3. bölüm / 5
Kurtlar SofrasıBölüm 3: SINIR PORTU
Bölümler 5Şu an: Bölüm 3: SINIR PORTU
Sınır limanı, gecenin zifiri karanlığında Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla dövülüyordu. Yağan sağanak yağmur, limandaki devasa konteynerlerin paslı demirlerine çarparak gürültüyle yere akıyordu. Burası yeraltı dünyasının şah damarıydı ve bu gece o damarı kesmek için iki büyük güç aynı anda harekete geçmişti.
Karan Demirlen, siyah askeri yağmurluğunun kapüşonunu başına çekmiş, limanın yüksek kontrol kulesinden aşağıdaki sevkiyat alanını izliyordu. 1.92 boyundaki heybetli silueti, fırtınanın ortasında sarsılmaz bir kaya gibi duruyordu. Adamları, limanın giriş çıkışlarını çoktan tutmuştu. Karan, buz gibi bakışlarını konteynerlerin arasında gezdirirken telsizinden cızırtılı bir ses yükseldi.
"Baronum, güney iskelesinde bir hareketlilik var. Kameralar devre dışı kaldı, termaller hiçbir şey göstermiyor."
Karan’ın keskin yüz hatlarında tehlikeli bir tebessüm belirdi. Gözlerini hafifçe kısarak fırtınanın uğultusuna kulak verdi. "Kameralar görmüyorsa, gelenler hayalettir," diye mırıldandı buz gibi bir sesle. "Bırakın gelsinler. Bu gece o hayaletlerin kanını bu limana akıtacağız."
Aynı dakikalarda, limanın karanlık gölgelerinin arasında adeta bir rüzgar gibi süzülen Asena Özkaya, siyah deri ceketinin fermuarını boğazına kadar çekmiş durumdaydı. 1.72 boyundaki fit vücudu, karanlığın içinde tamamen kaybolmuştu. Ela gözleri, yağmur damlalarının arasından limandaki Demirlen adamlarını teker teker tarıyordu.
Asena arkasındaki adamlarına dönerek eliyle sessizce bir işaret yaptı. "Sessiz ve hızlı," dedi sesi fırtınanın içinde bile bir bıçak kadar net ve pürüzsüzdü. "Karan Demirlen bu limanı kendi çöplüğü sanıyor. Ona yeraltının asıl sahibinin kim olduğunu göstereceğiz. Sevkiyat tırlarını ele geçirin, direnirlerse acımayın."
Ancak Asena’nın hesaba katmadığı bir şey vardı: Karan Demirlen, onun her adımını önceden tahmin etmiş ve limanın merkezindeki ana depoda büyük bir tuzak kurmuştu.
Asena ve adamları ana deponun ağır demir kapısını sessizce açıp içeri sızdıklarında, birden tepelerindeki devasa spot ışıkları büyük bir gürültüyle yandı. Gözleri kamaşan Hayalet örgütü üyeleri ne olduğunu anlayamadan, deponun üst katlarındaki asma katlardan düzinelerce silah sesi yükseldi. Demirlen Ailesi'nin adamları, ellerindeki otomatik tüfeklerle deponun çıkışlarını kapatmıştı.
"Silahları bırakın ve diz çökün!" diye kükredi bir ses.
Asena, refleks olarak deponun ortasındaki kalın beton kolonlardan birinin arkasına siper aldı. Kalbi göğüs kafesini yırtarcasına hızla çarpıyordu. Kapana kısılmıştı. Tam o sırada, deponun üst katındaki demir merdivenlerden ağır, ritmik postal sesleri yankılandı.
Gelen Karan Demirlen’di. Elindeki siyah altıpatları gevşekçe tutuyor, bakışlarıyla Asena’nın saklandığı kolonu delip geçmek istiyordu. Merdivenlerin son basamağına geldiğinde durdu.
"Kurtlar Sofrası’nda fazla sessizdin Asena Özkaya," diye seslendi Karan. Sesi deponun yüksek tavanında yankılanırken, alaycı bir ton taşıyordu. "Ama burası sıcak koltuklara benzemez. Burası benim bölgem ve benim bölgeme izinsiz giren hayaletlerin sonu, mezarlık olur. Çık dışarı."
Asena, beton kolonun arkasında derin bir nefes aldı. İçindeki o "Dişi Kurt" uyanmıştı. Korku, onun dünyasında var olmayan bir duyguydu. Sağ elindeki Smith & Wesson silahının emniyetini yavaşça açtı. Ani bir hareketle siperinden çıktı ve silahının namlusunu doğrudan Karan’ın kalbine doğru doğrulttu.
Aynı salise içinde Karan da elindeki silahı kaldırıp namluyu Asena’nın alnının tam ortasına kilitledi.
Depodaki tüm adamlar nefesini tutmuştu. Zaman durmuş gibiydi. Şiddetli sağanak yağmur deponun sac çatısına vururken, iki lider birbirine sadece birkaç adım mesafede, namlularının ucunda duruyordu.
İşte o an, odadaki tüm nefret ve intikam arzusu, görünmez bir elektrik akımına dönüştü. Namlular birbirine dönükken, kalplerin ritmini durduramazsın. Gözlerindeki buz gibi nefret, saniyeler içinde yerini çözülmesi imkansız, karanlık bir çekime bırakmıştı. Karan, Asena’nın ela gözlerindeki o dikbaşlı, ölüme meydan okuyan duruşa bakarken ilk kez içinde bir duvarın yıkıldığını hissetti. Bu kadın, hayatında gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu.
Asena ise Karan’ın heybetli duruşu ve kendisini tamamen esir alan o sert bakışları karşısında kalbinin ritminin hızlandığını fark etti. Ama bu hızlanma korkudan değil, ruhunu kavuran garip bir gergindendi.
"Namlun titriyor, Baron," dedi Asena, sesindeki soğukkanlılığı korumaya çalışarak. Gözlerini Karan'ın gözlerinden bir an bile ayırmıyordu.
Karan tehlikeli bir şekilde gülümsedi, bir adım daha yaklaştı. Silahının namlusu neredeyse Asena’nın alnına değecekti. "Benim namlum asla titremez, Hayalet," diye fısıldadı sesi adeta bir aslanın hırıltısı gibiydi. "Ama senin kalbinin sesini buradan duyabiliyorum. Bu gece buradan ikimizden biri sağ çıkacak. Ve inan bana, o kişi sen olmayacaksın."
Asena dudaklarını hafifçe yukarı kıvırdı, gözlerinde meydan okuyan bir parıltı belirdi. "O zaman tetiği çek, Karan Demirlen. Çek ki, bu yeraltı dünyası bir lider görsün."
İki düşman, ölümün kıyısında birbirinin nefesini hissedecek kadar yakınken, kalpleri birbirine inat daha sert, daha gürültülü çarpmaya başlamıştı. Tetikteki parmaklar gergindi, ama aralarındaki o qaranlıq aşkın ilk kıvılcımı bu depoda, silahların gölgesinde çoktan alev almıştı.
Bölüm etkileşimi
