2. bölüm · LANET
2.Bölüm: Sevgi
Bölüm Şarkısı: River, Bishop Briggs
“Sanat, ruhun derinliklerinden gelen bir özgürlük çağrısıdır;dostlar ise bu çağrıyı anlamak ve birlikte kafesimizden uçup özgürleşmek için yanımızda olurlar.”
Sevgi nedir? Bu soruyu eminim ki kendinize sormuşsunuzdur. Bir insanı dış görünüşü sizden farklı diye dışlar mısınız? Yoksa onu her haliyle kabul mu edersiniz? Benim cevabım 2. Seçenek. Doğuştan gelen farklı görünüşüm yüzünden her zaman dışlanmaya mecbur bırakıldım bu kişilerin arasında annem de vardı ona beni ilk gösterdikleri anda bile ölmemi dilemişti.
Dış görünüş elbette onun için her şeydi ama beni sevmemesinin sebebi çirkin olmam değildi. Onun lanet olarak saydığı özelliklere sahip olmamdı; Sarı saç rengi birbirinden farklı gözler neden lanet olduğunu hiç anlatmadı bana. Yani kabul ediyorum görünüşüm herkesten daha farklı ancak bu bir insanı sevmemek için bir sebep midir?
İzmir’den İstanbul’a taşındığımız da yeni bir okula başladığımda da kimse benimle arkadaş olmak istememişti. Ortaokula geçtiğimde ise tek bir arkadaşım vardı babasının işi yüzünden okula iki yıl geç başlamış Elisa görünüşü başka insanların tabirine göre benim aksime gayet normaldi siyah saçları kömür karası gözleri vardı. Onun da kanında benim gibi sanat aşkı dolaşıyordu. Sanat beni mutlu eden tek şeydi. İkizim Işıl gibi asla sokağa çıkığ çocuklarla oynayamazdım ya da babam götürmediği sürece gezemezdim.
Annemin bana olan nefretini resmederek başlamıştım resim çizmeye. Giddikçe gelişiyordum gizlice annemin moda dergilerini alır ordaki tasarımları defterime çizerdim tasarımlarımda gelişmeye başlayınca kendi elbiselerimi tasarlamaya başladım kıyafetlerimi kesip çizdiğim elbiselere benzetmeye başladım. Sanat benim özgürlüğümdü kafamdaki acı dolu üzgün küçük kızın yaşadığı hapishanenin kilidini açan anahtardı.
☀☀☀
Uyum sağlamak bazı insanlar için çok zor olabilir özellikle herkesten farklı birşeye sahipseniz dışlanırdınız. Ortaokuldan arkadaşım Elisa’yla beraber sanat okuluna girebilmek için yetenek sınavına katılmıştık. İkimizde aynı okula gitceğimizi öğrendiğimizde çok mutlu olmuştuk. Elisa bunun bir tesadüf olduğunu düşünse de ben böyle düşünmüyordum. Aynı okula çıkmamız dostluğumuz sayesinde olmuştu bana kalırsa ben mucizelere inanan biriydim.
Elisa liseye geçmeden önce saçlarının yarısını beyaza boyamıştı. Eskilerin en popüler filmlerinden olan Cruella’ya hayrandı onun gibi elbiseler dikmek istiyordu. Ünlü bir sanatçı olacağını ikimizde biliyorduk. Gittiğimiz okulda da zaten çoğu kişi ya ressam ya da stilistolmak istiyordu. Silüet Tasarım ve Sanat Okulu bizim ruhumuzu sanat aşkıyla özgürleştirdiğimiz yerdi. Ayrıca her senenin sonunda neler öğrendiğimizi anlamak için bir yetenek sınavı daha yapılıyordu 9. Sınıfın sonunda girdiğimiz sınavda Aşkın, Elisa ve ben yetenek sınavını en yüksek puanla geçerek bir üst sınıfa atlamıştık.
☀☀☀
"Ben çıkıyorummmmmm! " Yaz tatili sonunda bitmişti. Çoğu öğrenci yaz tatilini sever ama yaz tatili bizim için sadece boşa zaman demek. İllaki bir yerlerde geziyorduk ama genelde hepimiz ayrı şehirlerde olduğumuz için sadece telefondan konuşabiliyorduk.
" Sana da günaydın kardeşim. Kahvaltı yapmayı düşünüyor musun?" Dedi üstündeki kırmızı formasıyla kahvaltı yapan ikizim Işıl. Tek yumurta ikizleri genelde birbirinin aynısı olur değil mi ancak Işıl ve ben saç ve göz renklerimiz aynı olmadığı için benzemiyor gibi görünüyoruz insanların gözünde. Ancak Işıl siyah saçlı mavi gözlü yerine sarışın olsaydı ya da ben siyah saçlı olsaydım birbirimizin aynısı olurduk.
