1. bölüm / 2
LİLİTH: KUTSAL KANIN SUİKASTÇISIKADİM BÜYÜ KİTABI
Bölümler 2Şu an: KADİM BÜYÜ KİTABI
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağmur, Tapınak Tepesi'nin dik kayalıklarını döverken gecenin karanlığı bir pelerin gibi vadinin üzerine çökmüştü. Rüzgarın uğultusu arasında, ıslak taş duvara tutunan suikastçının elleri tek bir milim bile kaymıyordu.
Lilith, tapınağın yüksek kemerli penceresinin kenarında bir heykel gibi kımıldamadan duruyordu. Üzerindeki ince keten gömleğin kolları ıslanıp tenine yapışmış, belini sıkıca saran siyah deri korse esnek vücudunu ortaya çıkarıyordu. Saçlarından süzülen su damlaları ise yüzünü ıslatıyordu.
Aşağıdaki kasvetli koridorda, ellerinde gürleyen meşaleler tutan iki tapınak muhafızı devriye geziyordu.
Lilith, pencereden aşağıya bir gölge gibi süzüldü. Suratına düşen ıslak saç tellerini geriye atarken parmaksız eldivenlerinin açıkta kalan uçlarını esnetti.
İlk muhafız daha ne olduğunu anlayamadan, Lilith'in sol eli bir yırtıcı gibi adamın ağzına kapandı. Adam daha çırpınamadan, kızın belinden çıkardığı sinsi çelik, muhafızın kaburgalarının arasından kalbine saplandı.
Her şey saniyeler içinde ve sessizce bitmişti. Ancak ölen adamın elinden kayan meşale taş zemine çarparak gürültüyle kıvılcımlar saçtı.
İkinci muhafız gürültüyle arkasını döndü. Önce arkadaşının cansız bedenini, hemen ardından gölgelerin içinden kendisine bakan Lilith'in buz gibi soğuk gözlerini gördü.
Korkuyla geriledi ama teslim olmak yerine hızla belindeki kılıca sarıldı. ''Hain! İstilacı var—''
Daha çığlığını tamamlayamadan, Lilith bir gölge gibi mesafeyi kapattı. Sol eliyle adamın boğazını sıkıp onu taş duvara sertçe çarptı. Sağ elindeki hançerin soğuk ucu muhafızın gırtlağına gömüldü; ince bir kan çizgisi adamın boynundan aşağı süzüldü.
''Sadece bir kez soracağım,'' dedi Lilith, sesi yağmurun uğultusunu bile bastıracak kadar soğukkanlıydı. ''Kitap nerede?''
Muhafız gözlerinde ölümcül bir nefretle kızın yüzüne tükürürcesine fısıldadı. ''Kutsal emaneti... asla alamayacaksın... Geber, iblis!''
Lilith, hiç istifini bozmadı. Dudaklarında soğuk bir tebessüm belirdi. Hançerin ucunu biraz daha bastırıp adamın nefes borusunu tıkarken, boşta kalan eliyle adamın bileğini ters çevirip kemiğini zorladı.
''Yanlış cevap,'' dedi kız fısıltıyla. ''Sana nerede olduğunu sordum, anlamsız kelimeler söylemeni istediğimi hatırlamıyorum.''
Bileğindeki ve boğazındaki ölümcül baskıyla gözleri yuvalarından fırlayan yaşlı muhafızın direnci kırıldı. Nefesi kesilirken çaresizce koridorun sonunu işaret etti.
''Son... son oda...'' diye hırıldadı adam, ciğerlerine hava çekmeye çalışarak. ''Giremezsin... kapı...''
''Bilgi için sağ ol,'' dedi Lilith.
Muhafız bir şeyler daha söylemeye çalıştı ama genç kız çoktan harekete geçmişti.
Lilith, adamı duvardan söküp kendine çekti ve bir yılan kıvraklığıyla arkasına geçti. Kollarını bir mengene gibi adamın boğazına kenetledi. Sağ eliyle sol pazusunu kavrayıp adamın başını öne doğru bastırdı; bacaklarını ise adamın beline kenetleyerek tüm hareket alanını sinsice kilitledi.
Yaklaşık on saniye sonra muhafızın gözleri geriye kaydı ve bedeni Lilith'in kollarının arasında gevşedi.
Lilith, işini bitirip adamın cansız bedeninden zarifçe ayrılırken, koridorun taş zeminine sürtünen ağır bir demir sesi duydu.
Ses, her adımda derinleşen kasvetli bir yankıyla yaklaşırken Lilith bir an bile tereddüt etmedi. Bir gölge kadar sessizce gerileyip koridorun kenarındaki geniş taş kolonun arkasına süzüldü. Nefesini tamamen kontrol altına alıp zifiri karanlığa sindi.
Gelen şey, insandan ziyade dökme demirden yapılmış devasa bir kütleyi andırıyordu.
Işık hüzmesinin altında beliren muhafız, neredeyse iki insan boyundaydı. Bir elinde taş zeminde iz bırakan ağır bir gürz, diğer elinde ise üzerindeki rünleri loş ışıkta parıldayan devasa bir kalkan taşıyordu. Gövdesini kaplayan kapkara plaka zırhlar, her adımında korkutucu bir metal gürültüsü çıkarıyordu. Belinde ise kitabın bulunduğu odanın kapısına ait olduğu her halinden belli olan ağır, gümüş bir anahtar sallanıyordu.
Dev muhafız yerdeki iki cansız bedeni gördüğünde adımları durdu. Miğferinin dar göz aralığından etrafa süzülen bakışları hiddetle doldu.
''Çık ortaya, seni küçük yılan!'' diye kükredi. Sesi demir miğferin içinden boğuk ve sağır edici bir gürültüyle çıkıyordu. ''Gölgelerin arkasına saklanmak seni gürzümden kurtarmaz! Çık ki kemiklerini ufalayayım!''
Lilith, kolonun arkasında kımıldamadan durdu. Parmaksız eldivenlerinin içindeki ellerini esnetip belindeki fırlatma bıçaklarından birini kavradı. Dev bir zırha bodoslama saldırmak intihar olurdu; adamın dikkatini dağıtmalıydı.
