Kuzeyden Güneye kitap kapağı

2. bölüm / 4

Kuzeyden Güneye

Bölüm 2 ‘Yolculuk🛩️’

Vaveyla Yazarı: Betülay Belen

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Bölüm 2 ‘Yolculuk🛩️’

yazardan okurlarına not:
İlk bölümde Marin'in o hırçın vedasına şahit olmuştuk. Ancak bazen gitmek, kalmaktan çok daha zordur. Bu bölümde, Marin'in sadece kendi kaderiyle değil, 'elâlem' denen o görünmez ve acımasız duvarla nasıl savaştığını okuyacağız.
Bir yanda annelik, bir yanda evlatlık... Sıkışıp kalınan o evde nefes almak mümkün mü?
Marin'in mücadelesine, Asya'nın desteğine ve o evdeki sessiz çığlıklara ortak olmaya hazır olun. 🥺

(Not:📌 Bu bölüm sansürlü küfürler ve hafif şiddet ögeleri içermektedir. ⚠️🚨
Hiçbir yöreye hakaret amaçlı yazılan yazılar değildir. ⚠️🚨Tamamen hayal ürünüdür.⚠️🚨 Esinlendiğim kişilerinde yalnızca karakter özelliği alınmış olup, hikaye onlardan bağımsız ve hayal ürünü olarak işlemektedir. )

Keyifli okumalar🌸

Betül🌙
🌊 🔥 🪨

Ne zamandır bu soğuk demir sandalyede oturuyordum, bilmiyordum. Sağımda pembe bavulum, elimdeyse Trabzon-İstanbul yazılı bilet duruyordu. Kaçıncı kez bilette yazılı şehirleri içimden sayıkladığımı sayamıyordum artık. Zar zor biriktirdiğim paralarla bir bilet almıştım. Peki sonrası? On dokuz yaşında bir kız, hiç bilmediği bir şehirde ne yapardı? Nasıl yaşardı? Daha kendisi çocukken içinde gün be gün büyüyen bu minik canı nasıl korurdu? Bir işim yoktu. Bir okulum yoktu. Kendime bile ağırken, bir de minik bir canın ağırlığı eklenmişti ruhuma.
Türk Hava Yolları'nın TK-2821 sefer sayılı, İstanbul Havalimanı (IST) kalkışlı uçağına biletleme ve bagaj işlemlerini tamamlayan değerli yolcularımızın dikkatine.TK-2821 sefer sayılı, İstanbul Havalimanı yolcularının, güvenlik kontrolünden geçerek en kısa sürede A-11 numaralı kapıda hazır bulunmaları rica olunur. Uçağa kabul işlemleri kapanmak üzeredir.

Duyduğum anonsla irkildim. Başımı kaldırıp seferlerin yazılı olduğu tabelaya baktım. Gitme vaktim gelmişti. Yuvamdan, Karadeniz’den... Karadeniz böyleydi. Sevdiğine öyle bir kucak açardı ki bir olurdun onunla. Bazen de benim gibi kabul etmezdi topraklarına. Sen gidene kadar hırçın denizinde defalarca boğmaya kalkardı seni. Bu da aşkla oluyordu işte... Aşık oldum, denizine düştüm, evlendim, boğuldum o denizde. Şimdiyse karnımda bir can var ve ben sırf o masumu korumak için çırpınarak çıkmaya çalışıyorum Karadeniz’den.
Gözümden bir damla yaş akarken ayağa kalktım. Pembe bavulumun kulpunu tuttum ve güvenlik kontrolüne ilerlemeye başladım. Tek bir kapı kalmıştı sadece geçmişle aramda. O kapıdan geçince uçağıma binecek ve her şeyi ardımda bırakıp gidecektim.
Tam kapının önünde ayaklarımı yere sabitledim. Kontrolde bekleyen güvenlik bir süre bana baktıktan sonra konuşmaya başladı.
-Hanımefendi, geçecek misiniz?
Adama ifadesizce bakarak yanıtladım.
