Verdantia kitap kapağı

3. bölüm / 9

Verdantia

𝐈𝐈𝐈

Vaveyla Yazarı: Lora lith

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 𝐈𝐈𝐈

Tenebrae te exspectant.

Öğleden sonra kar biraz dinmişti.

Fakat gökyüzü hâlâ ağırdı. Dağların üzerine çökmüş koyu bulutlar, gün ışığını olduğundan daha solgun gösteriyordu.

Elara evden çıkmadan önce aynanın karşısında son kez durdu. Üzerindeki koyu yeşil paltosunun düğmelerini ilikledi, bordo atkısını boynuna iki kez doladı. Yüzüne düşen iki küçük saç tutamını ise kulağının arkasına sıkıştırdı.

Boynundaki gümüş zincir, atkısının altında neredeyse görünmüyordu.

Bir anlığına kolyeyi çıkarıp masasının üzerine bırakmayı düşündü. Normalde kolye takmayı pek sevmezdi. Boynunda bir ağırlık olduğunu hissederdi.

Sonra bundan vazgeçti.

Lyra'nın sabahki bakışı hâlâ aklındaydı.

Kolyeyi geri vermek istediğinde verdiği o hızlı cevap...

"Hayır."

Sanki Elara'nın kolyeyi çıkarması yalnızca bir takıyı çıkarmak olmayacaktı.

Elara son kez üzerini düzeltti ve odasından aşağı indi. Evden çıkmadan önce Lyra'ya haber vermeliydi.

Lyra, salonda şöminenin önündeki küçük beyaz sandalyesine oturmuş, elindeki örgüyü örüyordu.

"Ben çıkıyorum."

Lyra başını kaldırdı.

"Geç kalma."

"Tamam."

Elara bunu mırıltılı bir sesle söyledikten sonra kapıya doğru yöneldi.

"Bu havada fazla uzaklaşmayın."

Elara cevap vermek yerine dış kapıya doğru yürüdü. Tam kapının koluna uzanmıştı ki arkasından bir ses daha yükseldi.

"Ve ormana yaklaşmayın."

Elara durdu.

Başını yavaşça sesin geldiği yöne çevirdi.

Lyra artık örgüsüyle ilgilenmiyordu. Elindeki yumağı sandalyesinin yanındaki küçük hasır sepetin içine bırakmış, yalnızca Elara'ya bakıyordu.

"Ormana mı?"

"Karaçam'a."

Elara'nın yüzündeki ifade değişti.

"Hep aynı şeyler."

Lyra'nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

"Uzatmanı istemiyorum."

Lyra'nın sesindeki keskinlik, Elara'nın bakışlarındaki öfkeyle birleşince bu tartışmanın büyüyeceği belliydi.

Elara için sorun değildi.

Fakat buluşması gereken bir arkadaşı vardı ve onun yanına öfkeli bir şekilde gitmek istemiyordu.

"Tamam."

Ellerini havaya kaldırdı.

"Uzak duracağım, oldu mu?"

Lyra bu sözün ardından yeniden örgüsünü eline aldı.

Elara hızla kapıyı açtı ve ardından kapattı.

Derin bir nefes aldı.

Bakışlarını sol tarafına çevirdiğinde ormanı görebiliyordu.

Kasabanın kuzey tarafında, dağların başladığı yerde uzanan sık ağaçlık alan...

Karaçam.

Herkes burası hakkında farklı hikâyeler anlatıyordu ama hepsinin sonunda aynı cümle söyleniyordu:

"Oraya gitmeyin."

Elara'nın asıl merak ettiği de buydu.

Bir yer hakkında ne kadar az şey anlatılırsa insanın orayı görme isteği de o kadar artıyordu.

Ve Elara, son birkaç haftadır Karaçam'ı sık sık düşünüyordu.

Özellikle rüyalarından sonra...

Rüyasında gördüğü taş yapının arkasında ne olduğunu bilmiyordu. Fakat o karanlık ormanın görüntüsü zihninde garip bir biçimde yer etmişti.

