LAVİNİA kitap kapağı

3. bölüm / 5

LAVİNİA

2. Bölüm

Yazar: Gonca Çakır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 2. Bölüm

"YABANCI"

Güneşini sakın kaybetme demişti annem. Ona inanmaktan hiç vazgeçme.

Güneşe gerçekten de inanmalı mıydım? Ya doğmamak üzere battıysa, bir daha hiç doğmayacaksa? Özür dilerim anne.

"Gelebilir miyim kızım?"

Anılarımı bıçak gibi yaran kapı tıklatılma sesine çevirdim bakışlarımı ve olduğum ana hızlıca geri çekildim. Kalbim korkudan küt küt atıyordu. Sanki Hediye ile birlikte geçmişe, o odaya, küçüklüğüme geri dönmüştüm.

"Kızım?"

Sevgi annemin sesini duyunca ne ara akmaya başladığını bilmediğim gözyaşlarımı hızlıca sildim. Yanaklarım sızlıyordu. Sanki yediğim dayaklar, yanaklarımın üzerinde yer edinmiş gibi gölgesinde sızım sızım sızlamaya devam ediyordu. Yanaklarımı kurulayıp kapıyı açtım. "Efendim Sevgi anne."

Sevgi annemin bakışları anında gözlerimi buldu. Ağladığımı anlamıştı ama bu duruma da alışmıştı. Onun için alışılagelmiş bir durumdu artık. Acılarımı çoğu kez gerçek bir anne sevgisiyle dindirmeye çalışmış, benimle birlikte ağlamış, gecelerce gözyaşlarımı silmişti. Yüzünü hüzünle buruşturdu. Halime üzüldüğünün farkındaydım ama üzerime gelmek istemeyişini de anlayabiliyordum. Buğulanan bakışlarını yüzümde gezdirip tebessüm etmeye zorladı kendini. "Poyraz Bey geldi kızım, seni görmek istiyormuş."

Poyraz abimin adını duyunca gözlerim tedirginlikle açıldı. İşte ağlamama gerçek anlamda içi acıyacak tek kişi oydu. Canımın sürekli yanmasına dayanamıyordu artık. Tüm çabalarına rağmen ellerinin arasından yitip gitmeme daha fazla mecali kalmamıştı.

Sevgi anneme başımı sallayıp doğruca banyoya ilerledim. Lavaboya girer girmez bakışlarım, aynadaki harabeye dönmüş yansımamı buldu. Ağlamaktan şişmiş gözlerim ve kızarmış burnum...

Hoşnutsuzlukla burnumu kıvırdım. Poyraz abim bu durumdan hiç hoşlanmayacaktı. Tam 8 yıldır döktüğüm her gözyaşından hoşlanmadığı gibi.

Nasıl hoşlanabilirdi ki?

Beni, o bataklıktan kurtardığı geceden beri ilmek ilmek örmüştü etrafıma kalkanlarını. Kendi canı pahasına bana kol kanat germiş, tüm hayatını bir tebessümüm uğruna değiştirmişti. Hem de esaretimin beni erittiği bir anda...

İçimde kırıntıları kalan umudumun tamamen yok olduğu bir gecede ansızın karşıma çıkmış yepyeni, tertemiz bir hayat bahşetmişti bana. Tüm geçmişimi, adımı, sanımı, her şeyimi bir yangınla yok etmiş, karanlığımın üzerine doğmamı sağlamıştı. Tıpkı güneş gibi... Ve o geceden sonra Özge'yi öldürmüş, Güneş olmamı sağlamıştı.

Annemin, inanmaktan vazgeçme dediği güneş ben olmuştum.

Yüzümü arka arkaya yıkayıp kızarıklığın geçmesini bekledim lakin beyaz tenli olduğum için kolayca geçmiyordu. Parmaklarımı sardığım lavabo kenarlarını serbest bırakıp yüzümün ıslaklığına yapışmış kızıl saçlarımı, bileğimdeki siyah tokayla gelişi güzel topladım ve son günlerde güneşe fazla maruz kalmaktan belirginleşen çillerime baktım. Oldukça hayatsız görünüyordum.

Beğenmediğim halime başımı iki yana sallayıp Poyraz abimi daha fazla bekletmemek için odadan çıktım.

Koşar adımlarla merdivenlerden inip salona girdiğimde Poyraz abimin salonun tam ortasında beni beklediğini gördüm. Bana arkası dönüktü. Sessiz bir şekilde, dev dalgalara maruz kalan küçük bir teknenin batmama mücadelesini çizdiğim yağlı boya tablomu inceliyordu.

Bakışlarım, beyaz gömleğinin gizlediği sırtına kaydı. Sırtı bir yay gibi gergindi. Anlaşılan bu gecenin stresi çoktan üzerine sinmişti. Buruk bir tebessüm yayıldı dudaklarıma. Çok geçmemişti ki izlendiğini anlayınca bedenini bana çevirdi. Beni görür görmez önce gülümsedi ardından kaşlarını çattı.

Onun çatık ifadesini umursamadan yanına gidip kollarımı beline doladım. "Hoş geldin abi, seni beklemiyordum."

