3. bölüm / 4
lavin જ⁀➴ isfad0.3 | the one with the beach
Bölümler 4Şu an: 0.3 | the one with the beach
Fadime bütün gün Eyüphan'dan bir adım beklemişti. Genelde kavgalarından sonra ilk adımı atan o oluyordu.
Bundan rahatsız değildi, ilişkide net olmayı seviyordu. Hislerini olduğu gibi söylemenin, içinden ne geliyorsa onu yapmanın ilişkiyi güçlendirdiğine inanıyordu.
Fakat bugün, özellikle İso'nun özründen sonra, ilk adımı o atmadığında neler olacağını merak etmişti.
Eyüphan onun bu tavrına aynı karşılığı vermiş, onun yüzüne bakmamıştı. Teneffüslerde arkadaşlarıyla takılmış, derste yan yana oturmalarına rağmen tek bir cümle kurmamıştı.
Okul bittiğinde Fadime eve dönmek istemedi. Kafasını dağıtmaya ihtiyacı vardı. Kulağında kulaklığıyla yürümeye başladı, Eyüphan nereye gittiğini bile sormamıştı.
Sahile geldiğinde kumlara çöktü. Bacaklarını kendine çekti, çenesini dizlerine dayadı.
Uzun uzun düşünmeye başladı.
Eyüphan başlarda sevgisini çok güzel hissettiriyordu, hatta sevgili olmadan önce iki ay peşinden koşmuştu.
Onun bu kararlılığı Fadime'ye güven vermiş olsa gerek, üzülmeyeceğine emin olarak sonunda çıkma teklifini kabul etmişti.
Haksız da çıkmamıştı, gerçekten çok ilgiliydi Eyüphan. Her şeyi en ince detayına kadar düşünüyordu hep, onu üzecek bir şey yapmamaya özen gösteriyordu.
İlişki ilerledikçe Fadime'nin güveni daha da arttı. Kafasında Eyüphan'a dair bir şüphe kalmamıştı. Her geçen gün sevildiğini daha fazla hissetmesiyle onun doğru kişi olduğuna emin olmuştu.
Bu kararından sonra kendini tamamen teslim etmişti ona, birbirlerinin ilki olmuşlardı.
Her ne kadar kabullenmek istemese de o günden sonra Eyüphan'ın bütün tavırları değişmişti.
Birden korumacı, sahiplenici bir kimliğe bürünmüştü, eski halinden eser yoktu. Araları bozulmasın diye her yolu deneyen adam, şimdi bile isteye kavga çıkarır olmuştu.
En önemlisi ise Fadime artık sevildiğini hissedemiyordu.
Çok denedi bırakmayı, ama yapamadı. Alışmıştı onun varlığına bir kere. Hayatında önemli bir yer edinmişti Eyüphan, öyle bırakmak istemekle olmuyordu.
Ancak bugün olanlardan sonra kafasına koydu. Son bir şans verecekti ona, son kez bekleyecekti eski haline dönmesini. Eğer düzelmezse de kendisine daha fazla zarar vermeden bitirecekti bu ilişkiyi.
Kulağındaki şarkıyı kapatıp kulaklıklarını çıkardı, kafasını kollarının arasına gömdü.
Birden birinin omzuna dokunduğunu hissetti.
Yalnız kalmak istiyorken rahatsız edilmenin getirdiği sinirle kafasını kaldırdı, ama yanındakini görünce siniri şaşkınlığa dönüştü. "Senin ne işin var burada?"
Okuldan sonra onu takip ettiğini söyleyecek hali yoktu, omuz silkmekle yetindi İso. "Sahile gelemez miyim? Asıl senin ne işin var burada?"
Fadime pek anlamlandıramasa da fazla üstelememeye karar verdi. Şu an derdi başından aşkındı. "Sahile gelemez miyim?"
'Yeme beni' der gibi gözlerini kıstı İso, daha fazlası olduğu belliydi. "Sadece sahile gelmek istediğine emin misin? Biraz dertli görünüyorsun."
Fadime derin bir iç çekti. Dertliydi dertli olmasına ama bunu İso'yla konuşamazdı. "Bu seni ilgilendirmez, düşmanız biz. Dertlerimi düşmanıma anlatacak halim yok."
Fadime haklıydı, ama haklı olması İso'nun işine gelmiyordu. Eğer bu iddiayı kazanacaksa biraz rol kesmeliydi. "Kızım biz ne konuştuk sabah? Ailelerimiz düşman, biz kurbanız demedik mi?"
"Sen dedin, ben değil. Hala sana güvenmek için bir sebebim yok." Cevap bekleyen gözlerle İso'ya baktığında, ters yönden esen rüzgar saçlarının önüne düşmesine sebep oldu. İso refleksle Fadime'nin yüzüne düşen saçları kulağının arkasına ittirdi.
Fadime'nin kocaman açılan gözleriyle karşılaşınca fark etti ne yaptığını. Neden yaptığını o da bilmiyordu, ama iddia için yapmadığını bilmek onu gafil avlamıştı.