Bıçağı, koridorun tam aksi tarafındaki ahşap kapıya doğru ıslık çalan bir hızla fırlattı.
Şık!
Bıçağın ahşaba saplanma sesiyle birlikte dev muhafız hırlayarak gürzünü kaldırdı ve hızla o tarafa döndü.
İşte fırsat.
Lilith, saklandığı gölgeden bir yılan gibi fırladı. Sessiz ve ölümcül adımlarla adamın arkasından yaklaşıp bir kedi çevikliğiyle sırtına doğru sıçradı. Amacı, zırhın omuz ile kask arasında kalan tek açık noktasına hançerini saplamaktı.
Ancak dev muhafız sandığından çok daha tecrübeliydi. Kızın havada süzüldüğü o salise de yaklaşan tehlikeyi hissetti ve böğürerek devasa kalkanını geriye doğru savurdu!
GÜM!
Ağır demir kalkan, Lilith'in göğsüne ve sol omzuna adeta bir balyoz gibi çarptı. Kızın vücudu darbenin şiddetiyle havalanıp koridorun sert taş duvarına savruldu.
Sırtı taş bloklara çarptığında kemik sızlatan bir gürültü koptu. Lilith acı bir nefes vererek zemine çakıldı. Göğsüne saplanan keskin ağrıyla ciğerlerindeki bütün hava bir anda boşalmıştı. Sol omzundaki eklemler yerinden çıkmışçasına zonklarken, başı duvara çarptığı için gözlerinin önünde siyah noktalar uçuşmaya başladı.
Ağzına hücum eden sıcak, metalik kan tadıyla sarsıldı. Çene kemiğine kadar süzülen kanı silmeye bile hali yoktu.
''Küçük bir haşere...'' dedi dev muhafız, kalkanını yere vurarak taş zemini çatlatırken. ''Ezilmeyi hak ediyorsun.''
Dev adam gürzünü havaya kaldırıp ağır adımlarla üzerine yürürken Lilith doğrulamadı bile. Sol omzu işlevini kaybetmiş gibiydi, sağ bacağındaki kaslar duvara çarpmanın etkisiyle titriyor, aldığı her nefes kaburgalarına sinsi bir ok gibi batıyordu.
Dudağının kenarından süzülen kan taş zemine damlarken, kız yüzüne düşen ıslak saç tellerinin arasından adama baktı. Bedenen tamamen harap haldeydi, hareket edecek dermanı kalmamıştı...''
Geber, seni küçük iblis!''
Dev muhafız kükreyerek devasa gürzünü, Lilith'in tam kafasına indirmek üzere havayı yaran bir kavisle savurdu. Ağır demirin gürültüsü koridorda ölümün habercisi gibi yankılanıyordu.
Lilith, tam o milisaniyede ağzına dolan kendi kanını emip yuttu.
O an, damarlarında uyuyan kadim ve gizli güç adeta patlayarak şahlandı. Bedenini baştan aşağı saran yakıcı bir sıcaklıkla birlikte gözleri karanlıkta mor bir ışıkla parıldadı. Lilith, üstüne gelen ölümcül darbeye karşı elini öne doğru uzattı.
''Gölge Duvarı İkinci Seviye!''
Kızın sesindeki büyü tonuyla birlikte, elinin önünde mor renkli, katılaşmış bir enerji kalkanı belirdi. Dev muhafızın tonlarca ağırlıktaki gürzü bu mor kalkana çarpıp büyük bir patlamayla geri sekti. Darbenin yarattığı şok dalgası dev adamı gürzüyle birlikte geriye doğru savurdu; zırhlı adımları taş zeminde gıcırdarken dengesini zor topladı.
Lilith hiç vakit kaybetmedi. Sol omzundaki ve kaburgalarındaki yırtıcı acıyı dindirmek için içinde uyanan güce odaklandı. Vücudunun etrafını saran ince mor ışık hareleri yaralarının üzerinde dolaşırken, şifa büyüsü kırık kemiklerini ve zedelenmiş dokularını anında iyileştirdi. Saniyeler önce harap halde olan genç kız, tamamen yenilenmiş bir halde ayağa dikildi.
Dev muhafız sarsıntıdan sıyrılıp gözlerine inanamayarak kıza baktı. ''Demek büyü de yapabiliyorsun, seni minik suikastçi...'' diye hırladı adam miğferinin arkasından. ''Ama bu seni elimden kurtarmayacak!''
Muhafız kalkanını havaya kaldırıp öfkeyle tekrar öne atıldı.
Ancak Lilith çoktan hız ve sakatlama büyülerini aynı anda aktif etmişti. Bedenini saran mor rüzgarla birlikte bir gölgeye dönüşüp muhafızın görüş açısından tamamen kayboldu. Zırhlı adam daha ne olduğunu anlayamadan, Lilith son hızda adamın bacak arasına süzüldü. Büyüyle güçlendirilmiş, kemik kırıcı bir tekmeyi doğrudan muhafızın diz kapağının arkasına savurdu.
ÇAT!
Ağır zırhın altındaki eklem yeri kırılma sesiyle büküldü. Dev muhafız acı bir böğürtüyle tek dizinin üzerine çöktü.
Lilith tek bir adımla adamın arkasına geçti. Elini doğrudan adama dokundurmadan, mutlak kontrol büyüsüyle havaya doğru kaldırdı. Parmaklarını büküp geriye doğru çektiğinde, dev adamın başındaki ağır demir miğfer büyülü bir kuvvetle yerinden sökülüp koridorun sonuna doğru fırladı.
Muhafızın terli, canavarca ve biçimsiz yüzü loş meşale ışığında ortaya çıktı.
Lilith, adamın arkasından sinsi bir adımla yanına yaklaştı. Yüzünü hafifçe buruşturup alaycı bir tebessümle adamı süzdü. ''Düşündüğümden de çirkinmişsin...''
Dev muhafız öfkeyle çılgına döndü. Kalan son gücüyle arkasına dönüp Lilith'i kavramak için elini uzattı. Fakat Lilith bu kez güç büyüsünü devreye sokmuştu.