Başını iki yana sallayarak düşüncelerini dağıttı ve gözlerini ormandan ayırdı.

Nova'yı daha fazla bekletmek istemiyordu.

Çünkü Nova bekletilmekten nefret ederdi.

Bunu bildiği için adımlarını hızlandırdı.

Kasaba meydanına vardığında Nova'yı çeşmenin yanında beklerken buldu.

Koyu renkli paltosunun yakasını kaldırmış, ellerini ceplerine sokmuştu. Burnunun ucu soğuktan kızarmaya başlamıştı.

Elara'nın kendisine doğru yaklaştığını görünce sinirli yüz ifadesini yumuşatmaya çalıştı.

"Sonunda."

"Beş dakika geç kaldım sadece."

"On iki desene şuna."

Elara gülerek onun koluna girdi.

"Lyra yüzünden."

İkili birlikte kasaba meydanından aşağı doğru yürümeye başladı.

"Ne oldu?"

"Çıkarken biraz tartıştık."

Nova bir yandan Elara'nın yüzüne bakıyor, bir yandan da soğuktan akmaya başlayan burnunu çekiyordu.

"Ne hakkında?"

"Karaçam."

Nova'nın adımları yavaşladı.

"Karaçam'a ne olmuş?"

"Oraya gitmek istiyorum."

Bu söz, Nova'nın olduğu yerde durmasına sebep oldu.

"Sen ciddi misin?"

"Evet."

Nova şaşkınlıkla ona baktı.

"Ama nedenini sormadın."

"Gerek yok."

Elara, Nova'nın karşısına geçip kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bir insanın nedenini dinlemeden karar vermesi biraz haksızlık değil mi?"

Nova iç çekti.

"Tamam. Söyle."

Elara'nın yüzünde küçük bir zafer parıltısı belirdi.

"Orayı merak ediyorum."

Nova birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden ona baktı.

"Elara, gerçekten aklımdaki bütün cevapları tek cümlede tüketmeyi başardın. Bravo."

Elara gözlerini kıstı.

"Ne var yani? Hiç gitmedik."

"Çünkü gitmememiz gerekiyor."

"Neden?"

Nova başını önce sağa, sonra sola çevirerek etrafı kontrol etti. Meydandaki birkaç insan onları uzaktan görüyordu.

"Çünkü kimse gitmiyor."

Bunu söylerken sesi kısılmıştı.

Elara, kasabadaki insanların bu davranışını hiçbir zaman anlayamamıştı.

Karaçam hakkında konuşacakları zaman önce etraflarına bakıyorlardı. Kimsenin onları duymadığından emin olsalar bile bu onlara yetmiyordu. Kulaktan kulağa konuşuyorlardı.

Sanki ağaçlarla dolu bir yerden değil de kasabanın en büyük sırrından bahsediyorlardı.

Elara onlar gibi olmayacaktı.

"Kimse gitmiyor diye neden biz de gitmiyoruz? Alt tarafı bir orman."

Son kelimeleri söylerken sesi biraz yükselmişti.

Orman kelimesini söylemekten ya da bir başkasının duymasından korkmuyordu.

"Son zamanlarda fazla meraklı oldun."

Nova bunu söylerken Elara'yla birlikte yeniden yürümeye başladı.

Bir süre sonra sokakların sonuna ulaştılar.

Evler seyrekleşmeye başlamıştı. Ağaçların arasından dağların koyu silüetleri görünüyordu.

Karaçam Ormanı oradaydı.

Uzaktan bile diğer ağaçlık alanlardan farklı görünüyordu.

Çamların tepeleri birbirine öylesine yakındı ki gökyüzünü görmek neredeyse imkânsızdı. Kar, dalların üzerinde ağır bir örtü gibi birikmişti.

Ormanın girişinde ise Elara'nın kendini bildi bileli aynı levha duruyordu.

Tamamen paslanmış levhanın üzerinde yalnızca iki kelime vardı:

GİRİŞ YASAKTIR.

