1. bölüm · Lamara

1:Geçmişin Hatırası

Aurelia_Lamara_ Günaydın

11.03.2022✨
"Üçüncü kez çalan alarmın sesiyle gözlerimi açtığımda odanın perdelerinden içeri sızan sabah ışığı yüzüme vuruyordu. Birkaç saniye tavana bakıp bugün hangi gün olduğunu hatırlamaya çalıştım.Sonra bir anda doğruldum.Gösteri.Bugün 11 Mart gösterimiz vardı.Saatin ekranına baktığımda içimde küçük bir panik başladı. Hızlıca yataktan kalkıp hazırlanmaya başladım. Üniformamı giyerken bir yandan saçımı toplamaya çalışıyor, bir yandan da ezberlediğim metinleri kafamın içinde tekrar ediyordum.Onuncu Yıl Nutku.Gençliğe Hitabe.Andımız.Ve okul marşı.Hepsini biliyordum. Günlerdir prova yapıyorduk. Ama insan sahneye çıkacağı zaman bildiği her şeyi unutacakmış gibi hissediyordu.Servise bindiğimde İkra ile Asena çoktan yerlerini almıştı. Gökalp de cam kenarında oturmuş, elindeki kâğıda bakıyordu.Asena beni görür görmez kaşlarını kaldırdı.“Sonunda gelebildin.”“Geç kalmadım.”“Servisin kalkmasına iki dakika kala gelmek geç kalmamak mı?”İkra gülerek araya girdi.“Bırak kızı. Daha gösteri başlamadan moralini bozma.”“Ben moral bozmadım.”“Bozdun.”Asena dudaklarını büzdü ama birkaç saniye sonra hepimiz gülmeye başladık.O sabah ilk kez içimdeki gerginlik biraz azaldı.Okula vardığımızda diğer sınıf arkadaşlarımız da konferans salonunun önünde toplanmıştı. Herkesin elinde kâğıtlar vardı. Kimi son kez metin okuyordu, kimi saçını düzeltiyor, kimi de sessizce sahneye bakıyordu.Biz dokuzuncu sınıftık.Daha okulun düzenine alışmaya çalıştığımız ilk yıllardan biriydi. Büyük sınıflara baktığımızda onları çok daha deneyimli, çok daha güçlü görüyorduk. Ama bugün sahneye çıkacak olan bizdik.Konferans salonuna girdiğimizde sahnenin ortasında büyük Atatürk portresini gördüm. İki yanında Türk bayrakları asılıydı. Kırmızı perde henüz kapalıydı.Bir an durup baktım.Burası yalnızca bir okul değildi.Hepimiz için geçmişimizin, ailelerimizin ve gelecekte olmak istediğimiz insanların bir parçasıydı.11 Mart Askerî Koleji'ne gelen herkesin farklı bir hikâyesi vardı. Kimi ailesinden birini kaybetmişti, kimi geçmişte yaşanan olayların izlerini taşıyordu. Biz de küçük yaşlardan beri bazı şeyleri yaşıtlarımızdan farklı öğrenmiştik.Ama o gün kimse bunları konuşmuyordu.Çünkü bugün sahneye çıkacaktık.Öğretmenimiz yanımıza gelip son kez bizi kontrol etti.“Hazır mısınız?”Hepimiz aynı anda başımızı salladık.Gökalp sessizce,“Bir şey soracağım,” dedi.“Ne?”“Ya kelimeleri unutursam?”İkra hemen cevap verdi.“Unutursan hepimiz devam ederiz.”Asena gülümsedi.“Zaten koro olmamızın amacı bu.”Gökalp başını salladı.Ben de ilk kez gerçekten rahatladım.Tek başımıza değildik.Bir süre sonra salonun ışıkları kapanmaya başladı.Perdenin arkasında sıraya girdik.Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki yanımdakilerin bile duyabileceğini düşündüm.Asena elimi tuttu.“Lavin.”“Efendim?”“Bakma salona. Sadece bize bak.”Başımı salladım.Perde açıldı.Sahne ışıkları bir anda yüzümüze vurdu.İlk birkaç saniye hiçbir şey göremedim.Sonra salon yavaş yavaş seçilmeye başladı.