12. bölüm · Lara Alin | Gerçek Ailem
7. Bölüm
Medya: Müslüm Gürses - Affet
Çiçeklerim yedinci bölüme hoş geldiniz.
Oy vermeyi ve yorum yazmayı unutmayın canlarım.💗
Şimdi, sizi gülümsetecek bir sürprizin tam eşiğindesiniz.
Keyifli okumalar ballarım.🤍
***
Lara Alin’den
Yine gözüm kapalı sürpriz bir yere götürülüyordum ama bu sefer Miran tarafından.
Bu durum artık şaşırdığım bir şey değildi ama içimdeki merak her seferinde aynı tazelikle kıpırdanıyor. Onun adımlarına yetişmeye çalışırken, yüzündeki o gizlemeye çalıştığı heyecanı görmemek mümkün değildi. Sanki birazdan açılacak sahne sadece benim için hazırlanmıştı ve Miran da bu gösterinin hem mimarı hem sunucusuydu.
Arabada uyuya kaldıktan sonra uyanmıştım. Arinde sürprizleri olduğunu söylemişti şimdide Miranla oraya gidiyorduk ama bu yer kışlanın içinde bir yerdi.
“Ne sürprizi?” Herhalde bunu onuncu soruşum falandı. Ve yine aynı cevabı aldım “Benden laf alamazsın Işık.”
Bu sefer başka bir soru yönelttim “Peki o zaman nereye gideceğiz?”
Yandan bir bakış atıp güldü “Gidince görürsün Lysjente(Işık kız).”
Ofladım.
Yolun devamını da ona ters ters bakarak geçirdim.
Koyu kahverengi bir kapının önüne gelmemizle durduk.
Heyecanlandım.
Heyecanla Miran’ın gözlerinin içine baktım. O da bana baktı, içten bir şekilde gülümsedi. Sonra elini uzatıp “buyur” işareti yaptı.
İster istemez gülümsedim bu hareketine, bazen sinirimi bozuyor ama… ne bileyim tatlı işte.
Bir saniye. Ne dedim ben? Az önce Miran’a tatlı mı dedim? Ben? Miran’a? Kesin ateşim çıktı.
Elimi alnıma koydum. Normaldi.
Tam “neyse ya belki içten içe üşütmüşümdür” diyecektim ki, Miran’ın kafasını bana doğru uzatıp merakla baktığını fark ettim.
Elimi alnımdan çekişim… suçüstü yakalanmış çocuk gibi yavaştı.
“Hadi içeri girelim.” dedim hemen, konuyu kapatma çabasında.
Kapının kulpunu indirdim. İçeri adım attım. Etrafa baktım.
Boş.
Tekrar dikkatlice baktım. Cidden boştu bu oda. Kimse yoktu.
Miran’a döndüm. “Miran… burada kimse yok ki.” Sesim moral bozukluğuyla çatladı resmen.
Bu ne şimdi? Şaka mı?
Miran ise… Ağzına fermuar çekiyormuş gibi yaptı. Gülerek.
Kollarımı bağladım. Kapıya yöneldim.
“Ben gidiyorum.” dedim küskün bir sesle.
Boşuna heyecanlanmıştım. Zaten o gıcıktan ne beklenirdi ki. Anca gülsün. Pis.
“Eğer seni kırdıysam darıl bana ama bir gün beni ararsan bak ruhuna.” Gelen sesle arkama döndüm.
Arin, Demir ve Ege şarkı söyleyerek bana doğru geliyorlardı; odanın loş ışıkları üzerlerine vurdukça gölgeleri duvarlarda titreşiyor, adımlarının ritmi şarkıya karışıyordu.
Arin elinde pastayla ortalarında durmuş gözlerimin içine bakıyordu. Şarkı sözlerini gözlerimin içine bakarak söylüyordu; bakışları sanki havayı ağırlaştırıyor, sesinin titreyişi kalbimin içine kadar işliyordu.
Arin elinde pastayla yaklaştı ve tam önümde durdu; adımlarının her biri sanki içimde bir yere dokunuyor, yüzüne vuran titrek ışık onu hem güçlü hem de kırılgan bir siluet gibi gösteriyordu.
"Ben seni bulduğum gün… dünyamın eksik parçasını buldum sandım, küçüğüm. O yüzden acele ettim, seni düşünmeden karar verdim. Seni zorladığım için, seni korkuttuğum için özür dilerim. Sen benim her şeyimsin… ama bu, senin kendi hayatını seçme hakkını elinden almak demek değildi. Küçüğüm, her şeyim affet bizi. Hepsi için. Yeniden başlayalım miniğim ama bu sefer birbirimizi kırmadan, üzmeden."
Buğulanan gözlerimi kırpıştırdım. Gülümsedim ve yeni başlangıç için elimi uzattım; parmaklarımın titremesi, içimde biriken tüm kırgınlıkların yerini yavaşça umutla dolduruyordu.
Pastayı Demir'e verdi, elimi tuttu; dokunuşu sıcak, kararlı ve sanki “buradayım” diyen bir güvenle doluydu.
"Merhaba ben Lara Alin Bozkurt, Arin Bozkurt'un kardeşiyim." öyle bir gülümseme sundu ki… dudaklarının kıvrımı, gözlerindeki parıltı, içimde bir yerleri yumuşatan o tanıdık sıcaklıkla birleşti.