Kız, kendisine uzanan zırhlı eli tek bir hamlede savuşturup dev adamın tam önüne geçti. Karşısındakine göre ufacık, parmaksız eldivenli elini adamın kalın boğazına geçirdi ve güç büyüsünün kazandırdığı muazzam kuvvetle, o koca adamı tek eliyle havaya kaldırdı.
Dev muhafızın ayakları taş zeminden kesilirken, gözleri dehşetle açıldı. İki devasa eliyle Lilith'in boğazını sıkan küçük, narin bileğini yakalamaya çalışıyor ama güç büyüsünün kazandırdığı o efsanevi kuvvete karşı hiçbir şey yapamıyordu. Gözleri damar damar kızarmış, nefessizlikten yüzü morarmaya başlamıştı.
''S-sen...'' diye hırıldadı muhafız, ciğerlerinde kalan son havayla. ''Sen ne tür bir iblissin?...''
Lilith kendi suratını hafifçe yana yatırdı. Yüzündeki kan izlerine rağmen dudaklarında o sinsi, serinkanlı tebessüm belirdi. Mor parıltılı gözleriyle adamın çaresiz bakışlarına kilitlendi.
''Ben bir iblis değilim,'' dedi Lilith, sesi neredeyse bir fısıltı kadar sakindi. ''Ama sen...''
Lilith tutuşunu biraz daha sıkılaştırdı, parmakları adamın boğazındaki kıkırdağı ezdi.
''...hayatımda gördüğüm en çirkin şeysin.''
Dev muhafız gözlerinde derin bir dehşetle son bir çabayla mırıldandı: ''Seni...küçük...yılan...''
''Benden sana bir tavsiye,'' dedi Lilith soğuk bir tebessümle. ''Bir dahaki sefere bir suikastçıya 'küçük yılan' demeden önce, boğazını koruduğundan emin ol.''
Lilith bileğini tek bir seri ve acımasız hamleyle yana doğru büktü.
ÇAT!
Koridorda yankılanan kemik kırılma sesiyle birlikte dev adamın gözlerindeki ışık anında söndü. Bedeni tamamen gevşedi. Lilith, güç büyüsünü geri çekerek o devasa kütleyi bir çuval gibi yere bıraktı. Taş zemine çarpan zırhın sesi koridorda son kez çınladı ve yerini derin bir sessizliğe bıraktı.
Lilith eğilip adamın belinde sallanan gümüş anahtarı parmağının ucuyla zarifçe çekip aldı. Anahtarı parmaklarının arasında döndürürken yerdeki cansız bedene son bir bakış attı.
''Artık o kadar da çirkin görünmüyorsun,'' diye mırıldandı ve büyü kitabının olduğu odanın kapısına doğru sessizce yürümeye başladı.
Anahtarı kilide sokup çevirdiğinde, pirinç mekanizmanın tok sesi koridorda yankılandı. Devasa ahşap kapıyı ayağının ucuyla yavaşça içeri doğru itti.
İçerisi yüksek tavanlı, sütunlarla çevrili antik bir mabedi andırıyordu. Odanın tam ortasındaki mermer bir kürsünün üzerinde Kraliçe Nyxara'nın arzuladığı o kadim büyü kitabı duruyordu. Üzerindeki rünler siyah beyaz bir ışıkla ritmik bir şekilde parıldayıp sönüyordu.
Lilith'in gözleri, başarmanın verdiği o doyumsuz mutluluk ve gururla parladı. Bütün bu dayak, kan ve acı nihayet meyvesini veriyordu.
Sinsi ve seri adımlarla kürsüye doğru yürüdü. Tam elini uzatıp ağır deri kaplı kitaba dokunacakken, kulağına havanın donma sesi ve keskin bir ıslık geldi!
ŞIIIIKK!
Lilith'in suikastçı refleksleri anında devreye girdi. Milisaniyeler içinde arkasını dönüp elini savurdu ve üzerine gelen dondurucu buz okunu mutlak kontrol büyüsüyle havada yakalayıp geldiği yöne doğru geri sektirdi!
Buz oku, odanın gölgede kalan köşesinden çıkan yaşlı, turkuaz renginde bir cübbe giyen büyücü kadının tam göğsüne saplandı.
Lilith, işinin bittiğini düşünerek soğuk bir tebessümle kaşlarını kaldırdı. Ancak buz oku kadının göğsüne çarptığı an kırılıp bir buz tozuna dönüştü. Kadının üzerinde tek bir çizik, tek bir kan damlası bile yoktu.
Büyücü kadın, elindeki kemikten asaya dayanarak kıkırdadı. Sesi yankılı ve alaycıydı.
''Cidden mi küçük kız?'' dedi yaşlı kadın, kırışık yüzündeki ölümcül tebessümle. ''Kendi büyümü bana geri mi fırlatıyorsun? Bu kutsal mabette büyülerin bana karşı işe yaramadığını öğretmediler mi sana?''
Lilith'in dudaklarındaki tebessüm yavaşça dondu. Ağzındaki kanı yere tükürüp sağ elindeki hançerini kavradı. Karşısındaki bu yaşlı kadının büyüye karşı bağışıklığı olduğunu anladığı an, mor renkli parıldayan gözleri tehlikeli bir şekilde kısıldı.
''Güzel...'' dedi Lilith, sesindeki alaycı ve soğukkanlı tonu koruyarak. ''Ben de zaten büyüyle dövüşmekten sıkılmaya başlamıştım. Demek ki işi eski usul halledeceğiz.''
Yaşlı büyücü kadın asasını mermer zemine vurdu. ''O kitaba dokunan son ölümlü olacaksın!''
Lilith hiç vakit kaybetmedi. Hançerini kavrayıp bir gölge gibi ileri fırladı. Amacı, mesafeyi saniyeler içinde kapatıp kadının boğazını tek bir seri hamleyle kesmekti.
Ancak yaşlı kadın yerinden bile kıpırdamadı. Asasının alt ucunu mermer zemine vurduğu an, etraflarındaki hava buz kesti. Lilith tam hançerini savuracakken, bastığı zemin anında kaygan bir buz tabakasıyla kaplandı. Kızın dengesi kaydı, ayakları altından kayarken hamlesi boşluğa düştü.