-Evet.
Adımlarımı güvenlik kontrolünün yapılması için adama yaklaştırdığım sırada arkamdan bir ses yükseldi.
-Marin!
Bu sesin kime ait olduğunu çok iyi biliyordum. Babamdı... Arkama döndüğümde babam hızlı adımlarla bana yaklaşıyordu. Bir güvenliğin, bir de babamın arasında bakışlarımı gezdirdim.
-Hanımefendi, geçecek misiniz artık?
Dedi güvenlik.
-Marin!!
Dedi babam. Onu görmezden gelerek hareketlerimi hızlandırdım. Bir mucize olmasını ve bana yetişmemesini umuyordum içten içe.
-Hemen kontrolleri tamamlayalım lütfen, acele edin! Yalvarırım!
Hızla kontrolü tamamlamaya çalışırken, kolumda hissettiğim el ile arkamı dönmem bir oldu. Babam bana yetişmişti.
-Affedersuniz, bir yanlişlik oldi burda. Bizum kiz gitmiyor.
Dedi babam, Karadeniz ağzının en otoriter tonuyla. Güvenlik tepki vermeden yalnızca başıyla onaylamakla yetindi. Babamın kolumu tutuşundan, nasıl sinirli olduğunu anlayabiliyordum. Gitmek istiyordum. Güvenliğe çaresizce son kez baktım. Fakat ifadesiz duruşunu hiç bozmuyordu.
Babam kolumu bırakmadan, boştaki eliyle bavulu alıp beni ilerletmeye başladı. Yüzündeki öfkeyi anlayabiliyordum. Benimki gibi yeşil olan gözlerinden alevler fışkırıyordu.
Bir süre daha yürüyüp arabamızın olduğu yere vardığımızda kolumu bıraktı. Tutuşundan dolayı acıyan kolumu hafifçe ovaladım.
-Baba!
-Sus!
-Baba, bir dinle, ne olur!
-Sus dedum! Sözumi dinle!
Gözyaşlarım tekrardan yanaklarımdaki yolunu bulmuş süzülürken, titreyen ellerimle babamın elini tuttum.
-Lütfen baba!
Babam anında elini geri çekti.
-Nereye gidecektun? Ananı babanı bırakıp nereye gidecektun?
Babam konuşmanın etkisiyle sinirle elini kaldırdığında, kendimi koruma içgüdüsüyle korkuyla başımı çevirip ellerimi karnıma götürdüm. Korumam gereken bir can daha vardı artık. Fakat beklediğim darbe gelmemişti. Ürkekçe duruşumu düzeltip tekrardan babama baktım. Gözleri yaşlarla dolmuş, çaresizce bana bakıyordu.
-Ben sağa ne zaman el kaldırdum ki şimdi kaldırayım? Ha kizum? Ben senun baban değil miyim?
"Baba... Özür dilerim."
Babam hiçbir şey demeden binmem için arabanın kapısını açtı. Hiçbir şey demeden koltuğa yerleştim. Sonrasında bavulumu da alıp arabanın bagajına bıraktı. Kendisi de şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı.
Yol boyunca hiçbir şey konuşmadık. Yalnızca sessizlik hâkimdi. Ben de bu sessizliği bozmadan Trabzon’un puslu, sisli dağlarına bakıyordum. Benden farkı yoktu hiç. Ruhumun aynasıydı o dağlar. Manzaraya dalıp giderken içimden, “Ne yapacağım şimdi? Bu şehir beni kabul edecek mi? Bebeğimi nasıl koruyacağım?” diye geçirdim. Şuan da hiçbir sorunun cevabı bende yoktu. Kendime hangi soruyu sorsam sonrası koca bir boşluk olarak kalıyordu.
Araba bir süre daha gittikten sonra durduğunda düşüncelerimden sıyrılarak eve geldiğimizi fark ettim. Evin önünde öfkeden kıpkırmızı kesilmiş gözlerle bana bakan annem duruyordu. Annem babamdan farklıydı. Hep asi ve agresif olmuştu bana karşı. Nedenini hiçbir zaman anlayamazdım. Bu yüzden olsa gerek evde babamdan çok annemin sözü geçerdi. Korkakça arabadan indim, benden hemen sonraysa babam arabadan indi.