Ateşe dokunmuş gibi parmaklarını hızla Fadime'nin yumuşacık saçlarından çekti, panikle boğazını temizledi. "Tamam, şöyle yapalım. Sen derdini anlat, karşılığında ben de kendimle ilgili bir şey söyleyeyim. Böylece düşmanına koz veriyormuş gibi hissedersen senin de elinde koz olmuş olur."
Kalp ritminin değişmesine sebep olan bu saçma anın etkisinden zar zor sıyrılarak biraz düşündü Fadime. Mantıklı geldi İso'nun söyledikleri.
Gerçekten konuşmaya ihtiyacı vardı ve şuan tek seçeneği İso'ydu. "Sevildiğini hissedemediğin yerde durur muydun?"
İso bu soruyu beklemiyordu. Fadime'yle Eyüphan'ın bugün hiç konuşmadıklarını fark etmişti ama sorunun bu kadar büyük olduğunu düşünmemişti.
Bir anlığına Fadime'nin sesindeki o burukluğa üzülse de kendini toparladı, odağını iddiaya verdi. "Durmazdım, oturup beni sevsin diye de beklemezdim."
Duyduklarıyla kafasını denize çevirdi Fadime. İso haklıydı. "Peki ya düzeleceğine inanıyorsan?"
İso böyle saçma aşk oyunlarına hiç inanmıyordu. "Kendimi kandırmış olurum. Birini sevmek bu kadar karmaşık olmak zorunda değil benim için. Ya seviyorumdur ya sevmiyorumdur. Hislerimi açıkça belli ederim, karşı taraftan da aynısını beklerim. Aradığımı bulamadığım yerde de durmam."
İso'yla ilişki anlayışlarının aynı olduğunu fark edince istemsizce gülümsedi Fadime. Kafasını İso'nun olduğu tarafa çevirdi, İso zaten ona bakıyordu. "Ya çok alıştıysan hayatında olmasına? Boşluğa düşmekten korkuyorsan?"
İso biraz yaklaştı Fadime'ye, oyun zamanıydı. "Bazen boşluğa düşmek aynı yerde takılı kalmaktan daha iyidir, Koçari kızı. Hayatın sana ne getireceğini bilemezsin. Belki de seni çok daha mutlu edecek biri çıkar karşına."
Fadime, gözlerinin içine bakan İso'nun yüzünü dikkatle inceledi. İlk defa bu kadar yakından bakıyordu ona. Hala kesmedikleri göz temasıyla beraber garip bir his sardı tüm bedenini.
Sonra kiminle konuştuğunu fark etti, hızla ayağa kalktı. Kendini fazla kaptırıp bariz gerçekleri unutmak istemedi.
İso onun bu çıkışını beklemiyor olsa gerek, kolundan tuttu onu. "Daha ben kendimle ilgili kozu söylemedim, nereye?"
Fadime ilk defa içtenlikle gülümsedi ona. En ummadığı yerde bulmuştu teselliyi, düşmanım dediği çocuğun yanında.
Yapmak zorunda olmamasına rağmen dinlemişti İso onu, derdine ortak olmuştu.
"Gerek yok, düşmanıma koz veriyormuşum gibi hissetmedim." Arkasını dönüp gidecekken birden durdu. "İso... teşekkür ederim."
İso çoktan ayağa kalkmıştı. Fadime'nin bu savunmasız hali onu hazırlıksız yakalasa da çabucak toparladı. Bir adım yaklaştı ona, yüzüne doğru eğildi. "Rica ederim, Koçari kızı. Eyüphan piçinden daha iyisini hak ediyorsun. Kendine bu kötülüğü yapma."
İso'nun düşündüklerini filtrelemeden söylemesiyle Fadime küçük bir kahkaha atarak kafasını öne eğdi. Sanki buna güldüğü için utanmış gibiydi.
Kafasını kaldırdığındaysa İso yine gözlerinin en derinine bakıyordu. Bu sefer kesmek istemedi bu teması, zaman bir anlığına dursun istedi. Garip bir şey vardı o mavilerde, insanı kendine çekiyordu.
İso için durum farklı değildi. Genç kızın ışıkta bal gibi parlayan ela rengi gözlerine baktığı o saniyeler, gerçek amacını unutturmuştu ona. Ağzı aralandı hafifçe, sonra hemen geri kapattı. Bu anı oyununa dahil etmek istemedi.
Saatler gibi gelen ama yalnızca birkaç saniye süren bu bakışmayı sonlandıran şey, Fadime'nin sabırsızca çalan telefonu oldu.
Sahilde yankılanan telefonun sesi, İso'yu adeta kendine getirdi. Neden burda olduğunu hatırladı, ama neden gitmek istemediğini anlamadı. Bir adım uzaklaştı, Fadime'nin telefonunu cevaplamasını bekledi.
Fadime telefonunu çıkardı cebinden, ekrana baktı. Arayan Pınar'dı.
