2. bölüm / 4
Lalin1-ŞEHRİN SESSİZLİĞİ
Bölümler 4Şu an: 1-ŞEHRİN SESSİZLİĞİ
- 1 SELAM MİLLET ⭐️65 kelime
- 2 1-ŞEHRİN SESSİZLİĞİ744 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2- GÖLGELERİN İÇİNDE2.531 kelime
- 4 3- GÖLGELERLE YÜZLEŞME1.411 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 1 — ŞEHRİN SESSİZLİĞİ
Şehir o sabah hüzünlü uyanmıştı.
Gökyüzü, rengini unutmuş gibiydi. Ne tam griydi ne de maviye benziyordu. Sanki birileri bütün renkleri silmiş, geriye sadece yorgun bir boşluk bırakmıştı. Kaldırımlar ıslaktı, asfalt ince bir parlaklıkla kaplanmıştı. Sokak lambalarının sönmeye yüz tutmuş ışıkları bu ıslak yüzeyde kırılıyor, şehrin üzerine dağılmış birer anı gibi titreşiyordu.
Camın önünde duran kız, bu görüntüyü uzun uzun izledi.Ya da izlediğini sandı.Çünkü aslında hiçbir şeyi gerçekten görmüyordu.Lalin, son zamanlarda böyleydi.Gözleri açık… ama içi kapalı.Parmak uçlarını buğulanmış cama değdirdi. Soğuk yüzeyle temas ettiğinde içinden kısa bir ürperti geçti. Camın üzerinde bıraktığı izler yavaşça belirginleşti. İnce, kırılgan, birkaç saniye sonra yok olacak izler.Dikkatle baktı onlara.Sonra dudaklarının kenarı çok hafif kıpırdadı.“Geçici,” diye düşündü.Her şey gibi.Ellerini geri çektiğinde izler hâlâ oradaydı ama silinmeye başlamıştı bile. Tıpkı hayatındaki insanlar gibi…
Önce belirgin, sonra bulanık… ve sonunda yok.Arkasını döndü.Oda sessizdi.Ama bu sessizlik huzur veren bir türden değildi. Bu, insanın düşünmemek için kaçtığı şeyleri zorla önüne koyan bir sessizlikti.
Duvarlar konuşmuyor ama suskunluk bağırıyordu.Yatağın üzerindeki battaniye dağınıktı. Masanın üzerinde yarım kalmış bir defter, yanında kurumuş bir kahve lekesi vardı. Pencerenin kenarında duran küçük bitki, susuz kalmıştı. Yaprakları hafifçe eğilmişti.Lalin onu sulamayı unutmuştu yine…Saatine baktı 08:16 geç kalıyordu.
Ama bu, onu telaşlandırmadı.Çünkü Lalin, geç kalmanın ne demek olduğunu çoktan öğrenmişti.İnsanlara geç kalmıştı.Fırsatlara geç kalmıştı.Kendine bile geç kalmıştı.Bu yüzden artık birkaç dakikanın hiçbir önemi yoktu.
—
Sokağa çıktığında hava yüzüne ağır bir şekilde çarptı.Soğuk değildi.Ama rahatsız ediciydi.Sanki içinde kalmak istemeyen bir şey vardı havanın içinde.İnsanlar hızlı yürüyordu. Ellerinde çantalar, kulaklarında kulaklıklar… herkes bir yerlere yetişme telaşındaydı.Ama Lalin yürüyordu.Sadece yürüyordu.Ne bir acele, ne bir hedef.Adımları dengeliydi. Ne yavaş ne hızlı.Sanki varacağı yer çok da önemli değilmiş gibi.Ayakkabıları ıslak zeminde hafif sesler çıkarıyordu. Bu sesler düzenliydi. Tekrarlayan bir ritim gibi.Bu ritim, düşüncelerini bastırıyordu.Ya da en azından öyle hissettiriyordu.Kafenin olduğu sokağa girdiğinde adımları istemsizce yavaşladı.Başını kaldırdı.
Tabela hâlâ oradaydı.“Lalin Kahve Evi” harfler eskimemişti ama anlamı değişmişti.
Bir zamanlar bu isim ona ait bir hayaldi.Şimdi ise…
Bir yük gibi duruyordu.Çantasından anahtarı çıkardı. Parmakları kısa bir an duraksadı. Kapının önünde öylece kaldı.İçeri girmek istemiyordu.Ama girmek zorundaydı.Çünkü bazı şeyler insanı bırakmazdı.İnsan bıraksa bile.Derin bir nefes aldı.Kapıyı açtı.Zil sesi içeri yayıldı.Tanıdık.Ama eskisi gibi değil.
—
Kafe onu sessizlikle karşıladı.Her şey yerli yerindeydi.Ahşap masalar.Pencere kenarındaki küçük koltuk.Duvara asılı eski fotoğraflar.Köşede duran plak çalar.Her şey aynıydı.Ama hiçbir şey aynı hissettirmiyordu.Lalin kapıyı kapattı.