Lilith düşerken esnek bir hareketle kendini geriye atıp zemin üzerinde kayarak toparlandı. Hemen belindeki fırlatma bıçaklarından ikisini çekip kadının şahdamarına ve kalbine doğru savurdu. Çelikler havada rüzgarı yararak ilerlerken, büyücü kadın asasını yuvarlak bir kavisle çevirdi. Bıçakların önüne saydam, mavi renkte bir büyü kalkanı belirdi. Metal bıçaklar kalkana çarptığı an kıvılcımlar saçarak kırıldı ve değersiz demir parçaları gibi yere saçıldı.
''Çok yüzeysel hamleler, küçük kız,'' dedi büyücü kadın soğuk bir tebessümle.
Lilith dişlerini sıktı. Sinirliydi ama ne yapacağını bilmiyordu. Aniden duvarın kenarındaki sütunları kullanarak kadının etrafında dönmeye başladı. Hızını maksimuma çıkarıp kadının görüş açısından çıkmaya çalıştı. Tam arkasına süzüldüğü an, hançerini kadının kalbine saplamak için hamle yaptı.
Fakat yaşlı kadın arkasını bile dönmeden sol elini geriye doğru uzattı. Asasından yayılan dondurucu bir şok dalgası havada patladı!
GÜM!
Lilith üzerine gelen mavi renkte Büyüsel Basınç dalgasıyla geriye doğru savruldu. Sırtı sütunlardan birine sertçe çarptı. Ciğerlerindeki hava bir kez daha boşalırken, kız acı bir hırıltıyla yere düştü. Kadının büyüleri sadece güçlü değil, aynı zamanda Lilith'in her hamlesini önceden tahmin edecek kadar tecrübeliydi.
Lilith zorlukla doğruldu, şakaklarından süzülen kan gözünü yakıyordu. Kadın ona yaklaşmıyor, tamamen mesafe koruyup alan kontrolü yapıyordu. Kız ne zaman yakınlaşmaya çalışsa bir buz engeli, ne zaman bıçak atsa bir enerji kalkanı, ne zaman arkasına geçmeye çalışsa bir şok dalgasıyla karşılaşıyordu.
Kadın asasını havaya kaldırdı; odadaki meşalelerin alevleri uzayıp mızrak şeklini almaya başladı.
''Her hamleni görebiliyorum,'' dedi büyücü kadın, gözleri karanlıkta mistik bir ışıkla parıldarken. ''Bir suikastçının tüm numaraları bir büyücünün karşısında çocuk oyuncağıdır. Daha fazla direnmeye çalışma ve diz çök!''
Lilith, üzerine doğru süzülen alevden mızrakları görünce zorla nefes alarak hançerinin sapını biraz daha sıktı. Fiziksel ve büyüsel tüm hamleleri boşa çıkmıştı; kadının savunmasında tek bir açıklık bile yoktu.
Alevden mızraklar odadaki havayı yakarak Lilith'e doğru süzülürken, kızın dudaklarında karanlık bir tebessüm belirdi. Bedenindeki son güç kırıntılarını damarlarında dönen o kadim güce odakladı.
Lilith, derin bir nefes alıp fısıldadı. Bu, Kraliçe Nyxara'nın hatta dünyadaki hiçbir büyücünün nasıl yapıldığını bilmediği, sadece kadim büyü kitabının içinde yazılı olduğu tahmin edilen gizemli bir mantra idi.
Kızın silüeti bir anda mor ışık hareleriyle sarmalandı. Bedeninin hatları dalgalandı ve milisaniyeler içinde Lilith tamamen sırra kadem bastı. Alevden mızraklar, kızın az önce durduğu boşluğa çarparak mermer zemini patlattı.
Yaşlı büyücü kadının gözleri dehşetle açıldı, elleri asasının üzerinde titredi. ''N-ne? İmkânsız!'' diye kekeledi, sesindeki o kibirli ton ilk kez kırılmıştı. ''Bu... Bu Kadim Kitap'ın içindeki efsanevi Görünmezlik Büyüsü! Bunu bir ölümlü nasıl yapabilir?!''
Kadın kısa bir anlık panikten sonra zorlukla soğukkanlılığını topladı. Asasını yere vurarak etrafını dört bir yandan saran küre şeklinde bir enerji kalkanı oluşturdu.
''Görünmez olman hiçbir şeyi değiştirmez, küçük iblis!'' diye bağırdı kadın, etrafındaki boşluğa bakarak. ''Kalkanım önümde, arkamda, sağımda ve solumda sapasağlam duruyor! Bu engeli aşamazsın!''
Ancak kadın, bir suikastçinin boyutları nasıl düşündüğünü unutmuştu.
Lilith, görünmezliğin sağladığı avantajla zeminde ilerlememişti bile. Çoktan odanın yüksek sütunlarından birine tırmanmış, bir yırtıcı gibi kadının tam tepesindeki kemerli tavanın kenarına tünemişti.
Kalkan önünü, arkasını ve yan taraflarını koruyordu; fakat tam kafasının üstü tamamen açıktı.
Lilith, yüksekten kadının üzerine bir yılan gibi süzüldü. Hançerini var gücüyle aşağıya doğru savurdu. Çelik, kadının omzundan göğsüne doğru derin ve kanlı bir kesik attı.
''AAAAGH!''
Büyücü kadın acı bir çığlıkla geriledi, kalkanı patlayarak dağıldı. Göğsünden oluk oluk kan akıyordu. Ancak pes etmedi. Yaşlı kadın, büyü gücünü yarasına odakladı; kesik deri parçaları mistik bir yeşil ışıkla anında birleşerek kendini saniyeler içinde iyileştirdi.
Kan kokusu ve büyünün yarattığı o yoğun atmosferin ortasında kadın gözlerini kapattı. Lilith görünmezdi, evet... Ama hareket ederken vücudunun etrafında hafif, titreşimli bir uğultu oluşuyordu.
''İşte oradasın...''
Kadın gözlerini aniden açtı, asasını doğrudan uğultunun geldiği noktaya doğru doğrulttu. Lilith tam bitirici hamle için yaklaşırken, büyücü kadın çok iyi bir zamanlamayla alan etkili devasa bir şok dalgası patlattı!