"Memnun oldum. Bende Arin Bozkurt, Lara Alin Bozkurt'un abisiyim. Onu her zaman sevecek, koruyacak abisi."
Yüzüm istemsizce kızardı. Ama kalbimde çok güzel bir his oluştu; sanki uzun zamandır sessiz duran bir melodi yeniden çalmaya başlamıştı.
Uzun bir süre ellerimiz bağlı bir şekilde birbirimize baktık; nefeslerimiz aynı ritimde yükselip inerken etrafımızdaki dünya silikleşti, sadece o anın ağırlığı, sıcaklığı ve sessizliği kaldı.
Bakışmamızı bölen şey kafamızın üzerine patlayan konfetiydi.
“Aa! Aras abi neden kulağımın dibinde patlatıyorsun?” Kulağımı ovuşturdum.
Bir anda kucağa alınmayla ağzımdan çığlık kaçtı.
Aras beni kucağında döndürürken sevinçle konuştu. “Minik kaç gündür bu anı bekliyordum.”
“Hangi anı?” diye anlamazca sordum; gerçekten neyi kastettiğini çözmeye çalışırken kaşlarım hafifçe çatıldı.
“Tekrar abi demen. O olaylardan sonra bize abi bile demiyordun.” Sonda sesi gittikçe kısıldı.
Evet, onlara Arin’in abim olduğunu söylemedikleri için kırılmıştım. Abi demeyide onları tamamen affedince diyecektim.
Ve ben onları tamamen affetmiştim; bu düşünce içimde sıcak bir dalga gibi yükseldi, göğsümün tam ortasında huzurlu bir genişlik bıraktı.
Yavaşça yere bıraktı, yanağıma buse kondurdu.
“Fıstık pastayı üflemeyecek misin? O kadar uğraştık.” Demir elinde mumları yakılmış pastayla üflememi bekliyordu; mumların titrek ışığı yüzüne vuruyor, sabırsız ama sevgi dolu bir ifade bırakıyordu.
Şaşkın bir şekilde sordum “Siz mi yaptınız?”
Ege elini omzuma attı. “Larişim hepsini ben yaptım bunlar anca kaytardı. Ne beklenirdi ki bu her-”
Lafını bölen şey Arin’den yediği şaplaktı; tok ses bir anda havayı doldurdu, Ege’nin yüzündeki ifade komik bir şaşkınlığa dönüştü.
Kafasını ovuşturdu. “Abi ne yapıyorsun ya? Bütün hücrelerim gitti.” Sesi hem sızlanıyor hem de hafifçe gülüyordu.
“Lysjente(Işık kız) mum sönüyor.” Abimleri boş verip pastaya yöneldim. Benim için yaptıkları pastaya; üzerindeki mumların ışığı yüzüme vuruyor, içimde tarifsiz bir sıcaklık bırakıyordu.
Pastanın üzerindeki yamuk yazı dikkatimi çekti. Okuyabilmek için biraz daha yaklaştım. “Yeni bir başlangıca” yazıyordu; harflerin eğriliği bile içtenliklerini, uğraşlarını anlatıyordu.
Yanımda duran Arin’e ilk adımı attım. Elini tuttum; parmaklarımızın birbirine kenetlenişi sanki bir söz, bir bağ, bir kabul gibiydi.
Gözlerinin içine bakarak “Beraber üfleyelim.” dedim. Sesim yumuşak, içimdeki duygularla doluydu.
İçten bir şekilde gülümsedi, gözlerini kırpıştırdı.
Pastaya geri dönmemle bizi tebessüm ederek izleyen Miranla göz göze geldim.
Gözlerini kırpıştırdı, gamzeleri gözükecek şekilde gülümsedi.
Gülümsemesine karşılık verdim.
“Hadi, hep beraber.” Hepsi pastaya yaklaştı, pastanın etrafında çember oluşturduk.
Ege üçten geriye saydı. “Üç, iki, bir.”
Aynı anda üfledik; mumların ışığı bir anda sönüp dumanı havaya yükselirken içimde bir şey hafifledi, bir şey yenilendi.
Mumlar sönerken içimden mırıldandım: “Yeni bir başlangıca.”
Patatesli börekleri kaba yerleştirdikten sonra kapağını sıkıca kapattım; sıcaklığı hâlâ kabın içinden hafifçe yükseliyor, mutfağın içine yayılan o mis gibi patates kokusu sabahın sessizliğine sıcak bir dokunuş bırakıyordu.
Sabah erken kalkıp abimlere patatesli börek yapmıştım. Patatesli fikride Yavuz babamdan çıkmıştı. Ben ağzından Arin’in ne sevdiğiyle alakalı bilgi alacakken ona yakalanmıştım. Yavuz babamda Arin’in sevdiği şeylerle alakalı birkaç tüyo vermişti.
Yüzündeki o bilmiş gülümseme hâlâ aklımdaydı.
Okul formam giyili olduğu için direkt çantamı da alıp evden çıktım.
Okula direkt oradan giderdim yoksa eve çıkmaya geri üşenirim; kendimi tanıyordum, bir daha çıkmak için gereken motivasyonu asla bulamazdım.