Cevaplamadan önce İso'ya döndü. "Gitmem gerek, görüşürüz." Onun cevap vermesini beklemeden yürümeye başlayıp telefonu açtı. Pınar ona bugün duyduğu dedikoduyu anlatırken o çoktan Koçari'nin yolunu tutmuştu.
Eve yaklaştığında Pınar sonunda telefonu kapattı, Fadime ise düşünceleriyle baş başa kaldı.
İso'yla konuşmak ona gerçekten iyi gelmişti. Uzun zamandır kimseye derdini anlatamıyordu.
Pınar vardı tabii ki, ama Pınar hem Fadime'nin hem de Eyüphan'ın arkadaşıydı. Pınar'a anlatmış olsa yerinde duramaz, gider Eyüphan'a her şeyi anlatırdı.
Ama Fadime'nin istediği bu değildi. Eğer Eyüphan aralarını düzeltecek bir şey yapacaksa kendi istediği için yapsın istiyordu, başkasının yönlendirmesiyle değil. Onun gözünde hiçbir şey yapmamasıyla aynı şeydi başkasının lafıyla yapması.
Eve geldiğinde abisi evde yoktu. Bir şeyler atıştırıp odasına çıktı. Üstünü değiştirip yatağına uzandığında aklına istemsizce İso geldi.
Eğer biri ona iki gün önce İso Furtuna senin derdini dinleyip üstüne sana tavsiye verecek deseydi, asla inanmazdı.
Bugüne kadar onu ukala, zorba ve düşüncesiz biri olarak biliyordu. Koçarilerle tekme tokat kavga etmediği gün olmazdı mesela. Yüzünde yara olmadığı gün sayısı yok denecek kadar azdı.
Belki de bu yüzden şaşırmıştı bu kadar. Kendisi de bir Koçariydi, hatta onun babasını öldüren adamın kızıydı.
Çok daha sert bir tavır beklerken oğlanın bu yaklaşımı, onunla ilgili tüm tabuları yıkmasına sebep olmuştu.
Sonra bir şey daha hissetti: suçluluk. Onunla bakışırken yüreğinin ağzında atması gibi, parmakları saçını bulduğunda içinin ürpermesi gibi.
Sevgilisi olan bir kızın hissetmemesi gereken şeylerdi bunlar.
Kendine gelmek ister gibi kafasını iki yana salladı. Araları kötü olabilirdi, ayrılmayı düşünüyor olabilirdi ama hala bir sevgilisi vardı.
Telefonuna gelen bildirim sesiyle irkildi. Yazanın Eyüphan olduğunu görünce yutkundu, sanki hissetmişti.
Eyüp B.💗
bravo sana
butun gun bakmadın ya yuzume
tebrik ederim
gercekten gorebiliyorum beni ne kadar sevdigini
boyle devam et fadime
görüldü 18.26
Normalde olsa gözlerini dolduracak o mesaja sinirle baktı. Eyüphan'ın sanki kendisi suçlu değilmiş gibi üste çıkma çabasına fazlasıyla alışıktı.
Bunu yapabilmek cesaretlendirmişti onu. Cevap vermeye tenezzül bile etmedi. Sırt çantasından kitaplarını çıkarıp ödevlerine odaklandı.
Bu sırada İso hala sahildeydi, eve dönmemişti. Daha doğrusu dönememişti, ayakları çivilenmişti sanki. Aklında ise yalnızca Fadime vardı.
Bugün ilk defa görmüştü onu, ilk defa fark etmişti.
Büyüleyici güzelliğini fark etmişti mesela, ya da incinmeye ne kadar müsait olduğunu.
Paylaştıkları anları tek tek gözden geçirdi, zaten Fadime gittiğinden beri yaptığı tek şey buydu.
Genç kızın ipek gibi saçlarını ittirdiğinde kasılan elini hatırladı, ayağa kalktığında gitmesini istemeyişini. Ona bakarken titreyen göz bebeklerini.
En acilinden kendine gelmesi gerekiyordu, bunları yapmasının sebebi iddia olamazdı.
Sigarasından çektiği derin nefesin ortasında, cebindeki telefonun titrediğini hissetti. Semih arıyordu.
"Oğlum nerdesin lan? Gel iki dakika görün bari, Melis delirdi burada."
Melis İso'nun arada takıldığı kızdı. Her ne kadar sevgili olmadıklarını açıkça söylese de Melis bir türlü anlamak istemiyordu.
"Hiçbir yere gelmek zorunda değilim. Melis'e vermem gereken bir hesap yok. Öyle söyle ona."
"Ya İso sikicem yapacağın işi senin manitalarının dırdırını biz çekmek zorunda mıyız?"
"Melis benim manitam falan değil Semih. Umrumda da değil. Hadi görüşürüz."
Karşıdan cevap gelmesini beklemeden kapattı telefonu. Ne Semih'i umursayacak haldeydi ne Melis'i.
Tek bildiği aklını başına toplaması gerektiğiydi.
——————————
selam ya
mr darcy hand flex is that you
bir sonraki bolumde gorusuruzz🤍
Bölüm etkileşimi