GÜÜÜÜM!
Patlayan şok dalgası havadaki görünmezlik büyüsünü bir cam gibi kırdı. Lilith, görünmezliği bozularak geriye doğru savruldu, sertçe mermer zeminde sürüklendi. Büyücü kadın ise kırışık yüzünde zafer kazanmış bir edayla, elindeki asayı sımsıkı kavrayarak ona doğru yavaşça yürüyordu.
''Son numaralarını da tükettin küçük kız,'' dedi büyücü kadın, sesinde soğuk bir ölüm vaadiyle. ''Görünmezliğin bile beni aşmaya yetmedi.''
Lilith, doğrulurken gözlerini bir an bile kadından ayırmadı. Karşısındaki kadın, atılan her bıçağı, her büyüyü ve her fiziksel hamleyi kusursuzca emip yok ediyordu. Ama neden?
O an Lilith'in keskin gözleri bir detaya takıldı. Kadın ne zaman büyüsel bir darbe alsa ya da bağışıklık kalkanını devreye soksa, elindeki asanın üzerindeki antik rünler mavi bir ışıkla parıldıyor, kadının damarlarından asaya doğru bir enerji akışı oluyordu.
Bağışıklık kadının kendisinde değil... asada!
Lilith'in dudağının kenarında, kanın ve acının arasından sinsi bir tebessüm belirdi. Son kartını oynama vakti gelmişti.
Lilith, sanki son bir umutsuz hamle yapıyormuş gibi hançerini kaldırıp doğrudan kadının göğsüne doğru, bodoslama bir hücuma kalktı.
''Hâlâ dersini almadın mı?!'' diye kükredi büyücü kadın ve asasını Lilith'in kalbine doğrultarak son bir ölümcül büyü fırlatmaya hazırlandı.
Lilith tam kadının vurma alanına girdiği salisede bedenini yana doğru eğdi. Büyü hüzmesi kulağının birkaç santim yanından geçip arkasındaki sütunu patlatırken, Lilith hedefini son anda değiştirdi. Hançerini kadının bedenine değil, kadının asayı tutan bileğine ve asanın gövdesine var gücüyle savurdu!
ÇAT!
Sert çelik hamlesiyle birlikte asa büyücü kadının kavrayışından çıkıp havada dönerek odanın uzak bir köşesine fırladı.
Kadının yüzündeki zafer ifadesi bir an içinde yerini katıksız bir dehşete bıraktı. ''Hayır! Asam!''
Büyücü kadın panik içinde arkasını dönüp yere düşen asasına doğru çaresizce atıldı.
Ancak Lilith ona fırsat vermedi. Elini fırlayan asaya doğru uzatıp Mutlak Kontrol büyüsünü devreye soktu.
Asa, kadının parmak uçlarına değmesine milimler kala büyülü bir çekimle geri fırlayıp doğrudan Lilith'in eline geldi. Lilith, gözlerinde mor ışıklar parıldarken asayı iki elinin arasında kavradı ve güç büyüsünün kazandırdığı muazzam kuvvetle, kadının gözleri önünde ortadan ikiye ayırdı.
ŞAAK!
Asanın kırılmasıyla birlikte içindeki hapsedilmiş kadim büyü enerjisi patlayarak odaya yayıldı.
Asasından ayrılan ve büyüye karşı olan bağışıklığını kaybeden yaşlı kadın, savunmasız bir şekilde dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerindeki dehşet artık saklanamıyordu.
Lilith, kırılan asanın parçalarını yere attı. Sağ elinde parıldayan mor gölge enerjisini toplayarak, çaresizce soluyan büyücü kadının tam önüne geçti.
''Asan olmadan...'' dedi Lilith, fısıltı kadar soğuk bir sesle kadının çenesini tutarak. ''...sadece yaşlı ve çaresiz bir kadından farksızsın.''
Lilith, güç büyüsüyle güçlendirdiği elini yaşlı kadının boğazına geçirip iyice sıktı. Sivri ve uzun tırnakları kadının etine adeta birer pençe gibi gömüldü. Kadın acı ve nefessizlikle hırıldarken, Lilith'in gözleri aldığı zevk ve hazla hafifçe geriye kaydı. Dudaklarında beliren o karanlık, sinsi tebessümle birlikte içindeki kadim gücü devreye soktu.
Büyücü kadının damarlarında kalan son büyü enerjisi, Lilith'in tırnaklarının açtığı yaralardan kızın bedenine doğru akmaya başladı. Yaşlı kadının cildi anbean kuruyup canlılığını kaybederken, Lilith kadının tüm gücünü aç bir hırsla kendi bünyesine çekti.
İşi bittiğinde, enerjisi tamamen çekilmiş olan kadını değersiz bir çöpmüş gibi bıraktı; ardından ayağının ucuyla kadının suratına yumuşak ama aşağılayıcı bir tekme savurup onu yere kapakladı.
Lilith, dudağının kenarındaki kanı yalayarak mermer kürsüye doğru sinsi adımlarla yürüdü. Üzerinde antik rünlerin ritmik bir şekilde parladığı ağır, deri kaplı kadim büyü kitabını nihayet ellerinin arasına aldı. Kitabın varlığı teninde soğuk bir ürperti yarattı. Zevkle parıldayan gözleriyle kitaba son bir kez bakıp belindeki kılıfa sıkıca bağladı.
Arkasını dönüp odadan tam çıkacakken, yerdeki yaşlı kadının zayıf ve titrek eli Lilith'in ayak bileğine kenetlendi.
Yaşlı kadın, son nefesini vermeden önce gözlerinde katıksız bir dehşetle hırıldadı. ''O... O kitap... Eğer kötü ellere geçerse... ardında getireceği felaketleri asla tahmin edemezsin... Dünya... küle döner...''
Lilith durdu. Başını yavaşça geriye çevirip bileğini tutan çaresiz ele baktı. Dudaklarında buz gibi bir tebessüm şekillendi.
''Merak etme,'' dedi Lilith, sesi gecenin karanlığı kadar sakindi. ''Kraliçe Nyxara ona gözü gibi bakacaktır.''