Bu saatte çoğunlukla antrenman yaptıklarından antrenman yaptıkları yere yol koyuldum.
Yeni bir başlangıç yapmamızın üzerinden bir iki hafta geçmişti. O zamandan bu yana onlara -Arin hariç- abi diye sesleniyordum; kelime ağzımdan her çıktığında içimde bir şeyler yumuşuyor, aramızdaki bağ biraz daha güçleniyordu.
Arin’e daha dışımdan “abi” diyememiştim. O bu kelimeyi her şeyden çok hak etmesine rağmen.
Arin’i abim olarak görmeye başlamıştım. Bu büyük bir gelişmeydi. Fakat galiba kendimi “abi” demeye hazır hissetmiyordum; kelime boğazımda düğümleniyor, içimdeki duyguların yoğunluğu beni geri çekiyordu.
Yüzleri beni görmeyecek şekilde şınav pozisyonundaydılar; omuzlarından aşağı süzülen ter damlaları sabahın serinliğinde buharlaşıyor, nefes alışları toprağın üzerinde ritmik bir titreşim yaratıyordu.
Aklımda anlık Gündoğdu Marşı çaldı.
“Gü-nay-dın!” Enerjik bir şekilde önlerine çıkarken bağırdım. Sesim antrenman alanında yankılandı, içimdeki coşku dışarı taştı.
Allah’tan diğer timler biraz uzakta benim bağırışlarımı duymuyorlar.
“Günaydın birtanem.”
“Günaydın fıstığım.”
“Günaydın miniğim.”
“Günaydın Larişim.”
Hepsi bir ağızdan konuştu. Tek anladığım günaydın demeleriydi; sesleri birbirine karışmıştı ama tonlarındaki sıcaklık çok netti.
Ellerimi heyecanla birbirine vurdum. “Size bir sürprizim var.” Hep onlar sürpriz yapıyordu artık sıra bende.
Hepsinin bakışlarında “ne sürprizi?” diye bir şey geçtiğine eminim ya da ben biraz heyecanlandığım için saçmalıyorum ama gözlerindeki merak pırıl pırıldı.
“Abim sen bize sürpriz mi hazırladın?” Arin’in sorusuna karşı kafamı aşağı yukarı şekilde salladım. İçimdeki heyecan daha da arttı.
“Abin sana kurban olsun. Birde bize sürpriz hazırlamış yerim seni abim.” Kafamı ellerinin arasına aldı ve alnıma kocaman bir öpücük kondurdu.
Çantamın ön gözünden plastik kabı çıkardım. Ve arkama sakladım.
Hepsinde heyecanla gözlerimi gezdirdim. “Sürprizim sizce ne?”
Ege dışından “ıımmm” diye düşündü ve bir anda parmağını şıklatıp “buldum” dedi.
“Yine ne buldu acaba?” diye söylendi Aras.
Ege, Aras’a göz devirdi. Tamamen bana döndü ve kendinden emin bir şekilde konuştu “Kalbimi çalmıştın şimdide geri mi veriyorsun Lariş? Doğru benim kalbimi öyle herkes kaldıramaz.” Arkandan plastiği aldı ve tak diye açtı.
Benim sürprizimi bozdu.
“Ege!” diye çemkirdim; sesim istemsizce yükseldi.
Hemen elinden çektim güzelim böreklerimi. “Sen yiyemezsin.”
“Niye?”
“Çünkü sürprizimi bozdun.”
Ege’nin söylenmelerine karşı kulağımı tıkadım.
İlk börek tadımı için Arin’e uzattım.
Gülümsedi ve içinden bir tane aldı. Parmaklarının böreğe dokunuşu bile nazikti.
“Çiçeğim bunu sen mi yaptın?” Yüzümde böreğin tadını beğenecek mi heyecanı vardı; kalbim göğsümde minik minik atıyordu.
Ben tadına baktığımda beğenmiştim. Ama onların beğenmesi önemliydi.
“Abi zehirlenme oranın yüksek gibi.” Ege arkadan konuştu.
Ona dönüp dil çıkardım. “Arin beğenir bir kere.”
Arin ilk ısırdığı aldı, dikkatle yüz ifadesini izledim.
Normal, normal ve gülümsedi.
“Bu nasıl börek papatyam? Sen bunun içine ne koydun da bu kadar güzel?”
“Beğendin mi?”
“Beğenmek ne kelime bayıldım çiçeğim.” kulağıma yaklaştı ve devam etti “Sevdiğim böreği yapmanda gözümden kaçmadı abim.”
Gülümsedim. Artık sevgimi göstermeye çalışıyordum onun bana gösterdiği gibi.
“Arin hepsini bitirdin ya fıstığımın ellerinden de biraz ben yiyeyim.” dedi Demir ağzına börek atarken.
Plastik kabı Arin’in elinden aldım, börekler yarıya inmişti. Şokla Arin’e baktım. Ne ara bitirdin be adam.
Yeni başlangıçtan sonra Demir’e “Yeşil gözlüm” demeyi özlediğimi fark etmiştim. Aslında ben direkt onlarla abi-kardeş olmayı özlemiştim. Zaten artık onlara adım attığıma göre önümüzde bir engel yoktu.
