5. bölüm · LOBELYA
Bölüm 5
Eftal’den...
Film bittikten sonra yeni bir filme geçmiştik.
Aradan birkaç saat geçtikten sonra teyzem teyzem yanımıza geldi.
"Yeter artık. Dışarı çıkıyorsunuz. Evde otur otur ben gına geldim. Derhal odanıza çıkın, sonra da dışarı." Onun sinirli hâline bir şey demek istemediğimiz için başımızı salladık.
Odama çıkıp üstüme düzgün bir şey baktım.
Hava çok sıcaktı bu yüzden şort en iyi şeydi.
"Markete mi gitsek?" Eylül’ün önerisi ile birlikte Ponçik’e atladık. Büyük bir marketin önünde durdum.
"Çıkmıyor bu, çıkmıyor." Eylül’ün bağırışı ile ona döndüm. Kafasındaki mavi kask ile cebelleşiyordu. Gülerek yanına gittim.
"Gel, gel çıkarayım." Kaskı kazasız çıkardıktan sonra derin bir nefes aldı.
Birlikte markete girdik. Abur cubur ne varsa doldurduktan sonra onları ödeyip çıktık.
Birlikte sahile gitme kararı aldık. Ponçik’i normal bir hızda kullanırken Eylül arkadan bağırdı. "Daha hızlı! Daha hızlı!" İsteğini yerine getirip hızı biraz daha arttırdım. Eylül bir müzik açıp onu bağırarak söylemeye başladı.
Bulursun, ararsan hata
Hep ölçer biçersen, cefa
Unutulur gidersin
Kaldırırlar rafa...
Onun bu deli dolu hâline güldüm. Sahile gelince Ponçik’i park edip indik.
Sakin, boş bir yere minik örtüyü serip üstüne abur cuburları boşalttık.
Birlikte sessizce denizi seyrederken bir anda sessizliği bozdu. "Anıl ve Yekta hakkında ne düşünüyorsun? Yani sence hangisi daha iyi?"
Dedikleri ile ona doğru döndüm. "Anıl ve Yekta, bana göre insanlar değiller.
Hobileri, hayat tarzları bana çok ters." Kendimi böyle söylerek ikna etmeye çalışıyordum. Belki bana görelerdi. Tanımıyordum onları ve tanımak istemiyordum. Bu yüzden böyle düşünmek mantıklı geliyordu.
Eylül, elindeki içeceği kenara bıraktı.
"O zaman şöyle yapalım. Bana önce Yekta'nın iyi ve kötü yanlarını söyle. Daha sonra Anıl'ın iyi ve kötü yanlarını söyle. Hangisinin kötü yanı daha çok ise onun hakkında bir daha konuşmayacağım. Diğeri hakkında da olumlu düşünmen için seni ikna etmeye çalışacağım."
Birkaç saniye düşündüm. "Öncelikle, Yekta içki ve sigara içiyor. Tamam on sekize çok yakınız ama... Ne bileyim sevmiyorum. Benlik değil." Devam etmem için başını salladı.
"İlgi alanları bana hiç uymuyor. Çok fazla kız muhabbeti yapıyor. Çok gevşek bir çocuk."
Son dediğim ile Eylül içeceğini püskürttü ve gülmeye başladı.
"Bizim ortamda gevşek olmayan mı var?" O da doğru der gibi başımı salladım.
"İyi yanı... Fiziksel olarak iyi bir çocuk. Yakışıklı, uzun boylu felan. Ama ben içe bakmıyorum. Zaten hepsinin maşallahı var yani." Daha sonra biraz daha düşündüm.
"Komik bir çocuk, yani yanında eğlenirsin. Aklıma da başka bir şey gelmiyor."
Cipsten birkaç tane alıp ağzıma attım.
"Sıra Anıl'da." dedi.
İçeceğimi bırakıp biraz düşündüm. "Motoru çok hızlı kullanıyor. Ben o kadar hızdan korkarım. Kendisi için de çok kötü bir kere."
Yekta'ya bir sürü kötü yan saymıştım. Anıl'ın niye kötü özelliği yoktu?
"Çok öküz, aşırı öküz. İnadım inat birisi."
Eylül dediklerime gülüp beni dinlemeye devam etti. Kötü yanı aklıma gelmeyince iyi yanlarını düşünmeye başladım.
"İyi yanlarını sayayım. Mesela içki ve sigara içmiyor. İlgi alanlarımız çok benzer. Yeri geldiğinde eğlenmesini bilen yeri geldiğinde ciddi olan biri. Fiziksel özellikleri de baya iyi. Hatta gruptaki en yakışıklı kişi olabilir. İltifat etmede de çok iyi. Ağzı çok iyi laf yapıyor. Önceden çok kızla alıştırma yapmış demek ki." dedim sonda.
Eylül ağzı açık beni izliyordu. "Tek iltifat ettiğim annem ve arkadaşlarım. O anlamda tek kişi sensin." Arkamda Anıl'ın sesini duyunca bir anda başımı arkaya döndüm.