Sahte bir kızgınlıkla soludu. "Yine mi ağlıyorsun?" Uzak ses tonunun aksine elini sırtıma yerleştirdi ve bir abi tavrında sırtımı yavaşça sıvazladı.

Onun bir bakışıyla ağladığımı anlamasının sebebini hâlâ anlamasam da -ki bunu yüzüm ya da gözlerim kızarmadığında da anlayabiliyordu- sorgulamayı hiç düşünmemiştim. Ona yalan söylemek istemediğim için kabullendiğimi belli edercesine başımı salladım. "Biraz geçmişimi düşündüm de."

Fısıltı gibi çıkan sesimle beni tüketen geçmişimin laneti, odaya sinsice çöktü ve aramıza büyük bir sessizlik yerleştirdi. Yeniden ağlama isteği sabırsız bir hevesle içimde can çekişti. Kendimi zor tuttum. Benim kendimle olan savaşım, kolları arasında olduğum adama da yansıdı ve göğüs kafesini sıkıntıyla şişirdi. "Hani bunları konuşmuştuk, düşünmemeye çalışıyorduk."

Her anıma bedel sözleriyle titreyen dudaklarımı ısırdım. Düşünmemek için günlerce gecelerce uğraşıyor, sürekli kendimi avutuyordum fakat benim içim yanıyordu. Ne yaparsam yapayım içimdeki yangını söndürmeyi bir türlü beceremiyordum. Geçmiş kül olup içime çöküyor, sonra yine alev alıyordu.

Sıkıca sardığı bedeninden ayrılıp çaresizce yüzüne baktım ve ne zaman geçmişimi konuşsam eziyet etmeye başladığım avuç içlerime tırnaklarımı yeniden batırmaya başladım. "Bazen elimde olmuyor. Uğraşıyorum, çabalıyorum ama içimdeki sesleri bir türlü susturamıyorum."

İtiraz edercesine başını salladı. Çatılan kaşları da hâlâ düzelmemişti ve ters bakışları, ellerimin üzerindeydi.

Avuç içlerime yaptığım eziyete son vermek için ellerime uzanıp şefkatle sıktı. "Bunu kendine yapma. Sürekli geçmişi düşünmek demek yavaş yavaş intihar etmek demek... Yok olmak demek." Duraksadı ve o duraksamada çatık ifadesini düzeltip yerine buruk bir ifade yerleştirdi. "Hayat kendine gelmeni beklemez Güneş. Bırak geçmiş geçmişte kalsın. Geçmişinin, önünde yaşayacağın güzel günlere gölge düşürmesine izin verme."

Yenilgiyle içimi çektim. Haklı olduğunu biliyordum ama ne kadar geçmişimi unutmaya çalışsam da gecelerin umutlarıma mezar olmasının önüne geçemiyordum.

Yapamıyordum...

Boğazımda düğümlenen hüsranı güçlükle yutkundum. Güçlü durmam gerektiğinin ya da sürekli mızmızlanmanın bana bir fayda getirmeyeceğinin farkındaydım ama yine de yok edilen hayallerim, boynumu çaresizce büktürüyordu.

Ümitsizliğime inat omuzlarımı dikleştirip Poyraz abimin gözlerine baktım. Orada gördüğüm ifade ise omuzlarımı dik tutmama yetti. Bana güveniyordu. Bir gün iyi olacağıma, tüm geçmişimi geride bırakacağıma tüm kalbiyle inanıyordu.

Zaten ayakta durmamın en güçlü sebebi de onun bana olan güveniydi aslında. En çok o güvene tutunmuştum. Onu daha fazla üzmemek için gülümsedim. "Sen neden gelmiştin?"

Konuyu değiştirme isteğim anında anlaşılınca az önce aramıza açtığım mesafeyi kapattı ve yanımda olduğunu hissettirmek için başımın üzerinden öptü. "Eğer sen de istersen bu akşam yanımda olmanı istiyorum." Yeniden duraksadı lakin bu defa sıcacık gülümsedi. "Çünkü sen de benim ailemsin. Gelmek ister misin?"

Bir cümle, içinizde yalnızlıktan solan tüm çiçeklerinize su olabilir miydi? Evet, olabilirdi. Tıpkı şu an olduğu gibi.

Beni, 15 yaşımdayken o cehennemden kurtaran ve yaralarımı saran, yüreği merhamet dolu adama baktım. Baktıkça dolan gözlerimden dolayı su dolu bir akvaryumun arkasından ona bakıyormuşum hissine kapıldım.

Gözyaşlarımın aktığını görmemesi için yorgun bedenimle yorgun bedenine sarıldım. Tıpkı benim gibi o da yaralıydı. Yıllar önce karısı öldürülünce kızıyla kalmış, onun da yeniden hayata tutunması kızının öğretmeni Eylül sayesinde olmuştu ve bu gece Eylül ile evlenmek için ilk adımlarını atacaklardı.

Teklifini kabul ettiğimi belli etmek için tam başımı sallayacaktım ki duraksamama sebep olan tanıdık tedirginlik yerleşti içime. O cehennemden çıktıktan sonra bir daha kalabalık ortama hiç girmemiştim ve bu gece oldukça kalabalık bir ortama girecektim.

