7. bölüm · KURTLAR VE KUZULAR
7.BÖLÜM
Yorum yapmayı ve yıldız atmayı unutmayınız...Nefes nefese hızla ormanın içine girdim. Etrafa bakıyordum: "Hay sikeyim, kayboldum!" Kızları bayağı geçmiştim. Arkamdan geliyorlardı çünkü yolu bir tek onlar biliyordu. Etraf çok tanıdıktı ama bir türlü tesisin nerede olduğunu hatırlamıyordum. Etrafı inceliyordum; sanki sürekli aynı yerlere gidiyordum.Yarım saattir yürüyordum. Tam ilerlerken ayağımı yerdeki taşa çarptım. O kadar sızlıyordu ki düştüğüm yerden kalkamıyordum. Susamıştım, telefonum ise çekmiyordu. Kendime hep kızardım ama aptallığıma ve fevriliğime ilk defa bu denli kızıyordum. Bildiğin kervan geçmez yerde kaybolmuştum. Saat altıya geliyordu, hava kararıyordu. Sonunda soluk soluğa kalarak pes ettim ve bir ağacın dibine oturdum.Cebimden çıkardığım sigarayı ağzıma aldım ve çakmağı ucuna çaktım. Sadece değişik kuş ve böcek sesleri duyuyordum. O aptal kız beni bu denli nasıl sinirlendirebilirdi? Buradan gittiğimde ilk işim onu öldürmek olacaktı.Biraz daha yürümek istedim, kalkmaya çalışıyordum ama ayağım sanırım çatlamıştı; kalkamıyordum. Kendi kendime söyleniyordum, bağırmak istiyordum ama kimse beni duymuyordu. Artık sesim kısılmıştı. Acıkmıştım, yanıma aldığım sudan başka hiçbir şeyim yoktu.Sonunda bir ses duymuştum ama yine de temkinli olmam lazımdı. Ses bayağı yakından geliyordu. Yerde bulduğum taşı elime aldım. Ayağa kalkamıyordum, yavaş yavaş sürünerek gittim. Konuşma sesleri duyuyordum, sesler çok tanıdıktı:"Yurt dışına yolladık iki tanesini. Bir sorun çıkmadı şimdilik. Bazıları bayağı mazlum ama bu velisi olanlar çok sıkıntı çıkarıyorlar.""Hallet işte şu işi! Büyükler bende, küçükler sende. Bu sene bunlar bize yeter. İmajımızın bozulacağı her şeyden kaçın; isterse çok para versinler, eğer başımızın derde gireceğini düşünüyorsan yapma.""Mirzah, o zaman neden getirdin o kızı? Öz kızı olmadığını söyledi. O kız başımıza bela olur, neden getirdin?""Her şey kontrolüm altında, rahat ol."Neler oluyordu? Bunlar neden bahsediyorlardı? Hiç içime sinmeyen şeyler vardı. Burada bu denli şeylerin döndüğünü babamın bilmesi lazımdı. Beni neden buraya getirmişlerdi? Geri geri çekilmeye başladım. Hiç ses çıkarmadan buradan gidecektim. Geri geri çekilmeye başladığımda yanlışlıkla çalının üstüne bastım ve çalı çat diye kırıldı."O ses de neydi, İrem?""Bilmiyorum, burada buluşalım diyen sendin. Tavşan falandır. Neyse, ben önden gidiyorum, sen de gelirsin beş altı dakika sonra.""Tamam."Sonunda gidiyorlardı. Önce İrem Hoca gitti. Beş dakika sonra diğerinin ayak seslerini duydum, daha da duymadım. Ayağa kalkmak istedim ama bacağım yine çok ağrıyordu. Yardım isteseydim belki de bu ormanda bana ne yaparlardı? Tam bir hamleyle kalkacaktım ki arkadan bir ses duydum:"Yolunu mu kaybettin?"Ses tanıdıktı. Arkamı döndüğümde karanlıktan kim olduğu tam görünmüyordu ama bunun Mirzah olduğunu anladım."Yolumu kaybettim, evet," dediğimde yanıma doğru yaklaştı. Elindeki feneri bana tutuyordu, ben de onu az çok görüyordum. "Ne zamandan beri buradasın?" diye sorduğunda kendimden emindim. Benim duyduklarımı bilmemeleri gerekiyordu. "Daha yeni... Soluklanmak için oturmuştum." Mirzah Hocanın bana güvenmediği ortadaydı. Yanıma biraz daha yaklaştı: "Burası tesise yirmi dakika uzaklıkta. Nasıl kayboldun?" Sorular canımı sıkmaya başlamıştı çünkü ayağım sızladıkça bağırmak istiyordum.Mirzah Hoca suratımı inceliyordu. Ağrım o kadar şiddetliydi ki resmen boncuk boncuk terliyordum. Bu akşam kaçacaktım, her şeyi ayarlamıştım ama benim salaklığım yüzünden yine burada kalmıştım.Mirzah Hoca, "Sorun ne?" diye sordu. Ben ise onunla gitmek istemiyordum, adeta kaçıyordum. "Ne duydun? Neden terliyorsun?""Ne duymam gerekiyor? Sadece ayağımı taşa çarptım. Çok acıyor, duramıyorum."Artık acım dayanılmayacak hâle gelmişti. Çok çaba sarf etmiştim ama kaçamamıştım. Eğer bugün olmazsa başka bir