KUZENİMSİN kitap kapağı

1. bölüm / 1

KUZENİMSİN

KUZENİMSİN

Vaveyla Yazarı: 𝑨𝒚𝒃𝒆𝒏𝒊𝒛 ✨️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: KUZENİMSİN
  1. 1 KUZENİMSİN1.619 kelime · Okuduğun bölüm

---

Tuana (20): Amerika’da büyümüş, duygusal, biraz içine kapanık ama derin hislere sahip. Çocukluktan beri Burak’a karşı özel hisleri var.

Burak (21): Türkiye’de yaşayan, dışa dönük, neşeli, Tuana’yı hep “kuzeni” olarak görmüş ama 12 yıl sonra onu görünce içi karışmaya başlıyor.

---

Uçaktan dışarı adım attığında Tuana’nın yüzüne vuran hava, Amerika’daki yılların ardından bambaşka bir his uyandırdı. İstanbul’un o kendine özgü havası… hafif nemli, hafif boğucu, ama bir o kadar da tanıdık. Sanki çocukluğunun kokusu burnuna dolmuştu. Derin bir nefes aldı. İçinde bir heyecan vardı; kalbi göğsünden çıkacak gibiydi.

On iki yıl. Tam on iki yıldır görmemişti onu. Çocukken beraber büyüdüğü, sırlarını paylaştığı, salıncakta itişip kakıştığı, bahçedeki erik ağacına beraber tırmandığı o çocuğu. Burak.

Evet, kuzeniydi. Ama Tuana için o sadece bir kuzen olmamıştı hiçbir zaman. Küçük bir kızken kalbinin bir köşesine sakladığı bir sırdı Burak. Çocuk aklıyla hissettiği, yıllar geçtikçe büyüttüğü ama kimselere söyleyemediği bir sır. Amerika’da geçirdiği her yılda, geceleri yatağa uzandığında aklına düşen, yüzünü hatırladığı tek insandı o.

Valizini çekerken kalabalığın arasından gözleri onu aradı. Derken gördü.

Burak, kalabalığın içinde dimdik duruyordu. Onu gördüğü an dudaklarına kocaman bir gülümseme yayıldı. Boyu uzamış, yüz hatları keskinleşmişti. Çocuklukta ince, şakacı bir delikanlı olan kuzeni şimdi genç bir adam olmuştu. Omuzları geniş, bakışları kendinden emin. Sanki yıllar ona sadece yakışıklılık değil, olgunluk da katmıştı.

Tuana’nın kalbi deli gibi çarptı. Bir an valizini unuttu, adımlarını hızlandırdı.

— Tuana! diye seslendi Burak.

İkisi de birbirine doğru koştu. Sarıldıkları an, yıllar bir anda silindi. O kucak, çocukluklarının, özlemlerinin ve içlerinde büyüyen duyguların sessiz ifadesiydi.

— Hoş geldin Amerika güzeli! dedi Burak, şaka yapar gibi.
— Hoş bulduk, dedi Tuana, gözlerinde hem mutluluk hem de derin bir sızıyla.

Arabaya bindiklerinde ikisi de sustu bir süre. Dışarıda İstanbul’un kalabalığı akıyordu; korna sesleri, trafik, telaşlı insanlar. Ama arabanın içinde sadece kalplerinin sesini duyuyorlardı.

— Çok değişmişsin, dedi Burak birden.
— Sen de, dedi Tuana. Ama… aynı gülüşün duruyor.

Burak güldü.
— O gülüşü hatırlıyor musun yani?
— Unutulur mu hiç? dedi Tuana, gözlerini camdan kaçırarak.

Eve vardıklarında Tuana’nın gözleri doldu. Bahçedeki erik ağacı hâlâ oradaydı. Küçükken üstünde sallandığı salıncak biraz paslanmıştı ama ipleri hâlâ sağlamdı. O an çocukluğunu bir film gibi gözlerinin önünden geçirdi.

— Hatırlıyor musun? dedi Burak, salıncağı işaret ederek.
— Tabii ki hatırlıyorum, dedi Tuana. Sen beni hep düşürürdün.
— Ben mi? Sen kendin düşerdin, diye güldü Burak.