Poyraz abim de tedirginliğimi anlamış gibi olabildiğince sakin ve güven veren bir sesle konuşmaya devam etti. "Gelmek zorunda değilsin, lütfen kendini zorunlu hissetme ama eğer gelmek istersen ben hep senin yanında olacağım ayrıca tedirgin olacağın bir ortam olmayacak sadece Eylül'ün ailesi ve biz olacağız." Bir an sustu. Aklına yeni biri ya da birileri gelmiş olmalıydı ki yanılmadığımı anlamam geç olmadı. "Bir de Beren ile İlayda olacak ama onları zaten tanıyorsun."

Beren ile İlayda, Eylül'ün yakın arkadaşlarıydı. Onları en az Eylül kadar seviyordum. Ortamın kasvetinden ve içimdeki gereksiz sıkıntıdan kurtulmak için belli belirsiz gülümsedim. "Gelirim ama bir şartım var."

Şartım, beni bedeninden ayırmasına, merakla yüzüme bakmasına sebep oldu. "Şartın nedir?"

Kollarımı keyifli bir ifadeyle göğsümde birleştirdim. "Şartım, bana kızmaman." Gülümsememi genişlettim. "Yani bana kızmayacağına dair söz verirsen bu gece gelirim."

Şartlardan hoşlanmadığını belli edercesine kaşlarını çattı. "Ne için kızmayacağım?"

Sinirlendiğini anlamıştım. Biraz çabuk sinirlenen bir yapısı vardı. Pes ettiğimi belli etmek için ellerimi havaya kaldırıp muzip bir tavırla, "Ben kız tarafıyım." dedim. "Kızmaca alınmaca yok."

Muziplik sırası Poyraz abimdeydi. "Bak sen, hemen taraf mı değiştirdin?"

"Üzgünüm ama Eylül söz konusu."

Eylül'ün adını duyması bile onu dalgınlaştırmaya yetiyordu. Eylül'e ne denli âşık olduğu gözlerinden belliydi. Onu tanıdığım günden beri gözlerinde gördüğüm yıkık dökük enkazlar gitmiş, yerine aşkla, mutlulukla bakan gözler gelmişti. Geçmişi silinmese bile izlerini örterek yeniden mutlu olmayı başarabilmişti. "Söz konusu Eylülse akan tüm sular durur." Ben gülümseyince o da gülümsedi. "Şimdi yetişmem gereken bir toplantım var, akşama seni alırım."

"Olur." diyerek onunla birlikte kapıya doğru yürüdüm. Yanımdan arabasına binmek için ayrılınca bir süre gidişini izledim.

O gittikten sonra da çitlerin yanına doğru yürümeye başladım. Ne zaman geçmişimin karanlığı, ruhumu tozu dumana katsa işte o zaman Asil'le birlikte vakit geçirmek istiyor, az da olsa onda huzur buluyordum.

Asil yaklaşık bir yıl önce Poyraz abim tarafından bu çiftliğe getirilmişti. Burası bir at çiftliğiydi ve Asil buraya getirildiğinde yaralıydı. Aynı zamanda oldukça vahşiydi. Vahşiliğine rağmen iyileştikçe aramızda güzel bir bağ kurmayı başarmıştık. En azından bana alışmaya başlamıştı.

Tabi bunda ona gizlice verdiğim havuçların ve elmaların da etkisi olmuştu.

Adımlarımı doğruca ahıra çevirip Asil'in olduğu yere doğru ilerledim. Tam Asil'in yanına giriyordum ki Seyit babamın sesiyle durdum. "Güneş dur kızım, Asil bugün çok huysuz. Sana zarar verebilir."

Seyit babama gülümsemekle yetindim. Asil'in ilk huysuzluğu değildi bu. Ona doğru yavaş ve dikkatli bir şekilde ilerlemeye devam ettim. Yaklaştığımda da olabildiğince alçak bir sesle, "Kızım." dedim. "Yoksa beni mi özledin, ondan mı bu huysuzluğun?"

Onun kişisel alanına girmeden önce bana izin vermesini bekliyordum çünkü o izin vermediği sürece kişisel alanına girmeye kalkarsam tıpkı Seyit babamın dediği gibi bana zarar verme ihtimali yüksekti.

Olduğu yerde sabit bir şekilde yüzüme baktı ardından sadece kıpırdamakla yetindi ama bu hareketi bana hâlâ izin vermediğini gösteriyordu. Şansımı yeniden denemek istedim. "Yanına gelebilir miyim? Sana ihtiyacım var." Yüzümü acıyla buruşturup işaret parmağımla kalbimi işaret ettim. "Yine burası çok acıyor."

Gözlerim dolunca Asil daha da huzursuzlaştı. Atlar duygusal hayvanlardı ve karşısındaki insanın tepkilerini anlayabiliyorlardı.

Boğazımı yakan yumruyu sertçe yutkunup bakışlarımı etrafımda gezdirdim. Seyit babam çoktan çıkmıştı. Tekrardan Asil'e dönüp ona doğru temkinli bir adım daha attım. Gerçek anlamda içimdekileri bir tek ona dökebiliyordum. Bir tek onun yanında özgürleşebiliyordum.