Öğretmenlerimiz ilk sıralardaydı. Arkalarında öğrenciler, veliler ve okulun diğer sınıfları oturuyordu.Kimse konuşmuyordu.Herkes bize bakıyordu.Yerlerimize geçtik.Ayak seslerimiz sahnede yankılandı.Sonra hepimiz aynı anda dimdik durduk.Müzik başladı.İlk bölüm Onuncu Yıl Nutku'ydu.İlk kelimeler söylendiğinde sesim düşündüğümden daha rahat çıktı. Yanımdaki İkra'nın sesi hemen bana eşlik etti. Asena ve Gökalp de aynı anda katıldı.Bir süre sonra kendi sesimi ayırt edemez oldum.Hepimizin sesi birbirine karışmıştı.Sanki dört ayrı insan değildik.Tek bir ses olmuştuk.Tek bir sınıf.Tek bir koro.Sözlerin anlamını düşündükçe içimde garip bir gurur oluşuyordu. Henüz dokuzuncu sınıftaydık. Gelecekte ne olacağımızı, hangi yollardan geçeceğimizi bilmiyorduk.Ama bir gün bizden önce başlayan bir görevi devam ettireceğimizi biliyorduk.Nutuk sona erdiğinde kısa bir sessizlik oldu.Ardından öğretmenimizin küçük işaretiyle ikinci bölüme geçtik.Gençliğe Hitabe.Bu bölümün havası farklıydı.Sesimizi yükseltmekten çok, söylediğimiz her kelimeyi hissettirmeye çalışıyorduk.Bir ara gözlerim Atatürk'ün portresine kaydı.Sanki bütün salon sessizleşmiş, yalnızca biz ve o portre kalmıştı.İkra'nın sesi bir an hafifçe titredi.Ona baktım.Göz göze geldik.Sonra ikimiz de devam ettik.Asena'nın sesi bize güç verdi.Gökalp'in sesi de hemen arkamızdan yükseldi.Kimse geride kalmadı.Kimse yalnız kalmadı.Metin sona yaklaşırken salon tamamen sessizleşmişti.Son cümleleri söylediğimizde birkaç saniye boyunca kimse hareket etmedi.Ardından üçüncü bölüme geçtik.Andımız.Bu kez hepimiz daha dik durduk.Daha güçlüydük.Belki birkaç dakika önce sahneye çıkmaktan korkan çocuklar biz değildik artık.Sesimiz salona yayıldıkça içimdeki heyecan yerini coşkuya bıraktı.İkra'nın gözlerinin parladığını fark ettim.Asena da gülümsüyordu.Gökalp ise ilk başta korktuğu şeyi tamamen unutmuş gibiydi.Son cümlelere geldiğimizde hepimiz aynı anda sesimizi yükselttik.Ve bitti.Bir an sessizlik oldu.Sahne ışıkları hâlâ üzerimizdeydi.Sonra okul marşı başladı.Bu kez yüzümüzde istemsiz gülümsemeler vardı.Birlikte söyledik.Yan yana.Aynı ritimde.Aynı sahnede.Gösterinin sonuna geldiğimizde hepimiz dimdik durduk.Müzik kesildi.Bir saniye sonra salondan alkış sesi yükseldi.Önce birkaç kişi alkışladı.Sonra bütün salon.Ses giderek büyüdü.Arkadaki Asena'nın abisi olan Barlarsla göz göze geldik. 11. Sınıfların yerinde ortalarda oturuyordu .Bana başardınız dercesine gülümseyip alkışlamaya devam etti.Asena yanımdan bana baktı.Dudaklarını oynatmadan,“Başardık,” dedi.Ben de gülümsedim.Evet.Başarmıştık.Daha dokuzuncu sınıftaydık.Önümüzde kocaman bir gelecek vardı.Henüz ne yaşayacağımızı, kimleri kaybedeceğimizi, kimlerle yollarımızın ayrılıp kimlerle yeniden kesişeceğini bilmiyorduk.O gün yalnızca beş arkadaştık.Lavin.İkra.Asena.Gökalp.Barlars.Ve sahneden inerken hepimizin içinde aynı düşünce vardı:"Hayat ailelerimizi elimizden aldı ama bizi birbirimizden koparamadı."Bu, birlikte yaptığımız ilk gösteriydi.Belki de son olmayacaktı."