İlk akşamları uzun sohbetlerle geçti. Balkonda çay içip, yıldızların altında eski günleri konuştular. Tuana gülerken yüzü ışıldıyordu. Burak onun yüzüne baktıkça içini tarif edemediği bir sıcaklık kaplıyordu. Ama kendine hemen engel oldu: “O benim kuzenim. Saçmalama Burak.”

Fakat günler ilerledikçe, o düşünceyi bastırmak zorlaşmaya başladı.

Birlikte sahile indiler. Çay bahçelerinde oturup gün batımını izlediler. Tuana, Amerika’da geçirdiği yılları anlattı. Ne kadar yalnız hissettiğini, kimseye tam olarak ait olamadığını. Burak ise İstanbul’daki hayatını, arkadaşlarını, üniversiteyi anlattı. Aralarındaki bağ her geçen gün daha da güçlendi.

Bir akşam, eski mahallelerini gezmeye gittiler. Dar sokaklardan geçerken Tuana bir köşede durdu.
— Hatırlıyor musun, dedi. Seninle burada saklambaç oynamıştık. Ben hep seni bulamıyordum.
— Çünkü ben çok iyiydim bu işte, diye övündü Burak.
— Yok, çünkü sen hep hile yapıyordun, dedi Tuana gülerek.

İkisi de kahkahalara boğuldu. Ama gülüşlerin arasında gizlenen bir şey vardı: söyleyemedikleri duygular.

Gece eve döndüklerinde Tuana balkonda yalnız başına oturdu. Yıldızlara bakarken içinden geçenleri kâğıda dökmek istedi. Ama yazamadı. Çünkü yazsa bile kim okuyacaktı? Burak’a açılabilir miydi? Ya o sadece kuzeni olarak görüyorsa?

Ertesi gün Burak onu Boğaz’a götürdü. Deniz, ışıklar, kalabalık… Her şey büyüleyiciydi. Tuana içinden “Keşke zaman hep böyle dursa,” diye düşündü.

Ama aynı gün Burak’ın yakın arkadaşı Emre yanlarına geldi. Emre, Tuana’ya fazlasıyla ilgili davranıyordu. Ona takılıyor, şakalar yapıyor, gözlerinin içine bakıyordu. Tuana utansa da kibar davranmaya çalıştı. Burak ise içten içe öfkeyle kıvranıyordu. Gülmeye çalışıyor ama gözleri sürekli Emre’nin hareketlerine kayıyordu.

Gece eve döndüklerinde Tuana fark etti onun sessizliğini.
— Ne oldu sana? dedi.
— Hiç, dedi Burak.
— Burak, ben seni tanırım. Bir şey var.
— Yok dedim ya!

Ama vardı. Burak kıskanıyordu. Kendi kendine “Saçmalama! O senin kuzenin!” diye söylense de kalbi başka bir şey söylüyordu.

O geceden sonra işler karışmaya başladı. Tuana Burak’ın tavırlarını anlamaya çalışıyor, Burak ise duygularından kaçıyordu. Ama kaçış nereye kadar sürecekti?

O günden sonra İstanbul, Tuana için hem tanıdık hem yabancı bir yer haline gelmişti. Her sokakta çocukluk hatıraları canlanıyor, ama yanında Burak olunca her anın yükü farklı bir tat kazanıyordu. Sabahları beraber kahvaltı yapıyor, gün boyunca sahilde, kafelerde, çarşıda dolaşıyorlardı. Tuana her an Burak’a bakarken, içindeki hisleri bastırmakta zorlanıyordu.

Bir gün sahilde otururken Burak’ın telefonuna mesaj geldi. Tuana merakla yanına eğildi, mesajı okumasını bekledi. Ama Burak birden telefonu cebine koydu. Tuana’nın kalbi sıkıştı. “Kıskançlık mı bu? Yoksa başka bir şey mi?” diye düşündü.