Annemi görmezden gelerek bavulumu almak için bagaja yöneldim. Tam o sırada saçlarımdan tutan bir el, yere düşmeme sebep oldu.
-Yüzsüz seni! Bide bağa bakmadan geçeysun ha? Yüzün yok tabi, demi bağa bakmaya? Ne ettun da bizi elâlemin diline düşürdün?!
-Anne, bırak! Ne olur bırak!
Annem, saçlarımdan elini çekip yüzüme sert bir tokat attı. Tokadın etkisiyle başım sağa savrulmuştu. Hiç beklemeden kollarımdan tutup ayağa kaldırdı.
-Söyle hemen! Ne ettun da o uşak bıraktı seni? O çok iyi aileden bir uşakdu! seni niye bıraksun ha? Elalemin diline maskara olduk senin yüzünden! Ne ettun, söyle! Konuş!
Bir tokat daha vurdu annem yüzüme.
-Anne, ne olur yapma! Anne, bir şey yapmadım! Yemin ederim anne!
Annem ardı arkası kesilmeden tokatları bana savururken sürekli yalvarmaya devam ediyordum. Gözyaşları içindeki yakarışlarımın hiçbiri onu durdurmaya yetmiyordu. Anne değil miydi oysa? Anne dediğin anlamaz mıydı kızını? Sarıp sarmalamaz mıydı?
Annem tokatlarını savurmaya devam ederken biri elini tutarak onu durdurdu. Biliyordum, babamdı.
-Nimet! Etma! Etma da!Kizum hamiledur!
-Yavuz! Bu kiz bizi elâleme rezil ettu! Bırak beni! Bırak!
-O şerefsiz etti ne ettiyse. Geberteceğum o uşağı! Hele bi bulayum ben onu! Hamile kizimu bırakan şerefsizin suçi bu! Etma Nimet!
-Ben biliyrum! Ben biliyrum bu kiz yapti bi şey! Onun ailesi ne kadar iyi bir aile biliysun. Bırakır muydu o uşak hamile kizi? Bu kiz ettu bi şey! Biliyrum ben!
Kesilen tokatları fırsat bilip ayağa kalktım. Elimin tersiyle dudağımın kenarında hissettiğim kanı sildim. Kıpkırmızı olmuş gözlerim kin ve nefret dolu şekilde anneme kilitlenmişti.
-Sen…
Dedim titrek ama bir o kadar da güçlü çıkarmaya çalıştığım sesimle. Derin bir nefes alıp konuşmaya devam ettim.
-Sen ne biçim annesin? İyi bir aile öyle mi? İyi bir aile!
Sinirden gülerek konuşmaya devam ettim.
-Neden iyi bir aile söylesene Nimet Hanım! Parası var diye mi? Sana para saçıyor diye mi?
-Bak şuna yavuz! Bak! Koruduğun kizina bak! Yüzsüz seni! Sağa mi kaldi bağa analuk dersi vermek?
Annem tekrardan vurmak için elini kaldırdığında bu kez elini tutan ben oldum.
-Bana kaldı! Çünkü bende anneyim artık. Ve Allah şahidim olsun ki ben senin gibi bir anne olmayacağım!
Annem tam öfkesini yeniden püskürtecekken arkadan gelen sesle hepimizin bakışları oraya yöneldi.
- Anne!
Bu sese ablama aitti. Hızla yanıma gelip beni kolları arasına aldı. Bir yandan da sert bakışlarıyla anneme bakıyordu.
-Ne yaptığını sanıyorsun sen? Uzak duracaksın demedim mi sana bu kızdan.
-O kiz ne yapti sen biliymisun?
-Ha ana biliyrum.