Kısa bir soluk aldım. Patlama yaşamanın eşiğindeydim. Gözlerimi üzerinden indirmeden başımı yenilgiyle eğdim. "Başaramıyorum Asil, bir türlü geçmişimi unutmayı başaramıyorum." Kendime hak verircesine başımı aşağı yukarı salladım. "Nasıl başarabilirim ki? İzlediğim bir filmde, okuduğum bir kitapta, yediğim bir kâse çorbada, uzandığım bir kanepede hep geçmişimin izleri varken nasıl başarabilirim?"

Gözlerimin içi yanmaya başlayınca gözyaşlarımın akmaya başladığını anladım. Gözyaşlarım, ağlamaktan yosun tutan kirpik uçlarımın gölgesinde usulca akıyorlardı. İçimdeki tükenmek bilmeyen zehir, yanaklarımdan yine kalbime akıyordu.

İtiraz edercesine zayıflayan sesimle isyan etmeye devam ettim. "Nasıl başarabilirim ki? Aynaya bile bakamıyorum ben. Ne zaman aynaya baksam orada küçük bir kız çocuğu görüyorum. Adet görmeye bile başlamadan yetişkin olmaya zorlanmış küçücük bir kız var orada. Bedeni çocuk kalmış, ruhu zorla büyütülmüş bir kız. Hem de tek bir gecede..."

Kollarım sarılma isteğiyle sızladı ama sarılabileceğim hiç kimsem yoktu yanımda. Kucağıma kimsesizlik çöktü. Etrafıma bakındım. Hıçkıra hıçkıra ağlayabileceğim bir omuz aradım çaresizce. İçimde yana yana yakılan ağıtlar, yer edinmiş gibi yolunu yeniden buldu. Kalbimde güçlü bir sızı daha hissettirdi. Elimi acıyan kalbimin üzerine bastırdım. Çok fazla acıyordu. Katıksız, saf bir acıyla kavruluyordu. Hem de her defasında hiç yanmamış gibi.

Boğazımdan büyük bir hıçkırık kopacağını anlayınca elimi kalbimin üzerinden çekip dudaklarımın üzerine bastırdığımda Asil bana doğru bir adım attı. Bu da demek oluyordu ki kişisel alanına girmeme izin veriyordu.

Onun bana izin verdiğini görünce ona doğru koştum ve sıkıca sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ahırda yankılanan hıçkırıklarımdan dolayı Asil yeniden huzursuzlansa da yerinden kıpırdamadı, içimi dökmemi beklercesine öylece sabit kaldı.

Saniyeler, dakikalar geçti. Gözyaşlarım okyanus oldu. Batan teknesinin enkazlarını kanata kanata her bir zerreme yerleştirdi, içimi kıydı. En sonunda da taşırdığı sularıyla, sarıldığım atın boynunu sırılsıklam etmeye yetti.

Ona sarılarak ne kadar ağladığımın farkında bile değildim ama ağladıkça rahatladığımı hissediyordum.

Bir süre sonra başımı kaldırıp kızarmış gözlerimi ona çevirdim. "Biraz özgürlüğe koşalım mı?" Burnunun üzerini okşayıp onunla birlikte ahırdan çıktım ve üzerine binip dakikalarca özgürlüğe koştum.

🥀

Akşamüzeri ise Poyraz abim geldiğinde sabahki ruh halimi bir nebze olsun atabilmiştim. Üzerimdeki krem rengindeki gömleğin açılan düğmesini hızlıca kapatıp önümde duran siyah arabaya bindim.

Arabaya biner binmez gözlerim ilk olarak Melis'e kaydı. Pembeli beyazlı elbisesiyle peri kızları gibi süzülüyor, içindeki heyecanı yüzüne yansıyordu. "Güneş abla." dedi hevesle ve yanağıma küçük dudaklarını bastırdı.

Aynı şekilde öpüp çenesini sevgiyle sıktım. "Çok güzel görüyorsun Melis'im." Bakışlarımı hızlıca babasına çevirdim. "Ve tabii sen de çok şık görünüyorsun abi, Eylül'ün gözleri kamaşacak."

Poyraz abim teşekkür anlamında başını salladı ve bakışlarını yanı başımızda akıp giden karanlık yola sabitledi.

Garip bir gerginliği vardı. Ya Eylül'ün ailesinden dolayı ya da bilmediğim başka bir şey vardı. Düşünmeyi bırakıp Melis'e odaklandım.

Yaklaşık 1 saat sonra Eylül'ün evine geldiğimizde tanıdık tedirginliğim her zamanki gibi tüm bedenimi korkuyla ürpertti. Elimde olmadan soluklarım hızlanınca Poyraz abim tedirginliğimi fark edip güven veren bir sesle, "Merak etme ben yanındayım." diye fısıldadı.

Sessiz kalıp başımı salladım ve onlarla birlikte arabadan inip yürümeye başladım. Bizimle beraber Poyraz abimin kardeşi Demir abi ve baba yerine koyduğu Süleyman Efendi de vardı.

Usulca yürümeye devam ettik.

Geniş kapılı bir apartmana girince doğruca merdivenlerine yöneldik. Eylül'ün evine ilk kez geliyordum. Bildiğim kadarıyla evinden ayrılmış, Poyraz abimin evinde kalıyordu. Muhtemelen ailesi bunu bilmiyordu, o yüzden bu gece için buraya geçici olarak yerleşmişti.