Lilith, siyah deri çizmesinin tabanını kadının boğazına bastırarak nefes borusunu tıkadı. Büyücü kadın, Lilith'in ayağının altında bir iki boğuk ve kesik ses çıkarıp çırpınmaya çalıştı.
Lilith hiç istifini bozmadan, çizmesinin topuk kısmındaki gizli mekanizmayı gözleriyle bakarak aktif etti. Çizmenin altından çıkan keskin, ince bıçak mekanizması sessizce fırlayarak doğrudan kadının boğazına saplandı.
Kısa bir sessizliğin ardından, Lilith ayağını kaldırıp gizli bıçağı kadının boğazından zarifçe çıkardı. Kadının eli Lilith'in ayak bileğinden kayıp taş zemine düştü ve gözlerindeki ışık tamamen söndü.
Lilith, çizmesindeki kanı ölen kadının cübbesine hafifçe silip mekanizmayı kapatarak arkasını döndü. Zaferin verdiği gururla tapınağın karanlık çıkışına, yağmurlu geceye doğru yürümeye başladı.
Tapınağın ağır havasından kurtulan Lilith, dik kayalıkları döven fırtınalı havanın ve yağmurun ferahlatıcı soğukluğunu yüzünde hissetti. Yüzüne düşen ıslak saç tellerini geriye atarken derin bir nefes aldı.
''Sonunda...'' diye mırıldandı kendi kendine, sesi rüzgarın uğultusunda kaybolup gitti. ''İçerideki o rutubet kokusu ciğerlerimi çürütmek üzereydi.''
Yürüdüğü kayalık patikanın sonunda, sık ağaçların gölgesinde onu sabırla bekleyen sadık binek hayvanı belirdi. Gri postu gecenin karanlığında bir sis kütlesini andıran ''Gölge'' adındaki atı, sahibinin adımlarını duyunca hafifçe kişnedi.
Lilith, atın yanına yaklaşıp elini yavaşça uzattı, hayvanın burnunu okşadı.
''Uslu durmuşsun,'' dedi hafif alaycı bir fısıltıyla. ''Aferin sana. En azından sen içerideki o muhafızlar gibi gürültü çıkarıp başımı ağrıtmıyorsun.''
Belindeki deri torbadan çıkardığı kurutulmuş elma dilimlerini atına uzattı. Gölge elma dilimlerini zevkle çiğnerken, heybedeki deri su tulumunu çıkarıp atın kana kana su içmesini sağladı.
''İç bakalım,'' diye mırıldandı atının sırtını okşayıp, rahatlatırken. ''Yolumuz uzun. Saraya varana kadar ikimizin de kondisyonu yerinde olmalı.''
Esnek bir hareketle eğerin üzerine sıçradı. Dizginleri hafifçe sallayarak vadiden aşağıya, krallığa uzanan patikaya doğru yola koyuldu.
Aradan geçen birkaç saatin ardından yağmur dinmiş, yerini nemli bir gece sessizliğine bırakmıştı. Ormanın derinliklerine doğru ilerlerken gürül gürül akan bir derenin şırıltısı yankılandı.
Lilith dizginleri çekip attan indi. Derenin kenarına diz çöküp eldivenlerini ellerinden sıyırdı ve buz gibi suyu avuçladı. Yüzündeki ve boynundaki kurumuş kan izlerini temizlerken sudaki yansımasına bakıp kendi kendine kıkırdadı.
''Kraliçe Nyxara beni bu halde görseydi kesinlikle üstümdeki kan lekeleri için söylenirdi,'' diye mırıldandı, suyu yüzüne çarparken. ''Ama neyse ki kitabın üzerinde tek bir çizik bile yok.''
Deri su tulumunu derenin coşkun akıntısına daldırarak doldurdu. Tam ayağa kalkacakken çalılıkların arasındaki hareketliliği fark etti. Keskin gözleri anında bir yaban tavşanına odaklandı.
''Görünüşe göre bu gece şanslıyım,'' diye fısıldadı Lilith.
Hızla eldivenlerini giyip, belinde asılı olan tüftüfünü eline aldı. Cebinden çıkardığı küçük bir iğneyi tüftüfün içine koydu ve küçük boruyu sıkıca kavrayarak sinsice üfledi. İğne tavşanın boynuna saplanıp hayvanı oracıkta yere serdi.
Dere kenarındaki düzlükte çakmak taşıyla küçük, duman çıkarmayan bir kamp ateşi yaktı. Temizlediği tavşan etini korların üzerinde pişirirken, kılıfındaki kadim büyü kitabını çıkarıp dizlerinin üzerine koydu. Kitabın üzerindeki antik rünlerin loş ateş ışığındaki parıltısını izledi.
Dudaklarını büzüp kitaba baktı. ''Yaşlı cadı ölmeden önce dünya küle döner diyordu...'' diye mırıldandı, tırnaklarını rünlerin üzerinde gezdirerek. ''Bakalım bu sıradan deri ve kağıt parçası Kraliçe Nyxara'nın elinde gerçekten dedikleri kadar tehlikeli bir oyuncağa dönüşecek mi?''
Ağzına sıcak bir lokma attığı sırada, Gölge aniden huzursuzca kişneyerek kulaklarını geriye dikti.
Ormanın derinliklerinden, ağaçların ve gölgelerin ötesinden gelen katıksız bir gürültü geceyi yardı. Bu, ne bir kurt ulumasına ne de bilinen bir ayının böğürtüsüne benziyordu. Derin, taşları titretecek kadar ağır ve Lilith'in daha önce hiç duymadığı dehşet verici bir yaratık kükremesiydi.
Lilith elindeki eti yavaşça yere bırakıp kendi kendine fısıldadı.
''Güzel... Tam da 'gece fazla sessiz geçti' diye düşünmeye başlamıştım.''
Mor parıltılı gözleri karanlığa doğru kısıldı, sağ eli belindeki hançerin sapına kaydı.
Ateşin kıvılcımları gecenin karanlığına savrulurken, çalılıkları ezerek ortaya çıkan kütle ağaçların gölgesini yardı.