Dedi ablam Karadeniz ağzına geçerek. Bunu yalnızca çok sinirlendiğinde annemler tarafından dikkate alınmak için yapardı. Kolları arasına aldığı bedenimden ayrılarak tüm kararlığıyla annemin karşısına dikildi.
- Ne etmuş diyeyim sağa ben? Sen Marin’in sevdaluk ettuğuni , sevdaluk ettuğu uşağun da zengin olduğuni işitince, sevdasından faydalanıp evleneceksun, “el alem ne der” dedun. O da sevduğu içun kabul etti. İtiraz etmedu. Şimdi de hamile diye o gaybana uşak kardeşumi bırakti. Yine o el alem ağzına yapışur oldi ana!
-Saygısızlık etme Asya!
Dedi annem.
-Ha bak onu ederum işte. Kardeşime ilişmeya devam edersen daha ağırını da ederum!
Ablam tekrardan bana yönelerek yüzümü iki avucunun arasına alıp yanağıma küçük bir öpücük kondurdu.
-Gel ablam. Gidelim.
Ablam elimi tutup arkamızdan gelen ,annemin bağırış seslerine, kulak asmadan beni hızla içeri soktu. Odama geçtiğimizde yavaşça beni yatağıma oturttu.
-Ağrın var mı? İyisin dimi?
-Yok, iyiyim.
-Ablam emin misin?
-Eminim Asya Reis. Dışarda ne yaptın sen öyle? Karadenizli damarların çıktı yine.
-Çıkar tabi. Benim kardeşime kimse dokunamaz. Ha buda Asya sözü olsun sağa.
Aynı anda hafifçe sırıttık. Fakat sırıtışım çok geçmeden yerini yine hüzne bırakmıştı. İçli bir nefes aldım. Ablam anlamış olacak ki onunda yüzüne hüzün çökmüştü. Ellerini sıkıca ellerime sarıp gözlerime baktı.
-Ablam… Bu bebeği doğuracak mısın?
Bakışlarımı ablamdan ayırıp karnıma baktım. Cevabım netti. Bekletmeden yanıtladım.
-Evet abla. Eminim.
-Çok zor olacak Marin. Burayı biliyorsun. Başında bir kocanda yok. Laf söz olcak. Sürekli konuşacaklar. Canını yakacaklar. Canını yakanın bende canını yakarım orası ayrı konu ama… Acımasızlar Marin… Biliyorsun.
Onaylar anlamda başımı aşağı yukarı salladım. Neler olabileceğini çok iyi biliyordum.
-Biliyorum. Dayanacağım. Ona kıyamam abla. Nasıl olacak bilmiyorum. Ama olmak zorunda. O karnıma düştüğü ilk anda bir şeyler oldu. Anlıyor musun? Adını koyamadığım bir şeyler. Tek emin olduğum şey ne pahasına olursa olsun onu korumam gerektiği.
-Annelik.
Dedi ablam gülümseyerek.
-Efendim?
Dedim anlamayarak.
-Adını koyamadığın şey, annelik…
Bende burukça gülümsedim. Ablam başını hafif sağa eğip görmediğimi düşünerek yanağından süzülen yaşı hızla sildi.
-Meriç biliyor mu doğuracağını?.
-Bilmiyor.
-Bu boşanma işi nasıl oldu anlat bana bakayım.
- Hiçbir şey güzel değildi ki zaten.
-Nasıl değildi?
-Biz sevgiliydik ama dedikodular yüzünden evlendik biliyorsun. Ben seviyordum benim için zoraki değildi. Ama…
-Ama ne?
-Onun için öyle değilmiş belli ki. Daha ilk günden beri bunu çok güzel anladım hareketlerinden. Düzelir sandım. Saçma sapan kadınlarla yakaladım defalarca.
-Vay o. Çocuğu. Ben var ya onun an..
Ablamın ardı arkası kesilmeyecek küfürlerini susturarak devam ettim.
-Abla dur bi dinle.
Ablam öfkeli bir nefes verdi. Her an gidip evlerini ateşe verebilecek gibi bir ifadesi vardı. Biliyordum, yapardı da.