“Yeşil gözlüm al bunları sen. Aras abişim sende bunları al.” Börekleri sırayla ellerine bıraktım. Maazallah Arin’den dolayı bitecekti hepsi.
Ege’nin önüne gelince durdum. “Sana yok.”
“Bana yok mu Lariş? Acı abişine. Hadi be Larişim.” Dudaklarını büzmüş bir şekilde bana bakıyordu; gözleri kocaman, sesi yumuşacıktı.
Ben şimdi nasıl kıyayım bu tatlı surata.
“Tamam al.” diyerek eline üç dört tane bıraktım.
“Sen birtanesin abisinin balı.”
“Arin elleşme benim böreklerime.” Demirle Arin börek kavgası yapıyordu. Arin onca börek yemesine rağmen Demir’inkilere dadanmış çaktırmadan çalmaya çalışıyordu.
Arin’e müjde haberi verdim. “Evde daha börek var.”
Yavuz babama da böreklerden götürdükten sonra Arin, Miranla bizi okula bırakmıştı.
Sınıfımın olduğu kata geldiğimiz için yollarımız ayrılıyordu. Durdum ve ona döndüm; kalabalığın uğultusu arkamızda akarken o an sanki sadece ikimiz vardık.
“Miran… bir bekler misin?”
Onunla konuşurken insanın içinde utanmamı olur ama utanmada değil. Ne bileyim onunla konuşurken sesim içime kaçıyor gibi oluyor; kelimeler boğazımda yumuşuyor, sesim neredeyse fısıltıya dönüyordu.
Çantama onun için koyduğum plastik kaptaki patatesli börekleri çıkarttım ve ona uzattım; kabı uzatırken parmaklarımın hafif titrediğini hissettim.
Kaşları hafifçe kalktı, gözlerinde yumuşak bir şaşkınlık parladı. “Bana mı?” diye şaşkınca sordu.
Gülümsedim bu tepkisine, kafamı aşağı yukarı salladım.
Ellerimin arasından aldı kabı.
“Sen mi yaptın?”
“Evet.” Zil çaldığından “İyi dersler.” dedim ve sınıfa doğru yola koyuldum; adımlarım hızlandı ama kalbim geride, onun yanında kalmış gibiydi.
Arkamdan seslendi “İyi dersler Işık.”
Sesindeki o yumuşaklık, o tek kelimenin içindeki sıcaklık… günümün geri kalanını aydınlatmaya yeterdi.
Kaanların oturduğu masaya Badeyle birlikte oturduk.
“Selamlar!” diye giriş yaptım ve Deniz’in yanındaki boş yere kuruldum. Yanıma da Bade geçti.
“Selam Çalıcık.” Doruk’un hitabıysa ters ters ona baktım.
Zümralarla kavgamız sonucu oluşan kabarık, çalıkuşunu andıran saçımdan dolayı bana böyle seslenmeye başlamıştı; her duyduğumda içimde hafif bir öfke kıpırdansa da artık alışmıştım.
“Hoş geldiniz güzellikler.” Deniz’in enerjiyle konuşmasıyla Kaan yudumladığı suyunu püskürttü, Miran’ında boğazına bir şey kaçmış olmalı ki öksürmeye başladı; ikisinin aynı anda paniklemesi masayı kahkahaya boğdu.
Deniz onlara bakarak gülümserken “Helal helal.” dedi.
Deniz bana döndü ve şikayet edercesine konuştu "Lara bu Miran var ya bu Miran bize senin yaptığın böreklerden vermedi, hepsini kendisi yedi."
"Size de yaparım Denizcik."
"Laracım bana 'Denizcik' demen bütün karizmamı yerle bir ediyor."
"O zaman her vakit derim Denizcim."
Deniz'in isyan eden mırıltılarını duymazlıktan gelerek Bade’ye döndüm “Nasıl yemek?”
Bade’yi ısrarlarım sonucu yemekhaneye yazdırmıştım bugünde ilk defa deneyecekti.
Hem her gün kantinden yemekten çok daha iyidir. Hem de Fatma ablanın yemeklerini kantin tostunu ezer geçerdi. Tepsiden yükselen kokular bile bunu kanıtlıyordu.
“Çok güzel, bayıldım.”
“Değil mi? Fatma ablanın eli leziz.”
Çıkışta Miran ve Badeyle beklerken bize yaklaşan bir kadın görüş açımıza girdi; adımlarının sakinliği, yüzündeki yumuşak ifade hemen dikkatimi çekti.
Bade bana bir bakış attı “Annem geldi.”
Annesiydi demek.
“Kızım”
Annesi yaklaştı ve Badeye kocaman sarıldı; sarılışındaki sıcaklık, özlem ve sevgi o kadar belirgindi ki içimde bir yer hafifçe sızladı.
“Anne işin daha uzun sürmeyecek miydi?”
Annesi Bade’nin saçını okşarken “Badem sizin için erken gelmek istedim.” dedi
Boğazımda bir yumru oluştu; o sahne içimde bir şeyleri tetikledi, tarif edemediğim bir boşluk gibi.
Bize döndü “Merhaba çocuklar.”
Miran elini uzattı “Merhabalar efendim ben Miran, Bade’nin arkadaşıyım.”