Gelen şey, iki ayağı üzerine dikilmiş devasa bir Vargr'dı. Neredeyse üç insan boyundaki bu kurt, gri-siyah postu, çelik mızrakları andıran yırtıcı pençeleri ve bıçak büyüklüğündeki sarımsı dişleriyle gecenin ortasında dehşet saçıyordu. Yaratık, salyaları toprak zemine damlarken devasa cüssesiyle Lilith'in üzerine doğru adım attı. Göğsünü kabartıp yeri göğü inletecek kadar ağır bir kükremeyle gözdağı verdi.
Lilith, belindeki hançerin sapını sıkıca kavradı. Yüzüne düşen bir tutam ıslak saçın arkasından bu muazzam dehşete baktı. Dudaklarının kenarında hafif, alaycı bir tebessüm şekillendi.
''Huh...'' dedi kız, fısıltı kadar vurdumduymaz bir sesle. ''Korkmam gerekiyordu sanırım.''
Vargr, kızın bu umursamaz tavrıyla çıldırarak devasa pençelerini savurup bir ölüm balyozu gibi Lilith'in üzerine atıldı.
Tam o milisaniyede Lilith, kusursuz bir suikastçı refleksiyle bir gölge gibi yana süzüldü. Yaratığın tonlarca ağırlıktaki pençesi toprağı ve kamp ateşini patlatarak savrulurken, Lilith havadaki süzülüşü esnasında sol elindeki iki fırlatma bıçağını çekip serice fırlattı.
ŞAK! ŞAK!
Bıçaklar, Vargr'ın arka bacak tendonlarına tam isabetle saplandı. Devasa yaratık acı dolu, kulak tırmalayıcı bir böğürtüyle dengesini kaybetti, bacaklarının gücü kesilince tek dizinin üzerine çöktü.
Yaratık, gözlerinde katıksız bir öfkeyle kafasını çevirip ikinci bir saldırı için pençelerini gerdiği an, Lilith çoktan onun tepesindeki ağaç dalına tırmanmıştı bile.
''Çok yavaşsın,'' diye fısıldadı kız yukarıdan.
Lilith, ağaç dalından aşağı bir yılan kıvraklığıyla süzüldü. Havadayken attığı tek bir zarif ve dairesel kavisle çelik, Vargr'ın kalın ve zırh gibi derisini tereyağı keser gibi biçti.
ŞIRRRK!
Lilith toprağa zarifçe, tek dizinin üstünde konarken, arkasındaki devasa Vargr'ın başı gövdesinden ayrılarak ağır bir gürültüyle çayıra yuvarlandı. Yaratığın dev bedeni saniyeler sonra devrilip cansız bir kütle halinde yere çakıldı.
Ormana ani bir sessizlik çöktü.
Lilith ayağa kalktı. Hançerindeki kanı ölen canavarın postuna silip kınına soktu. Yaratığın devasa, korkunç kafasını kulaklarından yakalayarak Gölge'nin yanına kadar sürükledi. Atının semerinin yan tarafındaki deri halatları kullanarak bu dehşet verici ganimeti gümüş renkteki eğerin kenarına sıkıca bağladı.
Gölge, semerine bağlanan kesik canavar kafasını koklayıp hafifçe kişnedi ama sahibinin soğukkanlılığından güç alarak sakinleşti.
Ağaçların arasından süzülen ilk ışık hüzmeleri ormanı aydınlatmaya başlarken, gece yerini kızıla çalan mor bir şafağa bıraktı. Yağmur tamamen dinmiş, havanın nemli kokusu toprakla karışmıştı.
Lilith, esnek bir hareketle atının üzerine sıçradı. Belindeki kadim kitabı ve semerinde sallanan dev Vargr kafasını kontrol etti.
''Gidelim Gölge,'' dedi fısıltıyla, gözleri ufukta yükselen güneşin altında heybetle dikilen sarayın kulelerine kilitlenirken. ''Kraliçe bizi bekler.''
Dizginleri hafifçe salladı ve şafak vakti krallığa uzanan patikada tekrardan yola koyuldu.
Yaklaşık bir saat sonra güneşin kızıla çalan ilk ışıkları, Aethelgard Krallığı'nın heybetli surlarını ve devasa kulelerini aydınlatırken Lilith, atı Gölge'nin dizginlerini yavaşlattı. Şehrin girişini koruyan ağır ahşap ve demir kapılara yaklaştığında, surların üzerindeki muhafızların meşaleleri sabahın alacasında titriyordu.
Kuledeki nöbetçi muhafız, atın semerinde sallanan o devasa, kanlı Vargr kafasını ve üzerindeki sürücümsü silüeti fark edince bir anlık dehşetle donakaldı. Ancak gelenin gece mavisi saçları ve soğuk duruşuyla Leydi Lilith olduğunu anladığı an gırtlağını temizleyip bağırdı:
''Açın kapıları! Leydi Lilith döndü!''
Ağır makaralar gıcırtıyla dönmeye başladı; zincirlerin sesi sabahın sessizliğini yardı. Kapıdaki zırhlı muhafızlar, Lilith yanlarından geçerken göğüs zırhlarına yumruklarını vurarak saygıyla başlarını eğdiler. Lilith, muhafızlara tek bir bakış bile atmadan, gururlu bir tavırla Aethelgard'ın taş döşeli sokaklarına adım attı.
O sırada, sarayın en yüksek kulesinin aralı pencerelerinden birinde Kraliçe Nyxara duruyordu. Sırtında süzülen ağır kadife pelerini ve keskin gözleriyle avluya giren silüete baktı. Dudaklarının kenarında gurur duyan bir tebessüm kıvrıldı.
Arkasında, haritaların başında duran Kral Aurelius'a doğru başını çevirdi. ''Sonunda geldi,'' dedi Nyxara, sesi bir kuş fısıltısı kadar pürüzsüzdü. ''Görünüşe göre küçük suikastçın görevini tamamlamış Aurelius.''
Aşağıda, saray avlusunun ortasında Lilith dizginleri çekip Gölge'yi durdurdu. Atın yanına koşarak gelen genç bir saray muhafızı, Lilith daha hareket bile etmeden dizlerinin üzerine çöktü ve sırtını düzleştirerek kendini bir basamak haline getirdi.