" Hayır! Yapmıycam kendimi aç hissetmiyorum. Belki öğle arasında atıştırırım" Dedim heyecandan canım hiçbir şey yemek istemiyordu.
"En azından sandiviçini ye aç gitmene izin veremem. " Dedi Işıl bana mavi gözlerini dikerek gözleriyle baskı yapmayı çok iyi biliyordu ve ben her defasında bu bakışlara yeniliyordum.
“ Yanıma alıp yiyeceğim oldu mu?" Anında pis bir gülüş attı ve sandiviçi elime tutuşturdu.
"En azından yiyeceksin. " Dedi. Sandiviçimi aldım ve babama yanağından bir öpücük verip evden çıktım.
Elisa ve Aşkın’ı o kadar çok özlemiştim ki. Aşkın o kısa pamuk şekere benzeyen pembe saçlarını dağıtma isteği vardı içimde. Elisa’ya yapsam beni bir tık yiyebilirdi. Kulaklığımı takıp yürümeye başladım.
Yürümeyi çok seviyordum müzikle beraber adım atmak o günkü enerjimin daha yüksek olmasını sağlıyordu. Aslında sabah yürüyüşü alışkanlığımı edinmemin sebebi Aşkın’dı ortaokulda atletizm turnuvalarına katıldığı için sabah koşusu yaptığını söylüyordu zorla olsa da bizi de başlatmıştı. Her sabah koşu yapmak iyi geliyordu özellikle yaşadığımız devirde oksijen o kadar da temiz olmadığı için koşmassak ciğerlerimiz tamamen kirli hava soluyacaktık. Yıl 2027 hala küresel ısınmaya bir çözüm bulunamadı.
Okulun önüne geldiğimde manzarımı bir süre kapılarını bile özlemiştim okulumun. Kulağımda çalan Babymonster grubunun yeni çıkan şarkısını kapatıp kulaklığımı çantama attım. Yukarı çıkıp sınıfa girdim. Gözüm çılgın kediciklerimi arasa da ne Aşkın ne de Elisa vardı. Sınıftan çıkıp tam Elisa’yı arayacağım sırada:
"Selam karıcım" Diyen Elisa'nın sesini duyarak arkamı döndüm "Elisaaaaaaa!" Üzerine doğru koşup sarıldım galiba çok özlediğimden dolayı dozu fazla kaçırdım ve üst üste yere düştük.
"Aptal Işık Aptal! " Dedi Elisa.
Elbisesi kırıştığı için sinirli bir şekilde kaşlarını çatarak bakıyordu üstünden kalktım. En yakın arkadaşıma baktığımda üstünde daha önce görmediğim beyaz taşlı elbisesiyle çok şık görünüyordu siyah beyaz saçlarını beyaz bir bandana süslüyordu. Kesinlikle yaz tatilinde dikmişti bu elbiseyi.
"Sen kime aptal diyorsun be Çakma Cruella! " Bunu diyen Pamuk Şekerimiz Aşkındı onun üstünde de yeni diktiğine emin olduğum mini toz pembe elbisesi vardı tülden yaptığı kabarık kol detayı onu daha da soft göstermişti. Elisa ona böyle dediği anda çıldırdı ve bu sefer onun üstüne atladı. Onlar birbirini yerken Müdüre Zeynep geldi :
" Bakıyorum da birbirinizi çok özlemişsiniz, niye ilk günden kavga ediyorsunuz? " Dedi. Hah ikisi de süt dökmüş kediye döndü Aşkın'ın yeni düzleştirdiği pembe saçları karışmış Elisa'nın ise yeni beyaz elbisesi kırışmıştı. Ben kıkır kıkır gülerken bana "Sınıfta görüşücez" der gibi ölümcül bakışlar attılar. Görünüşlerini yeniden eski hale getirmelerini bekledim Zeynep Hoca'dan özür dileyerek 11/A' ya girdik.
" Sen o kolyeden vazgeçmiyceksin galiba" dedi Elisa kaşını kaldırarak. Kırmızı taşı olan çok eski tarz bir kolyeydi benim tarzım değildi ancak annem çıkartmama izin vermiyordu.
"Napabilirim annem çıkarmama izin vermiyor. " Bu kolyeyi 7. Yaşıma girdiğim gün vermişti annem. Taktığım anda garip bir duygu sarmıştı vücudumu sonrasını hatırlamıyorum Işıl bayıldığımı ve ateşimin çıktığını söylemişti. Birkaç gün ayağa kalkamamıştım.
