım ve sıkı sıkı sarıldım.Abim"Yavaş kızım yolda ölmedim senin yüzünden boğularak ölcem şimdi"deyince hemen kalktım üzerinden ve bu sefer de babama sarıldım.
Abimi sıktığım kadar çok sıkı sarılmamıştım babama. Hep beraber yemeğe oturduk ve yolda neler olduğunu -tabiki de abartarak- anlatmaya başladılar. Yemek bittikten sonra abimle beraber bahçeye çıktık.
Abimi hep babama benzetnişimdir neredeyse iki metre boya ve omzuna gelen kahverengi saçlara sahipti. Abim Veron'un aksine sakal bırakır, sakalın onu daha güçlü hissettirdiğini söylerdi.
Beraber sarayın arkasına doğru yürürken yanımıza Sorin geldi ve "Oo kimler gelmiş de bizi görmezmiş" deyip birbirlerine gülümseyerek sarıldılar. Abim" Sera biz biraz Sorin'le takılıcaz, seni istersen eve kadar geçireyim" dedi. Henüz eve girmek istemiyordum başımı reddedercesine salladım ve abimlere veda edip yürümeye devam ettim.
Sarayın arka bahçesi hep bizim toplanma yerimiz olmuştu. Sarayın çiftçileri oraya ürün ekmeyi düşünse de Halvar Amca reddetmiş bahçeyi tamamen bize bırakmıştı.
Bahçedeki sandalyeler den birine oturmuşken arkadan birinin geldiğini duydum ve Alin olduğunu düşünerek tepki vermedim. Yanıma oturduğunda gelen kişinin Veron olduğunu görüp şaşırmıştım.
"Sen niye abimlerin yanına gitmedin?" diye daldım hemen konuşmaya.
Veron"Birazkafa dinlemek istedim onlar sabahlarlar uğrarım yanlarına bi ara". Bana baktı bive bakışları yine kolyeme düştü." Cidden hiç çıkarmadı mı bu kolyeyi" diye sordu. Gülümseyerek cevap verdim" neden çıkarayım ki bence çok güzel ve her kombine uyuyor" ikimiz de kıkırdayıp önümüze döndük.
Bi süre sonra Veron" bu yıl balo bizim şatoda yapılacak" deyince şaşırmıştım. Bu balo her yıl genç prens ve prenseslerin eş bulmak için yaptığı bir baloydu." Bir eş fikri var mı aklında?" diye sordum.
Veron "Var ama o ister mi bilmem" deyip önüne geri döndü. " Hangi krallıktan bu şanslı prenses" diye sorduğumda gülümseyerek " yakında öğrenirsin dedi. Merak etmemiş değildim. Kimdi acaba bu kız?
"Bu demek oluyo ki Madal Krallığı da geliyor değil mi?" diye sordum. Veron başını sallayarak "Bu balolar tarafsız balolar hiçbirşey yapamayacaklar, rahat ol" dedi ama ben yine de rahatlamamıştım.
Madal Krallığı, Nixon Krallığı'nın en büyük düşmanıydı. Eski zamanlarda Madallılar bizim halkımızın insanlarını kaçırmış toprak karşılığında esir tutmuştu. Halk onlara karşı çok kinliydi.
Veron bana " Sen de gelecek misin baloya?" diye sorunca şaşırdım çünkü baloya sadece krallık üyelerinin katıldığı bir baloydu ve ben hiç gitmemiştim.
"Baloya sadece krallık üyeleri katılıyo, benim katılmam doğru olmaz" dediğimde Veron kınayıcı bir şekilde baktı. "Sen de kuraklıktan sayılırsın Elya itiraz istemiyorum baloda seni de göreceğim" Şahsen baloya katılmak istemiyordum çünkü balo yaklaşık bir ay sonra olacaktı ve şimdiden hazırlıklara başlamalı elbise diktirmeliydik. Alin de bu yıl ilk defa bu baloya katılacaktı ve çok heyecanlıydı.
Başımı sallayıp önüme geri döndüm ve bir süre sonra ikimiz de oradan ayrıldık.
Bölüm etkileşimi