Anahtarı cebine koydu. Yavaşça tezgâhın arkasına geçti.Işıkları yaktı.Sarı tonlu lambalar mekânı doldurdu.Bu ışık…Gerçek bir sıcaklık değildi.Ama yeterince inandırıcıydı.Bir süre olduğu yerde durdu.Elleri tezgâhın üzerinde.Gözleri boşlukta.Eskiden burada sesler olurdu.Kahkahalar.Kısa konuşmalar.Birinin sesi…Kalbi aniden sıkıştı.Gözlerini kapattı.“Bugün değil,” dedi içinden.“Bugün hatırlamayacaksın.”Ama insan kendine bunu söylediğinde…Genelde tam tersini yapardı.
—
İlk müşteri geldiğinde saat 09:05’ti.Kapı açıldı.Zil çaldı.Orta yaşlı bir adam içeri girdi. Omuzları hafif düşüktü. Yorgun görünüyordu.“Bir filtre kahve alabilir miyim?” dedi.Lalin başını salladı.“Elbette.”Ses tonu düzgündü.Hiçbir şey belli etmiyordu.Kahveyi hazırlarken adamın bakışlarını hissetti. Bu, alışık olduğu bir şeydi.İnsanlar bazen onun gözlerine bakar…Ve orada bir şey arardı.Ama bulamazdı.Çünkü Lalin artık kimseye bir şey göstermiyordu.Kahveyi uzattı.“Afiyet olsun.”Adam teşekkür edip pencere kenarına geçti.Lalin bir an onu izledi.Sonra bakışlarını kaçırdı.Çünkü insanlar…Yaklaşırdı.Ve yaklaştıkça…Bir şeyleri değiştirirdi.
—
Saatler yavaş geçti.Kafe doldu ama asla kalabalık olmadı.Burası kalabalık bir yer değildi zaten.Burası, kaçanların yeriydi.Durmak isteyenlerin.Unutamayanların.Ve belki de…Bekleyenlerin.Lalin, bekleyenlerden biri değildi.Artık değildi.
—
Saat 13:28’de kapı tekrar açıldı.Zil çaldı.Ama bu ses…Diğerlerinden farklıydı.Daha keskin.Daha net.Daha… tanıdık.Lalin başını kaldırdı.Ve o an…Zaman durdu.Kapıda duran adam, sanki bu şehre ait değilmiş gibiydi. Üzerindeki koyu renk ceket omuzlarına tam oturuyordu. Saçları hafif dağınıktı ama bu dağınıklık bile düzenli görünüyordu.Ama asıl mesele…Gözleriydi.Soğuk.Derin.Ve fazlasıyla tanıdık.Lalin’in nefesi kesildi.Kalbi bir anlığına durdu.Hayır.Bu mümkün değildi.O burada olmamalıydı.O…Geri gelmemeliydi.Adam içeri girdi.Kapı kapandı.Zil son kez çaldı.Ve sessizlik geri geldi.Ama bu sefer…Daha ağırdı.Adam yürüdü.Yavaş.Kararlı.Gözlerini ondan ayırmadan.Her adımı, Lalin’in geçmişine atılmış gibiydi.Tezgâhın önünde durdu.Aralarında sadece birkaç adım vardı.
Ama o mesafe…Yıllar gibiydi.Lalin konuşamadı.Boğazı düğümlendi.Ellerini sıkıca tezgâha bastırdı.Kendini sabitlemek ister gibi.Adam ilk konuşan oldu.“Bir kahve alabilir miyim?”Sesi…Aynıydı.Hiç değişmemişti.Bu, her şeyi daha zor hale getiriyordu.Lalin dudaklarını araladı.“Nasıl istersiniz?” dedi.Sesi hafif titredi.Ama bunu sadece o fark etti.Adamın dudakları yavaşça kıvrıldı.O gülümseme…Bir zamanlar huzurdu.Şimdi ise bir tehdit gibi hissettiriyordu.“Sen nasıl yapıyorsan öyle.”Kalbi sertçe çarptı.Çünkü bazı cümleler…İnsanı geçmişe çivilerdi.Lalin başını eğdi.Kahve makinesine yöneldi.Ellerini kontrol etmekte zorlanıyordu.Bu bir tesadüf değildi.Bu…Bir geri dönüştü.Ve geri dönen şeyler…Genelde iyi şeyler olmazdı.Kahveyi hazırlarken zihni karıştı.Anılar.Sesler.Bakışlar.Hepsi bir anda geri gelmek istiyordu.Ama o izin vermedi.Vermemeliydi.Kahveyi hazırladı.Bardağı aldı.Tezgâha doğru yürüdü.Ve uzattı.Göz göze geldiler.Bu sefer kaçamadı.Adam bardağı alırken parmakları onunkine değdi.Kısa bir temas.Ama yeterince uzun.Ve o an…Her şey geri geldi.Sustuğu her şey.Unuttuğunu sandığı her şey.İçinde sakladığı her şey.Adam biraz eğildi.Sesi alçaktı.Ama kesindi.“Özledin mi beni, Lalin?”Dünya o anda çatladı.İçinde tuttuğu her şey bir anlığına yüzeye çıktı.Ama o yine sustu.Çünkü Lalin…Konuşmayı çoktan bırakmıştı.
Ve şehir…Bir kez daha ağırlaştı.
Bölüm etkileşimi