Düşüncelerimin arasında dairesinin önüne geldiğimizde Poyraz abim kısa bir soluk alıp sabırsız bir şekilde kapıyı çaldı. Gerginliğini örtbas etmeye çalışsa da yaydığı enerji hepimizi geriyordu ya da ben içimdeki histen dolayı böylesine garip hissediyordum. Olacaklardan kaçmak istercesine başımı öne eğdim ve kapının açılmasını belki de açılmamasını bekledim.

Saniyeler içerisinde kapı açılınca Eylül'ü görebilmek için başımı kaldırıp ona baktım. Sevdiği adama öyle güzel öyle anlamlı bakıyordu ki imrenerek içimi çektim. Kusursuz bir sevgiyle birbirlerine bağlıydılar ve tüm zorluklara rağmen birbirlerinin olmayı başarmışlardı.

Eylül pür dikkat abime bakmaya devam edince kısa bir müddet kapıda kaldık. Abimin uyarıcı öksürüğüyle birlikte kendini toparlayınca da yüzlerdeki tebessüm eşliğinde kapıdaki herkes içeri girmeye başladı.

Bir tek ben dışarıda kalmıştım, kalmıştım çünkü içeriye girip girmemek arasındaki o ince çizgideydim. Yine de onlar için böylesine özel bir geceyi mahvetmemek adına içeriye adımlayıp direkt Eylül'e baktım. Orada kalabilmek için cesaret bulmaya ihtiyacım vardı. Neyse ki aradığım cesareti onun sıcacık gülümsemesinde bulunca küçük bir nefes vererek yanına ilerledim.

"Hoş geldin Güneş."

Aynı samimiyette gülümsedim. "Hoş buldum." diyerek onu baştan ayağı süzdüm. "Eylül, muhteşem görünüyorsun."

Eylül'ün bakışları hafifçe kısıldı. Ses tonumdan huzursuz olduğumu anlamıştı. "Teşekkür ederim."

Rahatlatmak istercesine sıkıca sarıldı ve işte o an, beni sürekli tüketen korku hissi, can bulmuş haliyle karşıma dikildi.

Tam karşımda siyahlar giymiş yabancı bir adam vardı. Gizemli bakışlarını yüzüme dikmiş, gözünü bile kırpmadan bana bakıyordu. Ciğerlerimin büzüşüp söndüğünü hissettim ve hemen oradan koşarak uzaklaşmayı istedim lakin Eylül'ün kolları arasındaki bedenim boynuma pranga vurulmuş gibiydi.

Hızlıca gözlerimi kaçırıp Eylül'ün bedeninden ayrıldım. Buradan bir an önce gitmek istiyordum. İçimdeki isteğe kayıtsız kalamayıp kapıya doğru dönüyordum ki Eylül koluma girdi ve annesi olduğunu tahmin ettiğim kadının yanına benimle birlikte ilerledi.

"Anne seni Güneş'le tanıştırmak istiyorum."

Kadın, tıpkı Eylül gibi sıcak bir ifadeyle gülümsedi. "Hoş geldin kızım. Canan ben de."

Hâlâ gitmeyi şiddetle istesem de kadının sıcak ifadesi karşısında kendimi gülümsemeye zorladım. Uzun bir zamandan sonra ilk kez tanımadığım biriyle konuşuyordum. Bu sıcak ifade az da olsa kendimi iyi hissettirmişti fakat iliklerime kadar işleyen izlenme hissi, yeniden huzursuz olmama sebep oldu. "Hoş buldum efendim." dedim kısık bir sesle ve başımı öne eğdim.

Başımı eğmemle birlikte kadının sesi kulaklarımı doldurdu. "Bu güzel kız kim?"

Kadının sorduğu soruyla kalbim bir anda hüzünle çırpındı ve saklanmaya çalıştığım bir gerçek daha tokat gibi yüzüme çarptı.

Sahi, kimdim ben? Dipsiz uçurumlarda acıyla savrulan bir bedenden ibaret değil miydim?

"Kız kardeşim."

Poyraz abimin odayı dolduran sesiyle birlikte bakışlarımı yüzüne çevirdim. Aile gibi bakıyordu. Aile hissini veren şefkatli bakışlarının karşısında dudaklarım titredi. O benim karşıma çıkmasaydı ben bugün hâlâ o cehennemde, bedenini kazıma isteğine devam eden biri olacaktım. Bir kez daha varlığına şükredip minnetle gülümsedim, yanına gittim.

Üzerimdeki beni huzursuz hissettiren bakışların ağırlığıysa beni ezmeye devam ediyordu ve benim o bakışlara bir kez daha bakma cesaretim hiç yoktu.

Tam Poyraz abimle birlikte o bakışların ablukasında odaya doğru ilerliyorduk ki o bakışlardan Poyraz abim de rahatsız oldu, önünden geçtiğimiz adamı uyarmak istercesine öksürdü.

Onun öksürüğü beni utandırmıştı. Başımı öne eğerek odaya girdim ve Poyraz abime olabildiğince yakın bir yere oturup ondan aldığım cesaretle bakışlarımı kapıya çevirdim.