Lilith, siyah deri çizmeleriyle muhafızın sırtına zarifçe basarak atından aşağı süzüldü. Pelerinini hafifçe geriye savururken bakışlarını bile adama çevirmeden, soğuk bir sesle talimat verdi:
''Gölge'yi doğrudan ahıra götür. Tımar edilsin, yarası var mı bakılsın ve en taze arpayla beslensin.''
''Nasıl emrederseniz Leydim,'' dedi muhafız başını kaldırmadan.
Lilith, belindeki deri keseden tek bir altın sikke çıkardı. Bakışları hala sarayın giriş kapısındayken, parmaklarının arasındaki altını arkasındaki muhafıza doğru şık bir kavisle fırlattı. Muhafız, havadaki altını tek hamlede yakaladı. Yüzündeki minnet duygusuyla altını göğsüne bastırıp, ''Cömertliğiniz için minnettarım Leydim!'' diyerek önce Gölge'nin semerindeki dev Vargr kafasını yere indirip sonrasında ise atın dizginlerini tuttu ve hızlı adımlarla ahıra yöneldi.
Tam o esnada, avlunun köşesindeki derin kuyudan elindeki ağır bakır helkeye taze su dolduran genç bir hizmetkar kız duraksadı. Üzerindeki mütevazı hizmetçi elbisesi, toplu kahverengi saçları ve ürkek gözleriyle Elora, Lilith'in avludaki heybetli duruşunu fark edince elindeki helkeyi olduğu gibi yere bıraktı.
Kovadan sıçrayan sular taşları ıslatırken, Elora eteklerini toplayıp heyecan ve rahatlama karışımı adımlarla Lilith'e doğru koştu. Yüzündeki o endişeli ifade yerini derin bir nefese bırakmıştı. Lilith'in tam önünde durup saygıyla dizlerini kırdı.
''Leydim...'' dedi Elora, sesi heyecandan hafifçe titreyerek. ''Sonunda döndünüz! Tanrıya şükürler olsun, günlerdir aklım sizdeydi.''
Lilith, karşısında heyecanla duran Elora'ya baktı. Büyünün etkisi bittiği için gecenin morundan tekrardan kehribara dönen gözlerinde her zamanki soğuk ama sadece bu küçük kıza gösterdiği hafif, geçici bir yumuşama belirdi.
''Rica ederim Elora,'' dedi Lilith, sesindeki alaycı tınıyla. ''Benden o kadar kolay kurtulamayacağını ne zaman anlayacaksın? Ben yokken sarayda durumlar nasıldı? Çok sıkıldın mı?''
Elora, leydisinin onunla konuşmasıyla hemen toparlandı, ellerini önünde birleştirip heyecanla anlatmaya başladı: ''Ah leydim, siz yokken zaman geçmek bilmedi! Bıçaklarınızı biledim, odanızdaki tütsüleri tazeledim ve en sevdiğiniz ipek elbiseleri havalandırdım... Ama saray çok sessizdi. Sahi, neresiydi o gittiğiniz gizemli yer? Kraliyet muhafızları bile nereye gittiğinizi bilmiyordu.''
Lilith hafifçe gülümsedi, parmağını dudaklarına götürerek ''Şşt,'' dedi sinsi bir fısıltıyla. ''Kraliçe Nyxara'nın küçük bir ricası vardı. Tapınaktan Kadim Büyü Kitabı'nı almam gerekiyordu. Ayrıntıları sorma, merak seni erkenden mezara sokar.''
Elora korkuyla yutkunarak başını salladı.
Lilith ardından avlunun kenarında duran iki iri kıyım kraliyet muhafızına döndü. İşaret parmağıyla Gölge'nin semerinden çözülüp yere bırakılmış olan devasa, kanlı Vargr kafasını gösterdi.
''Siz ikiniz,'' dedi emreden bir sesle. ''Şu leş kafasını kaldırın ve önüme düşün.''
Muhafızlar, Vargr kafasının üzerindeki kurumuş kanları ve çelik gibi dişlerini görünce bir an tereddüt ettiler. Ancak Lilith'in keskin bakışlarını üzerlerinde hissedince hemen öne atılıp devasa kafayı iki yanından kavrayarak güçlükle kaldırdılar.
Lilith, arkasında Elora ve önünde kanlı Vargr kafasını taşıyan iki zırhlı muhafızla birlikte sarayın görkemli mermer merdivenlerini tırmanmaya başladı. Taş koridorlarda muhafızların ağır zırh sesleri ve Lilith'in topuklu çizmelerinin yankısı çınlıyordu.
Taht odasının devasa çift kanatlı demir kapılarına ulaştıklarında, kapıda nöbet tutan baş muhafız Lilith'i görünce hemen içeriye seslendi:
''Ulu Kral Aurelius! Leydi Lilith görevinden döndü ve huzurunuza çıkmak ister!''
Görkemli salondan Kral Aurelis'un tok ve gür sesi yükseldi: ''Derhal içeri alın!''
Ağır kapılar gıcırtıyla iki yana açıldı.
İlk olarak, kanlı ve devasa Vargr kafasını taşıyan iki muhafız içeri adımladı. Muhafızlar, salondaki soyluların ve danışmanların dehşet dolu bakışları arasında ilerleyip, o korkunç yaratık kafasını Kral Aurelius'un yüksek tahtının tam önüne, ayaklarının ucuna gürültüyle bıraktılar. Yaratığın açık kalan sarımsı gözleri ve devasa dişleri taht odasındaki herkesin kanını dondurmuştu.
Ardından sahneye Lilith girdi.
Omuzlarına dökülen gece mavisi saçları ve belindeki Kadim Büyü Kitabı ile bir gölge gibi sinsi ve zarif adımlarla taht odasının ortasına doğru yürüdü.
Tahtta oturan Kral Aurelius'un şaşkınlıkla büyüyen gözleri ile yanında gururla dikilen Kraliçe Nyxara'nın keskin bakışlarının kesiştiği noktada durdu. Lilith, dudaklarındaki o hafif, sinsi tebessümle başını öne eğip zarifçe diz kırdı:
''Huzurunuza döndüm, Majesteleri.''
Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayınız.🤍
Bölüm etkileşimi