Ardından ben uzattım “Bende Lara Alin”
“Memnun oldum çocuklar.”
Elinde bir sıcaklık vardı anne sıcaklığı böyle miydi?
Dokunuşu bile içimde bir anlığına durup düşünme isteği uyandırdı.
“Çocuklar gelin sizi de bırakalım.”
Miran “Teşekkür ederiz şimdi abimde gelir.” dedi.
Bade geldi ve bana sarıldı.
“Bir yere gidiyorumda haberim mi yok?” diye sordum.
Bana ters ters baktı “Sarılamaz mıyım?”
Gülerek daha sıkı sarıldım; onun kokusu, sıcaklığı içimi rahatlattı.
“Buluşalım hafta sonu.”
Onayladı beni.
Arabayla gidişlerini izledik. Arabanın uzaklaşmasıyla etraf biraz daha sessizleşti.
Miran’a döndüm “Miran”
“Miran?” diye sordu.
“Miran demeyim mi?”
Kafasını iki yana salladı “De, hep de.”
Bakışlarım gözlerinde kaldı.
Gözlerine bakınca insanın geri bakmaması çok zordu bence. Kahverengiydi ama tonu öyle güzel bir tondu ki daha önce görmediğim bir tondu; derin, sıcak, içine çeken bir renk.
Dibimizde korna çalmasıyla sıçradım.
Demir abimdi.
“Küçük Hanım ve Küçük Bey atlayın bakalım.”
Miran ona edilen hitapla göz devirdi.
Hızlıca koştum ve önü kaptım.
Miran’a bakıp güldüm.
Demir abi kırmızı ışıkta durmamızla “Bugün yemekler Ege ve Aras’tan.” dedi.
“Ne? Cidden mi?” Gülmemi tutamadım; hayal bile edemiyordum.
Miran arkadan konuştu “Zehirlenmeyiz umarım.”
“Ege abim ve Aras abim yaptıysa zehirlenme olasılığımız çok yüksek.” Hepimiz bu dediğime güldük; kahkahalar arabanın içinde yankılandı, günün yorgunluğunu bir anda hafifletti.
Sessiz olmaya çabalayarak anahtarla kapıyı açtım.
Arin’i korkutacaktım.
Toplantısı olduğu için bizi Demir almıştı ve şu an evde olmalıydı.
Kapıyı yavaşça kapattım ve minik adımlarla odasına adımladım; ayak seslerim halının üzerinde kayboluyor, içimdeki heyecan göğsümde hafif hafif çarpıyordu.
O sırada gözlerimi evin diğer taraflarında gezdirdim ama oralarda gözükmüyordu.
Odasının kapısını araladım.
Burada yoktu.
Nerede?
“Papatyam”
Arkamdan gelen sesle çığlık attım. “Aa!”
Arkamı döndüm hızla. Arin kapının önünden bana bakıyordu; yüzündeki hafif gülümseme, beni korkutmayı başardığı için duyduğu keyfi ele veriyordu.
“Abim sessiz sessiz ne yapıyorsun burada?”
“Şey yapacaktım.”
Kaşlarını kaldırdı. “Ne yapacaktın?”
“Korkutacaktım seni.”
Kahkaha attı. Ellerini yanaklarıma getirdi ve ikisinede öpücük kondurdu. “Abim sen beni mi korkutacaktın? Yerim seni ben.” Sondada saçlarıma buse kondurmayı unutmadı.
Güya Arin’i korkutacaktım. Onun yerine ben korktum. Bu nasıl iş yahu?
“Abicim üstünü giyin sonra yemeğe gidelim.”
“Tamam ab-” durdum.
“Abi” diyecektim ama durdum. Neden durdun? Bilmiyorum.
Arin’in gözlerine baktım. Gözlerindeki ışık “abi” diyecekken vazgeçmemden ötürü sönmüştü; o an içimde bir şey kırıldı sanki.
Onu boşuna umutlandırıyordum.
Benden iyi bir kardeş olmayacağı belliydi zaten.
“Ben giyineyim.” Bu söylediğimi duyduğuna bile emin değildim o kadar kısık söylemiştim ki.
Yanından sıyrılarak geçtim, odama girdim.
Bu hafta benim için oda tasarlamıştık. Beğendiğim eşyaları almış, duvarları beraber boyamıştık.
Bunu hak ettiğimi pek sanmıyorum. Aslında Arin gibi bir abiyi hak ettiğimi sanmıyorum.
Dolaptan kıyafetleri seçmeye başladım.
Üstüme moralim bozul olduğundan hızlıca rahat bir şeyler geçirdim.
Saçımı da düzelttikten sonra odadan çıktım.
Arin hazır bir şekilde kapıda saatini takarken beni bekliyordu; bakışları beni baştan aşağı süzüyor, içimdeki moral bozukluğunu sezmiş gibi duruyordu.
Moralim bozuk diye onunda morali bozulmamalıyım, en azından bunu başarmalıyım.
Gülümsemeye çalıştım “Ben hazırım.” dedim enerjik bir şekilde.
Bana yaklaşırken yüzümü inceledi.
Uzandı ve iki elimi de tuttu. İkisine de buse kondurdu.