gün bu saçma sapan yerden kurtulacaktım.Mirzah Hoca elindeki feneri ayağıma tuttuğunda ayakkabımı çıkardım. Morarmış ve şişmişti. O kadar ağrıyordu ki artık dayanamayacak hâle gelmiştim. Mirzah Hoca bir "oh" çekti; sanırım konuşmaları duymadığıma kanaat getirdiği için yaptı ama sonra kendini hemen toparlayarak kolumdan tuttu."Yanında arkadaşların yok muydu?" Gözlerimi devirdim: "Vardı bir iki tane aptal kız..." dediğimde Mirzah gülmeye başladı. "Bak, seni yürüterek götürmem imkânsız. İzin ver, kucağımda götüreyim." Biraz daha düşündükten sonra etrafı inceledim, derin bir nefes aldım: "Yok deme gibi bir şansım var mı?" diyerek teklifini kabul ettim.Beni kucağında taşırken hiç de zorlanmamıştı. Bu adamdan hoşlanmıyordum ama denize düşenin yılana sarılacağını da biliyordum. "Sanırım buraları öğrenene kadar yanında birileri olacak.""Hiç gerek yok, burada fazla kalmaya niyetim yok.""Gitmek mi istiyorsun?""Gideceğim.""Kararına saygı duymayı isterdim ama maalesef bu imkânsız. Baban burada kalman için bayağı ısrarcı. Bir senelik parayı peşin verdi.""Parayla çok nadir çalıştığınızı duydum. Neden ben? Ben burada ne gibi bir eğitim alabilirim?""Yanlış duymuşsun; elbette para alıyoruz. Bazı ailesi olmayan küçükler için ücretsiz. Diğerleri için alıyoruz ama haklısın, çok seçiciyiz. Buraya özel insanları alıyoruz.""Paranız sizin olsun, ben durmak istemiyorum.""Sözümün eriyimdir."O kadar sinir bozucuydu ki kucağında yirmi dakika boyunca durmak ölüm gibi gelmişti. Kuruma gelene kadar onunla pazarlık yapmaya çalıştım ama ne desem ya hemen cevap veriyor ya da "Hayır," diyerek kestirip atıyordu.Kuruma girdiğimizde Mirzah Hoca birine haber verdi. O ise hemen gelerek laboratuvara gitmeme yardım etti. Bu, sabah gördüğüm kel adamdı. "Kötü görünüyor be kızım, nereye çarptın böyle?""Taşa çarptım işte, kötü göründüğünün ben de farkındayım.""Tamam tamam, hallederiz şimdi, rahat ol. Bu arada ben Ömer Doktorum... Yani doktordum.""Doktorun burada ne işi var, anlamadım?""Eskiden doktordum, şimdi ise yaşam koçu gibi bir şeyim."Ne söylediğini anlamıyordum bile; ayağımın ağrısı resmen bacağıma vuruyordu.Yarım saat sonra Ömer Hoca ne yaptıysa ağrım kesilmişti. Revirdeydim. "Madem reviriniz vardı, laboratuvara ne gerek vardı?" Mirzah Hoca sırıtarak, "Böylesi daha heyecanlıydı," dediğinde Ömer Hoca da gülüyordu. Ben hiç gülmemiştim. Sedyede uzanır hâldeydim. Doğruldum ve tam aşağı atladığımda ayağımı unuttum bile: "Aaağğğ!" Mirzah ve Ömer Hoca bana şaşkın şaşkın bakıyorlardı.Mirzah Hoca kolumdan tutarak, "Kızım sen geri zekalı mısın?" diye sordu. Ben ise ciddi bir şekilde, "Hayır, değilim," dedim. Bana bildiğin hakaret etmişti."Hadi, seni pansiyona bırakayım.""Yeliz'in yanına mı?""Evet, bir problem mi var?""Ben Yeliz'le kalmayacağım."Mirzah Hoca habire beni dinliyordu. En sonunda tam kavga ettiğimizi söyleyeceğim sırada diğer kolumdan ve belimden kavrayarak beni kucağına aldı: "Bak, gerçekten senin için de benim için de çok yorucu bir gündü. Ne sorunun varsa söz, yarın ilgileneceğim. Önce gidelim, sen de bir dinlen. Kızlar zaten seni aramaktan harap olmuşlar. Gidelim, herkes rahatlasın."Hiçbir şey söylemedim. Sessizce Mirzah Hocanın beni arabasına bindirmesini bekledim. Bacağım sargıdaydı ve ağrı kesiciler sayesinde o kadar da ağrımıyordu. Çatlak yoktu, incinmişti.Yol devam ederken benim gözlerim de ufaktan kayıyordu; ta ki Mirzah Hoca bir şeyler sorana kadar:"Senin iki tane kardeşin var, doğru mu?""Evet.""Peki en büyükleri... İsmi neydi, Helen'di değil mi?"Neyin sorgusuydu bu? Resmen yağmura yakalanmamak için doluya tutulmuştum. İsteksiz bir şekilde, "Evet," dediğimde sıkıldığımı anlayacak ki sustu.Pansiyonun önüne gelmemiştik, yolda durmuştu. Arabadan indi. Bayağı gerilmiştim, neden durmuştuk?Kapı açıldı. Mirzah elini bana uzattığında anlık gerginliğimle, "Ne yapıyorsun, neden burada durduk?" diye sordum.