. 〰️▪️☀️▪️〰️11.03.2026✨
Üçüncü kez çalan alarmla uyandım. Saate baktığımda 07.40’tı. Geç kalmıştım. Hemen üstümü değiştirip evden çıktım. Bugün Gökalp, Asena ve benim 11 Mart gösterimiz vardı. Tamamen siyah giyinmiştim; makyajımı serviste yapacaktım. Kapıdan çıkar çıkmaz servisin korna sesini duydum. Hızlıca koşup araca bindim.Asena, “Artık on ikiden önce uyumalısın. Sürekli geç kalıyorsun, ya uyanamasaydın? Törende en çok görevi olan sensin!” diye söylenmeye başladı.Esmer tenli koyu kahve gözlü 1.70 boylarında alımlı ve olgun bir kız olmasına rağmen ne zaman eski günlerdeki gibi abisi Barlars , Gökalp, ben ve İkra birlikte olsak aramızda en çocukça davranan kişi oydu.Babası şehit olmuştu ama abisi Barlars aralarında sadece iki yaş olmasına rağmen ona baba hasreti yaşatmamıştı .Resmen ikinci annem gibiydi.Annemle ilgili anılarımı hatırlamasamda her zaman içimde ona karşı bir huzur olurdu. Aynı huzur Asena’a baktığımda da kalbimde yeşerirdi.Bir yandan makyaj yapıp bir yandan da ona cevap yetiştirirken okula vardık. Provalar olduğu için doğrudan konferans salonuna geçtik. Biryandan da okuyacağımız bölümlerin tekrarını yapıyorduk. Andımızı, Gençliğe Hitabe’yi, 10. Yıl Nutku’nu ve okulumuzun marşını okuyacaktık.11 Mart Askerî Koleji olarak bilinse de biz okulumuzu “Atatürk’ün izi” olarak görürdük. Okulumuz, 11 Mart darbesinde şehit ve gazi olan özel tim mensuplarının çocuklarını yetiştiren ve onların bıraktığı görevi devam ettirmeyi amaçlayan bir yerdi. Hem küçük yaşta askerî eğitim alır hem de yabancı dillerde ve bilimsel projelerde başarı kazanan öğrenciler olarak anılırdık. Girmek herkesin harcı değildi; dışarıdan imrenilen bir okulduk.Provaya odaklanmaya çalışıyrodum ama bir türlü başaramıyordum. Sonuçta bugün ben dahil tüm arkadaşlarımın, kardeşim bildiğim alt sınıf öğrencilerinin, bazı öğretmenlerin ve vatanın kaybettiği onlarca şehitin ölüm yıldönümleriydi. O yüzden hepimizin buraya gelmeden ağladığımızı belli eden kızarık ve şiş gözlerinde ailesinden birilerini kaybetmenin yıldönümünün huzursuzluğu, mutsuzluğu ve artık buna alışmaya başlamışlığın çaresizliği vardı. Belkide burdaki herkes kaybettikleri sevdiklerinin sesini, onlara seslenme şekillerini, onlarla yaşadıkları iyi ve kötü anıları, onların yanındaki huzurunu ve şevkatini unutmuşlardı. Bu yüzden prova şehit ailesi olmanın hüzünlü gururu ve olgunluğu sayesinde çok kolay ve alışılmış geçmişti.Prova sonrası kantine geçip üçümüz birer filtre kahve aldık. Okulda bugün hiç kahkaha yoktu; herkes sessizdi. Çünkü bugün okul için yas günüydü. Dokuz yıl önce birçok arkadaşımız anne babasını kaybetmişti.Bazılarımız baba ve annelerimizden bilgi alınması icin onların gözü önünde iskence görmüştük daha 8 yaşındayken .tek suçumuz ailemizin Atatürkün izinden gidip asker olması milletimizi düşmanlardan teroristlerden dağda gezinen pisliklerden korumalarıydı.Biz( kuzenim İkra ,Asena,Gökalp, Asenanın abisi barlars ve şehit arkadaşımız ulu) işkence görenlerdik .Ulu şehit bizse gaziydik.benim boynumda ve kollarımda önemli damarlarıma yakın yerlerde kesikler vardi .Annem ve babamı önce bilgi almak icin benim üzerimden iskence ederek tehtit etmiş sonra da şehit etmişlerdi .Asena'nın sırtına kızgın şiş bastırarak babasına işkence etmişler ve sevgilisi Gökalp'in yüzüne de onlarca yarık açmışlardı ,babalarını da şehit etmişlerdi.Barbars'ı babasinin onunde komaya sokucak kadar dövmüşlerdi.Kuzenim İkraya da hepsini yapmışlardı .Teyzem Umay bizim ailelerimizin bir zamanlar icinde bulunduğu İZ timinin lideriydi,tüm bilgiler onda olduğu için ikraya herseyi yapmışlardı yasamasi mucizeydi .Vicudunda 29 civi vardı ,kafatasının içinde yarım mermi ve kollarında derin kesikler vardı.O da bizim okulda okuyodu ama piskolojik olarak bitik olduğu icin dondurup Ankaraya babasının yanına tedavi olmaya gitmişti.Ama bunlar bizim asker olmamızı engellemişti.Hepimiz seçmelere hazırlanıyorduk ve kazanacaktık.Barlars bizden 2 yaş büyük olduğu için çoktan seçmelere katılmış kazanmış ve eğitim görmeye başlamıştı.