“Çiçeğim, Laram iyi misin sen? Moralin mi bozuldu?”
Abi iyi bir kardeş olamıyorum, başaramıyorum. Sen benden daha iyi bir kardeşi hak ediyorsun. Seni üzüyorum. Ve seni üzmek beni üzüyor diyemedim.
Gözlerimi kaçırdım “İyiyim ben.” İnanmadı. “Hadi ama açıktım ben.”
Daha fazla konuşmamak için kapıyı açtım ve ayakkabılarımı giymemle çıktım.
Aynısını Arin’in de yapmasını bekledikten sonra üst kata Aras ve Ege’nin evine merdivenlerle çıktık.
Kapıyı çaldım.
İçerden bağrışmalar geliyordu.
“Aras yanık kokusu geliyor! Ocağa bak.”
“Oğlum hangi birisine yetişeyim. Ocağa da bir zahmet sen bak.”
“Arascım ben en önemli işi yapıyorum.”
“Ne yapıyorsun Egecim.”
“Sofrayı kuruyorum.”
“Ege! Kapı çalıyor.”
“Geldim!” diye bağırdı Ege.
Kapı açıldı ve karşımıza yüzü unlu, ellerinde çatal ve üstünde önlükle Ege çıktı; saçlarına bile un bulaşmıştı, sanki mutfakta savaş çıkmış da o sağ kurtulmuş gibiydi.
Kahkahamı tutamadım.
Arin’in de yanımdan gülüşünü duydum.
"Hoş geldiniz efendim." bana baktı "Güzellikler getirmişsiniz."
"Hoş bulduk abim." Arin Ege'nin kolunu sıktı ve içeri girdi.
"Larişim nasılsın?" kolunu omzuma attı.
"İyiyim Ege abiş. Sen nasılsın?"
"Seni gördüm iyi oldum Alişim."
"Ege abi önlükte yakışmış." gözlerimle önlüğünü işaret ettim.
"Ne yakışmaz ki bana." kendini gösterdi "Şu yüze, endama, boya posa bak."
Güldüm.
Beraber mutfağa gittik.
"Burası yanık mı kokuyor?"
Ege Aras'a kızdı "Aras yemek ocakta mı kaldı?"
"Unutmuşum o da yanmış." Arkasından bir şey çıkardı. Fırın tepsisinin içinde duran yanmış bir tavuk; kömürleşmiş, simsiyah, tanınmaz haldeydi.
"Bir işi de beceremiyorsun."
"Gelseydin de baksaydın."
"Ben sofra kuruyordum."
Zilin çalmasıyla Aras ve Ege abimin kavgasının arasından sıyrıldım ve kapıya koştum. Demirler gelmiş olmalıydı.
Kapıyı açtım "Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk bal kızım." Yavuz babamın sarılmasıyla kucağında küçücük kaldım; kollarının sıcaklığı, kokusundaki tanıdıklık içimde bir anlığına güvenli bir boşluk açtı.
"Hoş bulduk Küçük Hanım. Mutfaktalar mı?" Demir abimde yanağıma buse kondurdu.
Kafa salladım.
Demir abimin de mutfağa geçmesiyle kapıda Miranla tek kaldık.
"Hoş geldin Miran." dedim tekrar ama bu sefer sesim içime kaçmış gibiydi; kelimeler dudaklarımdan yumuşak bir tonda döküldü.
"Hoş buldum Işık."
Yine aramızda sessiz bir bakışma oldu; gözleri gözlerime değdiğinde zaman bir anlığına ağırlaştı, nefesim bile fark edilir şekilde yavaşladı.
Bakışmamızı bölen şey abimin bağırmasıydı "Lara, Miran hadi gelin abim."
Kendime gelmemle hızla mutfağa adımladım; ayak seslerim koridorda yankılanırken yüzümdeki sıcaklığı saklamaya çalıştım.
Arkadan adım sesleri ve Miran'ın kıkırdamasını duydum; o hafif, boğuk gülüş içimde istemsiz bir kıpırtı bıraktı.
Arin'in bana ayırdığı yere oturdum. Yanına.
"Hadi bakın tadına." Aras abimin heyecanlı sesi kulağıma geldi.
Herkes birbirine bakıyor. Zehirlenmeye kim gönüllü olacak onu merakla bekliyordu; masanın üzerinde sessiz bir gerilim dolaşıyor, kaşıklar bile kıpırdamaya çekiniyordu.
Aklıma gelen fikirle kurnazca gülümsedim. Yemeğimden bir kaşık aldım ve diğer tarafımda oturan Demir'e uzattım.
"Yeşil gözlüm bakar mısın tadına?"
Demir bir bana birde kaşığa baktı; yüzündeki ifade “beni bu oyuna karıştırma” diye bağırıyordu.
"Laram, abim ben tokum. Almayayım."
"Fıstık gözlüm ne yedin de doydun? Hadi benim elimden yemeyecek misin? Peki yeme." Yüzüme üzgün bir surat ifadesi yaparak kaşığı yavaşça önünden çektim; dramatik bir şekilde içimi çektim.
İç çekti.
Elimden kaşık alındı. Demir yemeği yemişti. Ben dahil herkes onun tepkisini izledik.
İlk yüzü buruştu sonra yavaşça yemeği yuttu.