Sanki levhanın kendisi bile ona içeri girmemesini söylüyordu.

Elara gözlerini levhadan ayırmadan bakarken Nova onun yanında belirdi.

"İşte merak ettiğin şey."

Elara bu kez bakışlarını ormana çevirdi.

Karaçam bütün heybetiyle karşısında duruyordu.

Buranın Elara üzerinde bıraktığı etki, uzaktan bakarken hissettiğinden çok daha farklıydı.

"Biraz daha yakına gidelim."

"Hayır."

Nova'nın sesi netti.

"Levhadan ileriye gitmeyeceğiz."

Elara bir adım daha atmaya başladığı sırada Nova onun kolunu tuttu.

"Hayır."

Elara önce Nova'nın tuttuğu koluna, ardından kızın yüzüne baktı.

Nova bu kez gülmüyordu.

"Şaka yapmıyorum, Elara. Oraya gitmeni istemiyorum."

Elara, onun sesindeki ciddiyeti duyunca şaşırdı.

"Neden?"

"Orası hakkında anlatılanlar..."

Nova daha sözünü tamamlayamadan Elara onun sözünü kesti.

"Ya hiçbiri doğru değilse?"

Elara, bütün bu hikâyelerin kasabanın ilk yıllarında bir kişinin kafasından uydurduğu saçmalıklardan ibaret olduğunu düşünüyordu. Sonra diğer insanlar buna inanmış ve yıllar boyunca kuşkusuz, sorgusuz sualsiz anlatıp durmuşlardı.

"Ya doğruysa?"

Nova'nın sesi bu kez gerilmişti.

Elara yeniden ormana baktı.

İlk kez merakının yanında garip bir tedirginlik hissetti.

Ağaçların arasından geçen rüzgârın sesi dışarıya ince bir ıslık gibi yayılıyordu.

Ama garip olan bu değildi.

Ormanın içi tamamen beyaza bürünmüştü.

Fakat karın üzerinde tek bir iz bile yoktu.

Ne bir hayvanın ayak izi...

Ne de başka bir canlıya ait herhangi bir iz.

Kar, olduğu gibi duruyordu.

Elara'nın eli farkında olmadan boynundaki kolyeye gitti.

Gümüş sembol parmaklarının arasında buz gibiydi.

Tam o anda ormanın derinliklerinden kuru bir dalın kırılma sesi duyuldu.

Çat.

Nova işittiği sesle birlikte irkildi.

Elara'nın ise nefesi kesildi.

İkisi de aynı anda başlarını sesin geldiği yöne çevirdi.

Ağaçların arasında hareket eden hiçbir şey göremediler.

Bir süre daha aynı noktaya baktılar.

Yalnızca rüzgârın uğultusu vardı.

Ormanın içinde tek bir kuş sesi bile duyulmuyordu.

Burası tamamen ıssızdı.

Terk edilmiş gibiydi.

Nova, Elara'nın kolunu sıkıca tutarken onu kendisine doğru çekti.

"Şimdi gidiyoruz."

Ardından geldikleri yöne doğru yürümeye başladı.

Elara itiraz edecek gibi oldu ama kelimeler ağzından çıkmadı.

Çünkü ormanın karanlığında, ağaçların arasında çok kısa bir an için bir şey gördüğüne emindi.

Bir ışık.

Elara gözlerini açıp kapattı.

Işık kaybolmuştu.

Nova'nın onu görüp görmediğinden emin değildi.

Ama kendisi görmüştü.

"Elara, hadi."

Nova'nın sesi bu kez daha yüksek çıkmıştı.

Elara son kez Karaçam'a baktı.

Sonra arkasını dönüp Nova'yla birlikte yeniden yürümeye başladı.

Birkaç adım sonra eli yeniden kolyesine gitti.

Gümüş kolye teninin üzerinde ısınıyordu.

Ve Elara, bu kez Lyra'nın sabah verdiği uyarının yalnızca bir yetişkinin korkusundan ibaret olmayabileceğini düşündü.