— Burak, dedi yumuşak bir sesle. “Bir şey mi oldu?”
— Hiç, dedi Burak kısa bir cevapla. Ama gözleri başka bir yerdeydi, Tuana bunu fark etti.
O an Tuana, Burak’a olan hislerini daha fazla bastıramayacağını hissetti. Ama açılmak… Amerika’da yıllarca kendine öğrettiği sınırları ihlal etmek demekti. Bu yüzden sadece sessizce yanında oturmayı seçti.

Günler birbirini kovalarken Tuana ve Burak daha samimi hâle geldi. Bir akşamüstü, gün batımında sahile doğru yürürlerken Tuana yanlışlıkla ayağı kaydı ve denize düştü. Burak hemen suya atladı, onu yakaladı ve kıyıya çıkardı. Tuana ıslak saçlarıyla ona bakarken içini bir sıcaklık kapladı.

— Çok dikkatli ol Tuana, dedi Burak hafif öfkeli ama endişeli bir tonla.
— Merak etme, dedi Tuana gülerek ama kalbi deli gibi çarpıyordu.

O an Burak, Tuana’nın gözlerinde yıllardır fark edemediği bir şey gördü: olgunluk, cesaret ve güzellik. Küçük kız gitmiş, yerini güçlü bir kadın almıştı. Kalbi istemsizce hızlandı. Ama kendine hemen engel oldu: “O sadece kuzenin. Dur kendine gel.”

Bir hafta sonra Tuana, Burak’ın üniversiteden arkadaşlarıyla tanıştı. Burak’ın yanındayken herkesin ilgisi ona yöneldi. Bir arkadaş, Tuana’ya fazla ilgi göstermeye başladı, gözlerini ondan alamıyordu. Burak bunu fark ettiğinde içinden garip bir his yükseldi. Kıskançlık… ama farklı, yoğun bir kıskançlık.

O akşam eve dönerken Tuana sessizdi. Burak fark etti:
— Neden sessizsin? dedi.
— Hiç, dedi Tuana ama sesi titriyordu.
— Tuana, eğer bir şey rahatsız ettiyse söyleyebilirsin.
— Hayır, dedi Tuana. “Her şey yolunda.” Ama kalbinin içindeki fırtınayı gizlemek imkânsızdı.

Zamanla Tuana ve Burak arasındaki sessizlikler, bakışlarla dolmaya başladı. Küçük bir gülüş, hafif bir dokunuş, elini istemeden buraya kaydırması… Her hareket, aralarındaki duvarı biraz daha inceltiyordu. Tuana bazen “Belki bu yanlış,” diye düşünüyordu ama kalbi her seferinde başka bir cevabı fısıldıyordu.

Bir gece, ikisi balkonda çay içerken Tuana dayanamayıp konuştu:
— Burak… biz… yıllardır birbirimizi görmedik, ama… neden hep seni düşündüm, senin yanını özledim… bunu kendime bile söyleyemedim…
— Tuana… dedi Burak sessizce, gözleri uzaklara dalarak. “Ben… ben de aynıydım. Ama ben bunu sana söyleyemezdim. Sen benim kuzenimdin.”

Tuana kalbi kırık ama umut doluydu.
— Ben de… biliyorum… ama kalbim başka bir şey söylüyor, dedi Tuana. O an Burak’ın içinde bir savaş başladı. Küçüklüğünden beri “kuzenim” dediği kıza karşı hissettiği şeyler… artık bastırılamayacak kadar büyümüştü. Ama toplumun ve yılların koyduğu sınırlar, kafasında bir engel oluşturuyordu.

Bir hafta sonra Tuana Amerika’ya dönmek için hazırlık yapmaya başladı. Burak bunu duyunca kendini kaybetti. Onu durdurmak istedi, ama ne söyleyeceğini bilemedi. İçinde yılların birikmiş duygusu vardı, ama kelimeler dilinin ucunda duruyordu.

Havalimanına vardıklarında Tuana’nın gözleri dolmuştu. Valizini sıkıca tutuyordu.
— Hoşça kal Burak… dedi. “Her zaman kalbimde olacaksın.”

Burak susuyordu. Kalbi parçalanmıştı ama dudaklarından tek kelime çıkmıyordu. Tuana adım adım uzaklaşırken, Burak aniden koştu:

— Tuana!