Aras abim üzüntüyle konuştu. "Olmamış mı?"
Demir ağzındaki lokmayı yuttu ve Aras'a döndü. "Çok güzel olmuş, ellerinize sağlık."
Karşıdan püskürtme sesi geldi.
"Bu ne be? Aras sen bunun içine ne koydun." Ege abimin yüzünden midesinin bulandığı belli oluyordu; dudakları büzülmüş, gözleri hafif kısılmıştı.
"Tarifte yazanları koydum işte."
"Tarifte şekerde mi vardı?"
"Hayır."
"Bu şekerli malkafa."
Aras yemekten bir kaşık aldı. Almasıyla da peçeteye çıkarması bir oldu.
Tamam belki diğerinde bir sıkıntı yoktur diyerek bende diğer yemeğe baktım.
Şu anlık bir şey yoktu yuttum yine yoktu. Güzeldi.
"Aras abi bunun tadı çok güzelmiş." Bunu dememle herkes onun tadına bakmaya başladı.
Herkesten güzel olduğunu işaret eden mırıltılar çıktı.
"Abi bunu sen mi yaptın?" Miran inanmadığını belli edercesine sordu.
"Tabii oğlum, abini ne sandın sen." Aras göğüs belerterek kendini övdü.
Güldüm.
"Oğlum ikinizin de ellerinize sağlık çok uğraşmışsınız."
İkisi de "Afiyet olsun baba." dedi.
Ortada sohbet dönerken aklıma bir anda Bade ve annesi geldi.
Demek ki iyi anneler var. Çocuklarını seven, özleyen, değer veren.
Benim yok.
Bu gerçekti ve bu gerçek her zaman kalbimin derinliklerinde canımı acıtıyor.
Karşılarına çıkıp yüzlerine haykırmak istiyorum. Bakın ben yaşıyorum. Geldim yanınıza. Beni hiç mi özlemediniz?
Ayağımın dürtülmesiyle daldığım yerden çıktım.
Karşımda oturan Miran'a baktım. Ağzını oynattı. İyi misin?
Beni düşünmesi istemsizce tebessüm etmeme sebep oldu.
Onun gibi ağzımı oynattım. İyiyim.
Yavuz babamın yanında, kolunun altında oturarak ortada dönen sohbeti dinliyordum; onun kolunun ağırlığı bile güven veriyor, seslerin arasında kendimi küçük ama güvende hissediyordum.
Yavuz babam bana döndü "Okulun nasıl gidiyor bal kızım? Alışabildin mi?"
"Alıştım Yavuz baba. Miranlarla birlikte daha hızlı adapte oldum."
"Bir sıkıntı olursa direkt bana geliyordun güzel kızım. Tamam mı?"
Kafamı salladım.
Ege'nin mutfağa gitmesiyle bende kalktım.
Ailemin yerini onun ağızından almaya çalışacaktım. Arin'e desem pek izin vereceğini sanmıyorum. Haklıda. Yani beni özlememişler, değer vermemişler ama onları bir kerede olsun görmek, yüzleşmek istiyordum.
Ege'nin beline arkadan sarıldım.
"Ege abiş."
Belindeki ellerimi tuttu ve bana dönüp saçlarımı karıştırdı; parmaklarının arasından saçlarım kayarken içimdeki gerginlik biraz olsun çözüldü.
"Efendim abim."
"Abiş bunu kime sorsam bilemedim ve seni seçtim."
"Sor Alişim."
Sanırım pembe yalan söylesem bir şey olmazdı. Hem çokta yalan değil. "Şey ben eski evimizi görmek istiyorum."
İtiraz edecek gibi oldu.
Manipülasyon yöntemine geçtim. İlk dudaklarımı büzdüm sonra kafamı eğdim ve üzgün çıkarmaya çalıştığım sesle konuştum. "Abiş lütfen. İçine girmeyiz sadece dışardan bakarız." Burnumu çektim. "Hem ben Arinle olan eski anılarımı da hatırlamıyorum o anıların yaşandığı evi görsem ne olur ki?"
"Tamam, tamam büzme hemen dudaklarını, gül hep."
Kabul etmesiyle kocaman gülümsedim ve yanağını öptüm. "Canım Egişim be."
O da gülümserken "Abi" diye ekledi.
"Ege abiş birde Arin'in haberi olmasın."
"Olmaz öyle Lara."
"Ama Ege abi. Sonra üzülmesin abim ben ilk sana söyledim diye. Çok üzülür, söylemeyelim o yüzden. Lütfen, lütfen, lütfen abiş. Kırma Larişini."
"Of! Tamam Lariş. Kabul"
Evi bulmamla oraya adımladım.
Dün Ege abim hafta içi gideriz demişti. Bende sorular sorarak evin konumunu öğrenmiştim.
Arin'e de alışveriş yaptıktan sonra Badelerle buluşacağımı söylemiştim. Bir kısmı doğruydu. Badelerle buluşacaktık ama ilk kısmı için yalan söylemiş olabilirim.
Kapının önünde durdum. Ne diyecektim ki?
Ne diyeceğimi bilmeyerek ama daha fazla dayanamadığımdan kapıyı tıklattım.
Bekledim ama açılmadı. Bu sefer zile bastım.