Anıl ayakta durmuş gülerek beni izliyordu.
Yanında da Erim vardı. "Nerede insanın özeline saygı?" Gülerek yanıma geldi.
Erim, Eylül’ün yanına oturmuştu. Anıl'da benim dibime oturduktan sonra bana döndü. Diğer ikisi çoktan kendileri arasında sohbete dalmıştı.
"Ne kadar iyi yanım varmış benim. Gül gibi çocuğum. Kaparlar bak dikkat et."
Elimle kış kış yaptım. "Kim kapıyorsa kapsın. Kapı orda." Kaşlarını çattı ve biraz geriye çekildi.
"Kıskanman gerekiyor. Kovman değil." Omuz silktim. Bir anda ayağa kalktı. Elimi alnıma koyup ona bakmaya çalıştım. Bir anda bana doğru eğildi.
Daha sonra kendimi bir anda havada buldum. "Noluyor? Anıl indir beni." diyerek bağırıyordum. O ise denize doğru yürüyordu.
"Eylül gel al şu manyağın elinden beni."
Eylül ve Erim beni takmayarak bir şeyler yemeye devam etti. Ben şurdan kurtulayım sizi mahvetmez miyim?
Anıl'ın sırtına yumruk atmaya başladım. Hiç durmadan devam ediyordu. "İndir beni Allah'ın cezası."
"Ne cezası? Benden olsa olsa lütuf olur."
"Tabi tabi."
Bir anda baktığım yerde deniz suyunu görmem ile bağırmam bir oldu. Herkes dönmüş bize bakıyordu.
"Üstümüzde kıyafet var ne yapıyorsun?"
Daha da derine gitmeye başladı. "Ne olmuş yani? Biliyorsun ben inadı inat biriyim."
Yavaşça beni suya bırakmaya başlayınca ayaklarımı beline sardım, kollarımı da boynuna.
"Çıkar bizi burdan." Gülerek kafasını iki yana salladı. Sonra birden durdu. "Sudan korkuyor musun?" Başımı iki yana salladım.
"Sadece şu an girmek istemiyorum." Yeniden güldü. Kulağıma doğru yaklaştı. "O zaman burdayız." diye fısıldadı.
Salak Eftal! Niye korkuyorum demiyorsun ki?
Elleri ile bacaklarımı çözmeye çalışınca daha da sıkı tutundum. Daha sonra daha derine gitmeye başladı.
Popom ıslanıyor! Gerizekalı Anıl! Çıkar beni burdan!
Bir anda bacaklarını kırınca ikimizin de başı suya battı. Ben geç fark ettiğim için su yutmuştum. Sudan çıktıktan sonra öksürmeye başladım.
"Su mu yuttun?" Öksürürken başımı salladım. Boğazım çok kötü olmuştu.
Öksürmem bitince bir elim ile gözlerimi ovaladım. Anıl elimi tuttu. "Yapma, zaten denizden dolayı kıpkırmızı oldu." Kaşlarımı çattım.
"Ne denizi? Sen soktun bizi buraya. Senin yüzünden." Ben sinirle ona bağırırken o gülerek beni izliyordu. Bir anda yanağımdan öpünce şaşırıp kaldım.
"Sen... İndir beni." Beni indirmeye çalışınca sıkıca tutundum.
"İndir diyorsun ama tutmak istiyorsun."
Dengemi bozdun Anıl, diyemedim.
"Tamam indirme ama öpme de. Zaten şuradan çıkalım bir her şeyin hesabını vereceksin." Peki dercesine başını salladı.
Hiçbir şey demeden beni izliyordu.
"Bakma öyle."
"Nasıl?"
"Böyle işte."
Elimle yüzünü diğer tarafa çevirdim. Elimin kenarına bir öpücük bırakınca hızlıca geri çektim.
"Öpme merakın mı var?" Gülerek başını salladı. "Sadece sana." Omzuna vurdum.
Birkaç dakika boyunca o beni izledi ve bende su ile oynadım. En sonunda dayanamadım ve ona döndüm. Yüzünde hafif bir gülümseme ile beni izliyordu.
"Çıkalım artık." Üşümeye başlamıştım.
"Olur çıkalım. Bugünü unutma ilerde çocuklarımıza ilk sevgili olduğumuz tarihi söyleriz."
Bir anda sinirle kucağından indim. "Bir şeyi de ciddiye al." diyerek kıyıya doğru ilerlemeye başladım. Hızlıca arkamdan geliyordu. Ona bakmadan hızlıca yürümeye devam ettim.
Bir anda belime sarılan eller ile yerimde durdum. Anıl başını omzuma yasladı.
Burnunu hafifçe boynuma sürttü. "Adın gibi kokuyorsun, Eftal."
Ellerini belimden çektim. Ona doğru döndüm. "Niye yapıyorsun bunu?"
"Çok aşığım çünkü."
"Ben değilim."
Omuz silkti. "Olsun, elbet sende olursun. Ben seni beklerim."