" Hey! Işık Işık aloooo kime diyorummm. Daldığım anılardan çıktım ve " Noldu? " Dedim.
“Yaz tatili ödevini getirdin mi? " Erkan Hoca çok sevdiğimiz birini çizip getirmemizi istemişti ben de İkizimi çizmiştim çizimim karakalem tarzında olsa da Işıl’ın gökyüzünü andıran derin gözlerini resimde de aynı rengi tutturarak boyamıştım. Resmi gördüğü anda bayılmıştı başka bir tane daha çizip bu çizimimin onda kalması için ısrar etse de inatla resmi ona vermemiştim o da bunun üzerine resmi ben uyurken gizlice alarak uzun süre odasında sakladı zor buldum onun yüzünden ödevsiz kalacaktım. ( Hala resmi aldığımın farkında değil.)
"Getirdim ben Işıl'ı çizdim." Dedim. Resmi dosyamdan çıkarıp Elisa’ya doğru uzattım. Eline alıp incelemeye başladı. Kendisi de mükemmel resimler çizmesine rağmen resmime hayran kalmış gibi bakıyordu.
“Çok güzel olmuş Işıkkk özellikle göz detayı mükemmel olmuş. Erkan Hoca’nın tam not vereceğine eminim.” Erkan Hoca’dan bahsediyoruz burada.
“Hiç sanmıyorum da sen kimi çizdin senin resmini ve Aşkın’ın resmini çok merak ediyorum.” İkisi de dosyasından resimlerini çıkarmaya başladı. İkisinin de çizimleri hakkında fikrim vardı aslında Aşkın aşık olduğu kişiyi Elisa’da büyük ihtimalle ailesinin kavgalarında ona sarılarak uyuduğu üzülünce yüzünü yalayan kedisini çizmiştir. İkisi de tam resmini gösterecekti ki Erkan Hoca’nın içeri girmesiyle herkes ayağa kalktı. En azından tahmin ettiğim çizimler olduğunu görmüştüm.
"Günaydın A sınıfı sanatçıları. " Dedi Erkan Hoca şarkı söyler gibi. Sesi melodi gibi gelebilirdi kulağa tabii morali yüksekse.
" Günaydın Erkan Hocammm. " Dedi bütün sınıf bir ağızdan. Bizden 7 yaş büyüktü. Bu kadar parlak bir yeteneğin sönüp gitmesi çok üzücü olmalıydı.
"Verdiğim ödevi yaptığınızı düşünüyorum. Yapmayanlar ceza alacak çünkü " Sınıftan ayrı ayrı kafadan sesler yükselmeye başladı.
"Tam olarak nasıl bir ceza sorusu?”
“Ne cezası ya?”
“Ödev mi varmış.”
“Bu Hocanın adı neydi ya?”
“Erkan Hoca ne zaman ödev verdi duyan var mı?”
Daha birçok saçma soru anladığım kadarıyla sınıfın çoğu ödevi yapmamıştı. Onlardan şu an 2 yaş küçük olmamıza rağmen biz bile yapmıştık ödevmizi. Yazık.
" Ödevini yapmayanlar gruplar halinde resim atölyelerini temizleyecek."Herkes bir anda isyan etmeye başladı. Telefonlarını ve makyaj malzemelerini almadığına dua etsinler.
Tüm sınıftan " Ah hadi ama böyle ceza mı olur. "Onları susturan yine Erkan Hoca’nın sesiydi.
" Ödevlerinizle tahtaya çıkın , neden onu çizdiğinizi ve tatilde neler yaptığınızı anlatıp resmi masama koyup yerinize oturun. İlk sınıf atlayanlar çıksın bakalım tahtaya ne kadar yetenekliler bir görelim değil mi?” Bu adamın bize ne garezi var acaba diycektim ki Elisa'nın Erkan Hocanın üstüne akrilik boya döküp 25000 liralık gömleği ve çok sevdiği saatinin üzerine ebru suyu dökerek bozduğunu hatırlayarak susuyorum. Ah Elisa Ah
Erkan Hoca tahtadan "Teeth" Şarkısını açarak yerine oturdu. Şarkı sözleri sınıfı doldurmaya başladı:
“Call me ın the morning to apologize
Every little lies gives me butterflies
Something ın the way you're looking through my eyes
Don't know İt I'm gonna make it aliveFight so dirty, but you love so sweet
Talk so pretty, but your heart got Teeth
Late night devil, put your hands on me
And never, never, never let go ... “
☀☀☀