. 〰️▪️☀️▪️〰️
Sahne için hoca bizi çağırdığında koşarak konferans salonuna ordanda perdenin arkasındaki yerimize geçtik .Hoca söylediğinde durmamız gereken yerlerimize geçicektik.Salonun ışıkları birer birer sönerken, sahnenin üzerindeki kırmızı perde karanlığın içinde ağır ağır kayboldu. Birkaç saniye önce uğultuyla dolu olan salon, yerini derin ve bekleyiş dolu bir sessizliğe bıraktı.Ben, sınıf arkadaşlarımla birlikte sahnenin hemen arkasında sıramızı bekliyordum.Kalbimin atışını neredeyse kulaklarımda duyuyordum.Üzerimizde aynı kıyafetler vardı. Herkes saçını düzeltmiş, yakasını kontrol etmiş, ayakkabısının bağını son kez sıkmıştı. Ama kimsenin gerçekten kıyafetiyle ilgilendiğini sanmıyordum. Hepimiz biraz gergindik.Başımı hafifçe kaldırıp perde arasından salona baktım.İlk sıralarda öğretmenlerimiz oturuyordu. Arkalarında gazi ya da şehitlerimizin yakınları , öğrenciler ve okulun diğer sınıfları vardı. Salonun duvarlarında Türk bayrakları asılıydı. Sahnenin tam ortasında büyük bir Atatürk portresi, iki yanında ise bayraklar duruyordu.Kırmızı ve beyaz renkler, sahnenin ışıkları altında daha da belirgin görünüyordu.Bir an gözlerimi Atatürk'ün portresine çevirdim.İçimden, "Şimdi gerçekten başlayacak," diye geçirdim.Yanımdaki Asena sessizce elimi sıktı." Hazır mısın?"Başımı salladım.O sırada öğretmenimizin sesi kulaklığımızdan geldi."Sıra sizde."Hepimiz aynı anda derin bir nefes aldık.Perde açıldı.Sahne ışıkları yüzümüze vurduğunda birkaç saniyeliğine gözlerim kamaştı. Sonra salondaki yüzleri seçmeye başladım.Önümüzde koskoca bir salon vardı.Ama garip bir şekilde, o anda bana küçücük geliyordu.Sanki yalnızca sınıfımız, öğretmenimiz ve sahnedeki bayraklar vardı.Hepimiz aynı anda yerlerimize geçtik.Ayak seslerimiz sahnenin zemininde yankılandı. Ardından bir anda herkes dimdik durdu.Müzik başladı.İlk bölüm Onuncu Yıl Nutku ile başladı.Sınıfımızın sesi önce salonda tek bir ses gibi yükseldi.Sonra kelimeler çoğaldı.Hepimiz aynı anda, aynı ritimde, aynı kararlılıkla konuşuyorduk.Ben sesimi yükselttikçe içimdeki heyecanın yerini başka bir duygu almaya başladı.Gurur,sevgi, özlem, şehit yakını olmanın verdiği keder ve yakında asker olucağımızın umudu.Sadece kendi sesimi değil, yanımdaki arkadaşlarımın sesini de duyuyordum. Bazen birimizin sesi diğerinden biraz daha yüksek çıkıyor, sonra hepimiz yeniden aynı tempoda birleşiyorduk.Salonun duvarları sesimizi geri yansıtıyordu.Bir süre sonra artık sahnede yirmi ayrı öğrenci yokmuş gibi hissettim.Tek bir koro.Tek bir sınıf.Onuncu Yıl Nutku'nun sonlarına doğru sesimiz daha da yükseldi. Salondaki herkes dikkatle bizi izliyordu. Öğretmenimizin gözlerindeki gururu sahnenin ışıkları arasından bile fark edebiliyordum.Nutuk bittiğinde kısa bir sessizlik oldu.O sessizlik birkaç saniye sürdü.Ama bana dakikalarca sürmüş gibi geldi.Sonra ikinci bölüme geçtik.Gençliğe Hitabe.Bu kez sesimizin tonunda başka bir ağırlık vardı.Söylediğimiz her kelime sanki salonun içine biraz daha derinden işliyordu.Ben metni ezbere biliyor olmama rağmen, o an kelimeleri ilk kez duyuyormuşum gibi hissettim.Gözlerim bir anlığına Atatürk'ün portresine kaydı.Sonra yeniden