-Sonra işte hamile olduğumu öğrendim. Bebeğini duyunca her şey değişir sandım. Ama duyduğum şey istemiyorum oldu. Hemen arkasından 1 ay içinde boşanma davası elime geldi zaten. Duramadım daha fazla. Topladım eşyalarımı. Daha ben yeni öğrenmişken hemen herkese yetişmiş haber baksana. Hamile olduğumu bile biliyorlar.
-Bize bunları nasıl anlatmazsın? Nasıl saklarsın? Her şeyi geçtim böyle bir şerefsizden nasıl bir bebeğin olur?
-Onun bebeği değil! Benim bebeğim!
Dedim öfkeyle atılarak.
-İstemiyorum dediği anda baba olmayı ret etti o zaten. Onun bebeği falan değil anladın mı?
-Tamam ablam, özür dilerim.
-Size söylemedim çünkü annemi biliyordum. Suçluda ben olacaktım, Namussuz olanda kirli olanda… Ya da ben bir şey yaptım diye kocam beni sevmemiş olacaktı. Çünkü zengin. Çünkü iyi bir aileden. O yüzden ne yaparsa yapsın suçlu ben olacaktım.
-Sen en temiz olansın Marin. Suç bizde. Ben o zaman karşı gelemedim bu evliliğe. Babamın da benimde gücüm anneme yetmedi. Sen de ret etmeyince biz hiçbir şey yapamadık. Daha 18 yaşındaydın… Seni koruyamayan bizim Allah belamızı versin asıl.
-Allah korusun abla. Deme öyle.
Ablam dertli bir nefes verdi. Elini saçlarına götürüp karıştırdı. Saçlarını karıştırırken aynı zamanda çaktırmadan çekiyordu. Sinirden yapardı bunu. Ellerini sinirle geri çekip konuşmaya devam etti.
-Boşanacak mısın peki?
-Evet. Beni istemeyen birinin peşinde dolanacak değilim daha fazla. Yetti artık canıma. Boğaldum da boğaldum!!
-Bak ya hala espri peşinde.
-İzahı olmayan şeyin mizahı işte abla…
İkimizde gülümsedik. Fakat gülüşlerimiz öncekiler gibi hep yarım hep eksik kalıyordu. Ablamın gülüşü solduğunda gözlerinde çok iyi tanıdığım bir bakış belirdi. Karadeniz inadı ve kararlığı vardı yine gözlerinde. Anlamıştım. Beni yanıltmayarak konuşmaya başladı.
-Sana söz gideceksin buradan Marin. Gereken parayı denkleştirip seni yollayacağım buradan. Kendine yeni bir hayat kuracaksın. Sana söz. Kurtaracağım senide, yeğenimi de… Sadece biraz zaman gerek. Bir evde kiralarız sana, her ay kirasını ben sana yollarım. Yeter ki sen kurtul.
-Olmaz abla. Zar zor kazanıyorsun zaten. Hastanede hastalarla,hasta yakınlarıyla uğraşıyorsun. Nöbetlere kalıyorsun. Alamam senden para falan. Ben halledeceğim. Gideceğim buradan. Ne pahasına olursa olsun.
Ablam bir hemşireydi. O parayı ne kadar zor şartlar altında kazandığını çok iyi biliyordum. İşten geldiğinde yorgunluktan bitap düşmüş hâlde, anlattığı vakaları benimle paylaşır, günün ağırlığını omuzlarımın üzerine bırakırdı. Dinmeyen ağrıları, uykusuz geceleri, tükenmişliği… Hepsini bana anlatır, benimle dertleşirdi. Onun her bir sözünde hem yorgunluğunu hem de işinin getirdiği fedakârlıklarını hissediyor, nasıl bu kadar dayanabildiğine hayret ediyordum. Bu yüzden, ne kadar zorlandığının en yakından tanığı bendim. Ona kıyamazdım. Ondan böyle bir şey ne bekleyebilirdim ne de isteyebilirdim. Fakat ablam beni dinlemiyordu.