Kapıya çevirir çevirmez o yabancının da içeriye girdiğini gördüm. Uzun boylu, siyah saçlı, genç bir adamdı. Keskin yüz hatlarını, kirli sakalları çerçevelemişti.

Onun kim olabileceğini anlamaya çalıştığımda Poyraz abimin evinde kaldığım gece, Eylül'ün ısrarla çalan telefonu yüzünden uyandığım aklıma geldi. O gece susmayan telefonu elime aldığımda Alihan diye birinin aradığını görmüştüm. Alihan, Eylül'ün kardeşiydi ve şimdi karşımda duran kişi de muhtemelen oydu. Ona baktığımı fark edince yanaklarımın ısındığını hissettim, hızlıca bakışlarımı ellerime sabitledim.

Anlaşılan bu gece benim için çok zor geçecekti.

Nihayet herkes içeriye girdiğinde ilk etapta odada gergin bir sessizlik oluşsa da kısa bir süre sonra büyükler söz alınca koyu bir muhabbet başlamış oldu.

Rahat bir nefes verip dikkatle karşımdaki büyükleri dinlemeye başladım. Süleyman Efendi'nin, Poyraz abimin çocukluğunu anlatması yüzümde tebessüm oluşturmasına sebep oluyordu fakat üzerimdeki bakışlar bir türlü çekilmiyordu. Bu da beni ister istemez korkutuyordu.

Bir an nereden geldiğini anlamadığım bir cesaretle ona bakma gafletine düştüm ve onunla göz göze gelir gelmez kalp atışlarımın güçlü sesi, odadaki herkesin sesini bastırdı.

Karşımdaki adamın bana ne niyetle baktığını bilmiyordum ve bedenimi, o bakışlar karşısında oldukça savunmasız hissediyordum.

Aklıma geçmişim düşünce içimde yeni bir ağlama isteği belirdi ama abimin gecesini mahvetmemek için içimdeki ağlama isteğini güçlükle bastırdım. Kendimi biraz daha rahatsız hissedersem lavaboya gitme bahanesiyle odadan çıkar, inhalerimle kendimi sakinleştiririm düşüncesine sıkı sıkıya tutundum.

Arka arkaya sessiz nefesler alıp sakin kalmaya çalışsam da Poyraz abim beden dilimi okumuşçasına karşımızdaki adamı uyarmak için yeniden öksürdü.

Ve bu öksürükle sanırım artık o bakışlardan tamamen azat edilmiştim.

🥀

Gecenin ilerleyen saatlerinde üzerimdeki bakışlar gitmiş olsa bile hissettiğim gerginlikten dolayı boğazım kurumuştu. Ne kadar yutkunsam da kuruluk gitmiyor aksine canımı yakıyordu. Ayrıca mutfakta oyalanmak yabancının olduğu ortamdan daha cazip geliyordu.

Su içme isteğimi Eylül'e söyleyince onunla birlikte ayağa kalkıp mutfağa doğru ilerlemeye başladım. Attığım her adımda izlendiğim hissine kapılıyordum. Sanki yürüdüğüm yolda kapanlar vardı ve kendimi o kapanlardan korumak için sağa sola atarak yürüyor, bu da bedenimi sarsıyordu. Sakinleşme isteğiyle derin bir nefes alıp kimseye belli etmeden yürümeye devam ettim.

Eylül ise öylesine mutluydu ki resmen ayakları yere basmıyor, mutluluğun her rengini barındıran bir kelebek misali karşımda süzülüyordu. Gülümseyerek başımı iki yana sallayıp mutfağa girdim. Eylül benden önce davranıp doğruca sürahiye uzandı ve doldurduğu bardağı bana uzattı.

Sessiz bir teşekkürle bardağı kavradım. Dudaklarımla buluşturmadan önce, "Düğün ne zaman olacak?" diye sordum. Kafamın dağılmasını istiyor, içimdeki gereksiz korkudan kaçmak istiyordum.

Tatlı tatlı gülümsedi. "Bizimkiler 10 gün sonra Almanya'ya geri dönecekler. Orada biraz işleri var, onları halleder halletmez düğünü yaparız."

"Düğün nerede olacak?"

Düşünür gibi bakışlarını kıstı ve kıstığı bakışlarını boşluğa tutundurdu. "Onu daha konuşmadık ama ben büyük bir düğün olsun istemiyorum sadece sevdiklerimizin yanımızda olacağı küçük bir düğün olsun istiyorum. O yüzden yeri çok önemli değil."

"Anlıyorum, o zaman bur..." Cümlemi tamamlayamadan mutfağa yabancı girince az önce kaçmaya çalıştığım korku, yüreğimin tam orta yerine sis gibi çöktü. Elimdeki bardak da kayıp düşmek üzereydi. Sakın! dedim, kendi kendime. Sakın bardağı düşürüp korktuğunu belli etme. Bardağı daha da sıkı kavradım ve onunla göz göze gelmemek için başımı öne eğdim.

Benim gerginliğime yoldaş bir sessizlik çöktü mutfağa. Tek duyabildiğim korkudan hızlanan soluklarımın sesiydi.