Bekledim, yine açılmadı.
Tam evde yoklar diye düşünürken kapı açıldı. Kapıyı açan kişi beni andırıyordu yani ben onu. Saçları ve dudağındaki kırmızı ruj dağılmış bir şekilde gözüküyordu.
Önemli bir anı bölmüşüm gibi hoşnutsuzlukla konuştu "Kime bakmıştın?"
"Ben... size bakmıştım."
"Bize mi niye?"
Evi işaret ettim "İçerde konuşsak, ayakta konuşulacak konular değil."
Umurunda olmadığını belli ederek "gir" yaptı.
Etrafı inceledim. Biraz kirli duruyordu. Ev iki katlıydı galiba.
Salona girmemizle burnuma alkol kokusu geldi.
Yüzümü buruşturdum.
Koltukta bir adam sarhoş olduğu belli bir şekilde oturuyordu.
Kafasını kaldırdı ve bana baktı. "Benimki mi geldi?"
Benimki mi?
Yüzü Arin'in andırıyordu.
Bu sarhoş adam babam mıydı?
Annem olduğuna emin olduğum kadın umursamazca konuştu "Bilmiyorum seninki galiba."
Seninki mi? Ne diyorlar hiçbir şey anlamıyorum ama bu ortamdan çıkmak istiyorum.
Üst kattan bir adam sesi geldi. "Aşkım hadi gel, bekliyorum seni."
Annem cilveyle konuştu "Geliyorum hayatım." dedi ve gitti.
Babamın yanında başka bir adamla sevişmeye gitti. Ve babam olacak adamda hiçbir tepki vermedi. Normal bir şeymiş gibi.
Midem bulandı.
Buradan gitmek istiyorum.
Babama baktım "Anlaşılan yanlış gelmişim ben gideyim."
Hızlıca kapıya yöneldim.
Kapıya varamadan bileğimden tutuldum.
"Güzelim bu kadar erken geleceğini bilmiyordum."
"Bırak kolumu" Bileğimi çekmeye çalıştım ama o kadar sıkı tutuyordu ki ağzımdan ister istemez inilti kaçtı.
Beni bir odaya sürüklemeye başladı.
"Bırak beni!" diye evi inletecek kadar çığlık attım. Belki annem duyarda yardım ederdi.
"Yavrum benim nazlanma. Çok eğleneceğiz." Kendimi kusmamak için zor tuttum.
Gözlerim istemsizce doldu.
Bir şeyler bulmak için gözlerimi hızla etrafta gezdirdim.
Vazo.
Hala bileğimden çekiştirirken kenarda duran vazoyu aldım ve ona fırlattım.
"Aa! Seni küçük sıçan."
Kendisiyle uğraşırken kapıya koşacaktım ama çok uzakta kalıyordu gidene kadar beni yakalardı.
Hemen yanda kalan odaya girdim, kapıyı kilitledim.
Arkadan hala babamın bağırışlarını duyuyordum.
Kapı kırılacak kadar şiddetli bir şekilde çaldı.
Sıçradım yerimden.
Lara Alin sakin kal. Korkma. Mantıklı düşün.
O hala kapıyı kırmaya çalışırken cam aradım, bu evden çıkabilmek için.
Kahretsin ki cam yoktu. Gele gele camsız odaya mı geldim.
"Küçük sıçan şimdi kapıyı kırıyorum. Bekle beni aşkım."
Sol gözümden bir yaş düştü.
Başka bir şeyler bulmaya çalıştım.
Akılıma gelen fikirle neden daha önce aklıma gelmediğine sinirlendim. Çantamdan telefonu çıkardım ve titreyen parmaklarımla Arin'i aradım.
İlk çalışta açıldı.
"Abim, birtanem nasılsın? Bitti mi alışverişin? İstiyorsan seni şimdi alayım."
Arin'in sesini duymamla ağlamaya başladım. O sırada da babamın kapıya vurma sesleri geliyordu.
"Ko-korkuyorum a-abi, kurtar b-beni. Lütfen a-al beni buradan."
***
Nasılsınız canparelerim? İyi misiniz?💞
Bölüm nasıldı? Beğendiniz mi?💓
Sonda Lara Alin'in Arin'e ilk kez abi deyişi...
Aras ve Ege'nin yemek marifetine ne diyorsunuz.
Çok uyumlu değiller mi? Skjkhjhjhjhsjh
Miran?
Boran timinin Lara'nın affettiğini bilmelerine rağmen sürpriz hazırlamaları, pasta yapmaları ve Arin'in özür dilemesi...
Yeni bir başlangıç yaptı kuzucuklar.
Anne ve baba denmeyecek biyolojikler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bade?
Kaan?
İkizler?
Çiçeklerim bölümler size uzun mu geliyor?
Birde ballarım beğeni ve yorum sınırı koyacağım. Çünkü o kadar az beğeni ve yorum geliyor ki kitabın bunu hakketmediğini düşünüyorum.
Sınır dolarsa bölümü sınır dolduğu an atacağım.
Beğeni sınırı= 10
Yorum sınırı= 10
*Sınır dolmadıkça bölüm gelmeyecek.*
Kendinize iyi bakın canlarım, öpüldünüz.😽💕
***