-Sus Marin. Abla sözü dinle.
Dedi tek seferde tüm kararlılığını göstererek.
-Abla sözü dinle Marinim.
Dedi kapıdan gelen başka bir ses daha. Bu babamdı. Gözleri dolmuş bizi izliyordu.
-Baba.
Babam bize yaklaşarak yavaşça yanıma oturdu. Elleri şefkatle saçlarımı okşuyordu.
-Ben da destek olacağım sağa. Kurtulacaksun ha, bu elalemden! Güzel kizim benim. Torunumda kurtulacak.
-Baba… Gitmemi istemiyordun hani.
-Olur sandum, kizum. Ama anan az önce gösterdi bağa, olmayacağını. Evladum için her şeyi yaparım. Gitmesi gerekiyorsa, gitmesine de müsaade ederum; gitmen için de elimden ne gelirse yaparum. Yeterki sen iyi ol.
-İyi ki varsın baba!
Babama sımsıkı sarıldım. Benim sarılmamdan hemen sonra ablamda aramıza katılmıştı.
Birbirimizden ayrıldığımızda herkesin gözleri dopdoluydu fakat hepimiz ağlamamak için savaş veriyorduk.
-Annem nerede?
Dedi ablam ortamdaki duygusal havayı dağıtarak. Bu benimde merak ettiğim bir soruydu. Nerede olduğunu düşünmeden konuştuğumuz şeyleri duyması hiç iyi olmazdı.
-Para verdum yolladum oni gitti pazara.
-Para deyince akan sular durmuştur tabi.
Dedim hemen arkasından.
O gün tüm bu konuştuklarımız aramızda kalmıştı. Uzunca bir süre Trabzon’dan gidemedim. Ama ablam ve babam benim gitmem için ellerinden geleni yapıyorlardı. Bu süreçte en zoru annem ve köy halkı oluyordu. Dışarı çıktığımda tonlarca bakışa ve hakarete maruz kalmam yetmiyor gibi evde de annem tarafından maruz kalıyordum. Trabzon insanı sıcakkanlıydı aslında. Sanmayın ki herkes böyle acımasız. Ama bizim köyde işler farklı işliyordu. Genel nüfus yaşlılardan oluşuyordu ve hala eski kafalı düşüncelere sahiplerdi. Sırf bu yüzden bütün suç kadında demekti onlar için. Kendileri de kadın değilmişçesine yererlerdi sizi. Kadın olmayı unutmuş gibilerdi.
Her şeye katlanıyordum bir şekilde fakat anneme katlanamıyordum. Ablam ve babam varken eli bana kalkamıyordu. Fakat onlar yokken… Onlar yokken yediğim dayakların haddi hesabı yoktu. Kendimi unutup sadece kızımı koruyordum çoğu zaman. Elimi karnımdan asla ayırmıyordum. Gücüm yetmediğinden değildi bu hiçbir şey yapmadan duruşum. Anneme karşı içimde kalan son saygı kırıntısına tutunuyor oluşumdu.
Ve evet... Bir kızım olacaktı. Ama ben onu asla üzmeyecektim. Onu kendimin de kadın olduğunu unutmadan yetiştirecektim. Onu öyle bir yetiştirecektim ki ben iyi ki kadınım demesini sağlayacaktım. Bana hissettirilmeyen ne varsa kızıma en güzeliyle hissettirecek ve yaşattıracaktım.
Dokuz ay nasıl geçti bilmiyordum. Vücudumdaki morlukları kapatmaya çalışmakla geçmişti çoğu. Ya da acılarımın dinmesi için içtiğim ağrı kesicilerle. İnsanlar hamileyken eşleri karnını severdi, doğum gününü heyecanla beklerlerdi. Anneleri yanlarında olur onlara yemek yapardı mesela. Yani öyle olurdu değil mi? Hiç tatmadığım yabancısı olduğum bir duyguydu bu. Hiçbirini yaşamamıştım. Kafamı yalnızca kızımı ve kendimi korumaya kodlamıştım.