Bir an yeniden kaçmayı düşündüm. Evime gitmek, başımı yastığıma gömmek istedim fakat kıpırdayamıyordum bile. Korku tüm bedenimi ele geçirmiş, beni felç etmişti.

Sessiz bir yenilgiyle kabullendim varlığını ve alelade bir ses tonuyla kulaklarımı dolduruşuna şahitlik ettim. "Su içmek için gelmiştim."

Dudaklarımın arasından rahat bir nefes üfledim. Su içip gidecekti. Sabırla suyu içip gitmesini bekledim lakin yanıldığımı anlamam uzun sürmedi, varlığını bir anda yanımda hissettim.

Yüzünü göremesem de yere sabitlenen bakışlarım ayaklarını görüyordu. İrkilerek geriye adımladım ama o bunu fark etmedi bile. O an Poyraz abimin adını haykırmayı, bas bas bağırmayı istedim. Sesimi duymasını ve beni hapsolduğum bu korku girdabının içinden çekip almasını ümit ettim.

Ama yapamadım...

Zihnimin içi öylesine çığlık çığlığaydı ki o hengâmede sesini zar zor duyup düşüncelerimden sıyrıldım. "Biz tanıştırılmadık ama ben Alihan."

Görüş alanıma eli değince yanaklarımın yanmaya başladığını hissettim.

Bana dokunmak istiyordu!

Poyraz abimin, evin içindeki varlığına umutla tutundum ve ondan aldığım cesaretle eğdiğim başımı yavaşça yerden kaldırdım, bana dikkatle bakan adamın yüzüne korkuyla baktım.

Karşımdaki adamın benden ne istediğini ya da niyetinin ne olduğunu bilmesem de burada bana bir zarar veremeyeceğinin farkındaydım. "Ben de Güneş." dedim fısıltıya yakın bir sesle ve elini, havada asılı bırakarak arkamı dönüp mutfaktan çıktım.

Bacaklarım titriyordu. Sanki bedenimi taşıyamayacak, olduğum yere yığılıp kalmamı sağlayacaklarmış gibi hissediyordum. Bir yandan da yavaş yavaş paniklemeye başlıyordum. İçeriye kadar nasıl yürüyeceğime dair hiçbir fikrim yoktu.

Sakinleşmek için durmak istedim fakat arkamdan gelme ve baş başa kalma ihtimali kanımın çekilmesine sebep oldu. Böyle bir düşünce beni daha da zayıflattı, inhalerime sarılma isteğiyle sarsıldım. Hızlıca elimi cebime atıp cihazı parmaklarımın arasına sararak cebimden aldım.

Bir kez, iki kez, üç kez...

Saniyeler sonra... Bir nebze olsa artık daha iyiydim. Cihazı yeniden cebime yerleştirip içeriye yürümeye devam ettim, yüzüme rahat bir ifade yerleştirmeye çabalayarak. İçeriye korku dolu bir ifadeyle girdiğim takdirde Poyraz abimin ortalığı ayağa kaldıracağından adım gibi emindim.

Odaya girmeden önce son bir kez derin nefes alıp içeriye öyle girdim. Poyraz abimin bakışları anında beni buldu, sıkıntımı belli etmemek için ona gülümsesem de o sabit bir şekilde bana bakmaya devam etti.

Yavaş adımlarla az önce oturduğum yere ilerledim, tam oturmuştum ki Eylül ile Alihan içeri girdi. Neyse ki Eylül'ün enerjisi olası facianın önüne geçti.

Sessiz bir şekilde gecenin bitmesini beklemeye başladım.

Eve gitme vaktimiz geldiğinde ise herkesle vedalaştıktan sonra tam kapıdan çıkıyordum ki Alihan'ın, "İyi akşamlar Güneş." dediğini duyunca kalp atışlarımın bir kez daha güçlü bir şekilde çarptığına şahit oldum.

Bakışlarımı hızlıca ona çevirdim. Dikkatlice bana bakıyor, vereceğim cevabı bekliyordu. Belli belirsiz bir baş hareketiyle karşılık verdim ve bakışlarımı kaçırıp kapıya doğru ilerledim.

Neyse ki hiç bitmeyecekmiş gibi gelen gece, dışarı çıkmamla birlikte bitmişti. Hızlı adımlarla arabaya yürümeye devam ettim.

Dakikalar sonra arabaya bindiğimizde Poyraz abimin yüzünden de Melis'in yüzünden de mutluluk okunuyordu ve bu durum hem içimdeki sıkıntıyı hem de gölge gibi peşime takılan yabancıyı anlık da olsa unutturmuştu.

🥀

Çiftlik evine vardığımızda benimle birlikte arabadan inen Poyraz abime baktım. "Bizimle gelmek istemediğine emin misin?"

"Eminim hem biraz derslerime odaklansam iyi olacak, diğer türlü içim çok huzursuz oluyor."

"Tamam ama canın sıkılırsa telefon etmen yeterli."

Gülümsedim. "Hiç şüphem yok."

Poyraz abim başımın üzerinden öptü ve içeri girmemi bekledi. Ben içeriye girdikten sonra da arabasına binip çiftlik evinden uzaklaştı.

