11. bölüm · Kuzgun Oluğu: Sisin Ardındakiler
SESSİZLİĞİN MERKEZİ
James'in kütüphanedeki o karanlık köşede Alis'e yönelttiği soru, odadaki havayı iyice ağırlaştırmıştı: "Neden hâlâ ayaktasın?" Alis, bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyordu; sadece Daniel'ın o yıkıcı sesinin herkesi diz çöktürürken kendisine neden sadece hafif bir rüzgar gibi çarptığını anlamaya çalışıyordu.
James’in altın rengi gözleri, Alis’in üzerinde şüpheyle geziniyordu. Bir adım yaklaştı; James’in varlığı bile odayı daha dar, daha basık hissettiriyordu. "Daniel’ın sesi," diye fısıldadı James, sesi kütüphane rafları arasında yankılanırken. "O bir frekans saldırısıdır. Normal bir insanın kulak zarlarını patlatmalı, beynini uyuşturmalıydı. Ama sen... sen sadece izledin."
Alis: geri çekilmeye çalıştı ama sırtı tozlu kitap raflarına çarptı. "Bilmiyorum James. Sadece... sadece biraz başım döndü, o kadar."
James: Alis’in yanındaki rafa sertçe elini dayadı. "Yalan söylüyorsun ya da ne olduğundan haberin yok." Elini Alis’in omzuna doğru uzattı. Amacı ona zarar vermek değil, o tuhaf direnci bizzat test etmekti. Ancak parmakları Alis’in tenine değdiği an, James sanki elektrik çarpmış gibi elini geri çekti.
James’in yüzünde ilk kez saf bir şaşkınlık belirdi. "Gücüm..." dedi kekeleyerek. "Vücut yoğunluğumu sabitleyemiyorum. Senin yanındayken... moleküllerim sanki kilitleniyor."
Alis: şaşkınlıkla kendi ellerine baktı. "Ben bir şey yapmadım."
O sırada kütüphanenin ağır kapıları hızla açıldı. Daniel, Rose ve Dean içeri girdi. Daniel’ın üzerindeki gömlek yırtılmıştı ve gözlerindeki o buz mavisi parlaklık yavaş yavaş sönüyordu. Hemen Alis’in yanına geldi.
Daniel:"İyi misin?" diye sordu, nefes nefese.
James:"Daniel, bu kızda bir şey var," dedi, hala eline bakarken. "Senin ses dalgaların ona çarptığında sönümleniyor. Ve ona dokunduğumda... sanki içimdeki vampir uykuya dalıyor."
Daniel duraksadı.
Rose: Alis’e yaklaşarak elini havada tuttu; Alis’in etrafındaki (duygusal alanı) hissetmeye çalışıyordu. Rose’un yüzü bir anlığına sarsıldı. "Duyguları hissetmiyorum," dedi Rose fısıltıyla. "Alis’in etrafında bir... sessizlik kalkanı var. Bizim doğaüstü yanlarımızı nötrleyen bir boşluk gibi."
Lily: grubun arkasından öne çıktı. Gözleri hala buğuluydu. "O bir 'Çapa'," dedi Lily. "Bu yüzden buraya çekildik. Bu yüzden vahşiler ona saldırıyor. Alis, bizim gibi olanların güçlerini etkisiz kılan nadir bir frekansa sahip. O, bizim dünyamızın panzehiri."
Dışarıdan, okulun uzaklarından gelen o korkunç hırıltılar ve cam kırılma sesleri tekrar duyuldu. Sürü pes etmemişti; aksine, hedefledikleri şeyin ne kadar değerli olduğunu anlamışlardı.
Daniel, Alis’in ellerini tuttu. Bu kez dokunuşu daha yumuşaktı ama Alis, Daniel’ın teninin kendi dokunuşuyla nasıl biraz daha "insan gibi" ısındığını fark etti.
Daniel: "Burada kalamayız," dedi kesin bir dille. "Victor ve sürüsü okulun çevresini kuşatıyor. Eğer Alis’in bu gücü gerçekten onları zayıflatıyorsa, onu canlı istiyorlar demektir. Sığınağa gitmeliyiz."
Dean:"Ama orman yolu pusu dolu," dedi ciddiyetle. "Işık kırmam bile o kadar kalabalık bir sürüyü saklamaya yetmez."
Daniel: Alis’e baktı. "O zaman savaşarak geçeceğiz. Alis, benim yanımdan sakın ayrılma. Senin sessizliğin bizim korumamız, benim sesim ise senin kılıcın olacak."
Sisin içine, kendi evlerine giden o tehlikeli yola çıkmak için hazırlandılar. Ancak Alis, artık sadece korunan bir kurban olmadığını, bu grubun hayatta kalması için en kritik anahtar olduğunu biliyordu.