Dokuz ay bitip de doğuma gitmeden bir gün öncesinden her şey ayarlanmıştı. Uçak biletim, gideceğim şehir, Kalacağım ev ve kızım için gerekecek her şey.
Ablam ve babam dediklerini yapıp benim için her şeyi hazırlamıştı. Bebeğim doğar doğmaz onu da alıp gidecektim. Ablam ve babam korkmamam için beni sürekli tembih ediyor ve mutlaka yanıma geleceklerini söylüyorlardı. Sezaryen olmuştum. Doktorlar yaşımın genç olmasından dolayı normal doğumu öneriyordu fakat ne destek alabileceğim bir kocam nede bana cesaret verebilecek bir annem vardı yanımda. Bu yüzden buna cesaret edememiştim. Babam ve ablamsa hiçbir şey bilmeden ellerinden geldikçe bana destek olmaya çalışıyorlardı.
Kızım doğduğu gibi onu kucağıma verdiler. O soğuk ameliyathane odasında sıcak olan tek şey kızımın göğüs kafesime değen elleri olmuştu. Yaşadığım tüm acılar o anda son bulmuştu sanki. Saçları ve gözleri benimkiyle aynıydı. Size yemin ederim hayatımda yaşadığım en güzel andı bu. Böylelikle ben 19 yaşında anne olmuştum…
Daha anneliğin ne olduğunu anlayamadan doğumdan hemen sonra dikişli ve lohusa halimle uçağa binmek zorundaydım. Ablam hemşire olduğu için verdiği kısa eğitimle kızımı emzirmeme yardımcı olmuştu. Sonrasında babamın içeri girmesiyle anlamıştım ki gitme zamanıydı. Çok fazla ağrım vardı ve inanın bana nasıl yapacağımı bilmiyordum.
Çok kısa bir zaman içinde ablamların da yardımıyla havaalanındaydım. Ben uçağa binene kadar havalimanında kalacaklardı. Kucağımda bebeğim, yanımda pembe bavulum, elimde de biletimle yine aynı yerdeydim.
Trabzon-İstanbul arası uçak seferinin güvenlik kontrolü kapısında.
-Hanımefendi sıra sizde buyurun.
Dedi güvenlik yine o tanıdık uyarıyla. Hiç beklemeden gerekenleri güvenliğe uzattım. Bir süre sonra kontrolleri tamamladıktan sonra konuşmaya devam etti.
-Geçebilirsiniz.
Ayaklarımı yere sabitleyip son bir kez arkamı döndüm. Babam ve ablam ağlayarak bana bakıyordu. İkisi de başını ‘’gidebilirsin’’ anlamında aşağı yukarı salladı. Aynı zamanda ‘’korkma’’ demek istiyorlardı. Biliyordum.
Gözlerimden süzülen yaşların, son olacağına söz verdiğim ve asla tutamayacağımı bildiğim yaşlar olduğunu bilerek yanağımdan aktığını hissediyordum. Arkamı dönerek bir adım attım.
Ve o adımı attığımda hayatım tamamen değişmişti.
Kucağımda bebeğim ,pembe bavulum uçağın bagajında. Tüm hayatım bu ikisiydi işte. Yalnızca bavulum ve kızım kalmıştı geçmişime ait.
Uçaktan gördüğüm Karadeniz manzarasına karşın derin bir nefes verdim. Buraya hiç dönmeyeceğimi söylemiştim. Fakat öyle olmayacaktı.
Hemen altımdaki Karadeniz’e en az onun kadar inatçı ve en az denizi kadar hırçın bir bakış fırlattım. Ve o gün orada bir söz verdim.
‘’ Döneceğim Karadeniz. Bugün tüm güçsüzlüğümle terk ettiğim topraklarına en güçlü halimle döneceğim. Beni boğduğun denizinde tekrardan dirileceğim. Öyle ki bir daha boğmaya yeltenemeyeceksin bile. Ha bu da sana laz kizi sözü olsun.’’

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18