Usulca kapıyı kapatıp sessiz adımlarla birlikte odama doğru ilerlemeye çalıştım. Ses yaptığım takdirde biliyordum ki ev halkı uyanacak, bu gece için beni soru yağmuruna tutacaklardı. Benimse konuşacak ne halim ne de takatim vardı, tüm enerjimin çekildiğini hissediyordum. Tedirginlikle etrafıma baka baka odama ilerledim.

Neyse ki kimse karşıma çıkmamış, soru yağmuruna tutulmadan odama girmeyi başarmıştım. Hızlıca üzerimdekilerden kurtulup kendimi duşa attım.

Suyun biraz olsun halsizliğimi almasını umuyor, dersin başına oturmayı düşünüyordum çünkü sınavlarım başlamak üzereydi ve kaçarak yaşadığım hayatımda okumak oldukça güçtü. Her şeye rağmen sevdiğim bir bölümü seçmiştim. Abimin desteği sayesinde psikoloji okuyordum. Önce kendi yaralarımı saracak ardından da benim gibi ihtiyacı olan herkese tüm varımla yardım edecektim.

Duştan çıktıktan sonra dersin başına oturmayı düşünsem de yorgunluğum tüm bedenimi esir alınca ders çalışmaktan vazgeçip yatağıma uzandım, usulca gözlerimi kapattım. Lakin aklıma getirmemeye çalıştığım düşünceler, gözlerimi kapatmamla birlikte bana ihanet etti ve bu gece siyahlar giyinen yabancının siluetinin, gözlerimin önünde belirmesine sebep oldu.

Korkuyla gözlerimi araladım. Gözlerimi geri kapattığım takdirde aynı siluetin, yeniden gözlerimin önüne gelme düşüncesinden huzursuz olup kafamı dağıtmak için telefonumu elime aldım.

Bir süre sosyal medya hesabımda gezinmenin kafamı dağıtabileceğini düşünerek kimliğimi sakladığım hesabıma girdim. Gezindikçe kafam dağılıyor, insanların oldukça mutlu anlarını görmek kafamın içindeki esareti unutturuyordu ama maalesef bu durum çok uzun sürmedi. Eylül'ün, Alihan'la birlikte olduğu fotoğrafı gözlerimin önüne düştü.

Muhtemelen biz evlerinden ayrıldıktan sonra çekilip sosyal medyaya yüklemişlerdi. Bir an telefonun salladığını fark ettim. Dikkatli bakınca elimin titrediğini anladım. Bu gece içimi ürperten, korkularımı yeniden anımsatan adam, gözlerimin önünde durdukça ellerim titriyordu.

Başımı iki yana salladım. O Eylül'ün kardeşiydi ve kötü biri olmayabilirdi.

Dudaklarım acı bir tebessümle kıvrıldı. Yıllar önce herkese güvenmemem gerektiğini acı bir şekilde tecrübe etmemiş miydim?

Huzursuz bir nefes alıp hızlıca görüntüyü değiştirmek istedim, tam aşağıya inmiştim ki Eylül'ün, Alihan'ın adını etiketlediğini gördüm. İçimden etikete tıklamak gelse de anlamsız bir cesaretsizliğe büründüm. Sanırım utanıyordum ya da korkuyordum. Ne olduğunu tam olarak bilmiyordum.

Etikete tıklayıp tıklamamak arasında gelip giderken tıklama isteği galip geldi ve bir anda kendimi sayfasında buldum.

Hesabı gizli değildi, bir sürü fotoğrafı vardı. Kısaca fotoğraflarına göz attım. Eğlenceli bir hayatı var gibiydi. Fotoğraflarının çoğu, kızlı erkekli arkadaş gruplarıyla genelde de gece hayatı ya da yazlık kesimlerde, havuz başındaydı. Her fotoğrafında olabildiğince gülümsüyordu.

Bazı fotoğraflarında da takım elbiseli fotoğrafları vardı. Anladığım kadarıyla iş yerinde çekilmiş fotoğraflardı. Bir an ne iş yaptığını düşündüm ve fotoğraflarının altındaki açıklamalara baktım ama hepsi yabancı dilde, benim bilmediğim bir dilde yazılmıştı.

Eylül'ün ailesinin Almanya'da yaşadığını anımsayınca yazıların Almanca olduğunu anladım. Biyografisinde de "Architekt" yazıyordu. Anlamına baktığımda mimar olduğunu öğrendim.

Profilinde haddinden fazla zaman geçirdiğimi idrak edince bir daha bakmamak üzere hızlıca çıktım ve telefonu kendimden uzaklaştırıp başucumda duran kitabıma uzandım. Sayfalarını çevirip kaldığım yerden okumaya başladım.

🥀

Herkese merhaba

Bir tık uzun bölümle geldim ama umarım kimseyi sıkmadan keyif verebilmişimdir.

Bölümü nasıl buldunuz?

Gördüğünüz üzere Alihan'ın işi epey zor. Sadece Güneş açısından da değil Poyraz konusunda da zor :)

Tabii Poyrazımız bir şeylerden emin olunca rahat bırakacaktır:)

Umarım sevmişsinizdir.🧡

Desteklerinizi ve oylarınızı bekliyorum.
Aşkla kalın, sevgiyle nefes alın.🧡

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

76okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…