karşıya baktım.Sesimi daha da belirginleştirdim.Arkadaşlarım da aynı şekilde devam ediyordu.Birimizin sesi titrediğinde diğeri ona güç veriyor, birimiz nefes almak için sustuğunda koro onu içine alıyordu.O anda bunun yalnızca ezberlenmiş bir metni okumak olmadığını düşündüm.Bir sınıf olarak aynı cümleleri söylemekten çok daha fazlasıydı.Aynı duygunun içinde duruyorduk.Gençliğe Hitabe'nin son bölümüne geldiğimizde salon tamamen sessizleşmişti.Bizim sesimizden başka hiçbir şey duyulmuyordu.Son kelimeler de sahnenin üzerinde yankılanıp kayboldu.Bir an herkes olduğu yerde kaldı.Ardından öğretmenimiz küçük bir işaret verdi.Son bölüm.Andımız.Hepimiz daha dik durduk.Ayaklarımızı aynı hizaya getirdik.Başlarımızı kaldırdık.Ve hep birlikte başladık.Bu kez sesimiz çok daha canlıydı.Daha genç, daha güçlü, daha coşkuluydu.Sınıf arkadaşlarımın seslerini duydukça içimde garip bir sıcaklık oluşuyordu.Yan yana duruyorduk.Aynı okulun öğrencileri olarak.Aynı sınıfın çocukları olarak.Ve o birkaç dakikalığına, bütün sınıfın birbirinden ayrı insanlardan oluşmadığını hissettim.Bir bütündük.Son cümleye geldiğimizde hepimiz sesimizi aynı anda yükselttik.Ardından...Sessizlik.Sahne ışıkları hâlâ üzerimizdeydi.Kalbim hâlâ hızlı hızlı atıyordu.Ama bu kez heyecandan değildi.Başımı kaldırdım.Salonun arka tarafında dalgalanan Türk bayrağını gördüm.Kırmızı kumaş, sahnenin ışıklarıyla hafifçe parlıyordu.Bir an gözlerimi kapattım.En sonda hep bir ağızdan , aynı yürekten, aynı açıdan oluşan bir koro eşliğinde okulumuzun marşını okuduk.Az önce söylediğimiz sözlerin yankısı hâlâ kulağımdaydı.Sonra alkışlar yükseldi.Önce birkaç kişinin sesi duyuldu.Ardından bütün salon alkışlamaya başladı.Ses gittikçe büyüdü.
. 〰️▪️☀️▪️〰️
Asena, akşam kendi evlerinde küçük bir buluşma yapmayı teklif etti. Barlars da Gümüşhane’ye geleceği için uzun zamandır birlikte oturup konuşabilecektik.Saat 17.00 gibi eve vardım. Babaannemin tatlı tatlı söylenmeleri eşliğinde konağın ahşap merdivenlerini çıkıp odama yöneldim. Saçımı açarken sıkı yaptığım topuzun izleri bile acıtıyordu. Üstümü değiştirip kısa bir antrenman yaptım. Sonra duş alıp yenilenmiş şekilde banyodan çıktım.Dolabı açıp rahat bir şeyler giymek istedim. Siyah taytımı ve gri sweatshirtimi giydim. Tam odadan çıkarken babaannemin sesi koridorda yankılandı:“Allah aşkına kızım, o üstündeki ne? Öyle taytla dışarı çıkılır mı? Biraz daha düzgün bir şey giysen ölmezsin herhalde!”İçimden derin bir nefes aldım. Kıyafet mevzusu asla bitmiyordu.“Babaanne, iki işimi halledip geleceğim. Kimse bana bakmaz merak etme.”“El âlem var kızım, el âlem!” diye söylendi, ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım. Kırtasiyeye uğradım, marketten birkaç eksik aldım, biraz yürüyüp hava aldım. Kafamı toparlamak iyi gelmişti. Hava kararmaya başladığında konağa geri döndüm.Hızlıca bordo, tatlı, boğazlı ,uzun kollu bir kazak; altına siyah baggy pantolon giydim .Güzel bir makyaj yapıp bordo konverslerimi giydim ve Asenalar'ın evinin yolunu tuttum.Bu akşam, hem geçmişi konuşacak hem de geleceğimizle ilgili önemli kararlar alacaktık.İçimde tuhaf bir heyecan vardısanki bir dönüm noktası yaklaşıyordu.