Kız döndü. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Burak, valiziyle yürüyen Tuana’nın önüne geçerek elini tuttu:
— Gitme… sana söylemem gereken bir şey var… ben… seni seviyorum!

Tuana’nın kalbi hızla çarptı. Gözyaşlarını silerken, bir gülümseme yayıldı yüzüne:
— Ben de… çocukluğumdan beri…

Ve ilk kez yılların gizlediği hisler, İstanbul’un kalabalığında özgürce açığa çıktı.

O günlerden sonra Tuana ve Burak’ın ilişkisi adeta bir dans gibiydi: bazen neşeli, bazen gerilim dolu, ama her zaman yoğun. Tuana, Burak’ın bakışlarını fark etmeye başlamıştı. Eskiden “kuzenim” dediği bu adam, şimdi ona başka bir şekilde bakıyordu. Her gülüşü, her şakası kalbinde çarpıntı yaratıyordu.

Bir akşamüstü, Burak ve Tuana sahilde yürürken, Burak’ın arkadaşı Emre tekrar ortaya çıktı. Bu sefer Tuana’ya daha fazla ilgi göstermeye başladı. Tuana nazikçe karşılık veriyor ama kalbi Burak’ın yanında olduğunu hissediyordu. Burak ise sessizce sinirleniyordu. İçindeki kıskançlık artık gizlenemiyordu.

— Tuana… dedi Burak kısa bir sesle. “Onunla konuşma fazla.”
— Burak, dedi Tuana hafifçe, “Ne fark eder ki? Sadece arkadaş.”
Ama Burak’ın içinde kıvılcımlar çakıyordu. O an fark etti ki yıllardır kalbine sakladığı duygular sadece bastırılmıştı, artık kontrol edemiyordu.

O gece evde uzun bir sessizlik oldu. Tuana balkonda oturup yıldızlara bakarken Burak yanına geldi.
— Tuana… dedi sessizce. “Ben… seni hep korumak istedim. Ama artık… sadece kuzenim demek yetmiyor.”

Tuana gözlerini ona dikti, kalbi hızla çarptı.
— Burak… ben de seni hep böyle hissettim. Çocukluğumdan beri…

O an yılların gizlediği duygular patladı. Sarıldılar, birbirlerini hissettiler. Gecenin sessizliği içinde sadece kalplerinin çarpışı duyuluyordu.

Ertesi gün birlikte Boğaz turuna çıktılar. Tekne hafifçe sallanıyor, suyun üzerindeki güneş ışıkları dans ediyordu. Tuana elini Burak’ın eline uzattı. Burak onu sımsıkı tuttu.

— Biliyor musun, dedi Tuana, “Senin yanında kendimi hep güvende hissediyorum.”
— Ve ben de… dedi Burak, “Sen yanımdayken hiçbir şeyden korkmuyorum.”
O yaz, İstanbul onlar için hem nostaljik hem büyüleyici geçti. Her anları dolu doluydu: kahkahalar, küçük tartışmalar, deniz kenarında yürüyüşler, eski fotoğraflara bakışmalar… Tuana ve Burak birbirlerini tekrar tanıyordu, ama bu sefer kalplerinde çok daha derin bir bağ vardı.

Aylar sonra, Amerika’ya dönme zamanı geldiğinde Tuana artık emin bir şekilde valizini hazırladı. Ama bu sefer Burak onu yalnız bırakmayacaktı. Havalimanına birlikte gittiler. Tuana gözyaşlarıyla Burak’a sarıldı.

— Gitme… dedi Burak. “Sana söylemem gereken bir şey var… Seni seviyorum. Hep sevdim.”

Tuana gülümsedi, gözyaşlarını sildi.
— Ben de… dedi. “Çocukluğumdan beri, ama şimdi bunu kelimelere dökebiliyorum.”
O an, yılların mesafesi, çocukluktan gelen duygular, yanlış anlaşılmalar… Hepsi silindi. Kalpler birbirine kavuştu. İstanbul’un kalabalığında iki ruh, yıllar sonra birbirini bulmuştu.

Ve Tuana içinden fısıldadı:
— “Kuzenimsin… ama kalbim seni başka türlü seviyor.”

-SON-

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

168okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18